7 Mayıs 2010 | Yazar: Eren Başağan | Konu: Mimari
Ecole Polytechnique Fédérale de Lausanne (EPFL) kampüsünde yerini alan Rolex Öğrenim Merkezi, Kazuyo Sejima ve Ryue Nishizawa’nın mimarlık şirketi SANAA’nın sıra dışı mimari tasarımlarının son örneklerinden biri. 21. yüzyılda öğrenmenin ve bilimsel etkileşimin yeni biçimlerine göre tasarlanan merkez, radikal ve son derece deneysel bir bina olarak karşımıza çıkıyor.
EPFL kampüsünün yeni odağında yer alan bina, 88 bin metrekarelik bir alana yayılan süreğen bir strüktüre sahip. Çatı ve zeminin birbirine daima paralel gittiği dikdörtgen bir planı olmasına karşın nazikçe dalgalanan bir biçimde tasarlanması, yapıya organik bir biçim kazandırıyor. Bina birkaç görsel destekle, insanları bütün yönlerden merkezi girişe çeken açık alanın altında bir boşluk bırakılarak yere hafifçe dokunacak biçimde oturtulmuş.
Rolex Öğrenim Merkezi’nin içinde tasarımın dalgalı yapısı tarafından biçimlendirilen tepeler, vadiler ve platolar oluşturularak, binanın köşeleri görünmez kılınmış; mekânlar arasındaki bölünme de bu eğimlerle sağlanmış. Yapıda bir mekânla diğer bir mekân arasında hiçbir görsel bariyer bulunmuyor. Merdivenlerin yerini ise hafif rampa ve teraslar alıyor. Böylece farklı işlevlere sahip alanlar, açıkça ama duvarlarla bölünmeksizin bir diğerine yol veriyor. Ziyaretçiler, hafif dönemeçler, yokuşlar, kıvrımlar, dalgalar arasında geziniyor ya da gündelik asansör mantığında ama özel olarak tasarlanmış zarif şeffaf kutulardan oluşan “yatay asansör”lerden biriyle etrafı dolaşıyorlar.
Sosyal alanlar ve etkileyici bir oditoryuma sahip olan merkez, yükseklik farklarıyla yaratılan akustik açıdan ayrı, sessiz, sakin bölümler de sunuyor. Sınırlardan, bariyerlerden bağımsız olarak tanımlanan yapıda, yalnızca camdan hücreler ve duvarlı “baloncuklar”, küçük grupların bir araya gelmesi ve birlikte çalışması için bölmeler oluşturuyor.
Topografya, binanın esnek, açık planına stürüktürden kaynaklanan farklı büyüklüklerdeki boşluklarla sıra dışı bir akışkanlık kazandırmış. Bu boşluklar, camla kaplanarak yumuşak bir şekilde daireselleşen bir dizi terasa dönüşmüş. Sosyal alanları oluşturan teraslar, dışarıyla içeri arasında görsel bir bağ da sağlıyorlar. Yapının yüksek kısımlarından ziyaretçiler, yalnız kampüs alanını değil, Cenevre Gölü’nü ve Alp Dağları’nı da izleyebiliyor.
Rolex Öğrenim Merkezi’nde; 500 bin cilt ve 860 oturma ünitesini kapsayan Multimedya Kütüphane, 600 kişilik Çok Amaçlı Salon “Forum Rolex, 53 kişilik oturma ünitesi ve dış mekânıyla kafe-bar, 128 kişilik oturma ünitesi ve dış mekânıyla yemek alanı, ayrıca 80 kişilik restoran, Kariyer Merkezi, kütüphane görevlilerinin ofisleri, EPFL değerli kitap koleksiyonunu içeren bir bölüm, Öğrenci Birliği Ofisi (AGEPoly), Mezunlar Birliği Ofisi (A3), Eğitim Bilimi Araştırma Ofisi (CRAFT), Basım Yayın Ofisi (PPUR), banka (Credit Suisse), kitapçı (Lafontaine) ve 500 kişilik park alanı yer alıyor.
Bugün ve gelecekte binanın pek çok farklı biçimde kullanılmasına olanak sağlayacak bir esnekliğe sahip olan tasarımıyla Rolex Öğrenim Merkezi, insanların ziyaret etmek isteyecekleri bir mekan, bir nirengi noktası olarak ortaya çıkıyor. Bütün birlik ve çeşitliliğiyle Merkez, SANAA’nın proje yarışmasını kazandığı duyurulduğunda Kazuyo Sejima’nın söylediği gibi “sımsıcak bir kamusal alan” sunuyor.
Projenin Adı : Rolex Öğrenim Merkezi
Projenin Yeri: EPFL (Ecole Polytechnique Fédérale de Lausanne)
Proje Başlama- Bitiş Tarihi: 2007-2009
Açılış Tarihi: Şubat 2010
İnşaat Maliyeti: 110 Milyon İsviçre Frangı
İşveren: EPFL (Ecole Polytechnique Fédérale de Lausanne)
Proje Yöneticileri: Patrick Aebischer (EPFL Başkanı), Francis-Luc Perret (EPFL Planlama ve Lojistik Bölümü Başkan Yardımcısı), Vincent Joliat (Proje Yöneticisi)
Mimari Tasarım: SANAA- Kazuyo Sejima/ Ryue Nishizawa Yumiko Yamada, Rikiya Yamamoto, Osamu Kato, Naoto Noguchi, Mizuko Kaji, Takayuki Hasegawa,Louis-Antoine Grego
Arsa alanı: 88.000 m²
Taban Alanı: 20.200 m²
Kat Alanı: 37.000 m²
Kat Adedi: 2 (1 Bodrum kat ve 1 Zemin kat)
Müteahhitlik Hizmetleri: Losinger Construction SA (Bussigny, İsviçre)
Proje Yönetimi: Botta Management Group AG (Baar, İsviçre), Charles R. Botta (Başkan, CEO), Pierre Eller (Proje Müdürü)
Yerel Mimarlık Ofisi: Architram SA (Renens, İsviçre)
İnşaat Mühendisliği: B+G Ingenieure Bollinger ve Grohmann GmbH (Frankfurt am Main, Almanya), Walther Mory Maier Bauingenieure AG (Münchenstein, İsviçre), BG Ingénieurs Conseils SA (Lozan, İsviçre), Losinger İnşaat SA (Bussigny, İsviçre)
Mekanik Mühendisliği: Enerconom AG, HVAC Engineer (Bern, İsviçre)- Rolf Moser
Elektrik Mühendisliği: Scherler Ingénieurs-Conseils SA (Lozan, İsviçre)-Jacques Mühlestein
Cephe Danışmanlığı: Emmer Pfenninger Partner AG (Münchenstein, İsviçre)-Steffi Neubert
Akustik Danışmanlığı: EcoAcoustique SA (Lozan, İsviçre)-Victor Desarnaulds
SANAA ARCHITECTURE
Japon mimarlık firması SANAA (Sejima ve Nishizawa ve Ortakları), 1995 yılında Kazuyo Sejima ve Ryue Nishizawa tarafından kuruldu. SANAA, başta Japonya olmak üzere, Fransa, Almanya, İngiltere, Hollanda, İsviçre, İspanya ve Amerika Birleşik Devletleri’nde birçok projeyi hayata geçirdi. Özellikle Nagano Japonya’daki O-Museum, Almere Hollanda’daki Stadstheater Almere “De Kunstlinie”, Kanazawa Japonya’daki 21. Yüzyıl Çağdaş Sanat Müzesi, Toledo ABD’deki Toledo Müzesi Cam Sanat Pavyonu, Essen Almanya’daki Zollverein School ve New York’taki New Museum gibi projeleriyle SANAA, Japon estetiğinin zarafeti ile alçakgönüllü, berrak ve sade ancak bir o kadar da görkemli tasarımlarıyla mimarlık dünyasına adlarını yazdırdılar. Mart 2010’da firmanın kurucuları Kazuyo Sejima ve Ryue Nishizawa, mimarlık alanındaki en prestijli ödül olarak kabul edilen Pritzker Mimarlık Ödülü’nü kazandılar.
www.rolexlearningcenter.ch
Etiketler: Rolex Öğrenim Merkezi | İlk yorumu siz yapın »
7 Mayıs 2010 | Yazar: Selmin Ünver Eser | Konu: Dekorasyon Fikirleri
Artık yemek pişirme alanı olmanın yanı sıra farklı görevleri de üstlenen mutfaklar, günlük yaşamın her anına lezzet katıyor. Kimi zaman bir sohbet alanı olarak karşımıza çıkarken kimi zaman ise ufak aile davetlerine ev sahipliği yapan çağdaş mutfaklar, fonksiyonel dolap sistemlerinden saklama çözümlerine, oturma düzenlerinden malzeme ve renk seçimlerine kadar her detayı ile mutfak sanatını ritüele dönüştürüyor.
Farklı metrekarelere sıra dışı çözümler sunan yeni nesil mutfaklar, artık günümüz şartlarına uygun bir biçimde tasarlanarak kullanıcının tüm ihtiyacını karşılayacak mükemmellikle karşımıza çıkıyor. Eskiden sadece yemek yenilmek üzere kurgulanan bu mekanlar günümüzde metrekareleri büyüdükçe artık kahvaltı köşeleri, bistro oturma grupları ve daha birçok sıra dışı dekoratif detay ile aile bireylerinin birlikte keyifle zaman geçirdiği alanlara dönüşüyor.
Yaratım anlayışındaki fonksiyonellik ile dikkat çeken tasarımların yanı sıra minimal çizgilerin şık aksesuar kombinasyonları ile buluştuğu yeni nesil mutfaklarda yalın hatlar ön planda yer alıyor. Doğallığın ön planda tutulduğu günümüz mutfaklarında, ağırlıklı olarak tercih edilen yüksek kaliteli malzemeler arasında paslanmaz çelik ve alüminyumun yanı sıra meşe, kayın, ceviz ve kiraz gibi birçok ağaç çeşidi önde geliyor. Modern dolap içi kurguları ile kullanışlılığı da beraberinde getiren yeni nesil tasarımlar ile günümüz mutfaklarının belki de en önemli özelliği, mutfak gereçlerinin her an elimizin altında bulunabiliyor olması ve her biri için özel düşünülmüş yüksek teknoloji ürünü aksesuarlar. Kullanım alanının genişliğine göre biçimlendirilen mutfak tezgahlarında ise laminat, mermer, mermerit ve granit malzeme seçenekleri kullanıcıya geniş bir çeşitlilik sunuyor.
Depolama ünitelerinin önemli bir saklama çözümü halinde karşımıza çıktığı günümüz mutfaklarında tavana kadar yükselen tezgah üstü dolaplar artık her mutfağın olmazsa olmazları arasında yer alıyor. Eğer mutfağınız metrekare açısından uygunsa boy dolapları da kullanıcıya ideal bir kullanım fırsatı sunuyor. Mekana dekoratif objelerle renk katmak istiyorsanız bazı duvarlara açık raflar da monte edebilirsiniz. Büyük bir mutfağınız varsa yemek masasının üzerine modern hatlı sallantılı bir avize asarak mutfağınıza alışılagelmişin dışında bir görüntü kazandırabilirsiniz. Ancak ince uzun bir mutfağa sahipseniz tavana monte edilen karpuz avizeler kullanım açısından daha uygun olacaktır.
Eğer mutfakta zaman geçirmeyi sevmiyorsanız, mekanı dekore ederken işlevsel özelliklere sahip olmasına dikkat edin. Raylı kiler dolaplar ve döner sepet gibi dolap içi sistemler tercih edebileceğiniz ideal çözümler arasında yer alıyor. Eğer tercihiniz ahşabın ağırlıklı olduğu koyu tonlarda bir mutfaktan yana ise mekana canlılık katmak için açık renk raflar ve tencere ya da kupaları asabileceğiniz metal askılar ile mekanı hareketlendirebilir, tezgah ve tavan bölümündeki dolapların arasında açık tonlu seramikler kullanarak mekana canlılık katabilirsiniz.
Feng Shui ile mutfağınıza yön verin
Feng Shui’yi sembolize eden pratik yöntemler ile mutfak dekorasyonunuzdaki verimi arttırabilir ve ana hatları ile huzuru ve dengeyi evinize taşıyabilirsiniz.
Mutfak insanların şansını doğrudan etkileyen bir mekandır. Bu mekanı düzenlerken dikkat edilmesi gereken en önemli noktalardan biri ise elementlerin dengesidir. Örneğin; ocak veya fırın; su lavabo, buzdolabı ve bulaşık makineleri ile yan yana veya karşılıklı bulunmamalıdır. Mutfak kapısı tuvalet kapısı karşısında olmamalı, ocağın bulunduğu duvarın üzerinde pencere boşluğu yer almamalıdır. Yemek pişirirken ise arkanız mutfak kapısına dönük pozisyonda olmamalı ve mutfak salon veya yemek odasından aşağı seviyede bulunmamalıdır.
Yemek ve yiyecek, bereketi sembolize eder. Dolayısıyla mutfak, asla giriş kapısı yönünde yer almamalıdır, aksi takdirde bu bereketin kolayca kaybolmasını sağlayacaktır. Mutfağınızın, evinizin hangi cephesine baktığı da yine dikkat edilmesi gereken noktalar arasında yer alır. Mutfağınız evinizin arka cephesine bakmamalı ve Feng Shui’ye göre mutfak kapısı veya ocak karşısında merdiven bulunmamalıdır.
Etiketler: Dolap içi sistemler, Feng Shui, fonksiyonel dolap sistemleri, mutfak sanatı | İlk yorumu siz yapın »
30 Nisan 2010 | Yazar: Gateway | Konu: Genç Proje

İnci Deri’nin vitrin tasarımı alanında yeni ufukların geliştirilmesine katkıda bulunmak amacıyla düzenlediği “İnci Ayakkabı Ulusal Vitrin Tasarımı Yarışması’nda kazanan ‘Kuş Yuvası’ adlı vitrin projesi oldu.
‘Kuş Yuvası’ vitrin tasarımı, esas olarak kaya yüzeylerindeki kuş yuvalarından esin alıyor. “Vitrin tasarımında ayakkabı koyma yerlerin tıpkı kaya yüzeyindeki kuş yuvaların olduğu doğal ortamdaki gibi belli bir düzene değil rastgele yerleşmiş delikler olmasını istedim” diyen genç tasarımcı, tasarım sürecinde ayakkabı raflarının ayakkabıya uygun olması için belli değişikler yapıp kuş yuvaları olan çukurlar kaybedilmeden raf çıkıntıları tasarlamış.
Tasarımın uygulanacağı yerin daire şeklinde olması ‘İnci’ konseptinden uzaklaşmadan tasarlaması için kolaylık da sağlamış. İnci’yi andıran tasarımda formun daha dinamik olması için dönme hareketi verilmiş; her raf da dönen sağ tarafa doğru açılı olarak eğimli yapılmış.
Etiketler: inci deri, Kanat Jakshybekov, kuş yuvası vitrin projesi | İlk yorumu siz yapın »
29 Nisan 2010 | Yazar: Zeynep Sarptır | Konu: Tasarım
Şehir hayatında, yaşam alanları her gün daha da daralıyor. Yeni bir eve taşındınız, gardırobu nereye koyacaksınız? Televizyon seti köşeye sığar mı acaba? Şimdi, tek bir düğmeyle hiç iz bırakmadan ortadan kaybolan bir yatak odanız olduğunu düşünün. Yanınızda taşıyabileceğiniz bir mutfak fikri kulağınıza nasıl geliyor peki?
Letonya doğumlu tasarımcı Rolands Landsbergs sizi duymuş olabilir. Belki de aradığınız çözüm Boxetti modüllerinde. Bu modüller, tasarımın en temel üç ilkesinin izinde yaratıldı: Minimalizm, işlevsellik ve ileri teknoloji…
Turuncu ve beyaz renklerin hakim olduğu koleksiyon tamamen el yapımı beş ayrı üniteden oluşuyor. Çalışma odanız, yatak odanız, televizyon setiniz, oturma odanız hatta mutfağınız bile düşünülmüş. Tek bir düğme ile yatağınızı toplayabilir, çalışma masanızı ortadan kaldırabilirsiniz. İsterseniz mutfağınızı ve yatak odanızı salonunuzun ortasına bile koyabilirsiniz.
Boxetti Private
Boxetti yatak odası modülünde, klasik turuncu ve beyaz renklerin yanında çelik aksesuarlara da yer verilmiş. Modül çift kişilik bir yatak, komodin, gardırop ve başucu lambasından oluşuyor. Gardırop kısmı altı ayrı bölüme sahip; askılık, çekmece ve raflardan oluşan düzenek gerçek bir gardırobu aratmayacak genişlikte ve yatak odanızda ihtiyaç duyduğunuz tüm mobilyaları tek bir alanda topluyor. Her ünitede olduğu gibi yatak odası modülü de tek bir tuşla beyaz bir kutuya dönüşebilme özelliğine sahip.
Boxetti Lounge
Bir bakalım, oturma odanızda nelere ihtiyacınız var? Üç kişilik bir kanepe? Bu kanepeye entegre çıkarılabilir blok sehpalar? Haliyle bir de yemek masası olsa fena olmaz. Boxetti Lounge modüler bir mobilya olmaktan öte, kompakt bir oturma odası. Modül isterseniz tek başına bir masa olarak da kullanılabiliyor. Modülün masa olarak kullanımında yüzey alanını artırmak için katlanabilir kanatlar işlev kazanıyor. Koltuk döşemesinin deri ya da kumaş olması sizin seçiminize bırakılmış. Modül içerisinde ayrıca katlanabilir bir masa ile küçük bir çalışma alanı da bulunuyor.
Boxetti Thrill
Koleksiyonunun en nadide parçası Boxetti Thrill adıyla tüketiciye sunulan TV ve ses sistemi modülü… Tek bir düğme, beyaz kutunuzu yüksek kalitede ses ve görüntü sunan harika bir dizayn öğesine dönüştürüyor. Düz ekran TV için Hafele plazma lift sistemi kullanılmış. Uydu alıcısı ve BluRay oynatıcı da unutulmamış. “Her şey tamam ama DVD’leri ne yapacağız?” diyenler için modül içerisinde DVD koleksiyonunuzu saklayabileceğiniz bir çekmece sistemi de var.
Boxetti Lunch – Mutfak Modülü
Boxetti Lunch Modülü kendi içerisinde panel yardımı ile açılıp kapanabilen bir evyeye sahip. Evyenin otomatik olarak kapanmasını önlemek için modüle hareket sensörü yerleştirilmiş. Çalışma alanı için tasarlanan panel, altında mutfak gereçleri ve ürünle birlikte gelen bıçak setini barındırıyor. Diğer katlanabilir yüzeyin altında ise meşe ağacından yapılmış doğrama tahtasını aydınlatan LED aydınlatmalar bulunuyor. Modül iki bar taburesi, bir buzdolabı ve standart mutfak raf ve çekmecelerine de ev sahipliği yapıyor.
Boxetti Practice – Çalışma Modülü
Boxetti, evinizde çalışma alanına duyduğunuz ihtiyacı da göz ardı etmemiş. Kutu gibi ofisiniz her türlü donanıma sahip. Katlanabilir bir çalışma masası, ofis eşyalarınız ve belgeleriniz için çekmeceler… Ofis özlemi çekmeden çalışmak için birebir!
Dinlenmek istediğiniz zamanlarda rahatça uzanabileceğiniz bir koltuk, bütünleşik ışık paneli ve küçük bir çalışma masasından oluşan diğer bir bölüm ile modül tamamlanmış. Boxetti Lounge’da da olduğu gibi modül içi döşemelerde deri veya kumaş olmak üzere iki seçenek bulunuyor.

Boxetti Modülleri, bir zamanlar filmlerde gördüğümüz geleceğin tasarımlarının hayat bulmuş hali gibi görünüyor. Sahiplerinin kendilerini özel hissetmelerini sağlayacakları da kesin. Tabii bir sonraki teknoloji ve tasarımcıların hayalleri, onları yeniden cezbedene kadar.
http://www.boxetti.com
Etiketler: Boxetti Modülleri, Rolands Landsbergs | 1 Yorum yapılmış »
27 Nisan 2010 | Yazar: Benan Kapucu | Konu: Tasarım

Fotoğraf: Ece Arıburun
Endüstriyel tasarımın küresel zirvesi, Icsid Dünya Tasarım Kongresi, geçtiğimiz kasım ayında Singapur’da gerçekleşti. Ana konuşmacıların yanı sıra, üç gün boyunca süren interaktif oturumlarda Design 2050 Studio liderleri ‘2050’nin dünyasında tasarım fark yaratabilir mi?” sorusuna karşılık, sürdürülebilir bir geleceğe dair yaratıcı fikirlerini paylaştılar.
Icsid (International Council of Societies of Industrial Design) endüstriyel tasarım alanında tüm mesleki kuruluşların, promosyonel örgütlerinin ve eğitim kurumlarının temsil edildiği uluslararası bir organizasyon. 26. kez düzenlenen kongrede, tasarımın fikir önderleri “Design Difference: Designing Our World 2050” teması altında, ‘tasarımla dünyanın geleceğinde nasıl bir fark yaratabileceklerini’ tartıştı.
Ufuk açıcı sunumlar ve düşünceleri harekete geçiren tartışmalarla geçen kongre, dünyanın gidişatınının tasarım yoluyla nasıl değiştirebileceği üzerine perspektifler geliştirilmesini sağladı. Küresel tehditler, 2050 yılında daha sürdürülebilir bir gelecek için yeni ürünler, politikalar ve çözümler geliştirmek adına bize önemli fırsatlar da sunuyor. Kongrenin ilk gününde Singapur Maliye Bakanı Tharman Shanmugaratnam’ın Business Week editörü Bruce Nussbaum’a söylediği gibi… Shanmugaratnam, ülke olarak tehditlerin ve fırsatların farkında olduklarını, artık teknolojiyle değil, yaratıcılığın merkezi olarak zayıflıklarını aşmak istediklerini anlatıyordu. Doğu ve Batı birbirine yaklaşırken faklı kültürlerin buluşma potası olan Singapur’un bu itici gücü, yaratıcı endüstrilerin gelişimine aktaracağını vurguluyordu.

Chris Luebkeman (Arup Group), Bill Mitchell (MIT), Richard Hassell ve Wong Mun Summ (WOHA), Ravi Naidoo (Design Indaba), Chris Bangle, Stefano Marzano (Philips Design), Feng Zhu (FZD), Toshiko Mori ve Robert P Hubbard (Harvard Üniversitesi) ile David Nelson ve Stefan Behling (Foster + Partners)’in öncülük ettiği 9 tasarım stüdyosu, yenilikçi projelerinde, geleceğe yönelik yeni kavramlar ortaya koydu. Otomobil tasarımının duayeni Chris Bangle, ‘Personal Emotional Mobility 2050’ sunumunda modüler, paylaşılabilen, birer ‘avatar’ gibi insanın hareketleriyle bütünleşen ‘duygusal’ bir ulaşım modeli öneriyordu. Design Indaba’dan Ravi Naidoo’nun yönettiği stüdyo ise ‘Protofarm’ projesinde, “Beden enerjisiyle elektrik üreterek kendimize yetebilir miyiz, dünyayı kendimize mi uydurmalıyız, yoksa biz mi dünyaya uyum sağlamalıyız?” sorularından yola çıkarak şaşırtıcı sonuçlara ulaşıyordu. Philips Design Yaratıcı Direktörü ve CEO’su Stefano Marzano ise tedavi odaklı değil, sağlıklı yaşam dengesini korumaya yönelik yenilikçi bir sağlık sistemi öneriyordu. Kongrenin son gününde Helsinki, 2012 Dünya Tasarım Başkenti seçildi. Helsinki, “Açık Helsinki-Tasarımı Yaşama Katmak” sloganıyla 2012 yılında pekçok tasarım etkinliğine evsahipliği yapmayı hedefliyor.
Shanmugaratnam’ın çok iyi tariflediği gibi ‘kültürel kimliği olmayan’ ama zayıflıklarını fırsata dönüştürme yolunda ilerleyen Singapur’un evsahipliği bu yönüyle de anlamlıydı. www.icsid.org
Etiketler: Endüstriyel tasarım, Icsid Dünya Tasarım Kongresi, Tasarım | İlk yorumu siz yapın »
26 Nisan 2010 | Yazar: Gateway | Konu: Ürün tanıtımı
Mobilya donanımları ve aksesuarları konusunda rakipsiz ürün portföyüne sahip, dünya markası Häfele, tüm yaşam alanları için estetik ve işlevsel binlerce kapı kolu ile modern, klasik, country, grange, minimalist, barok, her tarz için özgün tasarımlar vaat ediyor.
Häfele, 20 binin üzerindeki kapı kolu çeşidiyle, her tipte ve her stilde yaşam alanının gereksinimini karşılayacak zengin bir ürün portföyüne sahip. Özenli bir işçilikle, yüksek kalitede birçok farklı malzemeden üretilen kapı kolları, modernden klasiğe tüm mekanların görsel bütünlüğünü tamamlıyor.
Klasik tarzda el işçiliği ile, özellikle pirinç gibi malzemelerden üretilen kapı kolları, geçmişin formlarından esin alan çizgileriyle, köşk, yalı ve konak gibi tarihin izini günümüze yansıtan mekanların dekorasyonunu tamamlıyor.
Barok’tan XIII. Louis stiline uzanan nostaljik çizgilere sahip kapı kolları, klasik esinli yeni iç mekanlarda ve özel restorasyon projelerinde tercih ediliyor. Önde gelen tasarımcıların imzasını taşıyan modern kapı kolları serisi mekanlarda yüksek kalitesi ve işlevselliğiyle farklılık yaratıyor.
Art deco, antik, modern, klasik, barok, country, grange, minimalist, tarzı ne olursa olsun, Häfele’deki binlerce kapı kolu seçeneğinden biri mutlaka sizin yaşam alanınız için olmalı.
Etiketler: hafele, Häfele kapı kolları, mobilya donanımları | İlk yorumu siz yapın »
16 Nisan 2010 | Yazar: Umut Eroğlu | Konu: Tasarım
Fotoğraflar: Iwan Baan
Fabrika tipi yapıları düşünün. Sıralı nizam, uzunlamasına yapılar, üretim hatlarının faaliyetine uygun biçimde tasarlanmış duruşlarıyla, ilk akla gelen sembolü tamamlar. Bu yapılar, üretimin kor aşaması dışında, iki taraflı erişimleriyle ‘ilk giren son çıkar’ ve ‘son giren ilk çıkar’ stoklama yöntemlerine de fonksiyon sağlar. Herzog & de Meuron’un Vitra Verwaltungs GmbH için Vitra Campus’a inşa ettiği bu yatay alan alternatifi çoklu bina, Vitra’nın ürünlerinin hammadeden kullanılır materyale dönüştüğü bölgenin merkezinde. Vitra’nın tasarım ve fonksiyona dair yenilikçi yaklaşımını olabildiğince serbest ifade etme isteği hissedilen Vitra Haus adlı yapı, ev ürünleri sergilemek için tasarlanmış.
5 bağımsız binanın kesişik konumlandırılmasıyla şekil alan Vitra Haus, çatı katlarının tabanlara, tabanların çatı katlarını boylamasına kat ettiği, ironik bir espriye sahip. İlk bakışta karmaşıklığı ve dikkat bozuculuğu ile ‘dikkati çeken’ yapı, kısa süreli göz aşinalığı sonrasında hevesle keşfedilmek istenen köşelere kavuşuyor. Binanın dışyapısında kullanılan kömür renkli sıva, binayı doğa tarafından kolayca benimsenebilir hale getiriyor. Toprak ile uyum gösteren tonlara sahip Vitra Haus’un yegane parlak kısımları, üçgen çatıların en yakın kesişimden sonra ayrışarak kendi duruşuna kavuştuğu büyük pencereler. Parlaklık ise, binanın mimari sürprizlerle detaylandırılmış sade iç dekorundan geliyor. 5 bağımsız binanın uçları, ilk bakışta rastgele bir konumlandırmayı çağrıştırıyor. Ancak, Herzog & de Meuron’un Vitra için inşa ettiği bir prestij yapısında bilinçsiz bir rastgelelik aramak, evrimin zar attığını* düşünmekle benzeşirdi olsa olsa. Bu yerleşim sayesinde binaların doğaya hakim yüzleri, çevreyi saran Weil am Rhein manzarasının tablovari karelerini çerçeveliyor, ziyaretçiler için.
Vitra Campus girişinde etkileyici bir karşılama modülü olarak da işlev kazanan Vitra Haus, ahşap kaplama zeminiyle çevre faktörünü bir kez daha hatırlatan açık bir merkez alana sahip. Arketip ve yığılı hacim temalarını buluşturan mimaride, binalar bu merkez alanın etrafına konumlandırılmış. Açık merkez, Vitra Haus’un ziyaretçiler tarafından ilk anda erişilmek istenecek birimlerini barındırıyor: Bir konferans salonu, Vitra Tasarım Müzesi’nin sandalye koleksiyonu için yeterli bir alan, Vitra Tasarım Müzesi Mağazasını kapsayan bir küme, resepsiyon hizmeti veren bir lobi, lavabo, vestiyer ve yaz güneşine temas eden terasıyla bir café.
Vitra Haus, sıradışı dış mimarisiyle yarattığı heyecanı, iç mekan sürprizleriyle tamamlamakta bonkör davranıyor. Bu işte, tezatlığı baştan benimsemiş Herzog & de Meuron’un köşeli dış hatların içerisine yumuşak ama beklenmedik formlar yerleştireceğini önceden sezmek, ancak mekanı yaşayanlar için mümkün olmalı. Merdivenler ve trabzanların tamamı, tıpkı binayı keşfe çıkmış dev bir solucan gibi kıvrımlı ve giderek açılan organik hacimlere kavuşuyor ve binalar arası bağlantı noktalarında beklenmedik hareketler yaratıyor. Bu hareketler, kimi zaman yapının merak uyandıran kesişim noktalarını süpriz biçimde sergiliyor, kimi zaman da görüntüyü bloke ederek ilgi çekiyor. Geniş iç alanlarda sergilenen ürünlerin rahatça seçilebilirliği adına duvar renkleri saf beyaz seçilmiş.
Kesişen binaların doğudan batıya dairesel yönelimiyle gün içinde güneşi takip edebilen bir ziyaretçi, akşam üstü geçişini binada yaşayarak gecenin ışıltısını karşılayabiliyor ve perspektifin terse dönüşüne tanıklık ediyor. Vitra Haus’un gün boyu doğayla bir yaşayan dev çerçeveleri, gece karanlığı indiğinde içten dışa parıldayarak göz alıcı vitrinlere dönüşüyor.
İki uç arası en geniş uzaklığı 57 metre, en uzun eni 54 metre ve yüksekliği 21.3 metre olan Vitra Haus, çevre ve fabrika binalarının tam ortasında, ilham aldığı yapılara saygılı biçimde özgürlüğü tasvir eden bir duruşa sahip. Akıllıca tasarlanmış yüksekliği sayesinde, benzer yapılara oranla doğada kapladığı yeri küçülten Vitra Haus, temsilcisi bulunduğu dünyaya belki de dolaylı bir mimari öneride bulunmak istiyor.
*”Gott würfelt nicht” (Tanrı zar atmaz) – A. Einstein
Etiketler: iç mekan tasarımı, Vitra Campus, Vitra Haus, Vitra Tasarım Müzesi | İlk yorumu siz yapın »
8 Nisan 2010 | Yazar: Benan Kapucu | Konu: Söyleşi
Röportaj: Benan Kapucu Potre: Mustafa Nurdoğdu
İyi bir tasarımcının, üretici ve işletmeci gibi de düşünmesi gerektiğine inanan tasarımcı, B&T Design’ın marka stratejisinde ve tasarım yönetiminde önemli bir rol üstleniyor. Tasarım sürecinin odağına “insan”ı koyan bir yaklaşımla, endüstriyel üretime uygun ve yenilikçi ürünler tasarlamayı önemsiyor.
Mimar Sinan Üniversitesi Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü’nden mezun olduktan sonra mobilya sektöründe çalışmayı seçen Alp Nuhoğlu, yıllardır “insanı odağına alan, sürdürülebilir ve kolay algılanabilen” mobilyanın izini sürüyor. Alp Nuhoğlu ile B&T’nin yenilenen Kozyatağı mağazasında sohbet ediyoruz.
Mobilya tasarımına yönelmeniz nasıl oldu?
Mobilya ile ilgili tüm tecrübemi üniversite ikinci sınıfta okulun yanı sıra sahibi olduğum butik bir mobilya mağazasında üretimini atölyemde yaptığım tasarımların satışını yaparak kazandım. Bu yaklaşık 5-6 sene sürdü. Yaptığım iş öğrencilik döneminde hayatımı kazanmanın yanı sıra benim için olağanüstü bir deneyim oldu. Bence bir tasarımcının aynı zamanda hem üretici hem de bir işletmeci gibi düşünmesi ve müşteriyi tanıması gerekiyor.
B&T markasının yükseliş trendinde önemli bir payınız var. Tasarım stratejisini nasıl kurguladınız?
Ben B&T ile çalışmadan önce firma içerisinde alınan kararlarda markalaşma üzerinde kurgulanmış bir strateji vardı. Dolayısıyla firmaya uyum sağlamam ve tasarımı yönlendirmem için gerekli olan zihinsel alt yapı zaten hazırdı.

”İyi mobilya” ya da “iyi sandalye” nedir sizce?
“İyi mobilya” ya da herhangi bir “iyi ürün” için toplam kalite ve sağladığı toplam fayda vazgeçilmez olandır. Bence “iyi mobilya” tasarlayan, üreten, satan ve alan için gerekli maksimum fayda kriterlerinden en yüksek notu alan üründür. Talep edenin iyi mobilya seçebilme yetisinin olması, tüm bunların oluşması için gereken en önemli denge unsurlarından biri. Yani tasarımın gereksiz süslerle oluştuğu bir genel beğeni anlayışının hakim olduğu pazarda, rafine tasarımın, iyinin peşindeki tasarımcının gelişmesi ve pazarı büyütmesi oldukça zor.
B&T Mobilya’da kalite, tasarım ve fiyat dengesini nasıl gözetiyorsunuz?
Tasarım kavramı genelde ya pahalı ya da uçuk kaçık algılanır. En başında yeterli kaliteyi ve ürünün pazarına uygun fiyat aralığını oluşturabilen ürün için ‘iyi tasarım’ diyebiliriz bence. Ama endüstriyel üretimde bence asıl belirleyici olan üretiminizin yanı sıra iyi tedarikçiler, maliyet ve kalite standartlarını oluşturmuş fasoncular ve Häfele gibi çözüm ortaklarıdır.
Ürünü tasarlarken ya da yeni bir koleksiyon oluştururken hangi kriterleri esas alırsınız?
Bir ürünü tasarlarken önce işletmeci gözüyle bakmak gerektiğine inanırım. Eğer kazanç yoksa bir sonraki adım ve hedefler hep kağıt üzerinde kalır. Eş zamanlı kaygılarım ise mesleki etik değerler ve kalıcılıkla ilgili. Malzeme ve renklerle ilgili kriterler ise günlük trendler dışında tamamen endüstriyel üretime uygun ve yenilikçi olmak zorunda. Bir de doğal olarak ürünün ‘insanla ilgili olduğu’ kriterinin önceliğe alınması gerekir. Aslında Tanju Özelgin’in çok önemsediğim “Tasarımı bir cümleyle ifade edecekseniz, özneye insanı koyacaksınız” sözü bunu çok iyi açıklıyor.
Yeni mağaza konseptinizden ve son koleksiyonunuzdan söz eder misiniz?
B&T şimdiye kadar yurt içi ve yurt dışında önemli projelerin taşınabilir mobilya ihtiyaçlarını karşılayan bir koleksiyona sahipti. 2008 yılında aldığımız bir kararla projeler için üretilen ürünlerimizin yanı sıra ev mobilyasında yeni bir yapılanma, koleksiyon oluşturma ve pazarımızı büyütmeye karar verdik. Bina düzenlemesini Tanju Özelgin’in yaptığı yeni mağazamız ile birlikte kendi özgün ev anlayışımızı yansıtan bir koleksiyon hazırladık. Koleksiyon, ev içerisinde kullanılan tüm ürünlerin konforu ve rafine tasarımı arayan kentli insanın ihtiyaçları doğrultusunda yorumlanmasından oluşuyor. Bizi oldukça heyecanlandıran bu gelişmenin aldığımız pozitif tepkileri doğru yolda olduğumuzu gösteriyor.
MOSDER verileri, mobilya endüstrisinin pazar payının 7.5 milyar dolara ulaşmış olduğunu gösteriyor. İstihdam edilen tasarımcı ve arge elemanın aynı oranda artış gösterdiğini söyleyebilir miyiz?
Evet tasarımcılar özellikle mobilya sektöründe kriz dönemlerinde, durumu kurtarmak adına her şey yapıldıktan sonra ilk akla gelen pek muteber kişilerdir. Ama bunda suçu sadece sanayicide aramak yanlış olur. Sanayi ile barışık olamayan tasarımcılar, gerçekçi projeler üretemeyen üniversiteler, tasarımın devlet politikası olarak önemini kavramayan siyaset de kaçırılan fırsatların eşdeğer sorumluları bence.
Markasız, kayıtsız ‘merdiven altı’ firmalar da açmazlardan biri mi sizce?
Ben markasız, merdiven altı firmaların tüm olumsuzluğuna rağmen geleceğin potansiyel akıllı firmaları olarak görüyorum. Markalaşmış hantal firmalar işlerini bir şekilde bu firmalara kaptırıyorsa sorunu önce kendilerinde aramaları gerekiyor. Çünkü seksenlerde başlayan ve halen geçirmekte olduğumuz bu süreçte henüz olan bir şey yok. Bana göre fırsat ve tehdit hala büyük küçük her firma için eşit şartlarda bekliyor. İtalya gibi köklü herhangi bir tasarım kültürümüzün oluşabilmesi sadece firmalara bağlı değil. Bizim de yaklaşık evreleri geçirmemiz, en azından iyi tasarımı seçebilen kalabalıkların mutlaka artması gerekiyor.
Her alanda yükselen “bireysellik” akımı, küreselleşme ya da gelişen teknoloji ev mobilyasına nasıl yansıyor?
Bu tür akımlar bize diğer sektörlerde de olduğu gibi yurtdışından geliyor. Bizde moda gibi algılanan bu tür akımların gözden kaçırdığımız alt yapıları ve teknolojik hazırlıklarından söz etmiyoruz. Örneğin kişiye özel mobilya kavramı geliştirilen yeni üretim yöntemleri ve yenilikçi malzemeler kullanılarak sağlanıyor. Trendler ve eğilimler tamamen geleceğin sürdürülebilir üretim koşulları ya da çevreci malzemeler üzerinde şekilleniyor. Mobilya ya da diğer sektörlerdeki eğilimlerin tamamı artık ayırım gözetmeksizin “İnsan için en iyisi” adına yapılanların toplamından oluşuyor.
Etiketler: Alp Nuhoğlu, B&T Design, mobilya tasarımı | İlk yorumu siz yapın »
3 Nisan 2010 | Yazar: Gateway | Konu: Ürün tanıtımı

Ev dekorasyonundan otel projesine kadar tüm projelerde inşaat firması, mobilyacı, mimar, iç mimar, tasarımcı, marangoz ya da ev hanımı ile iş ortağı gibi çalışan Häfele, her türlü mimari donanım, mobilya ve kapıda ahşap ve camı çıkardıktan sonra geriye kalan her şeyi temin ediyor. Mutfaklar, yatak odaları, banyolar, oturma odaları, ofisler, mağazalar, çocuk odaları, hastaneler, oteller, eczaneler ve hatta yatlar, yani bütün yaşam alanları için estetik, yenilik ve işlevselliği birleştiren binlerce özel ürün çeşidiyle “akıllı mekanlar” yaratıyor.
Proje referansları
Häfele 100 binin üzerinde farklı üründen oluşan geniş yelpazesiyle dünya çapında birçok önemli projeye imzasını atıyor. Mimari projelerde kapsamlı mobilya ve mimari donanım ürünlerini doğrudan İstanbul ve Almanya stoklarından temin edebiliyor. Bu yüzden özellikle ürün tedariği konusundaki beceri ve tecrübesiyle büyük yatırımların da baş aktörlerinden biri konumunda. Sektörde farklılaşmasının bir nedeni de, yatırımcılara, mimarlara, proje satın alma gruplarına ve müteahhitlere sunduğu danışmanlık hizmeti ve sürekli geliştirdiği ürün çeşidi.
Mobilya, kapı donanım ve aksesuarlarıyla Häfele’nin otelden havalimanına, konuttan alışveriş merkezine, Türkiye çapında sayısız projede imzası var. Örneğin Ankara Sheraton Hotel, Antalya Mardan Palace, Likya World Antalya, Hillside Su Otel, Sungate Port Royal, Calista Luxory Resort Hotel Belek, Cornelia Diamond Golf Resort & Spa, Kuruçeşme Les Ottomans Otel, İstanbul Kanyon Alışveriş Merkezi, İstanbul Koç Üniversitesi Rumelikavağı Kampüsü, İzmir Folkart Narlıdere, Port Alaçatı, İzmir Mövenpick, Swissotel, Bodrum Kuum Otel’in tedarikçisi
Öte yandan Häfele, Avustralya Sydney Hilton’dan Almanya, Berlin Sony Center’a, Birleşik Arap Emirlikleri Emirates Sarayı’ndan Lübnan Beyrut Hotel Le Royal’e kadar dünya çapında pek çok projenin de tedarikçisi.
Neden Häfele?
Häfele’nin ürün portföyünde bulunan, yangın ve deprem gibi paniğe yol açan durumlarda kaçış rotalarında olması zorunlu yangına dayanıklı kapılara özel kapı kolları, kapatıcıları ve kilitleri özellikle otel, alışveriş merkezi, iş merkezi, tiyatro veya eğlence merkezi gibi genel kullanıma açık projelerde tercih ediliyor. Bununla birlikte güvenlik sistemine bağlanabilen motorlu kapı kilitleri; cam ve dar kanatlı kapılara özel kilitler, ıslak ve nemli mekanlarda kullanıma uygun kilitler gibi özel kilit sistemleri ve projelere özel, birçok renk alternatifiyle üretilen kapı kolları da Häfele’nin projelere yönelik ürün grupları arasında yer alıyor.
Transponder teknolojisi sayesinde, manyetik kartlar ve çip kartlardan farklı olarak, herhangi bir güç beslemesi ve temas gerektirmeden kapıların açılıp kapanmasını sağlayan Dialock sistemi, güvenli saklama imkanı sağlayan motor kontrollü çelik kasalar, saç kurutma makineleri, plazma ekran asma aparatları, ışıklı askı borusu, topuz kilit setleri, cam mobilya donanımları, buğu önleyici ayna arkası ısıtıcı, büyüteçli ve ışıklı dev aynalar gibi benzersiz tasarımlar da büyük otel projelerinde sıklıkla kullanılıyor.
Her proje için ürün tedariği
Häfele Türkiye, son üç yılda yapmış olduğu yatırımlarla perakende sektörünün önde gelen oyuncularından biri olma yolunda önemli adımlar atıyor. Geçen yıl kendi grubu adına dünyada bir ilki gerçekleştirerek perakendeye de geçmeye, başka bir deyişle perakende zinciri olmaya karar verip yeni bir iş modeli geliştirdi. Sektördeki yenilikleri yansıtabilmek amacıyla sürekli yenilenen Türkiye çapında konumlanmış mağazalarından müşteriler gerek perakende, gerekse proje adetlerinde anında ürün tedarik edebiliyor. Marangoz Mehmet Bey de, ev hanımı Tülay Hanım da gelip Häfele’den ürün satın alabiliyor.
Etiketler: akıllı mekanlar, ev dekorasyonları, hafele, mutfak, proje | İlk yorumu siz yapın »
2 Nisan 2010 | Yazar: Gateway | Konu: Ürün tanıtımı
Dünya çapında dev bir aksesuar ve donanım markası olan Häfele zincirinin başarılı halkalarından biri olan Häfele Türkiye, yatlara özel yüzlerce ürün çeşidi ve Türkiye çapında stok hizmetiyle denize gönül verenlerin yaşam alanlarını zenginleştiriyor. Bas aç çekmece sistemleri, köşe stor ve kavisli stor sistemleri ile şaraplık ve minibar gibi yatlara özel donanımlarıyla hayatı kolaylaştırıyor.
Bas aç çekmece sistemleri
Yatların mutfak ve banyolarında saklama alanlarını en efektif şekilde kullanmayı sağlayan kulpsuz çekmece üniteleri sessiz, yumuşak bir şekilde kapanıp açılıyor. Çekmece ön panelinin herhangi bir noktasına dokunarak kolayca açılıyor. 70 kg ağırlığa kadar taşıma kapasitesi olan gizli ray çözümlü bas aç çekmecelerin metal yanaklı çekmecelerde olduğu gibi ahşap çekmecelerde de kullanımını mümkün kılıyor. Bas aç çekmeceler kapanma sırasında kendini sabitliyor ve tekrar dokunulmadığı kürece açılmıyor.
Köşe stor sistemi
Özellikle teknelerin banyolarında kullanılmaya uygun kayar stor kapı sistemi, estetik olmasının yanı sıra, güvenli bir ürün. Teknelerde ıslak zeminlerin diğer alanlardan ayrılmasını sağlamak için tasarlanan kayar stor kapı sistemi yerden tasarruf sağladığı gibi, banyolardan gelen sesi de azaltıyor. Bir üst taşıyıcı ray ve alt kılavuz ray sayesinde yumuşak ir şekilde kayan bu sistemin teknenin tasarımına göre renk ve malzemesi değişebiliyor.
Kavisli stor sistemi
Yer kaplayan kapılar gerektirmeyen stor sistemleri, bu yönüyle özellikle daha dar kullanım alanı olan yatlar için önemli bir avantaj sağlıyor. Dolaplarda kullanılan kavisli stor sistemleri, dolap içlerine daha çok eşya yerleştirmek için de ideal bir çözüm sunuyor. Gümüş renkli, metalik renk seçenekleriyle yatlarda dekorasyonu tamamlıyor.
Şaraplık
Şarapsever yatçıların şarap yaşlandırma ve günlük şarap saklama gibi ihtiyaçlarına cevap veren tezgah altı şaraplık, farklı şarap türleri için 5 -18 derece arası ısı ayarlayabilme imkanı sağlıyor. Şaraplık 43 şişe kapasitesi, yönü değişebilir kapı, dijital gösterge, çelik çerçeveli cam kapı ve koku önleyici aktif karbon filtre özellikleri taşıyor.
Minibar
Metal gövdeli, kapak yönü değiştirilebilir, 40 litre kapasiteli Minibar, yatların vazgeçilmezi olmaya aday. Tek başına ya da dolap içerisinde kullanıma olanak veren tasarımı, otomatik çözülme fonksiyonu, LED’li iç aydınlatmalı, menteşeli, kapak iç tarafı minyatür şişeler için seviyesi ayarlanabilir 2 raflı olma özellikleriyle son derece işlevsel.
Etiketler: aksesuar, şaraplık, Bas aç çekmece sistemleri, donanım, Hafele Türkiye, yatlara özel donanım | İlk yorumu siz yapın »