Engellilere özel yatak içi sandalye

18 Ocak 2010 | Yazar: Gateway | Konu: Genç Proje

MOSDER Tasarım Ödülleri bu yıl ilk kez “engelliler için mobilya” kategorisini de kapsıyordu.

yatakici-sandalye

Chair in Bed (Yatak İçi Sandalye) isimli proje tek başına yetebilme temasını ele alıyor. Tekerlekli sandalyeden yatağa geçiş zorluğunu ortadan kaldırmakla birlikte, bütün bu fonksiyonları başka birine ihtiyaç olmadan tek başımıza yapabilme fikri üzerinde geliştirilen bir konsept. Yatak ve yatağın içinden çıkan bir mobil sandalye ve uzaktan kumandasından oluşan bu tasarımda kişi, bileğine taktığı kumanda sayesinde mobil sandalyesinin hareketini sağlayacak, mekan içinde rahatça dolaşabilecek.

Ev kullanımı için düşünülen mobil sandalyenin dönüşü, tekerleklerin farklı hızlarda hareket etmesi prensibine dayanıyor. Yatak bölümünün içine yerleştikten sonra sırt kısmı hafifçe öne çekilip bırakılınca, yataktaki mevcut boşluğu tamamlıyor. Arkasındaki ufak çıkıntı ve girintiler yataktan ayrılmasını önleyici detaylar. Yatak kısmının yan tarafında bulunan raflar ise tekerlekli sandalyedeki bir kişinin kolayca erişebileceği konumlarda düşünülmüş.

ertug-yenidemir
ERTUĞ YENİDEMİR:1981 İstanbul doğumlu olan tasarımcı, Uludağ Üniversitesi Bilgisayar Destekli Tasarım bölümünden mezun oldu. Mizah dergilerinde karikatüristlikle başlayan meslek hayatı, üniversiteden sonra endüstriyel tasarıma doğru yöneldi. Grafik, Endüstriyel Tasarım ve üç boyutlu görselleştirmeler üzerine çeşitli tasarım/mimarlık şirketlerinde çalıştı. 2006 yılında Uluslarası Peugeot Otomobil Tasarım Yarışması’nda finale kalarak, Peugeot-Türkiye’den teşekkür ödülü aldı. 2008’de Çizgisahne isimli kendi tasarım ofisini açarak, işlerine freelance olarak devam etti. Halen mimarlık, reklam, animasyon ve grafik alanlarında çalışmalarını sürdürmekte..

Etiketler: , , | İlk yorumu siz yapın »

Hafele’den Country ürünler

11 Ocak 2010 | Yazar: Gateway | Konu: Ürün tanıtımı

Mobilya donanımları ve aksesuarları konusunda rakipsiz ürün portföyüne sahip olan Häfele, şehirdeki evlerini sade, abartıdan uzak bir kır evi gibi döşemek isteyenler için, estetik ve işlevsel country tarzı ürünleriyle rafine zevklere hitap ediyor.

Şehrin karmaşasında modern dünyanın gereklerini yerine getirirken, kalabalık, stres ve yorgunluk çözülemeyen sıkıntılar. Bu yüzden günün yorgunluğunu evlerde bu karmaşanın aksi bir ortamda atmaya, kaybolmaya başlayan doğayı ve doğallığı yakalamaya çalışmak temel ihtiyaçlardan birini oluşturuyor. Kırsal bölgelerde yaşamaya duyulan özlem, şehirdeki evleri de artık kır evi gibi döşemeye yönlendiriyor. Kır yaşamının gerektirdiği gibi düzenlenmiş, taşranın şehir yaşamına uyarlanmış haline benzeyen country gibi tarzlar böyle doğuyor.

porselen-kulp-1
Porselen kulplar

Temelde, sadelik ve abartıdan uzak bir yaklaşım amaçlanan country tarzda döşenmiş evlerde estetikten vazgeçilmiyor. Evin huzurlu yaşamı minimalist bir anlayışla sağlanırken, eşyalarda da böyle bir yaklaşım göze çarpıyor. Häfele’nin tam da bu anlayışa uygun porselen kulpları, ahşabın dekorasyona getirdiği sıcaklığı antik renkli tabanı, çiçek ve yaprak desenleriyle tamamlıyor.

country-davlumbaz
Franke Country Davlumbaz

Inox üst yüzeyİi ve ceviz, kiraz, meşe, ham ahşap çerçeve seçenekleriyle country mutfaklar için üretilen davlumbaz, teknik olarak 150 watt motor gücü, 550 m3 / saat aspirasyon debisi ve 3 kademeli hız ayarıyla hemen her evin yemek kültürü ve anlayışına hizmet ediyor. Alüminyum filtresi ve 40 watt’lık 2 halojen lambasıyla pratik bir kullanım sağlıyor.

country-firin-2
Franke Country Fırın

Hafele mağazalarından temin edebileceğiniz mat dore kulp ve düğmeleriyle rustik bir tasarım olan multifonksiyonel fırın, 5 pişirme fonksiyonu, A sınıfı enerji kullanımı, pişirme sonu programlama, soğutma fanı gibi ileri teknoloji ürünü özellikleri bulunuyor. Özellikle çocuklu evlerde 3 camlı kapağı sayesinde fırın kapısı minik elleri yakmıyor. Özel olarak üretilen emaye iç çeperleri kolay temizleniyor.

country-armatur
Franke Old England Armatür

Country evlerin banyolarında da genel atmosferi tamamlayan bronz armatür, kolay açılıp kapanma özelliği taşıyan kolları sayesinde pratik kullanımı amaçlıyor. 360 derece dönebilen su çıkış borusu ve çelik örgü, esnek tesisat boruları gibi teknik özellikleriyle de uzun ömürlü kullanımı garanti ediyor.

Etiketler: , , | İlk yorumu siz yapın »

Tasarımın öncüleri Hafele 2010 takviminde

21 Aralık 2009 | Yazar: Gateway | Konu: Tasarım

Mobilya ve kapı donanımları alanında gerçekleştirdiği buluşları ve yenilikleriyle inovatif mobilya üretimine yön veren Häfele, Türkiye’de ilk kez gerçekleştirilen bir projeye imzasını attı.

2010takvim-2

Häfele’nin ürünlerine tasarımcıların hayal gücü sayesinde yeni çağrışımlar, farklı anlamlar yüklendi. Häfele’nin 2010 takviminde Adnan Serbest, Atilla Kuzu-Levent Çırpıcı, Arif Özden, Autoban (Seyhan Özdemir-Sefer Çağlar) Aykut Erol, Aziz Sarıyer, Can Yalman, Ece Yalım, Ela Cindoruk-Nazan Pak, Oya Şenocak Akman, Tanju Özelgin ve Yılmaz Zenger yer alıyor. Hafele takviminde farklı yüzleriyle görünen tasarımcıların her biri Häfele gibi öncü tasarımcı kimlikleri ve ödülleriyle gündemde. Mobilya ve iç mekan tasarımında, mücevherde, cam aksesuarlarda, dünyada ve Türkiye’de başarıya ulaşan işleriyle bilinen bu isimler, bu kez Häfele takvimine artı değer katıyor.

2010takvim-1

Kapı kapatıcılar, menteşeler, mobilya rayları, kulplar, ofis donanımları, Red Dot ödüllü mutfak donanımları kendi bağlamının dışında bir kurgu içinde yerini alıyor. Mustafa Nurdoğdu imzasını taşıyan siyah-beyaz fotoğraf karelerinin her biri, tasarımcıların ürünlerle olan diyaloğunu anlatan teatral bir gösteri sergiliyor. Kablo tutucu, organik formlarıyla ve malzeme deneyleriyle tanınan ‘zamansız’ tasarımcı Yılmaz Zenger’in bedeninin bir parçasına, onun omurgasına dönüşüyor; teknolojiyi tasarımlarına entegre eden Atilla Kuzu ve Levent Çırpıcı, Ellipta LCD ekran taşıyıcıları robotik birer kol gibi yorumluyor. Özel tasarım mobilya kulpları ise Ela Cindoruk ve Nazan Pak’ın elinde değerli birer mücevher gibi boy gösteriyor.

2010takvim-4

Sadece güçlü tasarımlarıyla değil karizmatik kişiliğiyle, takvimdeki etkileyici portrelerden biri olan Aziz Sarıyer, bu projenin anlamını şu sözlerle dile getiriyor: “Mimarlara ve tasarımcılara ürünleriyle hizmet veren Häfele için bu gerçekten bir “ilk” ve tasarımcılara birebir ‘dokunmasını’ sağlayan çok güzel bir adım. Häfele’nin çözümleri oldum olası bizlerin ufkunu açıyor, becerilerimizi geliştirmemize fırsat veriyor; hayal gücümüzün sınırlarını genişletiyor. Bu açıdan bakınca, hem fotoğrafların kurgusu hem o ürünlerle kurduğumuz diyalog güçlü bir ifadeye kavuşabiliyor elbette.”

2010 takvimini tasarımcılara ayıran Häfele, takvim projesinde her yıl yaratıcı disiplinlerin farklı yüzlerine yer vererek gelenekselleştirmeyi; yenilikçi tavrını tasarım ve mimarlık dünyasında ses getirecek yepyeni projelerle de ortaya koymayı hedefliyor.

2010takvim-3

Etiketler: , , , , | İlk yorumu siz yapın »

Will Alsop imzalı rezidans Manchester’da yükseliyor

8 Aralık 2009 | Yazar: Benan Kapucu | Konu: Mimari

hafele1

CHIPS eğlenceli, cesur ve güçlü…
New Islington’un yeni kentsel tasarımının bir parçası olan Will Alsop imzalı ilk büyük bina tamamlandı. Urban Splash’in 2002 yılında başlattığı New Islington Millennium Community projesi, Ashton ve Rochdale kanalları arasında, Manchester kent merkezinin kuzey ucunda inşa ediliyor. Aykırı İngiliz mimar Will Alsop, Chips adını verdiği rezidans projesinde, üst üste bindirilmiş üç patates cipsinden esin almış.

CHIPS BİNASININ GAZETE BASKILI CEPHE KAPLAMASI, YEREL ENDÜSTRİYEL MİRASI ANIMSATIYOR. AÇIK PLAN DAİRELER KAYAR KAPAKLARLA DA BÖLÜMLENİYOR.

‘Aklınıza bir şey gelmezse ceplerinizi karıştırın, kesinlikle bir şeyler bulursunuz“ diyor Will Alsop, Hollanda’da yaptığı barajın formu için çakmağını model aldığını anlatırken. Londra’da ve Manchester’da kentin siluetini değiştiren onlarca projeye imzasını atan İngiliz mimar, yüzyılın en yaratıcı kişiliklerinden biri sayılıyor.

Urban Splash’in 2002 yılında başlattığı ve yapımı yeni tamamlanan Chips projesi, New Islington bölgesinin satılık yeni konutlarını içeriyor. Binayı oluşturan eşit yükseklik, uzunluk ve incelikte üç blok (cipsler) yaklaşık 100 metre uzunluğunda, 14 metre genişliğinde birbirinin üzerine şaşırtmalı olarak istif edilerek yükseltilmiş bir zemin kat ve 142 tek, çift ve üç yatak odalı daireleri kapsayan sekiz kattan oluşuyor. Bina, kompozit duvarlar, cepheleri gazete baskılı cephe kaplaması, bu bölgenin yerel endüstriyel mirasını da yansıtıyor.

Chips konumlandığı New Islington Strategic Framework’un bir parçası olan arazi, kuzeydoğuda Manchester kent merkezinin bir bölümünü oluşturuyor. Chips’in bulunduğu mevki, Ashton kanalının güney ucunda biten ve kuzeye doğru uzanan yarımada üzerinde yer alıyor. Arazinin batısında ve doğusunda yapımı süren ek kanal kolları yapıyı üç tarafından suyla çeviriyor.

Will Alsop, her zaman olduğu gibi bu projenin tasarım sürecinde yerel halk ile yakın işbirliğine girmiş. Alsop’un stratejisine göre, taahhüt, masterplan ve Chips binasının tasarımı altı aydan fazla yerel halka müzakereler sonucu geliştiriliyor. Bu projedede amaç, bitişik yapılarla mimarinin kütleselliğinin azaltıldığı, öte yandan yüksek kalitede, yüksek nüfus yoğunluğunu karşılayabilecek bir yapı yaratmaktır. Plan, yüksek yoğunluklu bloklarda her biri farklı ve özgün apartman daireleriyle kurgulanmış. Tüm sakinlerin suyun kenarında, suyu görebilecek bir konumda ve yeni kanal kollarında dinlence etkinliklerinden faydalanabilecek olması, tasarım stratejisinin önemli bölümünü oluşturuyor. Dairelerin karışımı, tüm bina boyunca yerleştirilen stüdyolar, atölye ve restoranlar farklı kullanım alanları yaratıyor. Bina, zeminden yükseltilmiş durumda, böylece tüm birimler ve kullanıcılar zeminin üzerine konumlandırılmış.

Yapının dış kabuğu, cephede büyük bir doku oluşturan farklı renklerde kompozit panellerden oluşuyor. Sekiz katta düzenlenen daireler, bina boyunca batı-doğu yönünde uzanan koridorun iki tarafında konumlanmış. A’dan F’ye isim verilen altı ana daire tipi esas alınarak planlanan bina, maliyetiyle de her sosyal kesimin ulaşabileceği bir ölçekte.

hafele-1

Alsop’un tasarımında, yaşam, çalışma ve ticari birimler tek bir projede çözümlenmiş. Chips binası sürdürülebilirlik, kentsel peyzaj ile bütünleşmek ve esin dolu daireler yaratmak gibi anahtar kavramlar etrafında biçimlenirken teknolojik yeniliği sıra dışı bir tasarımla buluşturmuş. Binanın konut birimleri, stüdyolardan üç yataklı dairelere dek birçok farklı tipte çeşitlendirilmiş. Balkonlar da farklı versiyonlarla birbirinden ayrılıyor. Dairelerin çoğu banyo ve mutfağı içine alan merkezi bir çekirdek etrafında planlanmış. Daireler açık plan ya da büyük katlanır kapakların kullanıldığı yarı bölümlenmiş bir mekan olarak sunuluyor. Temel fikir, kullanılmayan sirkülasyon alanlarının azaltılarak açık plan, esnek ve verimli apartman daireleri gerçekleştirmek. Daireler içinde çekirdek alanlar aynı zamanda dış duvarlarda prizlerden, borulardan ve elekrik anahtarlarından kurtaran elekrik ve servis gereksinimlerini de içeriyor. Büyük ve değişken pencere biçimleri çeşitlilik sağlarken gün ışığından olabildiğince yararlanmasını sağlıyor.

Alsop’un tasarımının önemli bir yönü, binayı tüm sakinlerin tek bir ön kapısının olduğu bir bina yaratabilmek. Öyle ki tüm daireler binanın merkezindeki yürüme engellilerin de ulaşabileceği ışıltılı lobiden ulaşılıyor.

Zemin katta yer alan stüdyo daireler, batı yönünde kendi içinde giriş alanlarına ve restorana sahip. Zemin kat merkezinde yer alan üç kat yüksekliğinde binanın kuzey ve güney katlarından ulaşılabilen giriş holü konutlara yönlendiriyor. Aynı zamanda 420 metrekarelilik bir restoran, 44 ve 110 metrekare arası alanlara sahip altı stüdyo mekanı bu katta konumlanmış. Birinci katta ise ana koridordan ulaşılan 14 apartman dairesi ve iki kat yüsekliğinde bir restoran bulunuyor. En alttakı cipsin en üst katında ise 17 adet balkonlu apartman dairesi yer alıyor. Konutların çoğunu kapsayan en uzun blokta, dairelerin balkonları ve pencere tiplerinin farklı pozisyonları yapıya özgün bir doku da kazandırıyor. En üstte, 80 metre uzunluğundaki en kısa olan blok ise üç kat boyunca 45 apartman dairesini kapsıyor. 3 yatak odalı daireler, Güney-Batı yönünde manzara ve gün ışığından olabildiğince yararlanıyor. Binanın Doğu yönünde büyük ortak teras, bodrum katında ise otopark, bahçe ve bisiklet parkı düşünülmüş.

Çoğunlukla yerel halkın katılımcı fikirleriyle tasarım sürecini yönlendiren Alsop yeni sonlandırdığı Chips binasıyla yaratıcılığını, cesur ve eğlenceli olduğu kadar, toplumsal yönden de güçlü bir proje ile yeniden kanıtlıyor.

NEW ISLINGTON KENTSEL PROJESİNİN YENİ TAMAMLANAN BİNASI CHIPS, ASHTON KANALININ GÜNEY UCUNDA BİTEN VE KUZEYE UZANAN YARIMADA ÜZERİNDE ŞAŞIRTMALI ÜÇ BLOK OLARAK YÜKSELİYOR.

hafele-2

WILL ALSOP

Will Alsop, Toronto, Singapur ve Şangay’da da ofisleri bulunan Londra merkezli SMC Alsop ile modernist mimarlığın sınırlarını zorlayan yapılara imza atıyor. 2000 ‘de İngiliz Mimarlar Kraliyet Enstitüsü (RIBA) tarafından verilen Stirling ödülünü kazandıktan sonra Alsop, The Guardian gazetesinde İngiliz mimarlar hiyerarşisinde Richard Rogers ve Norman Foster’dan sonra üçüncü sıraya yükseldi. Stirling Ödülü’ne hak kazanan Peckham Kütüphanesi, “Mimarlık hakkında fikrinizin olması mimarlık için tehlikelidir. Hiçbir tarz ve metodun baskın olmadığı bir çağda yaşıyoruz, görüp tersini yapabileceğimiz birçok örnek var” diyen mimarın Pop-Art esinli, güçlü renklerle bezeli, dinamik formlardaki yapılarından sadece biri.
Alsop’un yapıları arasında, yılda bir milyon turist tarafından ziyaret edilen ve mavi cephesi nedeniyle “Büyük Mavi” diye de adlandırılan hükümet binası ‘Hotel du Departement des Bouches-du-Rhone’ (Marsilya, Fransa- 1997) de Stirling Ödülü’ne aday gösterilmişti.
Le Corbusier, Sir John Soane, Mies van der Rohe ve John Vanbrugh’dan ilham alan Alsop, tüm kariyeri boyunca mimarlığın toplumların değişiminde hem önemli bir araç hem de güçlü bir sembol olduğunu savundu.

Proje adı: Chips
Müşteri: Urban Splash Ltd
Mimar: Alsop Architects
Baş müteahhit: Urban Splash Build Ltd
Peyzaj tasarımı: Grant Associates
Toplam alan: 16.200 m²
Toplam maliyet: £20m
Konum: Ancoats, Manchester
Yükseklik: 34 metre çatı parapetine kadar
Kat sayısı: Bodrum ve 9 kat
Başlangıç tarihi: Ocak 2006
Bitiş tarihi: Haziran 2009

YAZI: BENAN KAPUCU - FOTOĞRAFLAR: CHRISTIAN RICHTERS

Etiketler: , , , | İlk yorumu siz yapın »

Hafele’den mobilya tasarımında çığır açan elektronik donanımlar

2 Aralık 2009 | Yazar: Gateway | Konu: Tasarım, Ürün tanıtımı

hafele

Häfele’nin mobilya donanım teknolojisinde çığır açan en yeni ürünleri; sessiz, konforlu ve güvenli akıllı çekmece sistemi Grass Sensotronic, tasarımla işlevselliğin ideal birleşimi olan yükseltici mekanizma Plazma Lift, teknoloji harikası Huwil elektronik kalkar kapak donanımları, tek bir dokunuşla çekmecelerin otomatik olarak açılmasını sağlayan mucize sistem Kesseböhmer TouchControl yılın icatlarına damgasını vuruyor.

Mutfaklara Häfele farkıyla giren akıllı teknoloji: Grass Sensotronic
Häfele, çekmece ray ve sistemleri konusunda uluslararası bir isme sahip olan Grass firmasının sunduğu ve dünyanın ilk akıllı çekmece sistemi olan elektronik kontrollü Sensotronic’i Türk tüketicilerle buluşturuyor. Çekmecenin herhangi bir noktasına dokunularak sessizce açılıp kapanmasını sağlayan Sensotronic’in diğer avantajları arasında montaj ve kullanım kolaylığı ile güvenlik sistemi bulunuyor.

Grass tarafından tasarlanan elektronik çözümlerden biri olan Sensotronic, tamamıyla otomatik olarak çekmecelerin açılıp kapanmasını sağlıyor. Türkiye’de Häfele tarafından sunulan Sensotronic’de kullanılan ileri teknoloji, çekmeceyi ray boyunca elektronik kontrollü olarak hareket ettirerek birinci sınıf konfor sunuyor. Sensotronic, çekmece içeriğinin ağırlığından bağımsız olarak çekmece ön paneline el, diz, hatta hafif bir dirsek dokunuşuyla harekete geçiyor, yine hafif bir dokunuşla istenen yerde durdurulabilme özelliğiyle de büyük kolaylık sağlarken kulpsuz mobilya tasarımlarının da konforunu artırıyor.

Sensotronic’in bir diğer özelliği olan montaj kolaylığı sayesinde, herhangi ek bir alete ihtiyaç duyulmadan, sistem kolayca monte edilerek kullanılmaya hazır hale geliyor. Sensotronic’in el sıkışmalarına karşı geliştirilen özel koruma mekanizması, çekmecenin hareketi herhangi bir şekilde engellendiğinde güvenle durmasını sağlıyor.

Yükseltici mekanizma Plazma Lift
Mobilyanın içinden yükselerek çıkan ve her iki tarafa dönebilen Plazma Lift, iç mekan tasarımında tasarımcıya özgürlük getiriyor. Her iki tarafa dönebilen Plazma Lift iç mekan tasarımlarına estetik bir dokunuş katıyor. TV prizinde otomatik kapatma, uzaktan kumanda ve dokunmatik tuş özelliklerine sahip olan bu ürünün eğilme açısı 11.5 derece, dönme açısı ise 210 derece. Ev, ofis, otel ve yatlarda, özellikle alan kazanımı gerektiren mekanlarda kullanım için ideal olan bu ürün mobilyanın içerisine gömülüp, istendiği zaman aşağı yukarı hareket ettirerek dışarıya çıkartılabiliyor. Plazma ekranların mobilya içerisine gizlenmesi sayesinde cihazlar dış etkenlere ve hırsızlığa karşı korunurken, dönebilme özelliğiyle TV izleme açısı sorununa da çözüm getiriyor.

Huwil elektronik kalkar kapak donanımları
Ahşap kapaklar ve alüminyum çerçeveli kapaklar için üretilen kalkar ve kalkar-katlanır kapaklara uygun elektrikli makas donanımları, tek ve çift kanatlı kapaklara uygun. Programlanabilir uzaktan kumandalı açma düğmesi, birden çok makas donanımı çalıştırabiliyor. Sessiz hareket ve entegre yavaş kapanma özelliği sunan elektrikli sistem, elektrik kesintisi halinde gücü artmış şekilde çalışmaya devam ediyor. Bunun için ilave bir güç yardımına gerek kalmıyor. Güvenlik açısından da endişeye yer bırakmayan sistem, her iki yönde de (açma-kapama) önüne engel gelince, otomatik olarak duruyor.

Kesseböhmer TouchControl: Tek dokunuş, tek hareket
KesseBöhmer TouchControl, tek bir dokunuşla çekmecelerin otomatik olarak öne açılmasını sağlıyor. Çekmecelerin ön yüzünde herhangi bir noktaya dokunulduğunda kiler sistemi otomatik olarak açılıyor. Tek bir dokunuşla sistem devreye giriyor ve yavaş ve sessiz bir hareketle dolabın dışına doğru açılıyor. Çocukların erişimini ve istenmeyen açılmaları engelleyen güvenli Touch-Control sisteminde, hareket sensörü çok az yer kaplayan elektrikli motor ile birlikte basitçe kayar mekanizmaya bağlanıyor. Sadece mobilya bazasında elektrik bağlantısı gerektirdiği için standart mobilyada da kolaylıkla kullanılabiliyor; sonradan da uyarlanabiliyor. Farklı yüklere karşı esnek bir yapıya sahip olan Kesseböhmer TouchControl, sessiz ve kolay kullanımı, istenmeyen açılmaları engelleyen güvenli sistemiyle kiler sistemlerinde, dolaplarda, kulpsuz çekmecelerde kullanım için ideal bir ürün.

Etiketler: , , , | İlk yorumu siz yapın »

Proje yönetiminde yılların deneyimi: Serdar Çakır

17 Kasım 2009 | Yazar: Benan Kapucu | Konu: Söyleşi

Serdar Çakır

Serdar Çakır

Hastane, otel ve havaalanı gibi birçok girdisi olan, çokkatmanlı projelerin ürün ve malzeme seçiminden şantiye yönetimine uzanan karmaşık iş sürecini kapsayan proje yönetimi, deneyim ve yoğun emek gerektiren bir uzmanlık alanı. Mimarlık eğitimi aldıktan sonra, sağlık yapılarının proje yönetiminde uzmanlaşan Acıbadem Proje Yönetim İnşaat Grup Yöneticisi Serdar Çakır, hem iş sürecini hem de bağlı olduğu proje yönetim biriminin hastane mevzuatını değiştiren yeniliklerini aktardı.

Röportaj: Benan Kapucu Portre: Mustafa Nurdoğdu

Acıbadem Proje Yönetimi bünyesinde, başta- geçen sayıda ayrıntılı biçimde ele aldığımız- Acıbadem Maslak hastanesi olmak üzere (bkz. Hafele Gateway 11) birçok hastane projesinin uygulama koordinasyonunu üstlenen Serdar Çakır, bu alanda en deneyimli isimlerden biri. Acıbadem Proje Yönetimi olarak tıp teknolojisi ve hastane mimarisi alanında tüm dünyadaki yenilikleri izlediklerini vurgulayan Çakır, inovatif proje yönetiminin inceliklerini anlatıyor:

Şimdilerde üzerinde çalıştığınız projelerden bahseder misiniz?

Acıbadem hastanelerinin tadilat ve yenileme çalışmaları ağırlık kazandı şu sıralar. Haliyle, 7-8 seneden sonra binalarımız yaşlanmaya başlıyor ya da yeniliklere ayak uydurması gerekiyor, Bir süre sonra hasta potansiyeli artınca, bunu karşılayamaz hale geliyor. İhtiyaca göre planlamaların ve tadilatların yapılması gerekebiliyor. Şu sıralar öyle işler gündemde. Ayrıca bu dönem, Acıbadem Sağlık Grubu adına ,farklı müteahhit ve yatırımcıların yapmakta olduğu, projeleri tarafımızca oluşturulmuş iki ayrı kompleksin imalat kontrollerini yürütmekteyiz. Yatırımcıların sözleşme kapsamında yükümlülüklerini yerine getirerek binaları teslim etmelerinin ardından sağlık grubu adına Proje Yönetimi’ne ait imalatlar ile medikal ekipmanları yerleştirmek suretiyle açılışa hazır hale getiriyoruz. Farklı bir model olarak devam etmekte olan Eskişehir ve Fulya Hastanelerimizin de 2010 yılı içerisinde açılışa hazır hale gelmesi hedeflenmekte.

Yenileme çalışmalarının dışında bir hayır işimiz de var. Mehmet Ali Aydınlar’ın memleketi olan Malatya Arapgir’de 17.000 metrekarelik bir okul kompleksinin inşaatı sürmekte. Şu sıralar hastane uygulamalarımızın yanında birde böyle bir işimiz var. Onu da bu yılın sonuna kadar teslim etme gayretinde olacağız. 2010 projelerimiz ise Bodrum hastanesi ve Acıbadem Üniversitesi olacak. Acıbadem Üniversitesi 6000-7000 metrekarelik bir binada bu sene eğitime başladı. Önümüzdeki sene yer ve projelerinin netleşmesinin ardından ana kampüs inşaatına başlanacak.

Hastane projelerinin çok karmaşık ve katmanlı bir yapıya sahip olduğunu biliyoruz. Medikal planlama ve iç mekan tasarımından sonra nasıl bir süreç işliyor? Aşamalarından bahseder misiniz?

Projeler bittikten sonra -olgunlaştıktan sonra diyemeyeceğim, çünkü proje sürekli uygulama boyunca yaşıyor- şantiye sürecinde. medikal planlama anlamında da değişiklik olabiliyor, iç mimari de doğası gereği onunla birlikte yaşamaya başlıyor. Alanlar çıktıkça, projenin üçüncü boyuta geçmesiyle kararlar değişebiliyor. Ama esas olarak baktığımız zaman, projenin gelişiyle beraber birkaç aşama başlar: İlk olarak en başta yapılan bütçeye uygun malzeme seçimleri yapılır.İkinci aşamada görev dağılımları olur. Bu iki programda, bizim verdiğimiz tarifler gereği ihale aşaması başlar. İhale sürecinde -yine özellikle iç mimarlarla bir şekilde kopmadan çalışamız gerekir ki- asıl dikkat yoğunlaştırılacak konu iç mimaridir. En büyük yükümlülüklerimizden biri başta öngörülen maliyetin aşmamasıdır. İç mimaride o kadar geniş bir yelpaze var ki kontrol altında tutmak son derece güçtür. Projeyi iç mimarın önüne verdiğiniz zaman o çizer, hayal gücünü sonuna kadar kullanır. Bizim onları kendi bütçemize adapte etme gibi bir sorumluluğumuz var. Bu da disiplin altına almamız gereken, proje yönetimi kavramını içerisinde iç mimarı, gerekiyorsa medikal planlamayı da yönlendiren bir çalışma haline geliyor. Bütün bunların içerisinde bilgilerin doğru aktarımı, doğru firmaların seçimi, doğru maliyet planlamalarının yapımı tamamlandıktan sonra uygulama aşamasına geçilir.

Peki, detaylarda hangi kriterlere göre hareket ediyorsunuz?

Detaylarda, hastane yapısı içinde kullanılacak malzeme var, kullanılmayacak malzeme var, öncelikle onu ayrımı önemli. Bizim uzun soluklu çalışma dönemimizde, artık firmalar bizlerle beraber bu ahlakı edinmiş durumda. Çok nadiren bizim teknik anlamda onaylamadığımız işler çıkar. Onun haricinde dediğim gibi bütçe gerçeğini asla unutmuyoruz, ona uygun controller yaparak firmayı yönlendirmeye çalışıyoruz. Süre de tabii bu işin önemli faktörlerinden biri.Seçilen bir malzemenin de örneğin kısa zamanda tedarik edilebilmesi ve uygulanabilmesi gerekiyor.

Yenilikleri, yeni ürün ve malzemeleri nasıl takip ediyorsunuz?

Bizde departmanlar sorumlulukları gereği gitmeleri gereken fuarlara giderler, konferanslara katılırlar. Medikal planlama ile ilgili birimimizin yetkilileri, gerek yeni cihazlarla ilgili tanıtımlara, gerek kendi bilgi seviyelerini artırmak ve bu alandaki gelişmeleri takip etmek maksadıyla gereken konferanslara eğitimlere düzenli olarak katılır; yeni eklenmiş denenmiş ve bulunmuş konuların aktarıldığı seminerlerde bulunurlar. Proje ve uygulama departmanında görev yapan arkadaşlarımız ise malzeme ve detay bilgisini geliştirecek eğitimlere ve fuarlara katılıyorlar. Güvenlik ve yangın gibi konularda da seminerlere, eğitimlere gönderiyoruz. Bu gibi konuları kendi içimizde çözümlemeye çalışıyoruz.

Son zamanlarda yaşadığımız birkaç örnek, hastanelerin afetlere karşı ne kadar donanımsız olduğunu ortaya koyuyor.

Evet, selden sonra yaşadığımız olaylar da öyle… Maalesef ülkemizde felaket yaşanmadan ders almıyoruz. Yönetmeliklerde açığımız çok fazla, özellikle yangına karşı. Bugüne kadar olmayacak insanlar, ‘Ben bu malzemeyi satıyorum’ diye karşımıza çıkıyor.

Bürokratik engellerle de karşılaşıyorsunuzdur mutlaka. Mevzuat elli yıl öncesinden geliyor zira öyle değil mi?

Aslına bakarsanız bir Türkiye’deki standartların önünde gittiğimizi söyleyebilirim. Bu kadar hastane projesinden sonra açıkçası, Sağlık Bakanlığı’nın Türkiye’de yapılacak sağlık kuruluşlarında hangi detayları,malzeme ve standartları aradığını,hangi koşulların sağlaması gerektiğini çok iyi biliyoruz. Daha işe başlamadan kafamızda işin detayları oluşuyor. Standartların dışına çıktığınızda denetimden geçemiyorsunuz zaten, bir iki santimlik bir farkın bile önemli olduğunu biliyoruz. Bu sayede ‘Sağlık Bakanlığı denetiminden ‘eksik raporu’ düzenlemeksizin işletme ruhsatı almıştır. Ancak yapılması arzu edilen kimi uygulamalar da yönetmeliklerde yer almaması sebebiyle gerçekleşememekte.

Sağlık projelerinde, örnek model oluşturduğunuzu söyleyebiliriz öyleyse…

Öyle sayılır, çok geniş bir yelpaze bu. Acıbadem Proje Yönetimi’nin kendi içinde uzman olan her birimin bileşkesiyle ortaya çıktığını söylemeliyim. Her bir departman kendi konusunu tek başına yürütebilecek konumda. Yoksa, bu kadar büyük bir bileşkeyi zaten yönetmek kolay değil.

Proje yönetiminde kaç departman bulunuyor?

İnşaat, elektro mekanik, proje ve medikal planlama olarak dört ana başlıkta çalışmaktayız. Muhasebe ve satınalma departmalarımızda bu dörtlünün destekçileri. Elektrik ve mekanik gruplarımızı,birbirleri ile olan girift ilişki sebebiyle birleştirerek elektromekanik olarak tek çatıda birleştirdik. Standart proje yönetimi oluşumlarına gore farklı olarak hizmet veren Medikal planlama departmanımız , hastane ihtiyaç programına gore mimari planlamanın gerçekleşmesinden,alımı yapılacak ana ekipmanların konfigürasyonlarının belirlenmesi, satın almasının gerçekleştirilmesi ve kurulumunu nun tamamlanarak devreye alınmasına kadar görev yapmakta. Onun dışında konusunda uzman kişi ve / veya firmalardan profesyonel danışmanlık hizmeti aldığımız konular bulunmakta. Görüldüğü gibi çok yönlü olarak toplanan tüm veriler, departmanların arasında planlanan uyumlu çalışması sayesinde örnek gösterilecek hastane yapılarının başarıyla tamamlanmasını sağlamakta.

Proje yönetimi olarak hastane yapılarına getirdiğiniz yeniliklerden söz eder misiniz?

İlk aklıma gelen konu, kütle olarak ön planda olması sebebiyle Maslak hastanesinin çift cephesi.Kullandığımız ikinci cephe,Hem görsel anlamda kesintisiz bir yüzey oluştururken aynı zamanda ,hem Büyükdere Caddesi’nden hem de Park Orman’dan kaynaklı gürültülere karşı çok ciddi bir fayda sağladı. Hastane, peyzajıyla sakin rengiyle bir duruluk içerisinde. Cephe konseptiyle bu anlamda çok örtüştü Bina içi uygulamalarımızda ,akustik tavan malzemesini hastane iç mekanlarına soktuk, yankıyı kesti ve daha gürültüsüz bir ortam yarattı. Özellikle yoğun trafiğe sahip poliklinik odalarında rahatsız edici uğultuyu da böylece kesmiş olduk. Günışığını yönetmeliğin izin verdiği ölçüde en fazla oranda kullanmaya çalıştık Gün ışığının hasta psikolojisinde ne derece önemli olduğu hepimizin malumu.

Ama asıl önemli noktalardan biri de, akıllı bina teknolojisi ile yönetilen binamızda ilave ettiğimiz dijital hasta takip sistemi.Hasta ile ilgili her türlü tıbbi bilgi,elektronik kayıt sistemi aracılığı ile olabilecek en güvenli şekilde ilgili doktora, hemşireye vs. ulaştırılmakta. İlk olarak Maslak hastanesinde uyguladığımız sistemde, hasta odalarındaki bilgisayar sayesinde doktorun,hasta bilgilerini ilgili birimlerin takip edebileceği bir merkeze aktarması söz konusu. Hastanın takibi açısından bana göre, sağlık yapılarına getirdiğimiz ­ en önemli yeniliklerden biri de bu. Bununla birlikte Maslak hastanemiz,medical ekipmanlar ile ilgili önemli yeniliklere sahip.Maslak özellikle onkoloji branşında iddialı bir yere sahip oldu.Kanser tedavilerini bir iki dakikalara indiren cihaz Türkiye’de ilkdir. Ameliyathanelerimiz biri,organ nakli ve yüksek enfeksiyon riski olan operasyonların güvenle yapılmasına olanak sağlayan `ultra-clean` teknolojiyle yapılmıştır.Ameliyathanelerimizden ,150 kişi kapasiteli konferans salonumuza yaptığımız görüntü nakli ile operasyonların canlı olarak izlenebilme imkanı bulunmaktadır.

Karmaşık bir iş süreci var proje yönetiminin ardında. Şantiyeleri de takip ettiğiniz oluyor mu?

Tabii, uygulama çalışmalarının kalite ve sure olarak takibi yapmakta olduğumuz çalışmanın en önemli parçası.O yüzden zamanımızın önemli sayılacak bir bölümü şantiyelerde geçiyor. İşin içindeyiz sürekli. O ilgiyi, kontrolü ve takibi de koparmamak gerekiyor. İnsan sürekli işin içinde olunca hataları ve gereklilikleri fark edemeyebiliyor; böyle durumlarda dışarıdan bir gözle olası eksikleri daha kolay görebiliyor,daha pratik çözümler üretebiliyorsunuz. Bana göre sanayi yapılarının dahi bir adım ötesinde ,bina inşaatları arasında en karmaşık iştir hastane. Hastane, ‘akıllı bina’ diye tarif edilen yapının gereklerini harfiyen yerine getirmeli. Her detay, her oda, her cihaz büyük bir senaryonun parçası. Biz “6000 aktivite” diye adlandırdığımız bir yönetim sergiliyoruz. Hafele’den aldığımız en basit vidanın bile bir kalem olduğunu düşünürseniz işin boyutunu anlayabilirsiniz.

Etiketler: , | İlk yorumu siz yapın »

Hafele’den sistemli düzenin püf noktası “Akıllı Tabaklıklar”

16 Kasım 2009 | Yazar: Gateway | Konu: Ürün tanıtımı

Hemen tüm mutfaklarda tabaklar, kullanım sıklığına bağlı olarak kategorize edilerek dolap içlerine yerleştiriliyor. Özel günler için ayrılan takımlarla gündelik tabaklar söz konusu kullanım sıralamasına göre dolap ya da çekmece içlerindeki yerlerini alırken, mutfaklarda alçak ya da yüksek ama ihtiyaca göre kolay erişilebilecek en uygun alanlar seçiliyor. Öte yandan gösterilen maksimum özene rağmen tabaklar üst üste dizilerek saklandığında küçük ya da büyük kırıklarla zarar görmelerinin önüne geçilemiyor. Her iki amaca da hizmet eden en işe yarar yöntem ise Häfele’nin değişik ihtiyaçlara cevap veren ve tabakları tek tek yerleştirme olanağı sunan modülleri oluyor.

akilli-cekmece-tabaklik-2
Akıllı çekmeceler

Häfele’nin mutfakta birbirinden ayrılması gereken malzemeleri en sistemli şekilde düzenleyen ürünü akıllı çekmeceler, tabakları diğer malzemelerden ayırarak arandığında kolay bulunabilir hale getiriyor. Böylece çekmece içindeki tabaklar dairesel bölümlü özel bir düzenleme sistemiyle yer kaplamayan mutfak elemanlarına dönüşüyor.

Tabakların yatay olarak saklanabildiği bir başka çekmece sisteminde ise bölümlemeler plastik çubuklar sayesinde gerçekleştiriliyor. Yatay ve tabakları üst üste dizerek kullanmayı isteyenler için tabaklığın çapı ayarlanabiliyor ve taşınabiliyor. Maksimum 114 mm depolama alanı sağlayan sistem, 180-320 mm tabak çapına uygun olarak üretiliyor.

aski-tabaklik

Tabaklara hızlı erişim
Linero 2000 Askı ve Organizasyon Sistemi’nin bir parçası olan tabaklık, sıklıkla kullanıldığı için el altında ve göz önünde olması gereken tabaklara kolay erişimi sağlıyor. Hemen herkesin önemli günlerde kullanmak üzere özel takımlarından ayırdığı “gündelik” tabaklar için pratik olduğu kadar estetik bir çözüm sunan tabaklık, paslanmaz çelik malzemeden üretiliyor.

dikey-tabaklik

Dikey sistem
Mutfağında tabaklarını dolap içine dikey olarak dizerek yerleştirmek isteyenler için polistren malzemeden üretilen tabaklık hem dolap hem çekmece içinde kullanılmaya uygun. 500 mm çekmece rayları ile birlikte kullanılabilen tabaklık 60 mm yüksekliğinde ve çekmece iç genişliği ve derinliğine uygun olarak kesilebiliyor.

Alan değerlendirme
Paslanmaz çelik malzemeden üretilen tabaklık, mutfaklarda hem tabakları yıkadıktan sonra dizmek için kullanılabilen damlalık seti hem de en çok kullanılan tabakların el altında olmasını sağlayan pratik ve estetik bir yardımcıya dönüşüyor. Derinliği 240 mm olan tabaklık düz ve v şekilli parçaları sayesinde iki amaca da hizmet ederek, özellikle küçük mutfaklarda tezgah üzerindeki alanın en verimli şekilde değerlendirilmesini sağlıyor.

Etiketler: , , | İlk yorumu siz yapın »

Finlandiya’nın kültürel Rönesansının mimarı Alvar Aalto

10 Kasım 2009 | Yazar: Benan Kapucu | Konu: Mimari

hafele20. YÜZYILIN EN ÖNEMLİ MİMARLARINDAN BİRİ VE ULUSLARARASI MODERNİZMİN BAŞ AKTÖRÜ OLAN ALVAR AALTO , VIIPURI KÜTÜPHANESİ VE PAIMIO SANATORYUMU GİBİ BİRÇOK BAŞYAPITINDA, FİN ROMATİZMİNE ÖZGÜ DOĞA ANLAYIŞINI MODERNİST İDEALLERLE YENİDEN BİÇİMLENDİRDİ; İLHAM VERİCİ MOBİLYALAR VE CAM OBJELER TASARLADI. ALVAR AALTO MÜZESİ’NDE SÜREN “SHIFTING CONTOUR” SERGİSİ, ONUN YAPI VE PEYZAJ ARASINDA KURDUĞU GÜÇLÜ İLİŞKİYE İŞARET EDİYOR.

“Tekne Päijänne ya da Keitele gölünün sularında süzülür, sonra zarif kıvrımlı kıyıları olan derin koylara yanaşırken, en iyi eğlencem bu peyzajın içinde kalan yapılara hayalimde küçük eklemeler yapmaktı. Anında şaşırtıcı biçimde dönüşüyordu her şey; çatıları hafifçe kaldırır-orta Finlandiya’da çatıların mümkün olduğunca düz olması gerekir- köyün renklerine güzel bir ayar verir, oraya buraya ağaçlar dikerdim. Bazen evlerin arasında kalan kilisenin ön plana çıkması gerekirdi: Ben genellikle sütunlarla çevrili küçük bir pazar alanıyla yapardım bunu ya da çan kulesini uzatırdım.”
- Alvar Aalto, Sisä-Suomi, 26 Haziran 1925.

Yapı ve peyzaj ilişkisi, genç bir mimar olduğu dönemde de Alvar Aalto’nun işlerinde ve yazılarında kendini gösterir. Aalto, mimarlıkla ilgili metinlerinde doğaya ve bahçelere de değinir; mimarı arazinin “verimini” artıran, gereksiz sürgünleri budayan bir bahçıvanla özdeşleştirir. Alvar Aalto Müzesi’ndeki yaz sergisi, Jyväskylä Üniversitesi Kampüsü, Seinäjoki Kent Merkezi, Vuoksenniska Kilisesi, Essen Opera Binası ve Finlandiya Kongre Salonu’nun çizimleri eşliğinde onun bu konuya olan yaklaşımını gözler önüne seriyor. Alvar Aalto Müzesi’nin çizim ve fotoğraf arşivine dayanan sergi, geleceğin araştırmacılarına bu çerçevede yeni bir pencere açmış oluyor.

Arazinin topoğrafyasına göre yapılarını biçimlendiren Aalto’nun mimarisinde, iç ve dış mekanlar sıklıkla birbirine gölgelikler, pergolalar ve asmalı çardaklarla bağlanır; dış mekandan iç mekana geçiş aralıklarla olur. Heykelsi iç ve dış duvarların dolambaçlı görünümleri de doğayla psikolojik bir bağlantı kuruyor. Essen Opera Binası’nın fuayesinde ve Finlandiya Kongre Salonu’nun oditoryumunda olduğu gibi…

hafele-11

Bina ve doğa arasındaki ilişki, içeriden çevredeki peyzaja ve bahçeye açılan manzaralarla da sağlanır. Binanın yönü, Aalto’nun konut mimarisinde çok önemli olduğu gibi, kamu binalarının tasarımında da incelikle ele alınır. Doğal ışığı iç mekanlara taşımak, özellikle Kuzey’in karanlık kış aylarında daha çok önem kazanır.

Hugo Alvar Henrik Aalto 1898 yılında Finlandiya’nın Kuortane kasabasında doğdu. İsveçli mimar Arvid Bjerke’nin asistanlığını yaptıktan sonra, 1921 yılında Helsinki Teknoloji Üniversitesi’nden mezun oldu. 1924 yılında Jyväskylä’da Alvar Aalto Office for Architecture and Monumental Art / Alvar Aalto Mimarlık ve Anıtsal Sanatlar Ofisi’ni kurdu. Üstelik zamanlaması da kusursuzdu. 1920’lerin ortalarında henüz birkaç yıldır bağımsızlığını kazanmış bir ülke olan Finlandiya, yeni kimliğini tanımlarken mimarlığa da sınırsız yatırım yapıyordu. Aalto, Jyväskylä’da Finlandiya’nın kültürel rönesansında uzun süre rol oynayacak genç sanatçı ve entelektülellerden biriydi. Onların arasına 1924’te evleneceği Aino Marsio da katılmıştır. Aalto, tutkuyla birçok mimarlık komisyonuna projeleriyle katılır ve çoğunu da kazanır.
İlk binaları, Jyväskylä’da işçi konutları ve öğrenci kulüpleridir ama 1927’de Aalto eski başkent Turku’da Southwestern Finland Agricultural Cooperative Building işini de alır. Hem Helsinki’den daha özgür hem de Avrupa’ya yayılan arkadaş kitlesine daha yakın olan Turku, Alvar ve Aino’nun hep yaşadıkları yer olur. Evlerini Almanya’dan getirdikleri Marcel Breuer sandalyeleriyle ve fokstrot çalışmak için edindikleri gramofonla dekore ederler. O dönemde Finlandiya medyasının da gözdesi olan Aalto kimi röportajlarında kendini kozmopolit bir entelektüel olarak tanımlar. “Uçmak, modern insanın tek uygar seyahat biçimi” sözlerinden de anlaşıldığı gibi…

hafele-31

Jyväskylä’da geleneksel Fin çizgileriyle haşır neşir olan Aalto, Turun Sanomat Gazete Binası (1927-28), Viipuri Kütüphanesi (1927-35 ) ve Paimio Sanatoryumu (1928-33) gibi Turku binalarında, Avrupa gezileri sırasında hayran olduğu International Style (Uluslararası Stil) akımını da harmanlar. Diğer genç mimarların yaptığı gibi bu stili aynen kopyalamaktansa, onu yeniden tanımlar. Aalto, Aino ile birlikte 1935 yılında Helsinki’ye taşınır ve Munkkiniemi yakınlarında yeni bir ev ile stüdyo inşa eder. Paimio Sanatoryumu ve Viipuri Kütüphanesi için tasarladığı ahşap sandalye ve tabureleri üreteceği Artek mobilya firmasını da kurmuştur. Aalto, 1937 yılında Savoy restoranı tasarlaması isteninceye dek kent merkezinin hiçbir mimarlık işini alamaz. Savoy restoran için tasarladığı - genç bir Eskimo kızının deri pantolonuna benzettiği- Savoy vazo, bugün bile en çok satan ürünler arasındadır. Bu dönemde Alvar Aalto, sanayici ve sanat koleksiyoncusu Harry Gullichesen ve Maire için Villa Mairea evini tasarlar. Aalto, ince kütüklerin zarif kompozisyonu ve çelik destekler, beton putreller ve çimen çatılarla incelikli bir yapı tasarlar. Böbrek biçimli havuzu ve saunasıyla Hollwood’a gönderme yapar; rattan ya da huş ağacı kaplı siyah çelik kolonlarıyla iç mekanı Finlandiya ormanlarının dokusuna, ışığına ve gölgelerine saygı duruşu gibidir.

Finlandiya’nın bu usta mimarı, Amerika’da birçok mimarlık ödülü alır 1946-49 Baker House Senior Dormitory at the Massachusets Institute of Technology dahil. Dünya çapında bir mimar olarak kabul edilen Aalt, Royal Institute of British Architects (RIBA) ve American Institute of Architecture (AIA) altın madalyaları dahil birçok ödül kazanır– Almanya, Fransa, Danimarka ve İran’da da ödüller alır. Aalto 1976’da Helsinki’deki ölümüne değin, birçok başarılı savaş sonrası projelerine rağmen, hep savaş öncesi ürettiği ve büyüleyici bir kalite yakaladığı ilk Fin başyapıtlarıyla hatırlanır.

Uluslararası Stil’in ölçeği, ışığı kullanma ustalığı ve ayrıksı paleti, Alvar Aalto’nun binalarında güçlü bir hümanizm ile yeniden biçimlenir.

hafele-4

Paimio Sanatoryumu Alvar Aalto, Finlandiya, 1929
Savaş yıllarında Finlandiya’da tüberküloz hastalığının yayılması, yüzyıl boyunca tüm ülkede birçok sanatoryumun açılmasına yol açar. Bunlardan biri de 48 belediye ve dört kasabanın finansal destekleriyle gerçekleştirilen Varsinais-Suomi tüberküloz sanatoryumudur. Sanatoryumun yeri için Paimio’ya karar verildikten sonra, tasarımına 1929 Ocak ayının sonlarında bir yarışma ile karar verilir. Jürideki mimarlar, mimarideki son trendlerin sıkı destekçileri Jussi Paatela ve Väinö Vähäkallio’dur.

Alvar Aalto, projeye hastanın perspektifinden bakar; dingin ama neşeli bir ortam tasarlar. Hiçbir detayı gözden kaçırmaz; merdivenlerin kanarya sarısı renginden ısıtma sistemine, hastaları rahatsız etmemek için suyun sessizce aktığı özel musluk tasarımına kadar… Paimio sandalye (1931-1932) dahil sanatoryumun tüm mobilyaları Aalto’nun imzasını taşır. Evindeki Marcel Breuer çelik boru sandalyelerden de esin alan Paimio sandalye, tüberküloz hastaların nefes almasını kolaylaştıran bir tasarımdır. Aalto, şekillendirilmiş ahşap ve kontrplağın birleşiminden yapılan sandalyenin metalden daha sıcak ve konforlu olduğunu düşünüyordu.

Paimio Sanatoryumu’nda binanın temel işlevleri, bütünsel bir formla her kanadın kendi içinde çözümlenmiştir. A- kanadı en önemli arkitektonik unsur olan güneşli balkonlarıyla hastaların kanadıdır ve güneye bakar. B-kanadı genel alanları içerir: muayene odaları, dinlenme salonu, kütüphane ve ortak mekanlar. C-kanadında çamaşırhane, mutfaklar ve personel birimleri bulunur. Tek katlı D-kanadı ise kazan dairesi ve ısıtma tesisi bulunur. Sirkülasyon alanları A-kanadı ve B-kanadı arasında kalan ana girişi merkezine alır ve ona bir binanın diğer kanatlarına geçişi de sağlayan merdiven boşluğuyla bağlanır.

Fuayenin girişi farklı işlevlere hizmet eden kanatlar arasında geçiş sağlayan bir sirkülasyon alanı olarak iş görür. Fuayenin -hastaların terlik dolabı dahil- orijinal mobilyaları, uzun süre kalacak hastaların ev ortamında hissetmesini sağlayacak biçimde tasarlanmıştır.

YAZI: BENAN KAPUCU GÖRSEL ARŞİVİ: ALVAR AALTO MUSEUM

Etiketler: , , | İlk yorumu siz yapın »

Evsizler ve zihinsel engellilere Santa Monica’da yeni rehabilitasyon merkezi

3 Kasım 2009 | Yazar: Gateway | Konu: Mimari

ABD Kaliforniya eyaletinde, Santa Monica merkezinde yapılan yeni rehabilitasyon merkezi, Amerikan mimarlık şirketi Pugh+Scarpa’nın imzasını taşıyor. Sürdürülebilir mimarinin özelliklerini taşıyan yeni bina, sakinleri için ‘güvenli’ ve ‘davetkar’ bir ortam yaratıyor.
ABD’li mimarlık şirketi Pugh + Scarpa yurt içi ve yurt dışında mimaride sürdürülebilir tasarım konusunda uzman olarak tanınıyor. Ödüllü iş portföyünde yer alan her proje sürdürülebilir stratejiler ve malzemelerle yürütülüyor. Pugh+Scarpa’nın son projelerinden biri olan Step Up on 5th ise Santa Monica kent merkezinde yükseliyor. Yeni bina, evsizler ve zihinsel engelli kişiler için hem konut hem de rehabilitasyon ve destek merkezi işlevi görecek. Kalıcı yerleşim yeri olarak 46 stüdyo tipi daireyi kapsayan binanın zemin katı alışveriş alanları ve yeraltı otoparkı olarak düzenlenmiş.

hafele-2

Rehabilitasyon merkezinin benzersiz olduğu kadar mütevazı görünümde olan dış kabuğu, binayı Santa Monica’nın çekim noktalarından birine dönüştürüyor. Ana cepheyi kaplayan özel kesim anodize alüminyum paneller, gün ışığının doğrudan gelmesini engelleyen gölgelik işlevini görürken, gece ve gündüz saatlerinde farklı ışık oyunlarıyla, yoldan geçenler için dramatik bir görüntü oluşturuyor. Doğu ve güney yüzündeki duvarlarda stratejik bir düzen içinde olan gölgeliklerde, malzeme iyice öne çıkıyor; sirkülasyon alanlarına ve merdivenlere zarif bir ritim kazandırıyor. Açıklıkları birbirinden farklı olan gölgelikler, cepheye geometrik bir doku kazandırıyor. Cepheyi görsel olarak daha küçük elemanlara indirgeyen gölgelikler sayesinde, yoldan geçen otomobil ve insanlarla birlikte hareket ediyormuş gibi görünüyor.

Alt katında ticari alanlar, ikinci katta stüdyo tipi daireler, korunaklı iki ayrı avluya bakıyor. Katlara avlulardan yukarı bağlanan güvenli merdivenlerle ulaşılıyor. Her bir katta yer alan toplantı odaları sokaktan koparılmış ama 5. Cadde’ye ve Santa Monica’ya doğrudan bağlantısı olan avlulara yukarıdan bakıyor. Müstakil avlular, bina sakinlerinin sosyalleşebileceği özel alanlar olarak hizmet görüyor.

hafele-1

REZİDANS VE REHABİLİTASYON MERKEZİNİ KAPSAYAN STEP UP, SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK KRİTERLERİNİ YERİNE GETİREN ‘İYİLEŞTİRİCİ’ MİMARİNİN ÖRNEKLERİNDEN BİRİ.

Step Up on 5th binanın performansını optimize eden, yapım sürecinden kullanım sürecine tüm aşamalarda daha az enerjj tüketimine yönlendiren, standart uygulamaların dışında enerji kazanımı sağlayan boyutları ile farklılaşan bir proje. Rehabilitasyon merkezi ve rezidans binasının tasarım yaklaşımı ve iç mekan kurgusunda, pasif güneş enerjisinden yararlanarak uygulamaya dahil etme düşüncesi belirleyici olmuş. Güneş enerjisi stratejileri birçok farklı uygulamayı kapsıyor: Binanın güneş enerjisiyle soğutulması, konumu ve yönünün buna göre belirlenmesi; sıkça esen rüzgardan yararlanacak şekilde tasarlanması ve konumlandırılması; doğal havalandırması için gereken enerjinin en aza indirgenmesi; pencerelerinin optitum düzeyde gün ışığını alması gibi… Güney cephesinde gölgeliklerln kullanılarak Batı yönündeki cam cephenin aza indirgenmesi ve pencerelerin doğal havalandırmayı en üst düzeye çıkaracak şekilde tasarlanmas enerji kazanımı amacıyla geliştirilen stratejiler arasında. Step Up Fifth projesinde, iç mekan gün ışığından olabildiğince yararlanacak ve doğal hava akışının maksimum düzeye çıkaracak şekilde planlanmış.

hafele-3

Sadece bu pasif stratejiler bile geleneksel biçimde inşa edilmiş yapılara kıyasla binanın performansını yüzde 50 oranında artırıyor. Bina enerji kazanımı sağlayan ve çevre dostu ya da sürdürülebilir araçlarla donatılmış. Malzeme sakınımı ve dönüşümü, yapım sürecinde tüm atıkların dönüşümü için transfer istasyonlarına aktarılması sağlanmış. Bu sürdürülebilir stratejiler sayesinde Step Up on Fifth binası, yüzde 75 dönüşüm oranını yakalamayı başarmış durumda. Yüksek dönüşümlü içeriği olan özel halı, yine kaynakların korunması amacını ortaya koyan bir yaklaşım. Projede, aydınlatma çözümü olarak bina boyunca ve çift cidarlı pencerelerde kompakt floresan lamba kullanılmış. Her daire yine su tasarruflu klozetler ve enerji kazanımı sağlayan diğer gereçlerle donatılmış. Amerika’nın en sıkı enerji verimliliği kuralları uygulaan Kaliforniya eyaletinde, Step Up on Fifth rehabilitasyon merkezi yüzde 30’un üzerinde enerji kazanımı sağlayan sayısız sürdürülebilir özelliklerle hayata geçirilmiş.

Güney cephesindeki gölgelikler, duygusal açıdan duyarlı olan rezidans sakinlerine güvenlik duygusu verirken, binaya şaşırtıcı biçimde görsel derinlik veren asimetrik yatay açıklıklarla doğrudan güneş ışığını süzüyor.

Etiketler: , , | İlk yorumu siz yapın »

Devrim niteliğinde kayar mekanizma Mobilus ile dolaplar harekete geçiyor

26 Ekim 2009 | Yazar: Gateway | Konu: Ürün tanıtımı

Mobilya endüstrisine yenilikçi fikirleriyle öncülük etmeyi sürdüren Häfele, devrim niteliğinde kayar mekanizma sistemi Mobilus ile mekan algılarını alt üst ediyor; iç mekan tasarımında sınırsız ‘hareket’ olanağını ve ‘özgür alanları’ gündeme getiriyor.

plan1

plan1

Hareket kabiliyeti, mobilyanın işlevselliğini artırırken mekanlarda kullanıcıya ek depolama alanı kazandırır. Häfele’nin yenilikçi kayar mekanizması, ‘ağır yüklerin çok hafif bir dokunuşla en iyi biçimde kaydırılması’ fikrinden yola çıkarak geliştirildi. Yüksek ve ağır dolapların içlerindeki eşyayla birlikte çok az güç sarf ederek, sıra dışı bir yöntemle kaydırılabilmesini mümkün kılan ve mobilyaları ‘harekete geçiren’ Mobilus ile yaşam alanlarının daha verimli ve değişken biçimde kullanıldığı, tasarım odaklı mekan konseptleri geliştirilebiliyor: İki ya da üç dolap arka arkaya yerleştirilerek mekan derinliği daha iyi değerlendirilebiliyor; kimi mekanlarda gerektiğinde dolapların yatay eksende dönmesi ya da iki taraflı kullanılması da sağlanabiliyor. Bu kayar sistem teknolojisiyle, döner ve kaydırılabilir mağaza sergilemeleri, yatak odalarında gardırobun ardı sıra yerleştirilmesi ya da duvara monte kayar raflar gibi daha önce benzeri olmayan yaratıcı çözümlere ulaşmak mümkün.

Mobilus Kayar Mekanizma

Mobilus Kayar Mekanizma

Koridor tipi alanlarda, yan yana konan dolapların bu mekanizma sayesinde gerektiğinde iki yana kaydırılabilmesiyle yeni geçiş alanları oluşturulabiliyor ya da iki bölümlü dolaplarla her yönde optimum kullanım alanı elde edilebiliyor. Ağır mobilyaların ‘hareketlenmesi’, alanların çok daha verimli kullanıldığı özel ve genel kullanıma açık ortamlarda, tümüyle yeni ve ‘değişken’ mekan ve mobilya fikirlerine sınırsız özgürlük getiriyor.

Plan-2

Plan-2


Dolap üzerine monte edilen bilyeli raylar, basitçe zemine ya da duvara monte edilen taşıyıcı raylar üzerinde hareket ediyor. Kayar mekanizmayı süpürgelik içine gizlemek de mümkün. Hassas işçilikle üretilmiş parçalar, korozyona karşı dayanıklı olduğu için tozlu ya da ıslak mekanlarda da kullanılabiliyor. Häfele’nin yeni kayar mekanizmasını oluşturan taşıyıcı ve bilyeli rayların her biri 600 kg’ye kadar yük taşıyabiliyor. Uzun ömürlü bir kullanımı olan Mobilus kayar mekanizması, sadece 24-33 mm gibi son derece az bir yükseklik içinde çözümlenebiliyor.

Plan 1. Dolapların iki yana kaydırılabilmesini sağlayan Mobilus sayesinde, ek depolama alanı kazanılıyor.

Plan 2. Bu iki örnek plan, hareketli mobilyalarla ne kadar çok alan kazanılabildiğini gösteriyor. Akıllıca bir planlama ile Mobilus kayar mekanizma ile yüzde 36 oranında ek depolama alanı kazanılabiliyor. Üstelik her dolaba her zaman kolaylıkla ulaşılabiliyor. Bir mekanın Mobilus’un sağladığı bu avantaja ulaşabilmesi için 10 kat daha büyük olması gerekiyor.

Etiketler: , , , , , , , | İlk yorumu siz yapın »