22 Şubat 2010 | Yazar: Gateway | Konu: Tasarım
New York Modern Sanatlar Müzesi (MOMA) 23 Aralık 2009-Temmuz 2010 tarihleri arasında müze koleksiyonundan derlenen düşsel objeler, grafikler, mimari detaylar ve tekstil örnekleri sergileniyor.
Çağdaş yaşam deneyimlerine çizgileriyle öncülük eden bir nesli temsil eden sergi beş ayrı bölümde düzenlenmiş 300 işi kapsıyor. 1890 ve 1914 dönemine ait Art Nouveau objeler ve posterler; Yeni Tipografi (1927-37) diye bilinen grafik tasarım akımının işleri; makine, beden ve zihin arasındaki ilişkiye odaklanan eserler (1925-40); İyi Tasarım akımı (1944-56) ve 1960 ve 1970’lere ait objeler sergileniyor. Art Nouveau bölümünde özellikle, Fransa’da modern akımın öncüsü olarak bilinen ve modern formlarda doğayı yorumlayan Hector Guimard (1867-1942) öne çıkıyor.
Stilize yaprak ve çiçek formlarıyla Art Nouveau’nun iyi örneklerinden biri olan kişisel masa ve sandalyesi serginin önemli parçaları arasında.Yeni Tipografi bölümü ise Avrupa’daki avangart sanatçıların öncülük ettiği, basılı sayfalarda ya da posterlerde geleneksel yapıları reddeden grafik ve enformasyon tasarımları; dengeli ama asimetrik kompozisyonları yer alıyor “İyi Tasarım Nedir?” sorusunu soran bölüm ise aralarında Marcel Breuer, Charles ve Ray Eames, Eero Saarinen ve Hans Wegner gibi isimlerin iko-nik tasarımlarını buluşturuyor. Sergilenenler arasında avcılıkta kullanılan yay, sarkaç gibi beklenmedik ürünlerin yanısıra ütü, tarak, kapaklı sepet, peynir dilimleyicisi ve Tupperware gibi gündelik objeler yer alıyor. www.moma.org
Etiketler: düşsel objeler, New York Modern Sanatlar Müzesi | İlk yorumu siz yapın »
10 Şubat 2010 | Yazar: Gateway | Konu: Tasarım
Londra’daki Design Museum, modern tasarımın öncülerinden Dieter Rams’ın 1955’den 1995 yılına kadar 40 yıl boyunca Alman elektronik firması Braun için tasarladığı 500’den fazla ürünü ve Vitsoe için tasarladığı mobilyaları retrospektif bir sergide buluşturuyor. Radyolar, hesap makineleri, tıraş makineleri ve raf sistemleri Dieter Rams’a endüstriyel ürün ve mobilya tarihinde özel bir yer kazandıran ve onu 20. yüzyılın en ilham verici tasarımcılarından biri yapan birçok üründen sadece birkaçı.
Az ve Çok / Less and More sergisi, 12 yıldan sonra İngiltere’de düzenlenen Dieter Rams’ın ilk retrospektif sergisi niteliğinde. Braun ve Vitsoe için tasarladığı ikonik işlerinin yer aldığı bu sergi, Dieter Rams’ın tasarım kimliğinin ev gereçlerini ve gündelik yaşam objelerini nasıl etkilediğini ve değiştirdiğini; bugünün tasarım ortamında bile güncelliğini nasıl koruduğunu açıkça ortaya koyuyor.
Arşiv film görüntüleri, modeller, eskizler, prototipler ve uluslararası fotoğrafçı Todd Eberle’nin fotoğrafları Dieter Rams hakkında Jonathan Ive, Jasper Morrison, Sam Hecht and Naoto Fukasawa gibi kendi çağdaşlarının röportajlarına eşlik ediyor. Rams’ın elektrik düğmelerinin minimuma indirgendiği ve belli bir sırada düzenlendiği zarif ürünleri, şeffaf plastik ve ahşap cilalı, karışık renk temaları arasından sıyrılan beyaz ve gri tonlarındaki renk anlayışını yansıtıyor. Renk vurguları, sadece elektrik düğmelerinde ve göstergelerde kendini gösteriyor.

Dieter Rams, zarif, okunaklı, aynı zamanda özenli bir görsel tasarım diline sahip. İyi tasarımı “yenilikçi, estetik, uzun ömürlü ve kullanışlı” özelliklerinin başta geldiği 10 ilke altında sıralayan Rams, Bauhaus ekolünden ve Almanya’daki Ulm Sanat Okulu’ndan etkilenmiş. Dieter Rams kariyeri boyunca işlevselliği her şeyin üstünde bir tasarım ruhuna öncülük eden süslemeden uzak, basit işlevli ve belli bir düzen duygusuyla bütünleşen ürünler ortaya koydu. 1932 yılında Almanya’da doğan Rams, 1955 yılında Braun’a katılmadan önce mimarlık ve iç mimarlık eğitimi aldı. Elektronik ve mühendislik bilgilerini de bu ortamda pekiştirerek ikinci dünya savaşı boyunca ev ürünlerinin sofistike yorumlarını gerçekleştirme fırsatı buldu. Sergi, 7 Mart 2010’a dek meraklılarına açık.

www.designmuseum.org
Portre Fotoğrafı: Luke Hayes
Ürün Fotoğrafları: Koichi Okuwaki
Etiketler: Braun, Design Museum, dieter rams | İlk yorumu siz yapın »
21 Aralık 2009 | Yazar: Gateway | Konu: Tasarım
Mobilya ve kapı donanımları alanında gerçekleştirdiği buluşları ve yenilikleriyle inovatif mobilya üretimine yön veren Häfele, Türkiye’de ilk kez gerçekleştirilen bir projeye imzasını attı.
Häfele’nin ürünlerine tasarımcıların hayal gücü sayesinde yeni çağrışımlar, farklı anlamlar yüklendi. Häfele’nin 2010 takviminde Adnan Serbest, Atilla Kuzu-Levent Çırpıcı, Arif Özden, Autoban (Seyhan Özdemir-Sefer Çağlar) Aykut Erol, Aziz Sarıyer, Can Yalman, Ece Yalım, Ela Cindoruk-Nazan Pak, Oya Şenocak Akman, Tanju Özelgin ve Yılmaz Zenger yer alıyor. Hafele takviminde farklı yüzleriyle görünen tasarımcıların her biri Häfele gibi öncü tasarımcı kimlikleri ve ödülleriyle gündemde. Mobilya ve iç mekan tasarımında, mücevherde, cam aksesuarlarda, dünyada ve Türkiye’de başarıya ulaşan işleriyle bilinen bu isimler, bu kez Häfele takvimine artı değer katıyor.
Kapı kapatıcılar, menteşeler, mobilya rayları, kulplar, ofis donanımları, Red Dot ödüllü mutfak donanımları kendi bağlamının dışında bir kurgu içinde yerini alıyor. Mustafa Nurdoğdu imzasını taşıyan siyah-beyaz fotoğraf karelerinin her biri, tasarımcıların ürünlerle olan diyaloğunu anlatan teatral bir gösteri sergiliyor. Kablo tutucu, organik formlarıyla ve malzeme deneyleriyle tanınan ‘zamansız’ tasarımcı Yılmaz Zenger’in bedeninin bir parçasına, onun omurgasına dönüşüyor; teknolojiyi tasarımlarına entegre eden Atilla Kuzu ve Levent Çırpıcı, Ellipta LCD ekran taşıyıcıları robotik birer kol gibi yorumluyor. Özel tasarım mobilya kulpları ise Ela Cindoruk ve Nazan Pak’ın elinde değerli birer mücevher gibi boy gösteriyor.
Sadece güçlü tasarımlarıyla değil karizmatik kişiliğiyle, takvimdeki etkileyici portrelerden biri olan Aziz Sarıyer, bu projenin anlamını şu sözlerle dile getiriyor: “Mimarlara ve tasarımcılara ürünleriyle hizmet veren Häfele için bu gerçekten bir “ilk” ve tasarımcılara birebir ‘dokunmasını’ sağlayan çok güzel bir adım. Häfele’nin çözümleri oldum olası bizlerin ufkunu açıyor, becerilerimizi geliştirmemize fırsat veriyor; hayal gücümüzün sınırlarını genişletiyor. Bu açıdan bakınca, hem fotoğrafların kurgusu hem o ürünlerle kurduğumuz diyalog güçlü bir ifadeye kavuşabiliyor elbette.”
2010 takvimini tasarımcılara ayıran Häfele, takvim projesinde her yıl yaratıcı disiplinlerin farklı yüzlerine yer vererek gelenekselleştirmeyi; yenilikçi tavrını tasarım ve mimarlık dünyasında ses getirecek yepyeni projelerle de ortaya koymayı hedefliyor.

Etiketler: 2010 takvimi, hafele, hafele com tr, mobilya donanımları, mobilya tasarım | İlk yorumu siz yapın »
2 Aralık 2009 | Yazar: Gateway | Konu: Tasarım, Ürün tanıtımı
Häfele’nin mobilya donanım teknolojisinde çığır açan en yeni ürünleri; sessiz, konforlu ve güvenli akıllı çekmece sistemi Grass Sensotronic, tasarımla işlevselliğin ideal birleşimi olan yükseltici mekanizma Plazma Lift, teknoloji harikası Huwil elektronik kalkar kapak donanımları, tek bir dokunuşla çekmecelerin otomatik olarak açılmasını sağlayan mucize sistem Kesseböhmer TouchControl yılın icatlarına damgasını vuruyor.
Mutfaklara Häfele farkıyla giren akıllı teknoloji: Grass Sensotronic
Häfele, çekmece ray ve sistemleri konusunda uluslararası bir isme sahip olan Grass firmasının sunduğu ve dünyanın ilk akıllı çekmece sistemi olan elektronik kontrollü Sensotronic’i Türk tüketicilerle buluşturuyor. Çekmecenin herhangi bir noktasına dokunularak sessizce açılıp kapanmasını sağlayan Sensotronic’in diğer avantajları arasında montaj ve kullanım kolaylığı ile güvenlik sistemi bulunuyor.
Grass tarafından tasarlanan elektronik çözümlerden biri olan Sensotronic, tamamıyla otomatik olarak çekmecelerin açılıp kapanmasını sağlıyor. Türkiye’de Häfele tarafından sunulan Sensotronic’de kullanılan ileri teknoloji, çekmeceyi ray boyunca elektronik kontrollü olarak hareket ettirerek birinci sınıf konfor sunuyor. Sensotronic, çekmece içeriğinin ağırlığından bağımsız olarak çekmece ön paneline el, diz, hatta hafif bir dirsek dokunuşuyla harekete geçiyor, yine hafif bir dokunuşla istenen yerde durdurulabilme özelliğiyle de büyük kolaylık sağlarken kulpsuz mobilya tasarımlarının da konforunu artırıyor.
Sensotronic’in bir diğer özelliği olan montaj kolaylığı sayesinde, herhangi ek bir alete ihtiyaç duyulmadan, sistem kolayca monte edilerek kullanılmaya hazır hale geliyor. Sensotronic’in el sıkışmalarına karşı geliştirilen özel koruma mekanizması, çekmecenin hareketi herhangi bir şekilde engellendiğinde güvenle durmasını sağlıyor.
Yükseltici mekanizma Plazma Lift
Mobilyanın içinden yükselerek çıkan ve her iki tarafa dönebilen Plazma Lift, iç mekan tasarımında tasarımcıya özgürlük getiriyor. Her iki tarafa dönebilen Plazma Lift iç mekan tasarımlarına estetik bir dokunuş katıyor. TV prizinde otomatik kapatma, uzaktan kumanda ve dokunmatik tuş özelliklerine sahip olan bu ürünün eğilme açısı 11.5 derece, dönme açısı ise 210 derece. Ev, ofis, otel ve yatlarda, özellikle alan kazanımı gerektiren mekanlarda kullanım için ideal olan bu ürün mobilyanın içerisine gömülüp, istendiği zaman aşağı yukarı hareket ettirerek dışarıya çıkartılabiliyor. Plazma ekranların mobilya içerisine gizlenmesi sayesinde cihazlar dış etkenlere ve hırsızlığa karşı korunurken, dönebilme özelliğiyle TV izleme açısı sorununa da çözüm getiriyor.
Huwil elektronik kalkar kapak donanımları
Ahşap kapaklar ve alüminyum çerçeveli kapaklar için üretilen kalkar ve kalkar-katlanır kapaklara uygun elektrikli makas donanımları, tek ve çift kanatlı kapaklara uygun. Programlanabilir uzaktan kumandalı açma düğmesi, birden çok makas donanımı çalıştırabiliyor. Sessiz hareket ve entegre yavaş kapanma özelliği sunan elektrikli sistem, elektrik kesintisi halinde gücü artmış şekilde çalışmaya devam ediyor. Bunun için ilave bir güç yardımına gerek kalmıyor. Güvenlik açısından da endişeye yer bırakmayan sistem, her iki yönde de (açma-kapama) önüne engel gelince, otomatik olarak duruyor.
Kesseböhmer TouchControl: Tek dokunuş, tek hareket
KesseBöhmer TouchControl, tek bir dokunuşla çekmecelerin otomatik olarak öne açılmasını sağlıyor. Çekmecelerin ön yüzünde herhangi bir noktaya dokunulduğunda kiler sistemi otomatik olarak açılıyor. Tek bir dokunuşla sistem devreye giriyor ve yavaş ve sessiz bir hareketle dolabın dışına doğru açılıyor. Çocukların erişimini ve istenmeyen açılmaları engelleyen güvenli Touch-Control sisteminde, hareket sensörü çok az yer kaplayan elektrikli motor ile birlikte basitçe kayar mekanizmaya bağlanıyor. Sadece mobilya bazasında elektrik bağlantısı gerektirdiği için standart mobilyada da kolaylıkla kullanılabiliyor; sonradan da uyarlanabiliyor. Farklı yüklere karşı esnek bir yapıya sahip olan Kesseböhmer TouchControl, sessiz ve kolay kullanımı, istenmeyen açılmaları engelleyen güvenli sistemiyle kiler sistemlerinde, dolaplarda, kulpsuz çekmecelerde kullanım için ideal bir ürün.
Etiketler: mobilya donanımları, plazma ünitesi, plazma lift, sensotronic | İlk yorumu siz yapın »
22 Ekim 2009 | Yazar: denizayseyazicioglu | Konu: Mimari, Tasarım
Hasta odaları, işlevsellik ve konfor açısından hem hasta hem de ona hizmet ve refakat eden kişiler için tüm beklentileri karşılayabilecek nitelikte olmalıdır. bu nedenle odaya ait donanımların boyut ve yerleşim mesafeleri, odanın rengi ve aydınlatma biçimi gibi birçok bileşen dikkatlice tasarlanmalıdır. ( Yrd.Doç.Dr. Deniz Ayşe Yazıcıoğlu Kadir Has Üniversitesi / Güzel Sanatlar Fakültesi)
İdealde hasta odaları tek yataklı olmasına rağmen, bazı koşullarda iki yatağa da çıkartılabilir. Ancak ister tek kişilik ister iki kişilik olsun hasta odalarında hasta ve ziyaretçiler için en önemli duygusal gereksinim yatağın etrafında konforlu bir biçimde oturulabilmesidir. Bunun için yatakla diğer mobilyalar arasında en az 75 cm bırakılmalıdır. Bu mesafe aynı zamanda yatağın her iki tarafına konulacak olan standart boyutlardaki medikal duvar üniteleri ve komodin için de yeterli olacaktır. Ayrıca bu şekilde yatak çevresinde rahat bir biçimde dolaşılabilecektir.
Hasta odası eğer iki kişilik tasarlanacaksa oda derinliği 500 cm’den az olmamalıdır. Her bir yatak bölümü için asgari 228 cm bırakılmalı, yataklar arasındaki mesafe ise 150 cm tutulmalıdır. İki kişilik oda için hastaların muayenesi esnasında gerekli olan bölücü perde yukarıdan asılacak biçimde, kenara toplanabilir olmalı ve kapatıldığı zaman yatakla arasında en az 45 cm kalmalıdır. Perdenin yerden yüksekliği ise ortalama 40 cm bırakılmalıdır. (Tablo 1)
Eğer alan müsaitse hasta yatak odaları tekerlekli sandalye kullanan bir hastanın ihtiyaçlarına da cevap vermelidir. Bu amaçla mobilyalar yerleştirilirken bırakılacak mesafeler tekerlekli sandalyenin rahatça manevra yapabileceği biçimde olmalıdır. Böyle bir oda içerisinde tuvalet tasarlanacaksa en az 107 x 183 cm’lik alan ayrılmalı ve tuvaletin kapısı dışa doğru açılmalıdır. Klozetten kol mesafesi kadar uzaklıkta ise tek ya da her iki tarafta tutamaklar konulmalıdır. Hasta odasında tuvalet için yeterli yer yoksa en azından el yıkamak için bir lavabo konulmalıdır. Bu lavabo tekerlekli sandalyenin girebilmesi için yerden 75 cm. yükseklikte monte edilmeli, önünde en az 70 cm. mesafe bırakılmalıdır. Lavabonun üzerine ayna ve raf konulacaksa yerden yüksekliği 100 cm olmalıdır. Tuvaletin odada olmadığı bu tür bir durumda hasta genel bir koridor alanına girmeksizin tuvalete ulaşabilmeli ve bir tuvalet en fazla dört yatağa hizmet etmelidir. (Tablo 2)
100 x 220 cm boyutlarındaki standart bir hasta yatağının odaya rahatlıkla sokulabilmesi için oda kapısının genişliği 117 cm’den az olmamalıdır. (Tablo 3) Kapının önünde ise 150 x 150 cm’lik bir alan bırakılmalıdır. Özellikle hijyenin ön planda tutulması gerektiği hasta yatak odalarında mobilyaların boyut ve yerleşim biçimi kadar kullanılacak malzemelerin cinsi de önemlidir. Bu tür mekanlarda mikrobik kirlenmenin kontrol edilmesi ve bütün yüzeylerin tamamen temizlenebilmesi için zemin ve duvarlarda ıslak vakumlama ve yıkamaya dayanıklı malzemeler tercih edilmelidir. Ayrıca bu malzemeler parçacık ya da elyaf döken bileşimde olmamalı, temizlik için kullanılan kimyasal maddelerden etkilenmemelidir. Hatta bu malzemeler mikroorganizma birikimini ve üremesini inhibe edebilmelidir.
Hasta yatak odalarında kullanılan malzemelerin rengiyle ilgili seçim yapılırken ise sert kontrastların yerine yumuşak tonlar tercih edilmeli, koyu olanlardan kaçınılmalıdır. Özellikle doğal elementleri temsil etmeleri nedeniyle mavi-turkuvaz, mavi-yeşil gibi kombinasyonlar bu tür mekanlar için ideal olacaktır. Ayrıca sakinleştirici özelliği nedeniyle açık leylak tonları da kullanılabilir. Islak hacimler ise küçük alanlar olduklarından daha geniş gösteren açık tondaki renkler tercih edilmelidir. Temizliği ve sağlığı çağrıştırması nedeniyle beyaz ve kırık beyaz ise bu tür alanlar için son derece uygundur .
Hasta yatak odalarının aydınlatmasında ise dimmer armatürler, tavandan yansıtılan endirekt ışıklar, başucu lambaları kullanılmalıdır. Özellikle tozu daha az barındırmaları nedeniyle gömme olan armatürler tercih edilmelidir. Islak hacimlerin aydınlatılmasında ise neme ve suya dayanıklı önü camlı ya da kapalı tipte olanlar kullanılmalıdır .
TABLO 1: PANERO, J. VE ZELNIK, M., (1979). HUMAN DIMENSION INTERIOR SPACE: A SOURCE BOOK OF DESİGN REFERENCE STANDARDS, WATSON-GUPTIIL PUBLICATIONS, NEW YORK.
ŞEKİL 2: PANERO, J. VE ZELNIK, M., (1979). HUMAN DIMENSION INTERIOR SPACE: A SOURCE BOOK OF DESIGN REFERENCE STANDARDS, WATSON-GUPTIIL PUBLICATIONS, NEW YORK.
ŞEKİL 3: PANERO, J. VE ZELNIK, M., (1979). HUMAN DIMENSION INTERIOR SPACE: A SOURCE BOOK OF DESIGN REFERENCE STANDARDS, WATSON - GUPTIIL PUBLICATIONS, NEW YORK.
Kaynaklar: [1] Panero, J. ve Zelnik, M., (1979). Human Dimension Interior Space: A Source Book of Design Reference Standards, Watson-Guptiil Publications, New York. [2] Karadayı, A., Aydın, K. Üçüncü, O. (2009) Hastane Riskli Alanları-Ameliyat Odası, Yoğun Bakım Birimi ve Sterilizasyon Birimi-Planlamasının / Tasarımının ve Tıbbi Atık Yönetiminin İnfeksiyon Açısından İrdelenmesi, Ulusal Sterilizasyon Dezenfeksiyon Kongresi. [3] Özbudak, Y. B., Gümüş, B.,Çetin, F. D.(2009) İç Mekan Aydınlatmasında Renk ve Aydınlatma Sistemi İlişkisi
Etiketler: Deniz Ayşe Yazıcıoğlu, hasta odası, işlevsellik, ideal hasta odası | İlk yorumu siz yapın »
7 Ekim 2009 | Yazar: Gateway | Konu: Tasarım
Zaha Hadid Architects, Manchester Sanat Galerisi’nde Johann Sebastian Bach’ın duyarlı müziğinin solo performansları için bir konser salonu tasarladı. Hadid’in tasarımında dev bir kurdele odanın etrafında dönerek, Bach armonilerinin hacimsel ve görsel karşılığı olan bir mekan yaratıyor.
Kurdele sahnedeki sanatçının üzerinde kıvrılıp, zemine doğru alçalıyor; dinleyicileri kuşattıktan sonra, “müzik kutusu” etrafında yükselen, kesişen ve birbirinin üzerinden kayan akışkan alanlar oluşturuyor. “Biçimsel ve strüktürel mantığın bütünleştirilmesiyle ortaya çıkan tasarım, Bach’ın eserlerinin çeşitliliğini anlatıyor” diyor Hadid, “Basit, kumaştan kesintisiz bir kurdele kendi etrafında dönüyor ve katmanlı mekanlarla hem sahnedeki sanatçıyı hem de izleyicileri koza gibi sarıyor.”
Manchester Ulusararası Festivali için özel tasarlanan salon, yapım süreci, ölçeği, akustik ve yapının form ilişkisi açısından oda orkestrası salonu kriterlerine göre tasarlanmış. Kurdelenin sarılmasıyla elde edilen mekanın katmanları küpeşte kalınlığından oda büyüklügüne dek esneyebiliyor.
Geçirgen kumaştan yapılan kurdele, tavandan çelik bir strüktürle asılı; kumaş strüktür çevresinde gerilirken kesintisiz ama değişken bir ritim sergiliyor. Kumaş zarın arkasında kalan şeffaf akrilikten akustik paneller sesi sahne üzerine yansıtıp sonra mekana yayıyor. Kurdele konserin akustik deneyimini yükseltirken, mekansal olarak sahneyi, izleyici bölümünü ve geçiş alanlarını da belirliyor.
www.zaha-architects.com
Etiketler: konser, Manchester Sanat Galerisi, Zaha Hadid Architects | İlk yorumu siz yapın »
5 Ekim 2009 | Yazar: Gateway | Konu: Tasarım

BMS, ilk kez Milano Triennale Design Museum’da sergilenen “Mezzo terra Mezzo mare” Enstalasyonu’nu İstanbul’a getirdi. Love Dıfference - Akdenizler Arası Politika İçin Sanat Akımı çalışmalarını desteklemek amacıyla, Alias, Michelangelo Pistoletto ve Juan E. Sandoval işbirliği ile gerçekleştirilen “Mezzo terra Mezzo mare” (Kara ve Deniz Arasında) Enstalasyonu, İstanbul Desıgn Weekend kapsamında, BMS’nin Etiler mağazasında sergilendi.
Proje, bir “deniz, sanat ve tasarım” hikâyesi. İtalyan mobilya tasarım şirketi Alias ve Sanatçı Michelangelo Pistoletto gibi iki yaratıcı ilk kez, eşsiz bir projede güçlerini birleştirdiler. Michelangelo Pistoletto ile Sanatçı Juan E. Sandoval, Riccardo Blumer’in Alias için tasarladığı laleggera koleksiyonundan 248 sandalyeyi altı farklı denize boyadı. Su kenarına konumlanmış yarısı suda yarısı karada laleggera sandalyeler, altı denizle ilişkisi olan jeo-kültürel farklılıkları vurgulamak için değişik renklerde el ile boyandı: Farklı kültürler arasındaki entegrasyonun bir sembolü olan Akdeniz, Baltık Denizi, Karayip Denizi, Çin Denizi, Karadeniz ve Kızıldeniz bir araya geldi.
BMS’nin Yönetim Kurulu Üyesi Neslihan Işık sergiyi “Geçmiş ve gelecek arasında Akdeniz tasarımları’ denince İstanbul, akla gelen ilk dünya şehirlerinden biri. ‘Mezzo Terra Mezzo Mare” gibi jeo-kültürel farklılıkların sembolü bir enstalasyonu İtalya’dan sonra ilk kez Türkiye’ye getirdiğimiz için çok mutluyum. İstanbul’un, sanat ve tasarım buluşmalarıyla sürekli bir arada olması gerektiğini, bunu hak ettiğini ve ileride daha büyük ilgi göreceğini düşünüyorum” sözleriyle ifade etti.
Pistoletto’nun projesinde ‘laleggera’ çağdaş bir klasik olmanın ötesinde, doğal bir kanvas görevi üstleniyor. Pistoletto’nun hayal dünyasında bu kült sandalye, deniz kenarında bir kayanın üstündeki çocuklar gibi üzerine oturup ayaklarımızı suya sokacağımız bir objedir; suyun diğer kıyısında ise benzer fakat farklı kültürden biri aynı denize ayaklarını sokar. Sanat ve tasarımı birleştiren bu proje bizi farklı kültürel kıyılarda oturmaya davet ediyor. Toprak ve su arasında sınırı oluşturan bu sandalyeler geleceğe yönelik olumlu duygular hissetmemize yol açıyor.
Projeden elde edilen gelir, kâr amacı gütmeyen “Love Difference, Akdenizler Arası Politika ve Kültürler Arası Diyalog Sanat Akımı” Organizasyonu’nun 2009-10 etkinliklerini desteklemek için kullanılacak.
Etiketler: koleksiyon, proje, sergi | İlk yorumu siz yapın »
24 Eylül 2009 | Yazar: Gateway | Konu: Tasarım
Meriç Kara Lozan’dakiTasarım ve GüncelUygulamalar Müzesi’ndeki, “yapay dünyada doğal tasarım çelişkilerini keşfe çıkan” Nature in a Kit sergisine katılımcı olarak davet edildi. Meriç Kara, Frank O. Gehry, Ron Arad, Andrea Branzi ve Bouroullec Brothers gibi dünya çapında tanınmış isimlerin yanında projelerini sunacak. Kara’nın yeni projeleri ilerlemeye devam ederken, Fabrica’da bulunduğu dönemlerde yaptığı çalışmalar da yeni izleyicilere ulaşıyor. Sergilenen projeler “Blockcrack” ve “Shirtvase” evcilleştirilmiş doğayı kabul etmenin sürprizli yollarını gösteriyorlar.
www.merickara.com
Anish Kapoor’un Memory “zihinsel heykeli” Guggenheim’da
Guggenheim Vakfı’nın sanatı destekleme programının 14. projesi olan Anish Kapoor: Memory geniş vizyonu ve derin estetiğiyle tanınan sanatçıyla yapılan ilk çalışma niteliğinde. Anish Kapoor’un dehası, iki farklı sergileme senaryosuyla bütünleşen, mekana uygun eserler üretme becerisinde gizli. Memory bulunduğu galeri mekanına sıkı sıkıya yerleştirilmiş. Cor-Ten kabuğu sadece sekiz milimetre kalınlığında, geçici ve anıtsal olmayan bir form öneriyor. Heykel, galerinin duvarlarının, tavandan zemine uzanan sınırlarından zarifçe sıyrılarak ortaya çıkıyor.
Girişi engelliyor olması, izleyiciye eser üzerinde düşünmeye zorluyor; hafizalarında kalan görüntülerin parçalarını bir araya getirerek eserin bütünlüğünü tahmin etmelerini sağlıyor. Böylece, görmenin dışında daha fazla çaba sağlamaları isteniyor. Kapoor bunu “zihinsel heykel” yaratma süreci olarak tanımlıyor. Birer katılımcıya dönüşen sergi izleyicileri, kendi varlıklarının mekandaki yeri konusunda da bilinçlenmiş oluyor.
www.guggenheim.org
Etiketler: galeri, heykel, meriç kara, Nature in a Kit | İlk yorumu siz yapın »
11 Eylül 2009 | Yazar: Benan Kapucu | Konu: Söyleşi, Tasarım
Mağaza, kongre-sergi sarayı ve turizm yapılarından sonra, son dönemde çalışmalarını sağlık endüstrisinde yoğunlaştıran zoom tpu, teknolojinin yeni olanaklarına açık bir mimarlık anlayışına sahip. Firmanın kurucu ortakları atilla kuzu ve levent çırpıcı, iç mekan tasarımlarında biyomimik yapıları ve fraktal formları ustaca kullanıyor; firmalar için geliştirdikleri ürün konseptlerinde geleceğin teknolojisine yer açıyor.
Zoom TPU, son dönemde hastane, ilaç firmalarının ofisleri gibi sağlık sektörüne yönelik projeleriyle gündemde olan bir mimarlık şirketi. Acıbadem hastaneleriyle çözüm ortağı gibi çalışan Zoom TPU, Memorial, Florence Nightingale hastanelerinin de mekan konsepti ve uygulamalarını gerçekleştirdi. Acıbadem Bağdat Polikliniği ile 2005 yılında uluslararası bir ödül kazanan mimarlık şirketi, Atilla Kuzu ve Levent Çırpıcı ortaklığında 1994 yılından beri çalışmalarını sürdürüyor. Atilla Kuzu, mobilya tasarımlarıyla da tanınan bir tasarımcı. Japonya’da ve Türkiye’de birçok ödül kazanan Taklamakan oturma birimi, XYZ kitaplık (üstte) ve Barringer sehpa gibi… Kuzu ve Çırpıcı ile olan sohbetimiz, Zoom’un deneysel tasarım çizgisi ve sağlık sektöründeki işlerine odaklanıyor.
Zoom Mimarlık’ın temel tasarım yaklaşımından söz eder misiniz?
Atilla Kuzu - Zoom Mimarlık’ın temel yaklaşımı, çağdaş ve modern bir çizgi… Teknolojinin geldiği nokta ne ise, biz her tür projeye -hastane, ev ya da ürün tasarımı- o teknolojik gelişmeleri aktarmalıyız. Ürün tasarımında çoğunlukla, alışkanlıklardan, koşullanmalardan olsa gerek, teknolojinin geldiği noktayı tam olarak yansıtamıyoruz. Evde kullanacağınız bir koltukta, bir uçak koltuğu ya da bir araba koltuğunda olduğu gibi günün teknolojisini entegre etmeyi nedense hiç düşünemiyoruz. Ergonomik ayarları, evinizdeki koltuğa da yüklemeniz gerekir aslında. Şu aralar bir firma için özel bir koltuk tasarımı üzerine çalışıyoruz. İstiyoruz ki kullanıcı televizyon izlerken DVD’sini de koysun, oradan kumanda etsin…. Tabii, böyle bir ürün tasarlamaya kalkıştığınızda, üretici firma teknolojik desteği bu işten anlayan başka firmadan almak zorunda.Bu bağlantıları da kurmamız gerekiyor.
Geçmişle değil, bugünle ilgilisiniz öyle mi?
AK- Geçmişe öykünmek bizim işimiz değil, ama ister istemez özümüze ait izler ortaya çıkıyor. Çünkü biz bu topraklar üzerinde yaşıyoruz. Öte yandan geçmişte üretilenlerin bağlamı, koşulları ait olduğu zamanla ve dönemle bağlantılı. O yüzden, geçmişten yola çıkmak bir yanılgı bence.
İşvereni nasıl yönlendiriyorsunuz?
Levent Çırpıcı- İşvereni yönlendirmede ve tasarım sürecinde ilk olarak aktarılanları doğru anlamayı önemsiyoruz. Sonrasında, mekânın verilerini, işin süresi ve işverenin beklentileri ile buluşması için çalışmalarımızı başlatıyoruz. Ancak öyle mekânlar oluyor ki tasarım sürecinde bize ortak oluyor, öyle işverenlerimiz oluyor ki tasarımda etkili olmak ısrarında olabiliyorlar. Biz ne olursa olsun, işverene işin gereksinimlerini, olması gerekenleri güncel endişelerden uzak kurgumuzla sunarak paylaşıyoruz. Ancak dayanılmaz bütçesel unsurlar ya da işin süresi nedeniyle konsepti tamamen ya da kısmen değiştirerek sonuçlandırıyoruz.
Son dönemde sağlık yapılarına odaklandığınız görüyoruz. İşlerinizde, tematik bir yaklaşım olduğunu söyleyebilir miyiz?
AK- Evet, ama tümünde değil. Bursa’daki Acıbadem’de ahşap ağırlıklı bir dekorasyona gidilmesi nedeniyle orada belli bir tema üzerine odaklandığımızı söyleyemem. Bursa’daki polikliniğin geleneksel olması beklendiği için çok başka bir yaklaşım sergiledik. Ahşabın yoğun kullanıldığı polikliniğin iç mekanlarında biyolojik dokuları lobide ve belli noktalarda, yatayda bant olarak dekorasyona yükledik. Öte yandan, International Hospital projesi ise tamamen deneyseldi.
Acıbadem Maslak projesinde tema daha belirgindir. Maslak’ta zemin döşemesinde ve tavan kaplamasında üç boyutlu dokular ortaya çıktı. Elipsoid formları alıp tavanda kimi noktalarda kraterleştirdik. Bundan sonraki projelerimizde fraktal formlara daha ağırlık vermeyi düşünüyoruz. Fraktal yaklaşımlar, var oluş, yaradılış, insan DNA’sının çözümlenmiş olması tasarıma da girmeye başladı. Gelecekte, özellikle de mimaride ve ürün tasarımında organik formları çok göreceğimizi düşünüyorum. Bilgisayar programları kimi formları yakalamamızı kolaylaştırıyor.
Acıbadem Maslak projesinde yarışma projesini olduğu gibi uygulayabildiniz mi?
LÇ- Maslak için sunduğumuz projede, epital doku hücresinden yola çıkan bir konsept geliştirmiştik. Hatta cam giriş saçağını biz, aynı o hücre yapısına öykünür formda çizdik. Açık arayla yarışmayı aldık; çıkış noktası ve felsefesiyle güzel bir proje oldu. Sonra uygulamaya geçince biraz aza indirgenmeye başladı. Bizim düşündüğümüz, lobide kabuk halinde oturma üniteleri vardı. Yuvarlak, kendi mahremiyeti olan… Duvarda dokular oluşturduğumuz lobi, baştaki projeye biraz daha yakın. Kayar sistemler, bambu, yaprak gibi doğal dokuları iç mekanda da kullanmaya çalıştık.
Hastanenin iç mekan tasarımında, ‘iletişim’ de esas öyle değil mi?
AK- Hastane, öncelikle hastanın moralinin yüksek tutulması gereken bir yapı. Biz hastaneleri iyi bir aydınlatma, hemşire bankosu, karşılama bankosu, aydınlatması ve bildirişimiyle “moral yükseltme alanları” olarak düzenlemeye başladık. Cihazların olduğu bölümlere de aslında daha fazla itina gösterilmesi gerektiğini anladık. Kemoterapi, radyoloji bölümlerinde hastanın kendini özel hissedeceği alanlar yaratmaya çalıştık. Pediatri kliniğinde daha renkli daha karikatürize desenler kullandık; balıkları izleyebilecekleri, projeksiyonlu havuzlar yaptık.

Hasta odalarını nasıl düzenliyorsunuz?
Hasta odaları zaten başlı başına özel. Orada önemli olan hasta, dolayısıyla yattığı alanın başucunu ve etrafını bir kabuğa almayı düşündük. Medikal gazların geldiği başucu ünitelerini özel olarak tasarladık. Bu noktada, hasta yatağının da çok büyük bir önemi var. Amerika’da Harvard Medical’in düzenlediği bir seminere katılmıştık. Hasta başında doktora ayrılan bir taburenin hastanın psikolojisi açısından, doktorun onunla beraber olduğu duygusunu vermesi açısından çok etkili olduğunu öğrendik. Acıbadem Maslak’ta bunu aynen uyguladık. Doktor ayakta durup üstten bakarak değil, taburede aynı seviyede oturarak hastayla yakından igilenecek. Işığın kullanımı çok önemli. Hastanın yatağından zor kalkıyor bile olsa, pencereden gün ışığını görüp tekrar yatmasının, psikolojik rahatlama açısından önemli olduğu söyleniyor.
Kısıklı Patoloji Laboratuvarı’nın tasarım kriterlerinden söz eder misiniz?
LÇ- Kök hücre üretim amaçlı bu tesiste bir doku hücresinin büyütülmüş halini döşemelere ve görsel duvarlara yansıttık. Mekanları birleştirici niteliğinde olan ve sirkülasyonu sağlayan ana koridoru, deney tüpü çıkışlı eğrisel bir kesitle çözerek diğer mekânlara geçişi bu atmosferden sağladık.
Sağlık endüstrisindeki gelişmeler mimariye ve tasarıma nasıl yansıyor?
LÇ- Hastanede son trend diye bir son noktanın olamayacağını söyleyebiliriz. Tıptaki gelişmeler çok hızlı ve çok çeşitli olarak sürüyor, bu çeşitliliği takip etmek neredeyse olanaksız. Ancak şunu söyleyebiliriz, hastanelerde sağlıkla ilgili tedirgin edici unsurlardan uzakta, tam bir tedavi kalitesi dışında, hastane bütününde iyileştirici bir çevre oluşturulması belirleyici bir hedef olarak görülmeli.
İnsanın medikal alanlardaki hareket ve psikolojileri eskiye nazaran çok derinlikli olarak ele alınıyor. Tamamen bu verilere göre renk, desen, form çalışmaları hazırlanarak iş sonlandırılıyor.
Hangi hastane projeleri var sırada?
AK- Acıbadem Fulya hastanesinin şantiyesi sürüyor. Bodrum hastanesi projesi bir sene ertelenmişti ama her an başlayabilir. Memorial, Florence Nightingale hastaneleriyle de çalıştık.
Ürün tasarımı konusunda yeni çalışmalarınız var mı?
AK- B&T firmasına sehpa tasarımı verdik. Bir Japon firmasına beş ürün verdim, prototipleri yapılacak ve muhtemelen üretilecek. 888 için çalışmalarımız var; mobilya tasarımına teknolojiyi entegre etmeye çalıştığımızı söylemiştim başta. 888’in tasarımları da bu projenin içinde. Beni oldukça heyecanlandıran projeler içinde olduğumu söyleyebilirim. 2010 ürün tasarımı açısından hareketli olacak gibi görünüyor.
Röportaj: Benan Kapucu - Portre: Mustafa Nurdoğdu
Etiketler: Atilla Kuzu, hastane, Levent Çırpıcı, Söyleşi, Tasarım, zoom tpu | İlk yorumu siz yapın »
9 Eylül 2009 | Yazar: eceariburun | Konu: Mimari, Tasarım

Sağlık endüstrisi yapıları, birbiriyle ilişkisi olan farklı işlevlere sahip mekanlarıyla, “karmaşık yapılar” kapsamında yer alıyor. Medikal planlamaya göre, mekanların birbiri ile olan ilişkilerinin doğru olarak kurgulandığı, deneyimler yoluyla insanda “iyileşme” sürecini hızlandıran iç tasarım kurgusu ve sürdürülebilirlik tasarımın öncelikleri arasında. Bugün sağlık endüstrisinin mimari ve iç mekan tasarımını insan deneyimini esas alan yaklaşım, belirliyor.
Sağlık endüstrisi yapıları şüphesiz hayatımızın en önemli ve kritik anlarını yaşarken bizleri konuk eden mekânlar arasında gelir. Doğum, ölüm, beklenen ya da beklenmeyen tüm fiziksel ve ruhsal rahatsızlıklarda geçirdiğimiz hassas süreç, bunları yaşadığımız mekânlarla etkileşerek topyekûn bir deneyim olarak özdeşleşir. Bu mekânlarda yaşadığımız deneyim sunulan tıbbi tedavinin etkisini arttırmakta ya da azaltmakta etkili olabilir. Sunulan tedavinin medikal kalitesinin yanı sıra içinde bulunduğumuz ortam ve atmosfer de bu deneyimin kalitesini algılamamızda etken olur: Koku, renk, ses, ışık gibi değişkenler iç mekânların kontrol edilebilir öğeleri arasında gelir ve algımızı doğrudan etkilerler. Yaşadığımız deneyime olan etkisiyle iç mekân tasarımları sağlık sektöründe vazgeçilmez bir bileşen ve kalite arttırıcı (ya da azaltıcı) bir unsur olarak karşımıza çıkar. Sağlık yapılarının biçimlendirilmesindeki tasarım kriterleri güncel eğilimler, teknolojik olanaklar ve kullanılan malzemelerle yakından ilgilidir.
Özellikle son dönemde akademik ve pratik çevrelerde gündemde olan ‘Servis Tasarımı’ konusu, hem sağlık sektörü iç mekân tasarımlarına hem de bu mekânlar dâhilinde verilen hizmetlerin kesintisiz akışına yönelik çalışmalar içerir. Tedavi ortamı, hastane atmosferi gibi tanımlamaların şekillenmesinin aslında ‘sağlık’ kelimesinin kültürel izdüşümü ile doğrudan ilişkili olduğunu söyleyebiliriz. Örneğin son dönemde iç mekân tasarım öğeleri ile öne çıkan sağlık yapılarını incelediğimizde ‘tedavi ve konfor’ işbirliğindeki küresel standartlaşmanın ağır bastığını görmekle beraber; çeşitli kültürel algı farklılıklarının ortaya çıkardığı bazı ince ayrımların etkisini de yadsıyamayız. Özellikle Batı kültüründe bir süredir hüküm süren baskın tutuma göre sağlık kavramı ‘gençlik’, ‘güçlülük’, ve hatta ‘ihtişam’ ile ilişkilendiriliyor; bu düşüncenin sonucu olarak sağlık merkezleri de adeta lüks otel ya da tatil köyü formatında tasarlanıyor.
Genel olarak hastanın tedavi süresince kendini özel ve önemli hissetmesi, mahremiyetinin korunması, konforunun sağlanması gibi olumlu ve iyileştirici etkenlerin yer aldığı bu ortamlarda bazen ters algılamalar da doğabiliyor: Rahatlık ve konfor algısının, medikal tedavinin önüne geçmesi istenmeyen bir durumdur. Kişi, nihayetinde ‘ev ortamındaki rahatlığı’ deneyimlemek için değil, sağlığına kavuşmak için o mekânda bulunur ve bu da ciddi bir hayati süreçtir. Bu sebeple sağlık sektöründeki mekan tasarımlarında öncelikli olarak işlevsellik, erişim kolaylığı, hijyenik ortam ve eşyalar, dayanıklı ve bakımı kolay malzemeler tercih edilmelidir. Kullanılan renk, doku, aydınlatma, iklimlendirme ve diğer bitirmelerle oluşturulan konfor ve güven hissi, hasta ve yakınları için olduğu kadar personel için de kurgulanmalıdır.
Sağlık endüstrisi yapıları içerdiği karmaşık işlevlere sahip mekânlarıyla detaylı bir planlama gerektirir: Ameliyathane, muayene odaları, gözlem ve tanı odaları, hasta ve doktor odalarının yanı sıra lobi, yemekhane ve kafeterya, bekleme alanları, ayrıca çamaşırhane, oda servisi hatta alışveriş mekânları, eğitim, toplantı ve konferans etkinlikleri yine bu mekânlar dâhilinde konumlandırılabilir. Bu mekânların yerleşimi, birbiri ile olan ilişkileri dikkatli bir iş akış planı ile oluşturulmalıdır. Azami ve asgari alan ihtiyaçları, yoğun kullanımda olan alanların konumu, günışığının mekanlara etkisi ve diğer pek çok kriter önemle değerlendirilmeli ve uluslararası standartlara uyulmalıdır.

İdeal olarak; sağlık yapılarında kullanılan malzemelerin seçiminde en önem verilmesi gereken nokta malzemenin ‘hijyenikliği’ yani sağlığa uygunluğudur. Steril alanlarda taban, tavan ve duvar kaplamaları anti bakteriyel, anti statik, temizliği ve bakımı kolay, yanmayan ya da yangına karşı korumalı, zararlı madde salımı olmayan dayanıklı malzemeler tercih edilmelidir. Havlı malzemeler (halı vb.) toz ve akarları hapsetmesi nedeniyle uygun bir seçim olmayıp, tekstil ürünlerindeki (örtü, perde, nevresim, önlük, koltuk ve kanepe kaplamaları) seçimler yine bu kriterleri karşılamalıdır.
Hasta yatakları başta olmak üzere, refakatçi mobilyaları, bekleme üniteleri, karşılama bankosu gibi mobilyalar geniş hareket alanlarına olanak sağlayacak şekilde yerleştirilmeli ve güvenlik kurallarına uygun tasarlanmalıdır. Hizmet alacak kişilerin hasta olduğunun unutulmaması; bu kişilerin kullanım kolaylığı ve rahatlığının göz önünde bulundurulması mobilya tasarımında dikkate alınmalıdır. Hastanın yatağı, uzanma, dik oturma vb. hareketlere olanak sağlamalı ve kumandaları hastanın erişimi dâhilinde olmalıdır. Ayrıca günışığından faydalanabilmek, yatılan yerden hoş ve iç açıcı manzara görebilmenin de iyileşme sürecini olumlu etkilediği biliniyor.
Bu mekânlarda kullanılan renk, doku, ses yalıtımı ve iklimlendirme konuları yine tasarımcının özenli kararlarını gerektirir. Dingin renkler, temiz hava, sessiz ve huzurlu bir ortam psikolojik olarak hasta ve yakınlarının yaşadığı deneyimin kalitesini yükseltmede etkin rol oynar. Keza hizmet veren personelin de aidiyet duygusu, hizmet kalitesi ve memnuniyeti içinde bulunduğu çevre ile ilişkilidir. Bu yüzden genellikle sağlık merkezlerinde kan, hüzün, sonbahar çağrışımlı renklerden uzak durulur ve mavi, yeşil, turuncu, mor gibi dinlendirici ve moral yükseltici renklerin açık tonlarından seçimler yapılır.
Ortak alanlarda ve hasta odalarında iklimlendirme ve nem gibi fiziksel değişkenlerin denetim altına alınmış olması ve ihtiyaca göre hasta veya yakınları tarafından anında müdahale edilebilmesi iç mekân tasarımında önemli bir etkendir. Bahsi geçen tüm mekanlarda steril hava kalitesini oluşturmak ve koruyabilmek için HEPA (High Efficiency Particle Absorber) veya dengi filtreler kullanılması gerekir. Daha ileri teknik seviyede, tasarımcının iç ve dış basınç alanlarını dikkate alarak mekân akışlarını konumlandırması da sorumlulukları arasında gelmelidir. Kapılar, geçişler gibi fiziki engeller veya hava perdeleri gibi görünmez engeller sayesinde mekanlar arasındaki steril hava akışları kontrol edilebilir.
Son olarak, herhangi bir iç / dış mekân tasarlarken olduğu gibi, sağlık sektörüne yönelik yapı, iç mekân, mobilya ya da ürün tasarlayan bir tasarımcının mutlaka dikkat etmesi gereken konu ‘sürdürülebilirlik’ kavramıdır. Amaç hiçbir zaman daha lüks veya daha ihtişamlı hastaneler tasarlamak değildir; amaç insana ve çevreye duyarlı tasarımlar ile hayat kalitesini yükseltebilmektir. Geri dönüşümü kolay, insan ve çevre sağlığına duyarlı, yerel olarak elde edilebilen malzemeler tercih etmek her tasarımcının birincil görevidir. Bir mekândaki ince ayrıntılar tasarımcının esas imzasıdır, sözgelimi tutunma ve tırmanma için yatağa eklenen barlar, ya da yataktan kalkmadan doktor / hemşireler ile kurulabilen görsel bağlantı bu mekânlara değer katar.
Yazar:İ.T.Ü. Mimarlık Fakültesi Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü Öğretim Görevlisi Ece Arıburun
Etiketler: endüstri, hastane, Mimari | İlk yorumu siz yapın »