Doğu ile Batı’nın İzleri ‘Atilla’ Koleksiyonunda

11 Ağustos 2010 | Yazar: Gateway | Konu: Tasarım

Conde House’un Atilla Kuzu’nun tasarımlarından oluşan Atilla koleksiyonu bir yandan Asya kültürünün keskin dokunuşlarını; diğer taraftan ise Avrupa tasarım öğelerini aynı potada buluşturuyor.

Conde House’un ‘Tasarım detayda gizlidir’ mesajı el sanatının ince dokunuşları ve seçkin malzemelerle üretilen ürünler yoluyla gösteriliyor. Uç uca dizilerek işleme tabi tutulmuş ahşap yüzeyler ve birleşim yerleri özellikle vurgulanan ahşap mafsallar bu anlayışı yansıtan iki güzel örnek. Vernikli öğelerle birlikte geleneksel ve modern trendlerin kontrastı ise heyecan verici bir etki yaratıyor. Seride, TV, video ve ses sistemleri için açık şekilde tasarlanmış paneller de bulunuyor. Oturma gruplarında tasarım, malzeme ve işlevsellik uyum içinde buluşuyor. Tekli koltukları çevreleyen ahşap şeritler adeta kendi tasarımını oluştururken, yüzeylerin işlenme sürecinde tercih edilen yüksek kalitede tasarımlara ayrı bir duruş kazandırıyor. Kanepede ise, tamamen kanepeye yerleştirilebilen ve her iki tarafı da kullanılabilen yastıklar dikkat çekiyor.

Barringer ile birlikte Atilla Kuzu tasarımının yarattığı atmosfer tıpkı Kuzu’nun kökeni olan Batı ve Doğu arasındaki İstanbul gibi her iki kültürün izlerini yansıtıyor. Conde House ve Koblenz yakınındaki tarihi manastır Besselich’te oluşturulan teşhir odasının yeni yüzlerinin oluşturulmasında, Peter Maly’nin başarılı TOSAI koleksiyonunun yanı sıra bir Conde House klasiği Ippongi (tek bir kütükten oluşturulmuş) ve Twist serisi kullanılıyor. www.zoom.com.tr

Etiketler: , , , | İlk yorumu siz yapın »

Dinamik, Eğlenceli ve Çevreyle Dost :Facebook Headquarters

18 Haziran 2010 | Yazar: Benan Kapucu | Konu: Tasarım

Milyonlarca insana giderek büyüyen devasa bir iletişim ağı yaratan Facebook, Studio O+A imzasını taşıyan Palo Alto’daki yeni yönetim merkezinde çalışmalarını sürdürüyor. Sosyal iletişim ağı sağlama misyonundan yola çıkarak herkesin aynı düzlemde ve eşit ilişkiler içinde olduğu dinamik yapıyı ofislerine de taşıyan tasarım ekibi, tarihselliği ve etkileşim gücü yüksek, bağlantıları kolaylaştıran ve çalışanı motive eden esin dolu mekanlar ortaya çıkarmış.

Daha önce yüksek teknoloji üreticisi Agilent Technologies’in laboratuvarı olarak kullandığı, taban alanı 14.000 metrekare olan Stanford Araştırma Parkı, Palo Alto ve dışındaki 10 Facebook lokasyonundan gelen 700’den fazla çalışanı bir araya getiriyor. Her çalışanın görüşünün eşit önemde olduğu aynı düzeyde örgütlenen bir firmaya yakışır bir şekilde, mekanın tasarımı da ağırlıklı olarak kullanıcılardan gelen verilere dayanarak kurgulanmış.

O+A tasarım ekibi, Google örneğinde de olduğu gibi yeni yönetim merkezinden beklentilerini öğrenmek amacıyla çalışanlarla söyleşiler gerçek-leştirmiş; tasarım kararları alınırken Facebook platformu da firma çalışanları arasında oylamaları yürütmek, sürekli güncellenen fotoğraflarla herkesi projenin arkasındaki düşünce süreci hakkında bilgilendirmek amacıyla kullanılmış. Her departmandan çalışanların yer aldığı danışma kurulu, mekan planlamadan bitişlere ve hareket koordinasyonuna tüm tasarım sürecinde tasarım ekibiyle birlikte çalışmış.
O+A tasarımcıları ofisin mekan kurgusunda esinlerini, kullanıcı ya da çalışan olsun, birbirinden ayrı görünen kişilerin biraraya geldiğinde bütünsel bir desen oluşturduğu Facebook’un patchwork benzeri yapısından alıyor. Bu patchwork’te renk kullanımı ve farklı birimler arasındaki komşuluk ilişkileri, mekan kurgusunu da belirliyor: Firmanın yönetim birimi, tüm çalışanlara kolayca ulaşabilecekleri merkezi bir alanda düzenlenmiş. Büyük dinlenme alanları ve açık alanlar insanların biraraya gelebileceği toplantı mekanları olarak işlev görüyor. Bir mutfak ve kafe Facebook’un personele günün her saati gurme yemekler sağlıyor; içecekler ve atıştırmalıklara da tüm yönetim binasındaki mikro mutfaklarda ulaşılabiliyor.

Çalışanların yeşil yönetim binası beklentilerini karşılarken var olan mimari hatların, orijinal laboratuvardan kalan izlerin korunduğu, post endüstriyel kullanım için endüstriyel elemanların yeni amaçlar yüklendiği bu yapı, Palo Alto’nun 2008 Green Building Ordinance (Yeşil Bina Yönet-meliği) ile tamamlanan ilk ticari proje. Yüksek oranda dönüşümü olan halı ve enerji kazanımlı aydınlatma tasarımı da projenin diğer sürdürülebilir özellikleri arasında.

Binanın endüstriyel estetiğine referans veren gölgelik duvar boyunca uzanıyor ve bir toplantı alanını tanımlıyor. Belli aralıklarda tavan aydınlatmaları da yerleştirilen gölgelik, akustik bir özelliğe sahip. Dışarıda basketbol sahası ve içeride pinpon masası çalışanlar için dinlenme olanakları sağlıyor. Çalışanların kaykaylarla beton zemin üzerinde kayması da bu ofiste çok alışılan bir görüntü.

STUDIO O+A
Teknik uzmanlığıyla yaratıcılık ile esnekliği biraraya getiren Studio O+A, müşteriye uygun çözümler gerçekleştiren bir mimarlık şirketi. Kurumsal planlama ve tasarım alanında tüm donanıma sahip olan şirket, kavram geliştirmeden uygulamaya özellikle ofis ve mağaza alanında işler üretiyor. Levi Strauss & Co., Facebook, Speck Design, eBay, SuccessFactors müşterileri arasında. Primo Orpilla ve Verda Alexander’ın 1991 yılında kurduğu planlama, uygulama kurumsal çalışma alanı planlama müşteri listesi finans enstitüleri, devlet kurumları, teknoloji ve iletişim firmaları, çok uluslu kuruluşlar yüzlerce metrekareyi bulan uygulamalar bulunuyor.

Etiketler: , , , , | İlk yorumu siz yapın »

Dönmedolap

24 Mayıs 2010 | Yazar: Gateway | Konu: Tasarım

lab::istanbul ekibi tarafından tasarlanan dönmedolap, dvd, cd, kitap, ne istenirse depolayan bir sistem. Kutularını bir dokunuşla 90 derece döndürebileceğiniz, ister içindekileri ister yüzeyindeki grafikleri gösteren, tekli, ikili, üçlü ve akla gelen gelebilecek her renkte seçenekleriyle, ofislerin, evlerin her yerinde, her şekilde kullanılabilen bir tasarım.
www.labistanbul.com

Etiketler: , , | İlk yorumu siz yapın »

Boxetti Modülleri: Lüzumsuzsa Katla!

29 Nisan 2010 | Yazar: Zeynep Sarptır | Konu: Tasarım

Şehir hayatında, yaşam alanları her gün daha da daralıyor. Yeni bir eve taşındınız, gardırobu nereye koyacaksınız? Televizyon seti köşeye sığar mı acaba? Şimdi, tek bir düğmeyle hiç iz bırakmadan ortadan kaybolan bir yatak odanız olduğunu düşünün. Yanınızda taşıyabileceğiniz bir mutfak fikri kulağınıza nasıl geliyor peki?

Letonya doğumlu tasarımcı Rolands Landsbergs sizi duymuş olabilir. Belki de aradığınız çözüm Boxetti modüllerinde. Bu modüller, tasarımın en temel üç ilkesinin izinde yaratıldı: Minimalizm, işlevsellik ve ileri teknoloji…

Turuncu ve beyaz renklerin hakim olduğu koleksiyon tamamen el yapımı beş ayrı üniteden oluşuyor. Çalışma odanız, yatak odanız, televizyon setiniz, oturma odanız hatta mutfağınız bile düşünülmüş. Tek bir düğme ile yatağınızı toplayabilir, çalışma masanızı ortadan kaldırabilirsiniz. İsterseniz mutfağınızı ve yatak odanızı salonunuzun ortasına bile koyabilirsiniz.

Boxetti Private

Boxetti yatak odası modülünde, klasik turuncu ve beyaz renklerin yanında çelik aksesuarlara da yer verilmiş. Modül çift kişilik bir yatak, komodin, gardırop ve başucu lambasından oluşuyor. Gardırop kısmı altı ayrı bölüme sahip; askılık, çekmece ve raflardan oluşan düzenek gerçek bir gardırobu aratmayacak genişlikte ve yatak odanızda ihtiyaç duyduğunuz tüm mobilyaları tek bir alanda topluyor. Her ünitede olduğu gibi yatak odası modülü de tek bir tuşla beyaz bir kutuya dönüşebilme özelliğine sahip.

Boxetti Lounge
Bir bakalım, oturma odanızda nelere ihtiyacınız var? Üç kişilik bir kanepe? Bu kanepeye entegre çıkarılabilir blok sehpalar? Haliyle bir de yemek masası olsa fena olmaz. Boxetti Lounge modüler bir mobilya olmaktan öte, kompakt bir oturma odası. Modül isterseniz tek başına bir masa olarak da kullanılabiliyor. Modülün masa olarak kullanımında yüzey alanını artırmak için katlanabilir kanatlar işlev kazanıyor. Koltuk döşemesinin deri ya da kumaş olması sizin seçiminize bırakılmış. Modül içerisinde ayrıca katlanabilir bir masa ile küçük bir çalışma alanı da bulunuyor.

Boxetti Thrill
Koleksiyonunun en nadide parçası Boxetti Thrill adıyla tüketiciye sunulan TV ve ses sistemi modülü… Tek bir düğme, beyaz kutunuzu yüksek kalitede ses ve görüntü sunan harika bir dizayn öğesine dönüştürüyor. Düz ekran TV için Hafele plazma lift sistemi kullanılmış. Uydu alıcısı ve BluRay oynatıcı da unutulmamış. “Her şey tamam ama DVD’leri ne yapacağız?” diyenler için modül içerisinde DVD koleksiyonunuzu saklayabileceğiniz bir çekmece sistemi de var.

Boxetti Lunch – Mutfak Modülü
Boxetti Lunch Modülü kendi içerisinde panel yardımı ile açılıp kapanabilen bir evyeye sahip. Evyenin otomatik olarak kapanmasını önlemek için modüle hareket sensörü yerleştirilmiş. Çalışma alanı için tasarlanan panel, altında mutfak gereçleri ve ürünle birlikte gelen bıçak setini barındırıyor. Diğer katlanabilir yüzeyin altında ise meşe ağacından yapılmış doğrama tahtasını aydınlatan LED aydınlatmalar bulunuyor. Modül iki bar taburesi, bir buzdolabı ve standart mutfak raf ve çekmecelerine de ev sahipliği yapıyor.

Boxetti Practice – Çalışma Modülü
Boxetti, evinizde çalışma alanına duyduğunuz ihtiyacı da göz ardı etmemiş. Kutu gibi ofisiniz her türlü donanıma sahip. Katlanabilir bir çalışma masası, ofis eşyalarınız ve belgeleriniz için çekmeceler… Ofis özlemi çekmeden çalışmak için birebir!

Dinlenmek istediğiniz zamanlarda rahatça uzanabileceğiniz bir koltuk, bütünleşik ışık paneli ve küçük bir çalışma masasından oluşan diğer bir bölüm ile modül tamamlanmış. Boxetti Lounge’da da olduğu gibi modül içi döşemelerde deri veya kumaş olmak üzere iki seçenek bulunuyor.


Boxetti Modülleri, bir zamanlar filmlerde gördüğümüz geleceğin tasarımlarının hayat bulmuş hali gibi görünüyor. Sahiplerinin kendilerini özel hissetmelerini sağlayacakları da kesin. Tabii bir sonraki teknoloji ve tasarımcıların hayalleri, onları yeniden cezbedene kadar.

http://www.boxetti.com

Etiketler: , | 1 Yorum yapılmış »

TASARIM,
2050’nin dünyasında fark yaratabilir mi ?

27 Nisan 2010 | Yazar: Benan Kapucu | Konu: Tasarım

Fotoğraf: Ece Arıburun

Endüstriyel tasarımın küresel zirvesi, Icsid Dünya Tasarım Kongresi, geçtiğimiz kasım ayında Singapur’da gerçekleşti. Ana konuşmacıların yanı sıra, üç gün boyunca süren interaktif oturumlarda Design 2050 Studio liderleri ‘2050’nin dünyasında tasarım fark yaratabilir mi?” sorusuna karşılık, sürdürülebilir bir geleceğe dair yaratıcı fikirlerini paylaştılar.

Icsid (International Council of Societies of Industrial Design) endüstriyel tasarım alanında tüm mesleki kuruluşların, promosyonel örgütlerinin ve eğitim kurumlarının temsil edildiği uluslararası bir organizasyon. 26. kez düzenlenen kongrede, tasarımın fikir önderleri “Design Difference: Designing Our World 2050” teması altında, ‘tasarımla dünyanın geleceğinde nasıl bir fark yaratabileceklerini’ tartıştı.

Ufuk açıcı sunumlar ve düşünceleri harekete geçiren tartışmalarla geçen kongre, dünyanın gidişatınının tasarım yoluyla nasıl değiştirebileceği üzerine perspektifler geliştirilmesini sağladı. Küresel tehditler, 2050 yılında daha sürdürülebilir bir gelecek için yeni ürünler, politikalar ve çözümler geliştirmek adına bize önemli fırsatlar da sunuyor. Kongrenin ilk gününde Singapur Maliye Bakanı Tharman Shanmugaratnam’ın Business Week editörü Bruce Nussbaum’a söylediği gibi… Shanmugaratnam, ülke olarak tehditlerin ve fırsatların farkında olduklarını, artık teknolojiyle değil, yaratıcılığın merkezi olarak zayıflıklarını aşmak istediklerini anlatıyordu. Doğu ve Batı birbirine yaklaşırken faklı kültürlerin buluşma potası olan Singapur’un bu itici gücü, yaratıcı endüstrilerin gelişimine aktaracağını vurguluyordu.

Chris Luebkeman (Arup Group), Bill Mitchell (MIT), Richard Hassell ve Wong Mun Summ (WOHA), Ravi Naidoo (Design Indaba), Chris Bangle, Stefano Marzano (Philips Design), Feng Zhu (FZD), Toshiko Mori ve Robert P Hubbard (Harvard Üniversitesi) ile David Nelson ve Stefan Behling (Foster + Partners)’in öncülük ettiği 9 tasarım stüdyosu, yenilikçi projelerinde, geleceğe yönelik yeni kavramlar ortaya koydu. Otomobil tasarımının duayeni Chris Bangle, ‘Personal Emotional Mobility 2050’ sunumunda modüler, paylaşılabilen, birer ‘avatar’ gibi insanın hareketleriyle bütünleşen ‘duygusal’ bir ulaşım modeli öneriyordu. Design Indaba’dan Ravi Naidoo’nun yönettiği stüdyo ise ‘Protofarm’ projesinde, “Beden enerjisiyle elektrik üreterek kendimize yetebilir miyiz, dünyayı kendimize mi uydurmalıyız, yoksa biz mi dünyaya uyum sağlamalıyız?” sorularından yola çıkarak şaşırtıcı sonuçlara ulaşıyordu. Philips Design Yaratıcı Direktörü ve CEO’su Stefano Marzano ise tedavi odaklı değil, sağlıklı yaşam dengesini korumaya yönelik yenilikçi bir sağlık sistemi öneriyordu. Kongrenin son gününde Helsinki, 2012 Dünya Tasarım Başkenti seçildi. Helsinki, “Açık Helsinki-Tasarımı Yaşama Katmak” sloganıyla 2012 yılında pekçok tasarım etkinliğine evsahipliği yapmayı hedefliyor.

Shanmugaratnam’ın çok iyi tariflediği gibi ‘kültürel kimliği olmayan’ ama zayıflıklarını fırsata dönüştürme yolunda ilerleyen Singapur’un evsahipliği bu yönüyle de anlamlıydı. www.icsid.org

Etiketler: , , | İlk yorumu siz yapın »

Vitra Haus üretim sahasında sıradışı hareket

16 Nisan 2010 | Yazar: Umut Eroğlu | Konu: Tasarım

Fotoğraflar: Iwan Baan

Fabrika tipi yapıları düşünün. Sıralı nizam, uzunlamasına yapılar, üretim hatlarının faaliyetine uygun biçimde tasarlanmış duruşlarıyla, ilk akla gelen sembolü tamamlar. Bu yapılar, üretimin kor aşaması dışında, iki taraflı erişimleriyle ‘ilk giren son çıkar’ ve ‘son giren ilk çıkar’ stoklama yöntemlerine de fonksiyon sağlar. Herzog & de Meuron’un Vitra Verwaltungs GmbH için Vitra Campus’a inşa ettiği bu yatay alan alternatifi çoklu bina, Vitra’nın ürünlerinin hammadeden kullanılır materyale dönüştüğü bölgenin merkezinde. Vitra’nın tasarım ve fonksiyona dair yenilikçi yaklaşımını olabildiğince serbest ifade etme isteği hissedilen Vitra Haus adlı yapı, ev ürünleri sergilemek için tasarlanmış.

5 bağımsız binanın kesişik konumlandırılmasıyla şekil alan Vitra Haus, çatı katlarının tabanlara, tabanların çatı katlarını boylamasına kat ettiği, ironik bir espriye sahip. İlk bakışta karmaşıklığı ve dikkat bozuculuğu ile ‘dikkati çeken’ yapı, kısa süreli göz aşinalığı sonrasında hevesle keşfedilmek istenen köşelere kavuşuyor. Binanın dışyapısında kullanılan kömür renkli sıva, binayı doğa tarafından kolayca benimsenebilir hale getiriyor. Toprak ile uyum gösteren tonlara sahip Vitra Haus’un yegane parlak kısımları, üçgen çatıların en yakın kesişimden sonra ayrışarak kendi duruşuna kavuştuğu büyük pencereler. Parlaklık ise, binanın mimari sürprizlerle detaylandırılmış sade iç dekorundan geliyor. 5 bağımsız binanın uçları, ilk bakışta rastgele bir konumlandırmayı çağrıştırıyor. Ancak, Herzog & de Meuron’un Vitra için inşa ettiği bir prestij yapısında bilinçsiz bir rastgelelik aramak, evrimin zar attığını* düşünmekle benzeşirdi olsa olsa. Bu yerleşim sayesinde binaların doğaya hakim yüzleri, çevreyi saran Weil am Rhein manzarasının tablovari karelerini çerçeveliyor, ziyaretçiler için.

Vitra Campus girişinde etkileyici bir karşılama modülü olarak da işlev kazanan Vitra Haus, ahşap kaplama zeminiyle çevre faktörünü bir kez daha hatırlatan açık bir merkez alana sahip. Arketip ve yığılı hacim temalarını buluşturan mimaride, binalar bu merkez alanın etrafına konumlandırılmış. Açık merkez, Vitra Haus’un ziyaretçiler tarafından ilk anda erişilmek istenecek birimlerini barındırıyor: Bir konferans salonu, Vitra Tasarım Müzesi’nin sandalye koleksiyonu için yeterli bir alan, Vitra Tasarım Müzesi Mağazasını kapsayan bir küme, resepsiyon hizmeti veren bir lobi, lavabo, vestiyer ve yaz güneşine temas eden terasıyla bir café.

Vitra Haus, sıradışı dış mimarisiyle yarattığı heyecanı, iç mekan sürprizleriyle tamamlamakta bonkör davranıyor. Bu işte, tezatlığı baştan benimsemiş Herzog & de Meuron’un köşeli dış hatların içerisine yumuşak ama beklenmedik formlar yerleştireceğini önceden sezmek, ancak mekanı yaşayanlar için mümkün olmalı. Merdivenler ve trabzanların tamamı, tıpkı binayı keşfe çıkmış dev bir solucan gibi kıvrımlı ve giderek açılan organik hacimlere kavuşuyor ve binalar arası bağlantı noktalarında beklenmedik hareketler yaratıyor. Bu hareketler, kimi zaman yapının merak uyandıran kesişim noktalarını süpriz biçimde sergiliyor, kimi zaman da görüntüyü bloke ederek ilgi çekiyor. Geniş iç alanlarda sergilenen ürünlerin rahatça seçilebilirliği adına duvar renkleri saf beyaz seçilmiş.

Kesişen binaların doğudan batıya dairesel yönelimiyle gün içinde güneşi takip edebilen bir ziyaretçi, akşam üstü geçişini binada yaşayarak gecenin ışıltısını karşılayabiliyor ve perspektifin terse dönüşüne tanıklık ediyor. Vitra Haus’un gün boyu doğayla bir yaşayan dev çerçeveleri, gece karanlığı indiğinde içten dışa parıldayarak göz alıcı vitrinlere dönüşüyor.

İki uç arası en geniş uzaklığı 57 metre, en uzun eni 54 metre ve yüksekliği 21.3 metre olan Vitra Haus, çevre ve fabrika binalarının tam ortasında, ilham aldığı yapılara saygılı biçimde özgürlüğü tasvir eden bir duruşa sahip. Akıllıca tasarlanmış yüksekliği sayesinde, benzer yapılara oranla doğada kapladığı yeri küçülten Vitra Haus, temsilcisi bulunduğu dünyaya belki de dolaylı bir mimari öneride bulunmak istiyor.

*”Gott würfelt nicht” (Tanrı zar atmaz) – A. Einstein

Etiketler: , , , | İlk yorumu siz yapın »

Modernizmi Biçimlendirmek Tasarım 1880-1980

22 Şubat 2010 | Yazar: Gateway | Konu: Tasarım

hafele1New York Modern Sanatlar Müzesi (MOMA) 23 Aralık 2009-Temmuz 2010 tarihleri arasında müze koleksiyonundan derlenen düşsel objeler, grafikler, mimari detaylar ve tekstil örnekleri sergileniyor.

Çağdaş yaşam deneyimlerine çizgileriyle öncülük eden bir nesli temsil eden sergi beş ayrı bölümde düzenlenmiş 300 işi kapsıyor. 1890 ve 1914 dönemine ait Art Nouveau objeler ve posterler; Yeni Tipografi (1927-37) diye bilinen grafik tasarım akımının işleri; makine, beden ve zihin arasındaki ilişkiye odaklanan eserler (1925-40); İyi Tasarım akımı (1944-56) ve 1960 ve 1970’lere ait objeler sergileniyor. Art Nouveau bölümünde özellikle, Fransa’da modern akımın öncüsü olarak bilinen ve modern formlarda doğayı yorumlayan Hector Guimard (1867-1942) öne çıkıyor.

hafele-12Stilize yaprak ve çiçek formlarıyla Art Nouveau’nun iyi örneklerinden biri olan kişisel masa ve sandalyesi serginin önemli parçaları arasında.Yeni Tipografi bölümü ise Avrupa’daki avangart sanatçıların öncülük ettiği, basılı sayfalarda ya da posterlerde geleneksel yapıları reddeden grafik ve enformasyon tasarımları; dengeli ama asimetrik kompozisyonları yer alıyor “İyi Tasarım Nedir?” sorusunu soran bölüm ise aralarında Marcel Breuer, Charles ve Ray Eames, Eero Saarinen ve Hans Wegner gibi isimlerin iko-nik tasarımlarını buluşturuyor. Sergilenenler arasında avcılıkta kullanılan yay, sarkaç gibi beklenmedik ürünlerin yanısıra ütü, tarak, kapaklı sepet, peynir dilimleyicisi ve Tupperware gibi gündelik objeler yer alıyor. www.moma.org

Etiketler: , | İlk yorumu siz yapın »

Az ve çok Dieter Rams’ın Tasarım Kimliği

10 Şubat 2010 | Yazar: Gateway | Konu: Tasarım

hafele-3Londra’daki Design Museum, modern tasarımın öncülerinden Dieter Rams’ın 1955’den 1995 yılına kadar 40 yıl boyunca Alman elektronik firması Braun için tasarladığı 500’den fazla ürünü ve Vitsoe için tasarladığı mobilyaları retrospektif bir sergide buluşturuyor. Radyolar, hesap makineleri, tıraş makineleri ve raf sistemleri Dieter Rams’a endüstriyel ürün ve mobilya tarihinde özel bir yer kazandıran ve onu 20. yüzyılın en ilham verici tasarımcılarından biri yapan birçok üründen sadece birkaçı.

Az ve Çok / Less and More sergisi, 12 yıldan sonra İngiltere’de düzenlenen Dieter Rams’ın ilk retrospektif sergisi niteliğinde. Braun ve Vitsoe için tasarladığı ikonik işlerinin yer aldığı bu sergi, Dieter Rams’ın tasarım kimliğinin ev gereçlerini ve gündelik yaşam objelerini nasıl etkilediğini ve değiştirdiğini; bugünün tasarım ortamında bile güncelliğini nasıl koruduğunu açıkça ortaya koyuyor.

Arşiv film görüntüleri, modeller, eskizler, prototipler ve uluslararası fotoğrafçı Todd Eberle’nin fotoğrafları Dieter Rams hakkında Jonathan Ive, Jasper Morrison, Sam Hecht and Naoto Fukasawa gibi kendi çağdaşlarının röportajlarına eşlik ediyor. Rams’ın elektrik düğmelerinin minimuma indirgendiği ve belli bir sırada düzenlendiği zarif ürünleri, şeffaf plastik ve ahşap cilalı, karışık renk temaları arasından sıyrılan beyaz ve gri tonlarındaki renk anlayışını yansıtıyor. Renk vurguları, sadece elektrik düğmelerinde ve göstergelerde kendini gösteriyor.

hafele-21

Dieter Rams, zarif, okunaklı, aynı zamanda özenli bir görsel tasarım diline sahip. İyi tasarımı “yenilikçi, estetik, uzun ömürlü ve kullanışlı” özelliklerinin başta geldiği 10 ilke altında sıralayan Rams, Bauhaus ekolünden ve Almanya’daki Ulm Sanat Okulu’ndan etkilenmiş. Dieter Rams kariyeri boyunca işlevselliği her şeyin üstünde bir tasarım ruhuna öncülük eden süslemeden uzak, basit işlevli ve belli bir düzen duygusuyla bütünleşen ürünler ortaya koydu. 1932 yılında Almanya’da doğan Rams, 1955 yılında Braun’a katılmadan önce mimarlık ve iç mimarlık eğitimi aldı. Elektronik ve mühendislik bilgilerini de bu ortamda pekiştirerek ikinci dünya savaşı boyunca ev ürünlerinin sofistike yorumlarını gerçekleştirme fırsatı buldu. Sergi, 7 Mart 2010’a dek meraklılarına açık.

hafele-4
www.designmuseum.org

Portre Fotoğrafı: Luke Hayes
Ürün Fotoğrafları: Koichi Okuwaki

Etiketler: , , | İlk yorumu siz yapın »

Tasarımın öncüleri Hafele 2010 takviminde

21 Aralık 2009 | Yazar: Gateway | Konu: Tasarım

Mobilya ve kapı donanımları alanında gerçekleştirdiği buluşları ve yenilikleriyle inovatif mobilya üretimine yön veren Häfele, Türkiye’de ilk kez gerçekleştirilen bir projeye imzasını attı.

2010takvim-2

Häfele’nin ürünlerine tasarımcıların hayal gücü sayesinde yeni çağrışımlar, farklı anlamlar yüklendi. Häfele’nin 2010 takviminde Adnan Serbest, Atilla Kuzu-Levent Çırpıcı, Arif Özden, Autoban (Seyhan Özdemir-Sefer Çağlar) Aykut Erol, Aziz Sarıyer, Can Yalman, Ece Yalım, Ela Cindoruk-Nazan Pak, Oya Şenocak Akman, Tanju Özelgin ve Yılmaz Zenger yer alıyor. Hafele takviminde farklı yüzleriyle görünen tasarımcıların her biri Häfele gibi öncü tasarımcı kimlikleri ve ödülleriyle gündemde. Mobilya ve iç mekan tasarımında, mücevherde, cam aksesuarlarda, dünyada ve Türkiye’de başarıya ulaşan işleriyle bilinen bu isimler, bu kez Häfele takvimine artı değer katıyor.

2010takvim-1

Kapı kapatıcılar, menteşeler, mobilya rayları, kulplar, ofis donanımları, Red Dot ödüllü mutfak donanımları kendi bağlamının dışında bir kurgu içinde yerini alıyor. Mustafa Nurdoğdu imzasını taşıyan siyah-beyaz fotoğraf karelerinin her biri, tasarımcıların ürünlerle olan diyaloğunu anlatan teatral bir gösteri sergiliyor. Kablo tutucu, organik formlarıyla ve malzeme deneyleriyle tanınan ‘zamansız’ tasarımcı Yılmaz Zenger’in bedeninin bir parçasına, onun omurgasına dönüşüyor; teknolojiyi tasarımlarına entegre eden Atilla Kuzu ve Levent Çırpıcı, Ellipta LCD ekran taşıyıcıları robotik birer kol gibi yorumluyor. Özel tasarım mobilya kulpları ise Ela Cindoruk ve Nazan Pak’ın elinde değerli birer mücevher gibi boy gösteriyor.

2010takvim-4

Sadece güçlü tasarımlarıyla değil karizmatik kişiliğiyle, takvimdeki etkileyici portrelerden biri olan Aziz Sarıyer, bu projenin anlamını şu sözlerle dile getiriyor: “Mimarlara ve tasarımcılara ürünleriyle hizmet veren Häfele için bu gerçekten bir “ilk” ve tasarımcılara birebir ‘dokunmasını’ sağlayan çok güzel bir adım. Häfele’nin çözümleri oldum olası bizlerin ufkunu açıyor, becerilerimizi geliştirmemize fırsat veriyor; hayal gücümüzün sınırlarını genişletiyor. Bu açıdan bakınca, hem fotoğrafların kurgusu hem o ürünlerle kurduğumuz diyalog güçlü bir ifadeye kavuşabiliyor elbette.”

2010 takvimini tasarımcılara ayıran Häfele, takvim projesinde her yıl yaratıcı disiplinlerin farklı yüzlerine yer vererek gelenekselleştirmeyi; yenilikçi tavrını tasarım ve mimarlık dünyasında ses getirecek yepyeni projelerle de ortaya koymayı hedefliyor.

2010takvim-3

Etiketler: , , , , | İlk yorumu siz yapın »

Hafele’den mobilya tasarımında çığır açan elektronik donanımlar

2 Aralık 2009 | Yazar: Gateway | Konu: Tasarım, Ürün tanıtımı

hafele

Häfele’nin mobilya donanım teknolojisinde çığır açan en yeni ürünleri; sessiz, konforlu ve güvenli akıllı çekmece sistemi Grass Sensotronic, tasarımla işlevselliğin ideal birleşimi olan yükseltici mekanizma Plazma Lift, teknoloji harikası Huwil elektronik kalkar kapak donanımları, tek bir dokunuşla çekmecelerin otomatik olarak açılmasını sağlayan mucize sistem Kesseböhmer TouchControl yılın icatlarına damgasını vuruyor.

Mutfaklara Häfele farkıyla giren akıllı teknoloji: Grass Sensotronic
Häfele, çekmece ray ve sistemleri konusunda uluslararası bir isme sahip olan Grass firmasının sunduğu ve dünyanın ilk akıllı çekmece sistemi olan elektronik kontrollü Sensotronic’i Türk tüketicilerle buluşturuyor. Çekmecenin herhangi bir noktasına dokunularak sessizce açılıp kapanmasını sağlayan Sensotronic’in diğer avantajları arasında montaj ve kullanım kolaylığı ile güvenlik sistemi bulunuyor.

Grass tarafından tasarlanan elektronik çözümlerden biri olan Sensotronic, tamamıyla otomatik olarak çekmecelerin açılıp kapanmasını sağlıyor. Türkiye’de Häfele tarafından sunulan Sensotronic’de kullanılan ileri teknoloji, çekmeceyi ray boyunca elektronik kontrollü olarak hareket ettirerek birinci sınıf konfor sunuyor. Sensotronic, çekmece içeriğinin ağırlığından bağımsız olarak çekmece ön paneline el, diz, hatta hafif bir dirsek dokunuşuyla harekete geçiyor, yine hafif bir dokunuşla istenen yerde durdurulabilme özelliğiyle de büyük kolaylık sağlarken kulpsuz mobilya tasarımlarının da konforunu artırıyor.

Sensotronic’in bir diğer özelliği olan montaj kolaylığı sayesinde, herhangi ek bir alete ihtiyaç duyulmadan, sistem kolayca monte edilerek kullanılmaya hazır hale geliyor. Sensotronic’in el sıkışmalarına karşı geliştirilen özel koruma mekanizması, çekmecenin hareketi herhangi bir şekilde engellendiğinde güvenle durmasını sağlıyor.

Yükseltici mekanizma Plazma Lift
Mobilyanın içinden yükselerek çıkan ve her iki tarafa dönebilen Plazma Lift, iç mekan tasarımında tasarımcıya özgürlük getiriyor. Her iki tarafa dönebilen Plazma Lift iç mekan tasarımlarına estetik bir dokunuş katıyor. TV prizinde otomatik kapatma, uzaktan kumanda ve dokunmatik tuş özelliklerine sahip olan bu ürünün eğilme açısı 11.5 derece, dönme açısı ise 210 derece. Ev, ofis, otel ve yatlarda, özellikle alan kazanımı gerektiren mekanlarda kullanım için ideal olan bu ürün mobilyanın içerisine gömülüp, istendiği zaman aşağı yukarı hareket ettirerek dışarıya çıkartılabiliyor. Plazma ekranların mobilya içerisine gizlenmesi sayesinde cihazlar dış etkenlere ve hırsızlığa karşı korunurken, dönebilme özelliğiyle TV izleme açısı sorununa da çözüm getiriyor.

Huwil elektronik kalkar kapak donanımları
Ahşap kapaklar ve alüminyum çerçeveli kapaklar için üretilen kalkar ve kalkar-katlanır kapaklara uygun elektrikli makas donanımları, tek ve çift kanatlı kapaklara uygun. Programlanabilir uzaktan kumandalı açma düğmesi, birden çok makas donanımı çalıştırabiliyor. Sessiz hareket ve entegre yavaş kapanma özelliği sunan elektrikli sistem, elektrik kesintisi halinde gücü artmış şekilde çalışmaya devam ediyor. Bunun için ilave bir güç yardımına gerek kalmıyor. Güvenlik açısından da endişeye yer bırakmayan sistem, her iki yönde de (açma-kapama) önüne engel gelince, otomatik olarak duruyor.

Kesseböhmer TouchControl: Tek dokunuş, tek hareket
KesseBöhmer TouchControl, tek bir dokunuşla çekmecelerin otomatik olarak öne açılmasını sağlıyor. Çekmecelerin ön yüzünde herhangi bir noktaya dokunulduğunda kiler sistemi otomatik olarak açılıyor. Tek bir dokunuşla sistem devreye giriyor ve yavaş ve sessiz bir hareketle dolabın dışına doğru açılıyor. Çocukların erişimini ve istenmeyen açılmaları engelleyen güvenli Touch-Control sisteminde, hareket sensörü çok az yer kaplayan elektrikli motor ile birlikte basitçe kayar mekanizmaya bağlanıyor. Sadece mobilya bazasında elektrik bağlantısı gerektirdiği için standart mobilyada da kolaylıkla kullanılabiliyor; sonradan da uyarlanabiliyor. Farklı yüklere karşı esnek bir yapıya sahip olan Kesseböhmer TouchControl, sessiz ve kolay kullanımı, istenmeyen açılmaları engelleyen güvenli sistemiyle kiler sistemlerinde, dolaplarda, kulpsuz çekmecelerde kullanım için ideal bir ürün.

Etiketler: , , , | İlk yorumu siz yapın »