Rüzgara Karşı Mimarlık

21 Aralık 2011 | Yazar: Benan Kapucu | Konu: Genç Proje

Gökhan Avcıoğlu, mesleki kariyerini mimarlığa yenilikçi kavramlar getirmeye; projeler ve fikirler yoluyla yeni mekansal deneyimler üretmeye adamış bir isim. İstanbul-New York hattında konumlanan Global Architectural Development (GAD) mimarlık şirketiyle 1994 yılından beri çağdaş mimari, şehircilik, bilgisayar programları, tüketici alışkanlıkları ve karakterleri, projelere bütünsel yaklaşım gibi konulara kafa yoruyor. Mevzuatı sorgulayan, mimarların yapmaktansa bazen yapmama özgürlüğü olması gerektiğini de savunan mimar, bugüne dek hep bildik kalıpların dışında bir mimarlık rotası çizdi.

Mimarlık eleştirmeni Uğur Tanyeli’nin Nevzat Sayın, Emre Arolat, Han Tümertekin ve Murat Tabanlıoğlu ile birlikte ‘Türk Beşleri’ diye tanımladığı grubun temsilcilerinden biri Gökhan Avcıoğlu. 1980’den sonra metropolleşme atılımıyla birlikte daha rafine bir metropol mimarlığı talep eden yeni müşteri profilini iyi analiz eden ‘Türk Beşleri’ Tanyeli’nin deyimiyle, “gençliklerinin de verdiği esneklikle, güncel beklentileri ve dünya ‘ahvalini’ kendilerinden yaşlı olanlardan daha iyi kavradıklarını” gösterdiler. Avcıoğlu, mesleğinin ilk günlerinde olduğu gibi bugün de kalıpların dışına çıkan sorgulayan, sınırlarını ve kurallarını yeniden belirleyen bir mimarlık şirketini yönetiyor. Senede iki kez yayımlanan Global Architecture Development Times gazetesinden de projelerinin arkaplanındaki düşünsel süreci; maddi ve bürokratik süreçlerin dışında geliştirdikleri konsept projeleri izlemek mümkün. Mimarın yazıları, projeleri, röportajları ve makaleleri BBC ve Channel 4’da, Wallpaper, Surface, A+U, Blueprint gibi dergilerde, World Houses Now, Atlas of Contemporary Architecture, Modern Interiors Cool Restaurants in Istanbul gibi kitaplarda, New York Post ve Washington Post gibi birçok gazetede de yayınlandı. İstanbul Sıraselviler Changa Restaurant, One&Ortaköy, İstinye Park Hillside City Club, Esma Sultan Yalısı, NLF, MLTP, Kuum gibi pek çok önemli projeye imza atan mimar, Borusan Müzik Evi, Autopia, Beşiktaş Balıkpazarı ve TGRTRS konutlarıyla ödüller de aldı. Bodrum ve İstanbul başta olmak üzere, birçok konut projesini yürütüyor. Nişantaşı’ndaki bir Vedat Tek apartmanında yer alan ofisinde rüzgara karşı mimarlık yapan Gökhan Avcıoğlu ile gerçekleştirdiğimiz söyleşi, önce konut mimarisinin masaya yatırılmasıyla başlıyor:

Kentlerin konut üretiminden başlayarakgiderek benzeştiği bir dönemdeyiz. Siz bu ortamı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Konut konusunda Türkiye’de özellikle son yıllarda yaşadığımız bir sorun var, öncelikle oradan başlayalım. Bu topraklarda 2500 yıldır, belki de daha uzun zamandan beri dünyanın çoğu yerinde olduğu gibi  insanlar kendi evlerini kendi yapıyordu. Konut, “yuva”ydı. Şimdi konut denen şey yuva mı yoksa sadece mal mı, kavramlar karıştı birbirine. İnsanlar bir evi alırken, ileride nasıl satabileceğini, ne kadar değer kazanacağını konuşuyor artık. Bu da işi samimi olmaktan çıkarıyor. Benim tarihçi büyüklerim, Umberto Eco ve Alpaslan Ataman konut projelerini mimarlık kapsamından çıkarmamız gerektiğini söyler. Konut, 19. yüzyılın sonuna kadar şehirleşmenin en önemli unsuruydu ama bugün henüz geçerli değil.

Konut işi mimarların değil, yatırımcıların elinde. Sorunun kaynağı budur belki de
Yatırımcılardan öte aslında masummuş gibi görünen alıcılar, sorunun kaynağı. ‘Topraktan girme’, ‘toprak sahibi’ gibi yeni yeni kelimeler karşımıza çıkmaya başladı. Toprağın, üstündeki binadan çok daha fazla değer ettiği bir ortam var. Konum, mimarinin önüne geçti, bu da aslında mimariyi engelliyor. Halbuki kentlerin asıl kalıcı unsuru binaların şekli, şemali, duruşu…

Konutlar benzeştikçe kentler de birbirine benziyor; yerel kimliklerini kaybediyor…
Bugünün kimliği de bu: ‘Kimliksizlik’… Ya da ‘evrensellik’ kibar adıyla. Dolayısıyla buradan mantıklı bir sonuç çıkarmak zor. Biz de yapıyoruz bu tür projeler ve yaptığımız konutları bir şekilde hep şehre entegre etmeye, gelecekteki yaşamı da öngörmeye çalışıyoruz. En azından bizimle çalışan yatırımcıların, toprak sahiplerinin amacı üretilenlerin ömrünün nasıl daha uzun olabileceği, zaman içinde sadece maddi açıdan değil de yapısal gerekçelerle nasıl değer kazanacağı yönünde. İstanbul gibi kentlerde, insanların bir semtte oturma süreleri maksimum 10 yıl. Bunün güzel adı “dinamik”, öteki adı “kaos”… Trafik, okulların yeri, işyerinin konumu, yerleşimde o kadar belirleyici ki… Ben bu gibi sorunlar yüzünden İstanbul’dan ziyade Bodrum’da proje yapmayı tercih ediyorum.Tek katlı iki katlı üç katlı konutlar açısından Bodrum daha imkanlı…

Akıllı evlerle ilgili ABD’de araştırma yaptığınızı ve bu projenizi hayata geçirmeyi planladığınızı biliyoruz. Bu konuyu biraz açar mısınız?
Benim ‘akıllı evler’den kastettiğim şu aslında: Türkiye gibi ülkelerde öncelikle altyapıyı oluşturup sonra imara açıp onun üzerinde bölgeye göre, nüfusa göre kararlar verip yönetme, kendi kendine yeten binalar oluşturmak, alt yapıyı yürütmek zor. Akıllı evler, ‘kendi kendine yeten binalar’ demek. Yağmur suyunu toplayan kendi ihtiyaçlarına kullanan, kendi foseptiği olan ve doğal yöntemlerle kanalizasyonu sağlayan, kalın duvarlar kullanıldığı için izolasyonu da gerektirmeyen evler…. Yeşil mimari, ‘akıllı evler’ deyince fazla elektronik, fazla bilgi gerektiren yapılarmış gibi görünüyor ama bundan 20 yıl önceki evler zaten ekolojikti ve ‘akıllı’ydı. Benim önermem, geçmişin yapı kültüründe ‘akıllı ev’ anlayışının zaten var olduğu üzerine… Bir ev, güneş enerjisi kullanarak kendi elektriğini üretebilir, yağmur suyunu toplayabilir, alt yapısı kendi içinde çözümlenebilir. Bunlar zor şeyler değil. Bana göre 20. yüzyıl ütopyası işleri biraz karıştırdı. Hiç bitmeyen bir enerji üzerinden, herkese refah ve mutluluk geleceğini vaat etti, olmadı. Benim söylemek istediğim şey, hem çöp üretip hem de onunla ne yapacağını bilemeyen çaresiz bir 21. yüzyıl olmaktansa, bunları değerlendiren bir 21. yüzyıla adım atmak. Bu noktada, her ülkeye çok iş düşüyor. 21. yüzyılda ana üründen daha çok atık var; ana düşünceden daha çok yan enfeksiyon var. Bir sürü komplikasyonu olan ilaçlar gibi… İnsanlar olmadık yerde doğal dengeyi bozan bir sürü şey yaptı. Şimdi 20. yüzyılın başındaki bazı tartışmalar anlamsız kalıyor. Bilim kurgu filmleri, kılıkları bugün bize nasıl komik geliyorsa, öngöremediğimiz bir gelecek için tasarlamak da komik.

Peki, konut mimarisi konusunda mimarlara nasıl bir sorumluluk düşüyor?
Mimarların bu konuda hiçbir dahli yok. Kentle ilgili kararları kim olduğunu bilmediğimiz birtakım şehir planlamacıları yönetiyor, bir tarikat gibi… İkinci Dünya Savaşı’nda Almanya’dan kaçan mimarların başlattığı bir sistem… Türkiye şehirciliği ve mimarlığı neden dört katlı apartman tipolojisi üzerine kurulu, onu anlamıyorum. Zaman zaman sorduğumda “Türkiye’de alt yapıya verecek para olmadığı için orta yoğunlukta bir yapı tipi seçildi” gibi bir yanıt alıyorum. Çekme mesafeleri, saçak boyları, balkon ebadı gibi tamamen matematiğe dayalı ya da otomobil mantığına göre belirlenmiş, nereden kaynaklandığı bilinmeyen rakamlar var. İnsanın ve mimarinin olmadığı bir planlama olabilir mi? Ben bunlara göre inşa etmek zorunda değilim ki… O yüzden ben zaman zaman ve özellikle Bodrum’da konut projesi yapmayı tercih ediyorum. Bir katlı, iki katlı istediğiniz boyutlarda çalışabiliyorsunuz. Daha zor gibi görünüyor ama mimari değeri olan işler çıkıyor ortaya. Sonuçta konut mimarisindeki sorunların müsebbibi de mimarlar değil, kesinlikle şehircilerdir. Bugüne dek yaptığım bütün projeler şehir plancılarına rağmen yapılmış projelerdir. Bu bir savaş. Sürdürülebilir bir gelecek için önce şehircilikle ilgili kararların değişmesi lazım. Arsanın büyüklüğüne göre bina kurulduğu için yapının oran, kütle, balkon ilişkisi de birbirine karışıyor. Eskiden ağaç, taş gibi doğal malzemeler kullanılıyor, ölçek ve oranlar da buradan çıkıyordu. Modern mimaride malzeme sonsuzluğu olduğu için şimdi ortaya çıkan şeyler de mimari değil. Bunu anlamam nihayet 25 yıllık kariyerimle oldu. Yeni başlayanların halini siz düşünün.

Yenilikçi bir mimar olarak Häfele markası ve ürünleriyle ilgili düşünceleriniz de bizim için önemli
Dayanıklı ürünler ve bize güven veriyor. Häfele daha çok Amerika’daki projelerimizde kurtarıcı oldu doğrusunu söylemek gerekirse. Malzemelerin çoğu alıştığımız Avrupa standartlarında çünkü. Türkiye ne kadar olsa Avrupa standartlarında, ölçülerden, metrik sistemden başlayarak. Amerikalılara ise güven vermez o incelikler; konfor alışkanlıkları çok farklı. Amerikalılar biraz tutucu, marangozlar alıştıkları dört beş tane detayla idare ediyor ama onlar da yeni yeni Häfele’yi keşfetmeye başladı. Carlos Scarpa’yı bilirsiniz. Tüm her ölçeklerde her çözümü kendi üreten bir mimardı ama onun en büyük başarısı o ince detaylara dikkat çekmesi oldu. Çok sorunlu ve karmaşık buldukları için ince yapıya girmeyen, menteşe çeşitlerini bile bilmeyen mimarlar var. Bugün Häfele onlar için zevk alacakları bir çözüm ortağı bir okul olacaktır. Sorun çıkaran detaylar ve ürünler var; bir de Häfele gibi sorunları sorun olmaktan çıkaran ürünler var.


Etiketler: , , , , , | İlk yorumu siz yapın »

Bagajda Taşınabilen Yatak Odası

7 Temmuz 2011 | Yazar: Gateway | Konu: Genç Proje

MOSDER’in düzenlediği 6. Ulusal Ev Mobilyaları Tasarım Yarış­ması’nda Yatak Odası kategorisinin birincisi bagajda taşınabilen bir yatak projesi olan Nomad oldu.

Nomad, asker, öğrenci, öğretmen gibi veya zorunlu şartlardan dolayı sık sık taşınmak zorunda kalan insanlar için tasarlanmış. Yatak, gardırop, komidin, masa gibi yatak odasında olması gereken her birim 1/2 metrekarelik, ağırlığı yaklaşık 21 kg olan bir kutuya sığdırılmış. Böylelikle her yere ve her tip araç­la rahatlıkla taşınması sağlanmış.

Yatak, plakalardan oluşan bir baza ve şişme yataktan oluşuyor; komodin ve diğer tüm birimlerin ana taşıyıcısı ise çelik halat­larla desteklenen alüminyum profillerden ibaret. Komodinin kapalı kısımları hafif olması açısından kumaş olarak düşünülmüş. Makyaj masası olarak da kullanılabilen çalışma masasında, ayna kollarına iki kanal açıp kadınların makyaj yaparken kolayca yaklaşabilmesini sağlamış. Arkası mantar pano olan ayna, öteki yüzünde farklı bir amaçla da kullanılabiliyor. Tümüyle açık sistem olarak planlanan gardırobun neredeyse tümü taşıyıcı profillerden oluşuyor.

www.hafelegateway.com


Etiketler: , , | İlk yorumu siz yapın »

1453 Gardırop – Kitaplık

14 Haziran 2011 | Yazar: Gateway | Konu: Genç Proje

İçmimarlık öğrencisi Emrecan Bozokalfa, gardırop-kitaplığının kapaklarında Hafele’nin yelpaze menteşesiyle çözüme gitmiş.

Adının İstanbul’un fetih yılı 1453’ten alan proje, özellikle alan kazanımı gerektiren genç odaları için düşünülmüş. Mobilya, gençlerin hem giysilerini depolayabilecekleri bir gardırop hem de kitap ve kırtasiye malzemeleri için bir kitaplık işlevini görüyor. Kitaplığın açılı kapaklara sahip versiyonunda, Hafele ürün gamında yer alan yelpaze menteşe ile çözüme gidilmiş. Mobilyada taşıyıcı ayaka olarak öngörülen silindirler de İstanbul’un fethi sırasında gemilerin kaydırıldığı kızaklara bir gönderme yapıyor.

1989 yılında İstanbul’da doğan Emrecan Bozokalfa, halen Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi İçmimarlık Bölümü’nde öğrenimini sürdürüyor.


Etiketler: , , , , , | İlk yorumu siz yapın »

Takaharu Tezuka ve Nostaljik Gelecek

7 Ocak 2011 | Yazar: Gateway | Konu: Genç Proje

Yapı Endüstri Merkezi’nde Kalebodur ana sponsorluğunda geçtiğimiz gün­lerde konferans veren Takaharu Tezuka, ‘Çatısız Ev’ gibi ilginç binaların dışında insan ve teknolojiyi birleştirdiği Nostaljik Gelecek projesiyle ilgi çekti.

Tezuka, nostaljik gelecek projesini şöyle tanımlıyordu sunumunda: “20’inci yüzyılda tüm yaşamımızı makineler kontrol ediyordu. Charlie Chaplin’in Modern Zamanlar filmini hatırlarsınız. O filmde insanların yaşamını kontrol eden şey makinelerdi. Ama makineler insanların yaşam tarzını biçimlendirecek düzeyde değildi. Daha sonra makinelerin rolünü bilgisayarlar üstlendi. Matrix filmine bakıldığında da teknoloji vardı, hissediyordunuz ama gözle görülür bir şey değildi. Şimdiki tasarımlar ise daha farklı. İnsanların yaşam tarzlarını destekleyen teknolojik ürünler artık piyasada. Mesela benim yedi yaşındaki kızım İPhone’umu çok rahat kullanıyor. Fotoğrafların üzerine şekiller çizip bambaşka fotoğraflara dönüştürebiliyor. Artık kullanımı çok kolay bir teknolojiden bahsediyoruz. Son dönemin bilgisayar teknolojileri kullanılarak üretilen bu teknolojik cihazlar insan dokunuşunu da gözardı etmiyor. Benim Nostaljik Gelecek’ten kastım bu.”

Tezuka’nın tasarımlarının en önemli iki özelliği, insan doğasına uygun olması ve rahat bir yaşam sunması. Japon mimarın tasarladığı binalarda hiç metal bulunmuyor, tamamen ahşaptan oluşuyor. Bu sayede eski Japon işçiliğine bir gönderme yaptığını belirten Tezuka “Her ne kadar nostaljik bir ev tasarlasam da hesaplamaları yapmam için bilgisayara bağımlıyım. Bir yanda o eski işçilik diğer yanda son teknoloji var. Dolayısıyla teknoloji olmadan tasarım yapmak mümkün değil” diye ifade etti. www.yapi.com.tr


Etiketler: , , , , | İlk yorumu siz yapın »

Kuş Yuvası Vitrin Konsepti
Kanat Jakshybekov

30 Nisan 2010 | Yazar: Gateway | Konu: Genç Proje

İnci Deri’nin vitrin tasarımı alanında yeni ufukların geliştirilmesine katkıda bulunmak amacıyla düzenlediği “İnci Ayakkabı Ulusal Vitrin Tasarımı Yarışması’nda kazanan ‘Kuş Yuvası’ adlı vitrin projesi oldu.

‘Kuş Yuvası’ vitrin tasarımı, esas olarak kaya yüzeylerindeki kuş yuvalarından esin alıyor. “Vitrin tasarımında ayakkabı koyma yerlerin tıpkı kaya yüzeyindeki kuş yuvaların olduğu doğal ortamdaki gibi belli bir düzene değil rastgele yerleşmiş delikler olmasını istedim” diyen genç tasarımcı, tasarım sürecinde ayakkabı raflarının ayakkabıya uygun olması için belli değişikler yapıp kuş yuvaları olan çukurlar kaybedilmeden raf çıkıntıları tasarlamış.

Tasarımın uygulanacağı yerin daire şeklinde olması ‘İnci’ konseptinden uzaklaşmadan tasarlaması için kolaylık da sağlamış. İnci’yi andıran tasarımda formun daha dinamik olması için dönme hareketi verilmiş; her raf da dönen sağ tarafa doğru açılı olarak eğimli yapılmış.


Etiketler: , , | İlk yorumu siz yapın »

Engellilere özel yatak içi sandalye

18 Ocak 2010 | Yazar: Gateway | Konu: Genç Proje

MOSDER Tasarım Ödülleri bu yıl ilk kez “engelliler için mobilya” kategorisini de kapsıyordu.

yatakici-sandalye

Chair in Bed (Yatak İçi Sandalye) isimli proje tek başına yetebilme temasını ele alıyor. Tekerlekli sandalyeden yatağa geçiş zorluğunu ortadan kaldırmakla birlikte, bütün bu fonksiyonları başka birine ihtiyaç olmadan tek başımıza yapabilme fikri üzerinde geliştirilen bir konsept. Yatak ve yatağın içinden çıkan bir mobil sandalye ve uzaktan kumandasından oluşan bu tasarımda kişi, bileğine taktığı kumanda sayesinde mobil sandalyesinin hareketini sağlayacak, mekan içinde rahatça dolaşabilecek.

Ev kullanımı için düşünülen mobil sandalyenin dönüşü, tekerleklerin farklı hızlarda hareket etmesi prensibine dayanıyor. Yatak bölümünün içine yerleştikten sonra sırt kısmı hafifçe öne çekilip bırakılınca, yataktaki mevcut boşluğu tamamlıyor. Arkasındaki ufak çıkıntı ve girintiler yataktan ayrılmasını önleyici detaylar. Yatak kısmının yan tarafında bulunan raflar ise tekerlekli sandalyedeki bir kişinin kolayca erişebileceği konumlarda düşünülmüş.

ertug-yenidemir
ERTUĞ YENİDEMİR:1981 İstanbul doğumlu olan tasarımcı, Uludağ Üniversitesi Bilgisayar Destekli Tasarım bölümünden mezun oldu. Mizah dergilerinde karikatüristlikle başlayan meslek hayatı, üniversiteden sonra endüstriyel tasarıma doğru yöneldi. Grafik, Endüstriyel Tasarım ve üç boyutlu görselleştirmeler üzerine çeşitli tasarım/mimarlık şirketlerinde çalıştı. 2006 yılında Uluslarası Peugeot Otomobil Tasarım Yarışması’nda finale kalarak, Peugeot-Türkiye’den teşekkür ödülü aldı. 2008’de Çizgisahne isimli kendi tasarım ofisini açarak, işlerine freelance olarak devam etti. Halen mimarlık, reklam, animasyon ve grafik alanlarında çalışmalarını sürdürmekte..


Etiketler: , , | İlk yorumu siz yapın »

Genç Portfolyo: Serap Bora

14 Temmuz 2009 | Yazar: Gateway | Konu: Genç Proje

PROJE ADI: Inside

İnsanların hergün kullanabileceği objelerden oturma birimlerinin içinde yaratılan alanlarla yine gündelik hayatta edinilen bilgilerin depolanabileceği bir magazinlik. Yani nasıl insan dışardan aldığı bilgileri kendince yorumlayıp saklıyorsa, ürün de kendi içinde yarattığı boşluğu gazete ve dergileri depolayarak bu şekilde değerlendiriyor..Tıpkı bir sandık gibi..

Açık haliyle sandalye, kapalı haliyle de tabure olarak kullanılabilen ürünün oturma kısmının altındaki bölme de magazinlik olarak kullanılabilmektedir., Insıde aynı zamanda kullanıcısına farklı renk alternatifleri de sunmaktadır.

SERAP BORA
www.serapbora.com
ANADOLU ÜNV. / ENDÜSTRİYEL TASARIM / ESKİŞEHİR


| İlk yorumu siz yapın »

Genç Portfolyo: Seda Kök

14 Temmuz 2009 | Yazar: Gateway | Konu: Genç Proje

Proje Kategorisi: Mobilya

Oturma grubu projesi üniversite 4. sınıfta yapmış olduğum bir projedir. Amacım evlerdeki dar yaşam alanlarını göz önünde bulundurarak yeni evliler ve gençler için , rahat kullanılabilinecek bir oturma grubu tasarlamak.

İç içe geçen sehpalar kolçaklara gizlenerek daha geniş alan imkanı sunuyor. Kanepenin altındaki puflar kalabalık gelen misafirler için oturma imkanı sağlıyor. Kanepe açılıp iki kişilik yatak haline getirilebiliyor. Oturma grubu Turuncu rengiyle dar mekanlarda ferah ve dinamik bir ortam sağlıyor.

SEDA KÖK
Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi
Endüstri Ürünleri Tasarımı


| İlk yorumu siz yapın »

Genç Portfolyo: Sinem Kök

9 Temmuz 2009 | Yazar: Gateway | Konu: Genç Proje

sinem-kok-pafta-1

PROJE KATEGORİSİ:Yat Çözümleri

Tekne tasarımı üniversite bitirme projemdir. Kısa mesafe spor görünümlü gezinti teknesidir.
Perseis mitolojide küçük deniz tanrıçası anlamına gelmektedir.

Hedef kitle bu tür küçük teknelerin satın alınma nedenleri göz önünde bulundurularak genel talebi oluşturan;
1. Erkeklere
2. A sınıf sosyoekonomik konumda olan
3. 25 yaş üstü gençler
4. statü amaçlı teknesini yeni satın alacak veya tekne bilgisini küçük bir teknede geliştirecek olan kişilerdir.

6,5 metrelik spor görünüme sahip perseis ‘te, işlevsel farklılık sunmayı ve mininmum alanda maximum verim kazanmak ve estetikten ödün vermemeyi amaçladım. Tasarımı hayattan keyif almasını bilen yeni tekne sahibi olacak kişilerin beğenisine sunuyorum.
Tekne polyester (marin polyester) malzemeden üretilmektedir.

sinem-kok-pafta-1

Minimum alanda maximum verim kazanmak adına 4 kişinin konforlu bir şekilde kısa mesafe gezinti yapması sağlanmıştır. Kamarada 2 kişinin bir gece konaklayabileceği modüler çek-yat sistemi, lavabo, gazlı mini ocak ve marin tuvalet bulunmaktadır. Yataklar alışık olduğumuz kamara içi düşey pozisyonda değil yataydır.
Teknelerin iç tasarımında masa,oturma elemanları, kokpit, merdivenler, yürüme alanları, güvelik malzemeleri, yeme-içme üzerine mini dolap ve saklama bölümleri gibi çoğu modüler sistemlerle çözülerek kullanıcıya 6.5 metrelik bir teknenin verebileceğinden fazlasını sunmaktadır.

SİNEM KÖK
MARMARA ÜNİVERSİTESİ GÜZEL SANATLAR FAKÜLTESİ
ENDÜSTRİ ÜRÜNLERİ TASARIMI BÖLÜMÜ


| 2 Yorum yapılmış »

Genç Portfolyo: Angelina Zeynep Trupia

7 Temmuz 2009 | Yazar: Gateway | Konu: Genç Proje


PROJE ADI: Angel Wings
PROJE KATEGORİSİ: Mobilya & Banyo

Özel bir firma için tasarlanan bu konsept çalışmada doğanın çarpıcı yüzü estetik bir bakış açısı ile gözler önüne serilmiştir. Bu tasarım bir canlının beden hareketlerinden ortaya çıkarak ritmin vitrifiye malzemesinde vücut bulması ile mekanlara yeni kimlikler kazandırmaktadır. Heykelsi görüntüsü ile modern mekanların banyolarında odak noktası haline gelmektedir.

Bu tasarım bir canlının beden hareketlerinden ortaya çıkarak ritmin vitrifiye malzemesinde vücut bulması ile mekanlara yeni kimlikler kazandırmaktadır.

ANGELINA ZEYNEP TRUPIA
D.A.U MİMARLIK YÜKSEK LİSANS
I.T.Ü. ENDÜSTRİ ÜRUNLERİ TAS.
www.design-nero.com


| 2 Yorum yapılmış »