CUBE&DOT SINIRLARI ZORLAYAN SERAMİKLER

20 Ocak 2011 | Yazar: Gateway | Konu: Tasarım

Tamer Nakışçı, Kale Grubu için alışıldık tasarımlardan her yönüyle çok farklı, bireyin sunulmuş olanla sınırlı kalmadığı, kendini özgürce ifade edebileceği bir koleksiyon olan Cube&Dot serisini tasarladı.

Koleksiyonunu anlatırken, “Tasarımın ruhunu bütün banyoya yansıtan seramik, vitrifiye ve banyo mobilyası tasarımları gerçekleştirdik” diyen Nakışçı, yalınlığı korurken, tasarım ve üretim teknolojileri açısından sınırları zorlayan, akılcı ve çarpıcı çözümler getirmiş. Çağımıza ait dijitalleşme ve kişiselleştirme akımını vurgulayan yepyeni bir tarzın ifadesi olan Cube & Dot, bireyin sunulmuş olanla sınırlı kalmadığı, kendini özgürce ifade edebileceği bir enstrümana dönüşüyor. Dijital çağın getirdiği etkileşim, seramikle de buluşuyor. Üç boyutlu küp algısı yaratan ‘Cube’ serisi ezberleri bozuyor, içimizdeki yaratıcılığı keşfederek aklımızın sınırlarını ve olasılıkları zorlamamıza neden oluyor. Sonsuz sayıda olasılıklar, her ortamda bambaşka bir dünya yaratıyor.

Beyaz ve siyah renklerde üretilen ‘Dot’ ise ‘sessiz bir boşluk ve boşluğun ortasına dijital bir dokunuş’ gibi algılanıyor. Değişimin, dönüşümün başladığı nokta ya da suya düşen bir damla gibi. Başka bir boyuta açılan, baktıkça bizi içine çeken bir kapı. “Cube&Dot Koleksiyonu ile amacımız sadece banyo ve seramik dünyasında yeni bir şeyler söylemek değil, bu ürünü kullanacak olan mimarların ve son kullanıcıların neler söyleyeceklerini, onların elinde bu ürünün nasıl şekillendiğini, yaratıcılıklarının onları nerelere götürdüğünü görmek” diyen Tamer Nakışçı, Cube&Dot’un koleksiyonunun yaratıcı serüveninin ona kendi kişiselliğini katan kullanıcılarla birlikte gelişmeye devam edeceğini söylüyor. www.tamernakisci.com


Etiketler: , , , | İlk yorumu siz yapın »

James Bond Stili Bir Gece Kulubü:Tazmana Dans Salonu

22 Aralık 2010 | Yazar: Gateway | Konu: Tasarım

Hong Kong’un merkezinde açılan ve hemen en popüler mekanlar arasına katılan gece kulübü, James Bond filmlerinden çıkmış gibi görünen gizemli mekanları ve aydınlatmalarıyla lüks tasarımın tüm özel­liklerine sahip. İngilizlerin geleneksel oyun odalarından esin alan konsept, Tom Dixon ve Design Research Studio imzasını taşıyor.

Son projelerinden Tazmania Dans Salonu, Hong Kong’un seçkin kulüplerin­den Dragon-I’ın da yaratıcısı olan Gilbert Yeung’ın gece hayatına kazandırdığı popüler mekanlardan biri. Yeung, İngiltere ve Kanada’daki öğrencilik yılları sırasında tanıştığı kulüplerin, Hong Kong’un hip kentlileri için uygun olacağını düşünmüş. Yeni mekanında lüks ve oyun kavramının bir araya getiren bu konsepti -Londra’nın en sıra dışı özel kulübü Shoreditch House’un da tasarımcısı olan -Tom Dixon’un gerçekleştireceğini düşünmüş. Bir röportajında “Tom Dixon’ın kendine özgü İngiliz tarzıyla, özgün, stil sahibi ve kuytu bir mekan yaratacağına güveniyorduk. Biz farklı bir kulüp tasarlamaya çalıştık, bu yüzden de birçok zorlukla karşılaştık. En önemli sorunlar­dan biri yükselen masalarda yaşadığımız teknik zorlukları çözmek ve böylece her şeyin mümkün olabileceğini göstermekti” diyor.

Tasarımcının Design Research Studio ile birlikte yürüttüğü proje, parlak yüzeylerin ve gizemli ışık oyunlarının kullanımıyla James Bond filminden çıkmış gibi görünüyor. Yüzeyi parlatılmış bronz merdiven, mekana gelen konukları DJ kabini, bi­lardo masaları, uzun bar ve terasın bulunduğu ışıltılı dans salonuna ulaştırıyor. Dans salonun­da pirinç kaplama DJ kabini, rahat koltukların olduğu VIP köşesi ve küçük bir oturma alanı yaratılmış. Oturma alanında yuvarlak sehpaları aydınlatan Lean masa lambası yine Tom Dixon’un imzasını taşıyor. Döküm demirden üretilen masa lambasında yansıtıcı, zarif bir kol ve yuvarlak formda ayağa sahip. Grup halinde tavana asılan Copper Shade aydınlatmalar, ayna etkisi yaratan ışıltısı ve güçlü formuyla bulunduğu ortama heykelsi bir incelik katıyor. Aydınlatma elemanının üretim sürecinde, bir kalıba vakumlanarak elde edilen polikarbonat kürenin iç kısmı ayna etkisi vermek için metalle kaplanmış. Parlak iç yüzey, ampülünün parlak ışığını toplayarak yumuşak ve geniş bir ışık huzmesi oluşturuyor. Bu bölümde, masif ahşaptan Offcut tabureler de oturma alanında yerini almış.

Tom Dixon’un dahiyane aydınlatma tasarımlarında sıklıkla kullandığı bakır, nsanın ilk işlediği metalin bakır olması nedeniyle, tarihsel bir anlama da sahip. Bakır malzemenin yüksek teknoloji endüstrilerinde ve inovasyonlarda geniş bir kullanım alanı buluyor. Copper Shade aydınlatma tasarımı, bakır malzemenin esnekliğini ve dinamizmini vurguluyor. Tazmania gece kulübünde, dans salonunu çevreleyen du­varlar bir yanda, prizma biçiminde payandalarla yüksek tavana bağlanıyor. Prizmatik form LED aydınlatmalarla vurgulanması ve bronzun parlak yüzeyi, mekanda göz alıcı ışık oyunları yaratıyor.


Etiketler: , , , | İlk yorumu siz yapın »

Mekanda Cazibe Yaratmak Üzere: Mahmut Anlar

2 Aralık 2010 | Yazar: Benan Kapucu | Konu: Söyleşi

Onun tasarladığı her mekânın bir ruhu, bir kimliği var; heyecan uyandıran sürprizlerle dolu üstelik. Her projesinde farklı bir öykünün peşinden giden mimar, ‘cazibeyi’ oluştururken senaryodaki en önemli rollerden birini ‘ışık tasarımına’ veriyor.  Doğal ve yapay ışığı tekdüzelikten uzak, günün farklı saatlerine göre değişkenlik gösteren ve insanda farklı duygular uyandıran ortamlar yaratmak için kullanıyor.

90’lı yıllarda başladığı kariyerine minimalist konut ve ofis projeleriyle başlayan, sonra portföyüne spor ve eğlence mekânlarını da ekleyen Mahmut Anlar, Buzz, Havana, Laila gibi popüler gece kulüplerinin, Vogue, Anjelique gibi bir çok bilinen restoran-barın iç mekanlarına imzasını attı; yenilerini de eklemeyi sürdürüyor. Bebek te bistro, suşi restoranı gibi farklı restoran konseptlerini buluşturan teraslı bir kompleksi yeni tamamladı; İstanbul’un ilk karma projesi kentsel eğlence merkezi ORA Bayrampaşa projesi ise sürmekte. Teşvikiyede, ilgi alanlarına ve yaşam birikimine dair ipuçlarıyla dolu ofisinde buluştuğumuzda mimara ilk sorumuz, ‘cezbetmenin sırrı’ üzerineydi:

Siz ne yapsanız insanlar oraya gidiyor. Peki, bir mekânda cazibe yaratmanın sırrı nedir?
Zor bir soru aslında, tek bir kelimeyle tanımlamakta zorlanabilirim. Şöyle anlatayım: Sinema, spor merkezi, gece kulübü, restoran gibi mekanların ortak yönü, aslında hepsinin sosyal mekanlar olması. Farklı insanların belli bir amaçla bir araya geldiği ortamlar… Hepsinde eğlence unsuru var ama farklı bir türde. Kimi sağlık, kimi kültürle, kimi sporla ilgili; kimi akşama hitap ediyor kimi de geceye… Doğal olarak cazibe unsuru, hepsi için ayrı anlamlar taşıyor. Bir kere cazibe yaratabilmeniz için önce o yaşamı çok iyi tanımanız gerekiyor. İnsanların bir araya gelip bir şeyler paylaştığı mekanlar bunlar, o yüzden insan psikolojisi de işin içine dahil oluyor. Bu yaşamın bir parçası olmak, bu tip mekanlara vakıf olmak gerekiyor cazibe yaratabilmek için.

Her mekan bir karakterden yola çıkıyor, öyle değil mi?
Hayır, öyle bir kısıtlama yok ama mutlaka bir ilham kaynağı var. Bazen ışığı, bazen konumu, içinde bulunduğu bina ve daha birçok etken giriyor devreye. Sonra yatırımcılar da önemli. Orayı bizden devralıp işletecek insanların da mekanın ruhunu, ne yapmak istediğimizi iyi anlaması gerekiyor.

Bu mekanın sürekliliği açısından önemli. Mutfak türü ne, hangi türde içki satılıyor? Bütün bunlar neticede aktarılıyor bana. Mesleğimde farklılığım aslında biraz da sadece mimari kimlikle iş yapmıyor olmamdan; olayın içeriğine de merakım olmasından kaynaklanıyor. Tüm detaylara önem verince, mekan özdeşleşen bir sembol çıkıveriyor. Materyallerle canlı kim­lik katarken de iştü bütün bu yöntemleri kullanıyorum.

Peki, bu cazibede ‘ışık tasarımı’ nasıl bir rol üstleniyor?
Tasarladığınız ışık, nasıl bir mekan yaptığınızla doğrudan ilgili aslında. Hepsi için geçerli olan tek kural, ışığın ‘değişken’ olması. Yani günün belli saatlerine göre ışığın tonu, duygusu, gölgeler ve renkler değişmeli. Bana göre bu kural ofisler için de geçerli, gece kulüpleri için de… Sonuçta, en büyük tasarımcının üretimi olan dünyada, günün her saatinde ışık değişmiyor mu? Öyleyse, insan üretimi mekanlarda bu niye öyle olmasın? Biz tasarımcılar, yaptıklarımızla o ‘en büyük yaratıcıya’ ulaşmaya çalışmıyor muyuz zaten? Söz konusu mekan basit bir tostçu bile olsa, ışığı değişken olmalı. Tekdüze olmayan bir aydınlatma, cazibe unsurunu da artırır.

Aydınlatma tasarımında kimlerle çalışıyorsunuz
Bu konuda uzmanlaşmış aydınlatma tasarımcısı çok az. W İstanbul projesinde olduğu gibi, Nergiz Arifoğlu ve Korhan Şişman ile birlikte çok güzel projeler hayata geçirdik. Her projede aydınlatma tasarımına ayrı bir bütçe ayrılmıyor maalesef. O yüzden dışarıdan çalışan bir firma yerine, kimi zaman bu işte alaylı olan biz mimarlara düşüyor iş.

W İstanbul projesinde örneğin, nasıl bir aydınlatma konsepti geliştirdiniz?
Benim tasarımcılara verdiğim aydınlatma konsept, aslında bizim mekan konseptinin de aynısıydı. W Hotel’in içinde bulunduğu mekanın tarihi kimliğinin de işimizi kolaylaştırdığını söyleyebilirim. Osmanlı hazinelerini ana tema olarak yorumladık bu projede. Osmanlı kültürü, sadece maddi hazineleriyle değil, manevi değerleriyle de zengin. Bana göre harem de Osmanlı kültürünün değerlerinden biri. Osmanlı gibi masalsı imparatorlukların egzotik tarafları var, erotizm unsuru da yüksek. O yüzden gizli bir makyaj gibi düşündüm aydınlatmayı. Yıllar önce Buzz’u ilk kez kafe konseptinde yapmıştık. İkincisinde aynı konsepti sadece tavanda devam ettirelim istedik. Bunu uygu­larken ilk mekanda yarattığımız ışık atmosferini olduğu gibi tavana yansıtmak istedik. Bir sürü gizli aydınlatma kullanmamız gerekti. Bir yenisi daha açıldığında, yine tavana taşıma esprisini sürdürmek istediler ama ben sadece danışman olarak işin içindeydim. Mekanın mimarının, oradaki aydınlatmanın aynısını yapabilmek için çok zorlandığını hatırlıyorum.

Tüm bu mekanların sizi yansıtan ortak yönleri var mı?
Tek ortak yönleri var, o da benim imzamı taşıyor olması. Yoksa, hepsinin hikayesi farklı. Mümkün olduğu kadar tekrarlardan kaçıyorum. Çok zorlama geliyor bana. Ben bu işi çok severek yaptığım için her işte farklı bir kimliğe bürünmek bana çok daha cazip geliyor. Ben şanslıyım, keyifli insanlarla çalıştım; o yönden çok kısıtlanmadım.

Alman disiplininden geldiğinizi söylüyorsunuz kimi söyleşilerinizde.
Peki, bu işinize nasıl yansıyor?
Ben ne sadece tabir edilen sanatçı kimliğine uyuyorum ne de sıkı bir iş adamı kimliğine… Sanatın gerektirdiği esneklikle, mimari eğitiminin verdiği disiplini buluşturuyorum diyelim. Bu karma sayesinde bir şeyleri becerebildiğime inanıyorum.

Alman disiplininden söz etmişken Häfele markası ve ürünleriyle ilgili düşüncelerinizi de sormak isterim.
Häfele’nin mobilya üreticisinin önünü açtığını söyleyebilirim kesinlikle. Eskiden sadece gelişmiş mekanizmaları yüzünden ithal mobilyaları tercih etmek zorunda kalırdık. O teknolo­jiden yoksunken o zaman hayata geçiremediğimiz tasarımları bugün üretebiliyoruz artık. İnce farklılıkları olan binlerce ürün seçeneğine sahip olması açısından bence çok başarılı.


Etiketler: , , , , , , , | İlk yorumu siz yapın »

Dönmedolap

24 Mayıs 2010 | Yazar: Gateway | Konu: Tasarım

lab::istanbul ekibi tarafından tasarlanan dönmedolap, dvd, cd, kitap, ne istenirse depolayan bir sistem. Kutularını bir dokunuşla 90 derece döndürebileceğiniz, ister içindekileri ister yüzeyindeki grafikleri gösteren, tekli, ikili, üçlü ve akla gelen gelebilecek her renkte seçenekleriyle, ofislerin, evlerin her yerinde, her şekilde kullanılabilen bir tasarım.
www.labistanbul.com


Etiketler: , , | İlk yorumu siz yapın »

TASARIM,
2050’nin dünyasında fark yaratabilir mi ?

27 Nisan 2010 | Yazar: Benan Kapucu | Konu: Tasarım

Fotoğraf: Ece Arıburun

Endüstriyel tasarımın küresel zirvesi, Icsid Dünya Tasarım Kongresi, geçtiğimiz kasım ayında Singapur’da gerçekleşti. Ana konuşmacıların yanı sıra, üç gün boyunca süren interaktif oturumlarda Design 2050 Studio liderleri ‘2050’nin dünyasında tasarım fark yaratabilir mi?” sorusuna karşılık, sürdürülebilir bir geleceğe dair yaratıcı fikirlerini paylaştılar.

Icsid (International Council of Societies of Industrial Design) endüstriyel tasarım alanında tüm mesleki kuruluşların, promosyonel örgütlerinin ve eğitim kurumlarının temsil edildiği uluslararası bir organizasyon. 26. kez düzenlenen kongrede, tasarımın fikir önderleri “Design Difference: Designing Our World 2050” teması altında, ‘tasarımla dünyanın geleceğinde nasıl bir fark yaratabileceklerini’ tartıştı.

Ufuk açıcı sunumlar ve düşünceleri harekete geçiren tartışmalarla geçen kongre, dünyanın gidişatınının tasarım yoluyla nasıl değiştirebileceği üzerine perspektifler geliştirilmesini sağladı. Küresel tehditler, 2050 yılında daha sürdürülebilir bir gelecek için yeni ürünler, politikalar ve çözümler geliştirmek adına bize önemli fırsatlar da sunuyor. Kongrenin ilk gününde Singapur Maliye Bakanı Tharman Shanmugaratnam’ın Business Week editörü Bruce Nussbaum’a söylediği gibi… Shanmugaratnam, ülke olarak tehditlerin ve fırsatların farkında olduklarını, artık teknolojiyle değil, yaratıcılığın merkezi olarak zayıflıklarını aşmak istediklerini anlatıyordu. Doğu ve Batı birbirine yaklaşırken faklı kültürlerin buluşma potası olan Singapur’un bu itici gücü, yaratıcı endüstrilerin gelişimine aktaracağını vurguluyordu.

Chris Luebkeman (Arup Group), Bill Mitchell (MIT), Richard Hassell ve Wong Mun Summ (WOHA), Ravi Naidoo (Design Indaba), Chris Bangle, Stefano Marzano (Philips Design), Feng Zhu (FZD), Toshiko Mori ve Robert P Hubbard (Harvard Üniversitesi) ile David Nelson ve Stefan Behling (Foster + Partners)’in öncülük ettiği 9 tasarım stüdyosu, yenilikçi projelerinde, geleceğe yönelik yeni kavramlar ortaya koydu. Otomobil tasarımının duayeni Chris Bangle, ‘Personal Emotional Mobility 2050’ sunumunda modüler, paylaşılabilen, birer ‘avatar’ gibi insanın hareketleriyle bütünleşen ‘duygusal’ bir ulaşım modeli öneriyordu. Design Indaba’dan Ravi Naidoo’nun yönettiği stüdyo ise ‘Protofarm’ projesinde, “Beden enerjisiyle elektrik üreterek kendimize yetebilir miyiz, dünyayı kendimize mi uydurmalıyız, yoksa biz mi dünyaya uyum sağlamalıyız?” sorularından yola çıkarak şaşırtıcı sonuçlara ulaşıyordu. Philips Design Yaratıcı Direktörü ve CEO’su Stefano Marzano ise tedavi odaklı değil, sağlıklı yaşam dengesini korumaya yönelik yenilikçi bir sağlık sistemi öneriyordu. Kongrenin son gününde Helsinki, 2012 Dünya Tasarım Başkenti seçildi. Helsinki, “Açık Helsinki-Tasarımı Yaşama Katmak” sloganıyla 2012 yılında pekçok tasarım etkinliğine evsahipliği yapmayı hedefliyor.

Shanmugaratnam’ın çok iyi tariflediği gibi ‘kültürel kimliği olmayan’ ama zayıflıklarını fırsata dönüştürme yolunda ilerleyen Singapur’un evsahipliği bu yönüyle de anlamlıydı. www.icsid.org


Etiketler: , , | İlk yorumu siz yapın »

Deneyselliği ve teknolojiyi yücelten bir tasarım çizgisi: Zoom Tpu

11 Eylül 2009 | Yazar: Benan Kapucu | Konu: Söyleşi, Tasarım

hafele31

Mağaza, kongre-sergi sarayı ve turizm yapılarından sonra, son dönemde çalışmalarını sağlık endüstrisinde yoğunlaştıran zoom tpu, teknolojinin yeni olanaklarına açık bir mimarlık anlayışına sahip. Firmanın kurucu ortakları atilla kuzu ve levent çırpıcı, iç mekan tasarımlarında biyomimik yapıları ve fraktal formları ustaca kullanıyor; firmalar için geliştirdikleri ürün konseptlerinde geleceğin teknolojisine yer açıyor.

Zoom TPU, son dönemde hastane, ilaç firmalarının ofisleri gibi sağlık sektörüne yönelik projeleriyle gündemde olan bir mimarlık şirketi. Acıbadem hastaneleriyle çözüm ortağı gibi çalışan Zoom TPU, Memorial, Florence Nightingale hastanelerinin de mekan konsepti ve uygulamalarını gerçekleştirdi. Acıbadem Bağdat Polikliniği ile 2005 yılında uluslararası bir ödül kazanan mimarlık şirketi, Atilla Kuzu ve Levent Çırpıcı ortaklığında 1994 yılından beri çalışmalarını sürdürüyor. Atilla Kuzu, mobilya tasarımlarıyla da tanınan bir tasarımcı. Japonya’da ve Türkiye’de birçok ödül kazanan Taklamakan oturma birimi, XYZ kitaplık (üstte) ve Barringer sehpa gibi… Kuzu ve Çırpıcı ile olan sohbetimiz, Zoom’un deneysel tasarım çizgisi ve sağlık sektöründeki işlerine odaklanıyor.

Zoom Mimarlık’ın temel tasarım yaklaşımından söz eder misiniz?
Atilla Kuzu – Zoom Mimarlık’ın temel yaklaşımı, çağdaş ve modern bir çizgi… Teknolojinin geldiği nokta ne ise, biz her tür projeye -hastane, ev ya da ürün tasarımı- o teknolojik gelişmeleri aktarmalıyız. Ürün tasarımında çoğunlukla, alışkanlıklardan, koşullanmalardan olsa gerek, teknolojinin geldiği noktayı tam olarak yansıtamıyoruz. Evde kullanacağınız bir koltukta, bir uçak koltuğu ya da bir araba koltuğunda olduğu gibi günün teknolojisini entegre etmeyi nedense hiç düşünemiyoruz. Ergonomik ayarları, evinizdeki koltuğa da yüklemeniz gerekir aslında. Şu aralar bir firma için özel bir koltuk tasarımı üzerine çalışıyoruz. İstiyoruz ki kullanıcı televizyon izlerken DVD’sini de koysun, oradan kumanda etsin…. Tabii, böyle bir ürün tasarlamaya kalkıştığınızda, üretici firma teknolojik desteği bu işten anlayan başka firmadan almak zorunda.Bu bağlantıları da kurmamız gerekiyor.

hafele15

Geçmişle değil, bugünle ilgilisiniz öyle mi?
AK- Geçmişe öykünmek bizim işimiz değil, ama ister istemez özümüze ait izler ortaya çıkıyor. Çünkü biz bu topraklar üzerinde yaşıyoruz. Öte yandan geçmişte üretilenlerin bağlamı, koşulları ait olduğu zamanla ve dönemle bağlantılı. O yüzden, geçmişten yola çıkmak bir yanılgı bence.

İşvereni nasıl yönlendiriyorsunuz?
Levent Çırpıcı- İşvereni yönlendirmede ve tasarım sürecinde ilk olarak aktarılanları doğru anlamayı önemsiyoruz. Sonrasında, mekânın verilerini, işin süresi ve işverenin beklentileri ile buluşması için çalışmalarımızı başlatıyoruz. Ancak öyle mekânlar oluyor ki tasarım sürecinde bize ortak oluyor, öyle işverenlerimiz oluyor ki tasarımda etkili olmak ısrarında olabiliyorlar. Biz ne olursa olsun, işverene işin gereksinimlerini, olması gerekenleri güncel endişelerden uzak kurgumuzla sunarak paylaşıyoruz. Ancak dayanılmaz bütçesel unsurlar ya da işin süresi nedeniyle konsepti tamamen ya da kısmen değiştirerek sonuçlandırıyoruz.

Son dönemde sağlık yapılarına odaklandığınız görüyoruz. İşlerinizde, tematik bir yaklaşım olduğunu söyleyebilir miyiz?
AK- Evet, ama tümünde değil. Bursa’daki Acıbadem’de ahşap ağırlıklı bir dekorasyona gidilmesi nedeniyle orada belli bir tema üzerine odaklandığımızı söyleyemem. Bursa’daki polikliniğin geleneksel olması beklendiği için çok başka bir yaklaşım sergiledik. Ahşabın yoğun kullanıldığı polikliniğin iç mekanlarında biyolojik dokuları lobide ve belli noktalarda, yatayda bant olarak dekorasyona yükledik. Öte yandan, International Hospital projesi ise tamamen deneyseldi.

Acıbadem Maslak projesinde tema daha belirgindir. Maslak’ta zemin döşemesinde ve tavan kaplamasında üç boyutlu dokular ortaya çıktı. Elipsoid formları alıp tavanda kimi noktalarda kraterleştirdik. Bundan sonraki projelerimizde fraktal formlara daha ağırlık vermeyi düşünüyoruz. Fraktal yaklaşımlar, var oluş, yaradılış, insan DNA’sının çözümlenmiş olması tasarıma da girmeye başladı. Gelecekte, özellikle de mimaride ve ürün tasarımında organik formları çok göreceğimizi düşünüyorum. Bilgisayar programları kimi formları yakalamamızı kolaylaştırıyor.

hafele14

Acıbadem Maslak projesinde yarışma projesini olduğu gibi uygulayabildiniz mi?
LÇ- Maslak için sunduğumuz projede, epital doku hücresinden yola çıkan bir konsept geliştirmiştik. Hatta cam giriş saçağını biz, aynı o hücre yapısına öykünür formda çizdik. Açık arayla yarışmayı aldık; çıkış noktası ve felsefesiyle güzel bir proje oldu. Sonra uygulamaya geçince biraz aza indirgenmeye başladı. Bizim düşündüğümüz, lobide kabuk halinde oturma üniteleri vardı. Yuvarlak, kendi mahremiyeti olan… Duvarda dokular oluşturduğumuz lobi, baştaki projeye biraz daha yakın. Kayar sistemler, bambu, yaprak gibi doğal dokuları iç mekanda da kullanmaya çalıştık.

hafele22

Hastanenin iç mekan tasarımında, ‘iletişim’ de esas öyle değil mi?
AK-
Hastane, öncelikle hastanın moralinin yüksek tutulması gereken bir yapı. Biz hastaneleri iyi bir aydınlatma, hemşire bankosu, karşılama bankosu, aydınlatması ve bildirişimiyle “moral yükseltme alanları” olarak düzenlemeye başladık. Cihazların olduğu bölümlere de aslında daha fazla itina gösterilmesi gerektiğini anladık. Kemoterapi, radyoloji bölümlerinde hastanın kendini özel hissedeceği alanlar yaratmaya çalıştık. Pediatri kliniğinde daha renkli daha karikatürize desenler kullandık; balıkları izleyebilecekleri, projeksiyonlu havuzlar yaptık.

hafele24

Hasta odalarını nasıl düzenliyorsunuz?
Hasta odaları zaten başlı başına özel. Orada önemli olan hasta, dolayısıyla yattığı alanın başucunu ve etrafını bir kabuğa almayı düşündük. Medikal gazların geldiği başucu ünitelerini özel olarak tasarladık. Bu noktada, hasta yatağının da çok büyük bir önemi var. Amerika’da Harvard Medical’in düzenlediği bir seminere katılmıştık. Hasta başında doktora ayrılan bir taburenin hastanın psikolojisi açısından, doktorun onunla beraber olduğu duygusunu vermesi açısından çok etkili olduğunu öğrendik. Acıbadem Maslak’ta bunu aynen uyguladık. Doktor ayakta durup üstten bakarak değil, taburede aynı seviyede oturarak hastayla yakından igilenecek. Işığın kullanımı çok önemli. Hastanın yatağından zor kalkıyor bile olsa, pencereden gün ışığını görüp tekrar yatmasının, psikolojik rahatlama açısından önemli olduğu söyleniyor.

Kısıklı Patoloji Laboratuvarı’nın tasarım kriterlerinden söz eder misiniz?
LÇ- Kök hücre üretim amaçlı bu tesiste bir doku hücresinin büyütülmüş halini döşemelere ve görsel duvarlara yansıttık. Mekanları birleştirici niteliğinde olan ve sirkülasyonu sağlayan ana koridoru, deney tüpü çıkışlı eğrisel bir kesitle çözerek diğer mekânlara geçişi bu atmosferden sağladık.

Sağlık endüstrisindeki gelişmeler mimariye ve tasarıma nasıl yansıyor?
LÇ- Hastanede son trend diye bir son noktanın olamayacağını söyleyebiliriz. Tıptaki gelişmeler çok hızlı ve çok çeşitli olarak sürüyor, bu çeşitliliği takip etmek neredeyse olanaksız. Ancak şunu söyleyebiliriz, hastanelerde sağlıkla ilgili tedirgin edici unsurlardan uzakta, tam bir tedavi kalitesi dışında, hastane bütününde iyileştirici bir çevre oluşturulması belirleyici bir hedef olarak görülmeli.
İnsanın medikal alanlardaki hareket ve psikolojileri eskiye nazaran çok derinlikli olarak ele alınıyor. Tamamen bu verilere göre renk, desen, form çalışmaları hazırlanarak iş sonlandırılıyor.

Hangi hastane projeleri var sırada?
AK- Acıbadem Fulya hastanesinin şantiyesi sürüyor. Bodrum hastanesi projesi bir sene ertelenmişti ama her an başlayabilir. Memorial, Florence Nightingale hastaneleriyle de çalıştık.

Ürün tasarımı konusunda yeni çalışmalarınız var mı?
AK- B&T firmasına sehpa tasarımı verdik. Bir Japon firmasına beş ürün verdim, prototipleri yapılacak ve muhtemelen üretilecek. 888 için çalışmalarımız var; mobilya tasarımına teknolojiyi entegre etmeye çalıştığımızı söylemiştim başta. 888’in tasarımları da bu projenin içinde. Beni oldukça heyecanlandıran projeler içinde olduğumu söyleyebilirim. 2010 ürün tasarımı açısından hareketli olacak gibi görünüyor.

hafele13

Röportaj: Benan Kapucu – Portre: Mustafa Nurdoğdu


Etiketler: , , , , , | İlk yorumu siz yapın »

Mimarın ışıkla imtihanı

7 Eylül 2009 | Yazar: Gateway | Konu: Mimari

Camın mimaride kullanımı bin yıldan fazla bir zamana dayanır. Ortaçağ Avrupa’sında sadece kiliselerde kullanılırken daha sonra 17. ve 18. yüzyıllarda yerini cam evlere, 19. yüzyılda da kristal saraylara bıraktı. 20. yüzyıla gelindiğinde ise kamuya açık binalarda kullanılmaya başlandı ve ilk örneklerinden birini 1938’de Peutz tarafından Hollanda Heerlen’de inşa edilen Cam Saray’da görebiliriz.

Mimari bilimsel olarak kesin sonuçlarla tanımlanamaz. Mimarinin temel olan ve onu ölçülemez, kesin bilgilerle tanımlanamaz kılan özelliği ise yapının hem tek tek ve ayrı parçalardan hem de ortak parçalardan oluşan bir bütün olarak ifade edilmesinden kaynaklanır.

hafele3

Yeni mimari yaklaşımlar endüstriyi kışkırtarak yeni malzeme ve ürünlere yöneltmiş, böylece tasarımcıları da mimari olanaklar ve potansiyeller konusunda biraz daha cesaretlendirilmiştir.Bu mimari hayal gücünün sınırları konusunda kayda değer bir aşamadır. Öyle ki, tasarımcıyı daha da cesaretlendiren ve özgür kılan bu dönüm noktasının ana teması saydamlık ve onun en baskın imgesi camdır.

Yirminci yüzyılın son çeyreği içerisinde cam kullanılarak gerçekleştirilen çatı ve cephe sistemleri göz önüne alınırsa birçok değişikliğin yaşandığını fark ederiz. Şu da bir gerçek ki, camın yoğunlukla ana eleman olarak kullanıldığı yapı sistemleri gelişecek ve modern mimarideki bugünkü etkisini daha da arttırarak sürdürecektir. Mimaride böylesi bir karakter değişiminin öncelikli olarak değerlendireceği unsurlar ise birkaç başlıkta toplanabilir.

hafele-13

Enerji tüketiminde tasarruf, ışık, radyasyon ve gürültü konularının değerlendirilmesinde kontrolü biraz daha elde tutarak konfor sınırlarını daha yukarıya taşımak ve en son bina cephelerinde bütünsel bir saydamlığı sağlayacak olan minimalizm.

Saydam teknoloji, camın yapısını yumuşatarak ve yaratıcı bir mühendislik tekniği kullanarak binanın yapısını, kablo düzenini doğrusal olmayan bir metotla birleştirmekten oluşur. Hem tasarımcılar hem de bu endüstrinin içinde olanlar kendilerini bu yeni tekniğe adapte etmeye çoktan başladılar bile.


Etiketler: , | İlk yorumu siz yapın »

Dara Kırmızıtoprak: Bizim işimiz sadece bir mekânı değil, aslında hayatı beraberce tasarlamak

7 Eylül 2009 | Yazar: Gateway | Konu: Söyleşi

dara-kiziltoprak1

“…21. yy saydamlık, hesap verme, mimari açıdan daracık pencerelerden, kapılardan değil de geniş pencerelerle doğayı içeriye aldığımız, bizim de arkasını görebildiğimiz, imkanlarla dolu bir dönem.”

“Mimarlık, içinde tasarımın yanı sıra felsefenin, yöneticiliğin, işadamlığının, hukuk ve muhasebenin, psikolojinin de barındığı geniş çaplı bir meslek.”

Saydam mimarlık birçok yerde kavram olarak farklı tanımlanmış, size neyi ifade ediyor ve bu konuda hiç çalışmalarınız oldu mu?
Saydamlık teknolojinin de ilerlemesiyle biraz daha fazla karşımıza çıkan bir kavram. Bununla birlikte kavramın sosyolojik altyapısı da var. Öyle ki, artık insanlar 21.yy’da birbirlerinden daha fazla haberdar, en uzak köşelerde neler olup bittiğiyle alakalı bilgi sahibi. Yalnız şeffaflık ve ışık açısından geçirgenlik gibi yapı özelliklerinin ötesinde biraz felsefi ve ideolojik tarafı da var. Bireylerin ve kurumların yaptıkları işlerle ilgili hesap verebilmeleri, bir yapı malzemesinin dışında bir kavramdır. Bir yaklaşım olarak saydamlığa önemle eğilmeliyiz. Bence son 50 senenin, saydamlık açısından, artık demokrasinin ilerlemesi, şeffafiyet, insanların hesap vermesi, yönetimden hesap sorabilmeleri ekseninde ilerleyen bir yapısı var. Biraz bu altyapıyla baktığımız zaman, mimari de zaten o sosyolojik yapının bir parçası haline geliyor.

Son tezahürde berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla daha da anlamlı hale geldi diye düşünüyorum. Zaten dikkat ederseniz, örneğin Almanya Parlamento binası eskiden son derece kompakt, son derece yüksek ve kalın duvarlarla çevrili, birtakım seçkinlerin arkasında bizim adımıza karar verdiği yerler iken, şimdi yeni yapılan parlamento binaları yoldan geçen yürüyen insanlarla parlamenterlerin göz teması içinde olduğu yapılar haline geldi. Dolayısıyla 21. yy hakikaten şeffaflık, saydamlık, hesap verme, işin bir de mimari tarafından baktığınız zaman daracık pencerelerden, kapılardan değil de geniş pencerelerle dışarısını, doğayı da içeriye aldığımız, bizim de arkada ne olduğunu merak etmediğimiz, görebildiğimiz, böylesi imkânlarla dolu bir yüzyıl haline geldi.

Geçmişte teknik ve malzeme eksiklikleri de saydam tasarımların önüne geçiyor muydu?
Önceki dönemlerde, mimari anlamda bakarsak, yalıtım koşulları, klimatizasyon, iklimlendirmeyle alakalı sorunlu dönemlerdi. Biz tatil mekânlarında küçük pencereler kullanırdık ki, içerisi lüzumundan fazla ısınmasın. Öyle olunca da, bu sefer manzaraya karşı kapalı, dar pencerelerle manzarayla ilişki kurmaya çalışan bir mimari anlayış söz konusuydu. Şimdi geniş pencereler yaptığımız zaman doğayla daha fazla bütünleşiyoruz. İçerde de bir klima cihazıyla ihtiyacımız olan konforu yaratabilir hale gelince saydamlık hak ettiği değere ulaşmış oldu.

Mimari olarak baktığınızda bu konuda en çok etkilendiğiniz projeden bahsedebilir misiniz?
Biraz önce örneğini vermiş olduğum parlamento binasında, Norman Foster’ın yaptığı eski binanın üstüne takılmış olan cam kubbe ve yine Louvre’un bahçesindeki Pei’in yaptığı cam piramit. Örneğin, son derece katı ve içedönük binalar olarak anılan, bu kimsenin ulaşamadığı duvarların arkasındaki değerlere ulaşılabilirlik, bütün açılardan ciddi anlamda gün ışığını değerlendirerek, içerisindeki yapıya sonradan Pei’in takmış olduğu o piramit aracılığıyla sağlanabilmiştir. İnsanların artık rahatlıkla gözlemci ve müdahil olabilmesi, sanat, teknoloji ve insanlar için pozitif ortamlar yaratılabilmesi adına mimarlar görevlerini ciddi biçimde yapıyorlar.

Bu dönemsel bir trend midir, daha sonra bu trendin devamı gelir mi sizce? Bundan sonrasını nasıl görüyorsunuz?
Öncelikle, “dönemsel” adlandırılması geçici bir zaman dilimini çağrıştırıyor, ve trend ise daha çok modayı çağrıştırıyor. Bana sorarsanız mimaride moda diye bir gerçeklik yok, mimaride daha çok teknolojinin gelişmesi ve insan yaşam biçiminin değişmesi söz konusu. Teknoloji devrimiyle beraber demir ve çelik gibi yapı malzemelerini daha fazla, daha kolay kullanabilir hale geldik. Böyle olunca da pencere ebatları genişledi. Halkın köylerden şehirlere yerleşmeleri ile birlikte toplu konut ve yüksek konutlar yapılmaya başlandı. Binalar lüzumsuz süslemeler, anlamsız maliyet faktörü olan kolon başlıkları, kat silmeleri gibi biraz geçmişe öykünen süslemeci detaylardan arındı ve bu şekilde modern mimari yüzyılın başında ortaya çıktı.

Mimaride ışığın artan değerlendirilmesi, hem sosyolojik hem de teknolojik anlamda yaşadığımız çağın mimarideki yansımasıdır. Önümüzdeki dönemde beton teknolojisinde başka bir boyuta geçiyoruz, betonarme perdeler ışığı geçirgen hale gelmeye başlıyor. Projeler ve tasarımlar artık teknolojideki bu ilerlemeleri kendi bünyesinde barındırır hale geliyor. Açıkçası, beton teknolojisinde cam gibi saydam unsurları doğramalarla alakalı olarak projelerde yoğunlukla kullanır hale geleceğiz. Daha geniş açıklıklara geçmeye başlayacağız.

İmza attığınız projelerde vazgeçemediğiniz standartlar, olmazsa olmaz unsurlar ve sizi tanımlayabilecek ayrıntılar var mı?
Bizim için projelerinizde olmazsa olmaz birtakım hijyenik detaylar var. Klasik ve modern çizgilere sahip bütün işlerde, içerisinde hem yalınlığı hem de doğru çözümleri düşünmek sağlıklı bir projenin temel kıstasıdır. Lüzumundan fazla süs ve detaydan, birbirini zor karşılayan, kullanımı ileriki yıllarda problem olabilecek ayrıntılardan mümkün olduğunca projeyi arındırmaya çalışıyorum. İnsanların mekanları zaman kolaylıkla tamir edebilmeleri ve güncelleştirebilmeleri önemli bir unsur. Mimarlık mesleki altyapı anlamında çok farklı disiplin ve meslek gruplarıyla ilişkide olup, onlardan destek alarak sonuca ulaşıyor.

Kendinizi diğer tasarımcı ve mimarlardan hangi alanlarda farklı görüyorsunuz?
Kendimi tasarımcı değil mimar olarak görüyorum. Daha önce söylediğim gibi, mimarlık içinde tasarımın yanı sıra felsefenin, yöneticiliğin, işadamlığının, hukuk ve muhasebenin, psikolojinin de barındığı geniş çaplı bir meslek. Çünkü tasarımcı kalemiyle baş başadır. Hâlbuki mimarlıkta tüm süreç çözülmesi gereken problemlerle dolu, birden fazla insanla sürekli tartışılan, uzun etaplardan, uzlaşılardan ve sentezlerden oluşur. Projenin kâğıt üzerinde şık bir resim olması beni tatmin etmez.

Onun ayağa kalkmış hali, kullanıcılar tarafından yaşanması, hayatın içine katılması sürecin tamamlanmasıdır. Bu süreci yaşarken yatırımcının doğruya ikna edilmesi, tecrübenizden yararlanması, güven ortamının oluşturulması neticeyi belirler ki ben bu noktada diğer meslektaşlarımın aksine son derece ısrarcı, ama her zaman samimi bir uygulama süreci izlerim. Önemli bir fark da gerçekten kişiye özel bir çalışmayı kendi üslubumla yoğurarak farklı neticelere ulaşmayı da projeye katkım olarak görürüm. Benim o anlamda kendi müşterilerime müdahil bir çalışma tarzım var. Çünkü bizim işimiz sadece bir ürünü ya da bir mekânı tasarlamak değil, aslında hayatı beraberce tasarlamak. İşte böylesi bir felsefe ile başladığınız zaman çalışma süreciniz işinizi müşterinizle karşılıklı sorgulayarak gelişiyor.

İşinizde ayrıntıların zorluğu, tolerans olmaması, herhalde biraz daha heyecanlı yapıyor projeyi…
Evet, biraz öyle… Bir projenin bu tür zorlukları, tasarım ölçütleri insanı belli bir noktaya yönlendiriyor ve çözümü kolaylaştırıyor. Herhangi bir şekilde zorluk, sıkıntı, problem olmadığı zaman zaten ne üreteceğinizi şaşırır hale geliyorsunuz, bir kimlik bulmakta güçlük çekiyorsunuz. Biz, biraz da şeytanın avukatlığını da yaparak işin ruhunu ortaya koymaya çalışarak, beyin fırtınası yaratıyoruz müşterilerimizle. Bir ofis düzenlerken, bir hastane, bir klinik ve küçücük bir evin odasını yaparken de böyle bir mantıkla gidiyoruz. Bütün; işinizin ve ürünlerinizin hikâye, ihtiyaç, kompozisyon ve güncel yapı teknikleriyle yoğrulmasıdır.

Mimarideki tarzınız ile yaşam tarzınız arasında bir bağlantı görüyor musunuz?
Evet. Mimarlık benim hayatımın her noktasında ve beni mutlu eden her şey az önce bahsettiğim hijyen üzerine kurulu; sağlıklı bir ruh hali ve düşünce yapısı, sağlıklı sonuçlar… İnsanlar hakikaten hayatını planlamalı, projesini planladığı gibi. O planlamayı yaparken proje verilerini doğru tahlil etmeli, biz proje üretirken de böyle yapıyoruz.

Şimdi hayatınızı bu verilere göre tanzim etmeye ve ona göre bir strateji oluşturmaya başlarsanız hazırlıkta başarılı oluyorsanız, başarı için ön koşulları tamamlıyorsunuz anlamına gelir. Bu açıdan, geleceğe dönük bir izdüşümü benimsemek hem iş hem de yaşam standardımız için önemli bir noktadır. Dolayısıyla ben hem meslek hem de özel hayatımda mümkün olduğu kadar az sürprizli, mümkün olduğu kadar doğru programlanmış ve proje verilerinin ciddi bir şekilde değerlendirildiği bir süreçte yaşamaya çalışıyorum, açıkçası işlerimizde müşterilerime de böyle bir süreç vaat ediyorum.

hafele6


Etiketler: , , , , | İlk yorumu siz yapın »

Işık ve gölge yaşadığımızın resmidir

2 Eylül 2009 | Yazar: Gateway | Konu: Mimari, Tasarım

Aydınlatma tasarımı olarak adlandırılan bu uzmanlık alanı, tekniğin yanında yaratıcı ve estetik öğeleri de içinde barındırır. Bir profesyonel aydınlatma tasarımcısının bilgileri, iç ve dış mekân olarak ayrıştırılmaz, çünkü onun uğraşı alanı sadece yapay ışık da değildir, aynı zamanda çevremizdeki doğal gün ışığı ile de yakından ilgilenir…

Aydınlatma ve Mimari
Meydanlar, anıtlar, parklar, heykeller vb. kentsel değerlerin aydınlatılması söz konusu olduğunda ‘aydınlatma tasarımı’ kavramının önemi artıyor. Kent dışında kalan yollar, kavşaklar, karayolu tünelleri, uçak pistler gibi yerlerin aydınlatılması bunun dışında kalır. Bir aydınlatma projesi tasarlanırken öncelikle mimari ya da kentsel özelliklerin incelenmesi gerekir. Oluşturulacak aydınlık bir yandan mimari karakter ve kullanışa uyarken, bu aydınlığı sağlayacak ışık kaynakları da olabildiğince mimari ile bütünleşmeli, biçim, gereç, renk ve konum bakımından mimariye uyum sağlamalıdır. Uyum çalışması yapılmadan ileriki aşamalara geçilmemelidir, yapılacak tasarımın temel verilerinin oluşturulmasını yönlendiren ve biçimlendiren bu çalışmadır. Bu bakımdan, mimaride aydınlatma söz konusu olduğunda temel unsurlar aşağıdaki şekilde özetlenebilir.

Aydınlatma elemanlarının konumlanmasında işlevselliği açısından gereklilikleri karşılanmalıdır. Işık kaynağının konumu ve gözle ilişkisi hayli önemlidir. Bir yüzeyde girinti ve çıkıntıların algılanması önemlidir. Tüm üç boyutlu alanlarda dokunun hâkim algısı yansıtılmalıdır. Bakılan, odak alan çevre alandan daha aydınlık olmalıdır. Büyük karşıtlıklar, küçük karşıtlıkların görülebilmesini engeller. Bu kural renk konusu için de geçerlidir. Aydınlatmada aydınlatan ışığın rengi ile aydınlanan nesne ve yüzeylerin renkleri arasındaki ilişkiler çok önemlidir. Yapı yüzeyi etüt edilerek, buradaki devingenliği vurgulayacak ve mimari anlatımı belirginleştirebilecek yeterli ışıklılık ayrımları yaratılmalıdır.

Aydınlatma tasarımı, bir anlamda mimari tasarım gibi gerçek gereksinimleri karşılamaya yönelik ve aydınlatma tekniğine dayalı olarak, özgün bir aydınlatma düzeninin oluşturulması şeklinde tanımlanabilir. Bu tanımda, belli bir aydınlatma tasarımında konunun teknik yönü yanında sanatsal ve mimari yönü olmak üzere iki ayrı boyutunun olduğu açıkça ortaya konulmaktadır. Mimari tasarım nasıl belli aşamalarla gerçekleşiyorsa, aydınlatma tasarımı da aynı şekilde onu izlemelidir. Bu aşamalar sırasıyla Ön tasarım, Tasarım ve Uygulama projesi olarak ele alınır. Ön tasarım, mimari açıdan bir hazırlık evresi olup, mimari tasarım konusunun özelliklerine göre doğal ve yapma olarak tüm verilerin, konu ile ilgili yasa ve yönetmeliklerin değerlendirildiği, her yönden belirli ilke ve kararların verildiği bir aşamadır.

Aydınlatma Tasarımcısı Kimdir?
İç mimaride, zamanla önem kazanan aydınlatma sistemleri, mekânla uyumunu artırarak ve günümüz tasarımcılarının yaratıcılıklarıyla aydınlatmanın ötesine geçerek sanatsal birer objeye dönüştü. İç mimari uygulamalarda aydınlatma önemli bir faktördür. Yaşadığımız mekân iyi aydınlanmıyorsa en başta algı zorlaşır, uyku düzeni bozulur ve ayrıntılar yok olur. Aydınlatma sorununa önem veren iç mimarlar, artık mekân-aydınlatma ikilisini birlikte düşünerek proje uygulamaları yapıyor. Aydınlatma tasarımı olarak adlandırılan bu uzmanlık alanı, tekniğin yanında yaratıcı ve estetik öğeleri de içinde barındırır. Bunun yanında, bir profesyonel aydınlatma tasarımcısının bilgileri, iç ve dış mekân olarak ayrıştırılmıyor. Çünkü onun uğraşı alanı sadece yapay ışık da değildir, aynı zamanda çevremizdeki gün ışığı ile de yakından ilgilenir. Bu özelliği ile endüstrinin planlama çalışmalarını bedelsiz olarak hazırladığı yapının her zaman dışında kalır. Tasarımını gerçekleştirirken yegâne amacı doğru ışığı planlamaktır. Dolayısıyla, bu açıdan bakıldığında aydınlatma tasarımcısı aydınlatılan çevrenin bütünüyle ilgilenir.

Görsel olarak amaçlanan yapıyla ve aydınlatma sisteminin bakımıyla ilgili beklentilere yanıt verecek şekilde çalışmalarını yapar. Bir insanın aydınlatma anlamındaki yaşam kalitesini oluşturacak olan görme duyusu ile ilgili fizyolojiyi çok iyi bilerek ve bu bilgileri hep göz önünde tutarak, mimarinin şekline ve işverenin mekânla ilgili fonksiyonel beklentilerine uyan atmosferi gerçekleştirecek şekilde düşünce yapısını kurar. Ayrıca bir aydınlatma tasarımcısının dikkat edeceği diğer önemli noktalar da, aydınlatılan mekânın mimari özelliklerini ortaya çıkarmak, gereken durumlarda enerji tasarrufu sağlayabilmek ve çevrenin korunmasını her zaman ön planda tutmaktır. Mimari aydınlatma tasarımcısı, hem teknik, psikolojik ve fizyolojik araştırmalardaki en son gelişmelerle, hem de kendi planlama amaçlarıyla doğrudan ilişkisi olan alanlardaki yöntemlerle ilgili köklü bilgilere ve ustalığa sahiptir.

Aydınlatma tekniği alanında ise hali hazırdaki çeşitli ışık kaynaklarını ve onların özelliklerini, lambaları, milli yönetmelik ve normları (çevre koruma yönetmelikleri ile birlikte) çok iyi bildiği gibi bir aydınlatma projesi ile ilgili ekonomik beklentiler konusunda da geniş çapta bilgiye sahiptir.

Profesyonel aydınlatma tasarımcıları şüphesiz ki yaratıcı, sanatçı ve hatta kimi zaman şair ruhlu kimselerdir. Çünkü ışık planlamasında başarılı sonuçlar elde etmek için olaya sadece tek yönlü bir eğitimi kullanarak bakmak yeterli olmamaktadır. Aydınlatma tasarımcısı, aydınlatma tekniğindeki birimlerin, ölçülerin ve ölçme usullerinin nasıl kullanılacağını ve bu bilgilerle nasıl çalışılacağını iyi bilir. Bazı tasarımcılar mimari alanda yetişmişlerdir, bunun yanında, bazıları ise eğitimlerini tiyatro alanında ya da elektrik mühendisliği konusunda ya da daha farklı alanlarda almış olabilirler. O, görme olayının psikolojisini ve fizyolojisini anlar; gözün nasıl çalıştığını, insanın çeşitli ışık durumlarına nasıl tepki verdiğini, mekanı algılama ve renk-kontrast efektinin neler sağlayabileceğini iyi bilir.

Bağımsız aydınlatma tasarımcıları, insanların, aydınlatmanın çeşitli tonları oluşurken ışığa, ısıya ve rengin yansıtılmasına verdikleri tepkilerde, kültürel ve coğrafi kökenli faktörlerin rol oynadığının ayırdında olarak sık sık kendi ülkeleri dışındaki ülkelerdeki farklı yaklaşımlardan haberdardır. Bu, tasarımcının aydınlatma konusundaki ufkunun ve algısının daha da genişlemesine neden olur.

Aydınlatma tasarımcısının mesleği şüphesiz ki öncelikle teknik bir meslektir ama bilinen en önemli gerçek şudur ki; mimari planlama, sırf teknik planlama kavramının çok ötesindedir. İçinde yaşanılan ve çalışılan mekânların etkisini daha da kuvvetlendirici tasarım taslaklarını geliştiren aydınlatma tasarımcısının, bu anlamda hem yaratıcı hem de sanatçı bir yönü vardır. Doğaldır ki mimariyi de her zaman göz önünde bulundurur, hatta bunun da ötesine giderek ışığın mimari üzerindeki görsel etkilerini hayal gücüyle canlandırır. Bu arada, ışığın mimarinin dördüncü boyutu olduğu da, akademik anlamda kabul gören geçerli bir görüş. Burada belirli ışık miktarlarının tavsiyelere göre üretilmesinden daha karmaşık bir konu söz konusu.

Aydınlatma tasarımcısı, bu bağlamda, hem ışığın etkilerini ve buna ait materyallere, hem de ışık ve onun kullanılış tarzı hakkında geniş bilgilere sahip bir uzmandır. Eğer hazırlanan projelerin başarılı olması, projeden yararlanacak kimselerin kendilerini yaşadıkları ve çalıştıkları ortamda iyi hissetmeleri ve mimarinin en etkileyici şekilde yansıtılması ve gösterilmesi gerekiyorsa, aydınlatma tasarımcısının projenin başlangıcından itibaren mutlaka projelere katılması gereklidir.


Etiketler: , , | İlk yorumu siz yapın »

Temas

2 Eylül 2009 | Yazar: Gateway | Konu: Söyleşi

056k
Orkan Güzelci, kavramsal bir konuyu ele alan Temas projesinde, mekanı “fiziksel” olmanın ötesinde, “zihinsel” temasın da gerçekleştiği buluşma noktaları olarak tasarlamış.

Temas mekanının öngörüldüğü semt olan Bostancı, denize paralel olan minibüs,tren ve sahil yollarlarının Kadıköy – Kartal hattı arasında birbirine en çok yaklaştığı yerde konumlanıyor. Ayrıca vapur ve deniz otobüsü, Bostancı dolmuş durağıyla bir terminal gibi çalışan bu bölge, tüm akışları denize dik olarak alıyor.

Temas, tren yolu nedeniyle geçiş yapılan alt geçidin tüm insan potansiyelinden beslenebilecek şekilde konumlandırılmış ve bu akışı oluşturan birbirine yabancı insanları buluşturmayı amaçlıyor. Yemek üzerinden bir temas gerçekleştirme fikriyle beraber, planlı, örgütlenmiş ve sıralı (hazırlama, pişirme, toplanma, yemek yeme) bir eylem olan yemek kültürünü mekanla bütünleştirmek amacıyla tek bir eleman kendi içinde kademe kademe kendi içinde örgütlenerek (katlanarak) doluluk ve boşluklarla Temas mekanını strüktürünü oluşturuyor.

Tüm servis birimleri ise mekana eklemlenen kırmızı kapalı bir kutu içinde çözümleniyor. Katlanmalar sonucu oluşan mekanda öncelikli amaç kentlinin yemeklerini birlikte hazırlamaları, pişirmeleri, yemeleri sürecinde zihinsel ve fiziksel bir birliktelik yakalama şansına sahip olmalarıdır.

Orkan Güzelci Kimdir?
1988 İstanbul doğumlu Orkan Güzelci ilköğretimini İstek Uluğbey Kolejinde tamamladıktan sonra Maltepe Anadolu Lisesi’nde öğrenimine devam etti. 2006 senesinde girdiği İstanbul Kültür Üniversitesi’nde lisans eğitimi sürmektedir. Orkan Güzelci ileri seviyede İngilizce ve orta seviyede Almanca bilmektedir. 2008 yaz döneminde şantiye stajını Maya İnşaat ve Dap Yapı’da, ofis stajını ise Sanem Mim.Mühendislik’te cephe tasarımı ve 3 boyutlu modelleme çalışmalarıyla sürdürdü. Orkan Güzelci Autocad, Photoshop, Sketch Up programlarını iyi derecede kullanmaktadır.


Etiketler: , | İlk yorumu siz yapın »