İnsancıl Mekanların İzini Süren İki Ortak
Yalın Tan – Jeyan Ülkü

27 Mayıs 2010 | Yazar: Benan Kapucu | Konu: Söyleşi

Küresel markaların mağaza uygulamalarından yenilikçi ofis çözümlerine, özel konutlardan otellere birçok farklı alanda iç mekan projelerine imza atan Yalın Tan ve Jeyan Ülkü, tasarım ve uygulama deneyimini aynı potada eritiyor. İki yönlü çalışma tarzının getirdiği avantajla, müşteriye tek elden hizmet veriyor ve ayağı yere sağlam basan projeler üretiyorlar.

Yaklaşık on yıldır, perakende, ofis ve konut projeleri gerçekleştiren Yalın Tan &Jeyan Ülkü İç Mimarlık, proje ve uygulamanın yanı sıra yerli ve yabancı markalara yenilikçi mekan konseptleri geliştiriyor. İki ortak Abdi İpekçi caddesindeki yeni ofislerinde bugünün çalışma kültürüne dair sorularımızı yanıtlıyor.

Yalın Tan – Jeyan Ülkü iç mimarlık ofisi olarak daha çok ne tip projelere yoğunlaşıyorsunuz?
Jeyan Ülkü-Mango, Levis ve Diesel gibi belli global markaların uygulama projelerini, proje yönetimini ve inşaat yönetimini yapıyoruz. Bu markaların global tasarımlarını buranın mekan ölçeğine uyarlıyoruz. Uygulama projeleri arasına şimdi yeni bir ofis konsepti geliştirme işi de katıldı. Yeni Bosna’da, Hong Konglu bir mümessillik firması olan Lee&Pung’un 8000 met-rekarelik ofis projesini tamamladık. Projenin konsepti yurt dışından geldi ama belirli noktalarda bizim de katkımız oldu. İki plan, bir kesit, bir de aydınlatma projesi vardı elimizde sadece. Projeyi epeyce geliştirdik; iç mimari haricinde deprem güçlendirme çalışmasını da gerçekleştirdik. Yaklaşık 17000 metrekarelik bir arazide, binadan geriye kalan 9000 metrekarelik alanda altyapı çalışması yaptık.

Sadece tasarım değil, uygulama aşamasında da işe dahil oluyorsunuz, öyle mi?
JÜ-Son zamanlarda özellikle ofis projelerinde – daha çok İngiliz firmaların ortaya attığı bir kavram bu – ‘design&build’ tarzı çalışıyoruz. Onun dışında ister istemez bazen uygulama işinin içinde de oluyoruz. Bunun iki sebebi var: İlki, müşteri işi tek bir muhatapla bitirmek istiyor. İkinci neden ise, kendi yarattığınız projede hiçbir şeyi yanlış uygulamayacağınızdan müşteriniz de emin oluyor. Bu da firma olarak en büyük avantajlarımızdan biri.

İkinizin uzmanlaştığı farklı alanlar var mı yoksa, her projeyi birlikte mi çözümlüyorsunuz?
Yalın Tan- Biz iki ortağız ama iki ayrı firma gibi çalışıyoruz. Bizde bir tasarım ekibi vardır, bir de uygulama ekibi… Proje çözümlendikten sonra iş diğer tarafa, uygulama bölümüne aktarılır. Bu sistemin bize faydası olduğu kadar müşteriye de faydası var. Çünkü tasarım yaparken ayağınız yere basmasa bile uygulama bölümünde ayağı yere basmak zorunda. Öte yandan, tasarlama aşamasında özellikle yapabileceğinizi bildiğiniz projeler üzerine gidiyorsunuz. Bizim işlerde müşterimiz üç boyutlu prezentasyonlarda ne görüyorsa, fotoğraflarda da aynısını alır. Bu sonuç elbette uygulama tecrübemizin yüksek olmasından kaynaklanıyor. Bazı müşterilerimiz uygulamayı kendileri üstlenmeyi tercih ederse, onlara proje danışmanlığı paketi de sunuyoruz.

JÜ- Tabii proje danışmanlığı bir ihale halinde sunuluyor. Mimari, elektrik, mekanik, şartnamesini içeren, müşterinin teklif alabileceği formatta bir dosya hazırlıyoruz.

YT- Kavacık’taki Novartis Genel Müdürlüğü’nün proje danışmanlığı, konseptin yaratılması, oradaki yönlendirme uygulama için de bir ihale sunduk örneğin. O ihaleye katılan farklı bir firmayla işlerini yürüttüler; biz yine servisimizi sürdürdük. Ortaya da olumlu bir netice çıktı. Tasarımı biz yapıyorsak, kontrolünü de bizim üstlenmemiz gerekir. Müşteriye de o şekilde empoze etmeye çalışıyoruz. Yeni ürünleri de böylece daha yakından takip edebiliyoruz.

Etiketler: , , | İlk yorumu siz yapın »

Deneyselliği ve teknolojiyi yücelten bir tasarım çizgisi: Zoom Tpu

11 Eylül 2009 | Yazar: Benan Kapucu | Konu: Söyleşi, Tasarım

hafele31

Mağaza, kongre-sergi sarayı ve turizm yapılarından sonra, son dönemde çalışmalarını sağlık endüstrisinde yoğunlaştıran zoom tpu, teknolojinin yeni olanaklarına açık bir mimarlık anlayışına sahip. Firmanın kurucu ortakları atilla kuzu ve levent çırpıcı, iç mekan tasarımlarında biyomimik yapıları ve fraktal formları ustaca kullanıyor; firmalar için geliştirdikleri ürün konseptlerinde geleceğin teknolojisine yer açıyor.

Zoom TPU, son dönemde hastane, ilaç firmalarının ofisleri gibi sağlık sektörüne yönelik projeleriyle gündemde olan bir mimarlık şirketi. Acıbadem hastaneleriyle çözüm ortağı gibi çalışan Zoom TPU, Memorial, Florence Nightingale hastanelerinin de mekan konsepti ve uygulamalarını gerçekleştirdi. Acıbadem Bağdat Polikliniği ile 2005 yılında uluslararası bir ödül kazanan mimarlık şirketi, Atilla Kuzu ve Levent Çırpıcı ortaklığında 1994 yılından beri çalışmalarını sürdürüyor. Atilla Kuzu, mobilya tasarımlarıyla da tanınan bir tasarımcı. Japonya’da ve Türkiye’de birçok ödül kazanan Taklamakan oturma birimi, XYZ kitaplık (üstte) ve Barringer sehpa gibi… Kuzu ve Çırpıcı ile olan sohbetimiz, Zoom’un deneysel tasarım çizgisi ve sağlık sektöründeki işlerine odaklanıyor.

Zoom Mimarlık’ın temel tasarım yaklaşımından söz eder misiniz?
Atilla Kuzu – Zoom Mimarlık’ın temel yaklaşımı, çağdaş ve modern bir çizgi… Teknolojinin geldiği nokta ne ise, biz her tür projeye -hastane, ev ya da ürün tasarımı- o teknolojik gelişmeleri aktarmalıyız. Ürün tasarımında çoğunlukla, alışkanlıklardan, koşullanmalardan olsa gerek, teknolojinin geldiği noktayı tam olarak yansıtamıyoruz. Evde kullanacağınız bir koltukta, bir uçak koltuğu ya da bir araba koltuğunda olduğu gibi günün teknolojisini entegre etmeyi nedense hiç düşünemiyoruz. Ergonomik ayarları, evinizdeki koltuğa da yüklemeniz gerekir aslında. Şu aralar bir firma için özel bir koltuk tasarımı üzerine çalışıyoruz. İstiyoruz ki kullanıcı televizyon izlerken DVD’sini de koysun, oradan kumanda etsin…. Tabii, böyle bir ürün tasarlamaya kalkıştığınızda, üretici firma teknolojik desteği bu işten anlayan başka firmadan almak zorunda.Bu bağlantıları da kurmamız gerekiyor.

hafele15

Geçmişle değil, bugünle ilgilisiniz öyle mi?
AK- Geçmişe öykünmek bizim işimiz değil, ama ister istemez özümüze ait izler ortaya çıkıyor. Çünkü biz bu topraklar üzerinde yaşıyoruz. Öte yandan geçmişte üretilenlerin bağlamı, koşulları ait olduğu zamanla ve dönemle bağlantılı. O yüzden, geçmişten yola çıkmak bir yanılgı bence.

İşvereni nasıl yönlendiriyorsunuz?
Levent Çırpıcı- İşvereni yönlendirmede ve tasarım sürecinde ilk olarak aktarılanları doğru anlamayı önemsiyoruz. Sonrasında, mekânın verilerini, işin süresi ve işverenin beklentileri ile buluşması için çalışmalarımızı başlatıyoruz. Ancak öyle mekânlar oluyor ki tasarım sürecinde bize ortak oluyor, öyle işverenlerimiz oluyor ki tasarımda etkili olmak ısrarında olabiliyorlar. Biz ne olursa olsun, işverene işin gereksinimlerini, olması gerekenleri güncel endişelerden uzak kurgumuzla sunarak paylaşıyoruz. Ancak dayanılmaz bütçesel unsurlar ya da işin süresi nedeniyle konsepti tamamen ya da kısmen değiştirerek sonuçlandırıyoruz.

Son dönemde sağlık yapılarına odaklandığınız görüyoruz. İşlerinizde, tematik bir yaklaşım olduğunu söyleyebilir miyiz?
AK- Evet, ama tümünde değil. Bursa’daki Acıbadem’de ahşap ağırlıklı bir dekorasyona gidilmesi nedeniyle orada belli bir tema üzerine odaklandığımızı söyleyemem. Bursa’daki polikliniğin geleneksel olması beklendiği için çok başka bir yaklaşım sergiledik. Ahşabın yoğun kullanıldığı polikliniğin iç mekanlarında biyolojik dokuları lobide ve belli noktalarda, yatayda bant olarak dekorasyona yükledik. Öte yandan, International Hospital projesi ise tamamen deneyseldi.

Acıbadem Maslak projesinde tema daha belirgindir. Maslak’ta zemin döşemesinde ve tavan kaplamasında üç boyutlu dokular ortaya çıktı. Elipsoid formları alıp tavanda kimi noktalarda kraterleştirdik. Bundan sonraki projelerimizde fraktal formlara daha ağırlık vermeyi düşünüyoruz. Fraktal yaklaşımlar, var oluş, yaradılış, insan DNA’sının çözümlenmiş olması tasarıma da girmeye başladı. Gelecekte, özellikle de mimaride ve ürün tasarımında organik formları çok göreceğimizi düşünüyorum. Bilgisayar programları kimi formları yakalamamızı kolaylaştırıyor.

hafele14

Acıbadem Maslak projesinde yarışma projesini olduğu gibi uygulayabildiniz mi?
LÇ- Maslak için sunduğumuz projede, epital doku hücresinden yola çıkan bir konsept geliştirmiştik. Hatta cam giriş saçağını biz, aynı o hücre yapısına öykünür formda çizdik. Açık arayla yarışmayı aldık; çıkış noktası ve felsefesiyle güzel bir proje oldu. Sonra uygulamaya geçince biraz aza indirgenmeye başladı. Bizim düşündüğümüz, lobide kabuk halinde oturma üniteleri vardı. Yuvarlak, kendi mahremiyeti olan… Duvarda dokular oluşturduğumuz lobi, baştaki projeye biraz daha yakın. Kayar sistemler, bambu, yaprak gibi doğal dokuları iç mekanda da kullanmaya çalıştık.

hafele22

Hastanenin iç mekan tasarımında, ‘iletişim’ de esas öyle değil mi?
AK-
Hastane, öncelikle hastanın moralinin yüksek tutulması gereken bir yapı. Biz hastaneleri iyi bir aydınlatma, hemşire bankosu, karşılama bankosu, aydınlatması ve bildirişimiyle “moral yükseltme alanları” olarak düzenlemeye başladık. Cihazların olduğu bölümlere de aslında daha fazla itina gösterilmesi gerektiğini anladık. Kemoterapi, radyoloji bölümlerinde hastanın kendini özel hissedeceği alanlar yaratmaya çalıştık. Pediatri kliniğinde daha renkli daha karikatürize desenler kullandık; balıkları izleyebilecekleri, projeksiyonlu havuzlar yaptık.

hafele24

Hasta odalarını nasıl düzenliyorsunuz?
Hasta odaları zaten başlı başına özel. Orada önemli olan hasta, dolayısıyla yattığı alanın başucunu ve etrafını bir kabuğa almayı düşündük. Medikal gazların geldiği başucu ünitelerini özel olarak tasarladık. Bu noktada, hasta yatağının da çok büyük bir önemi var. Amerika’da Harvard Medical’in düzenlediği bir seminere katılmıştık. Hasta başında doktora ayrılan bir taburenin hastanın psikolojisi açısından, doktorun onunla beraber olduğu duygusunu vermesi açısından çok etkili olduğunu öğrendik. Acıbadem Maslak’ta bunu aynen uyguladık. Doktor ayakta durup üstten bakarak değil, taburede aynı seviyede oturarak hastayla yakından igilenecek. Işığın kullanımı çok önemli. Hastanın yatağından zor kalkıyor bile olsa, pencereden gün ışığını görüp tekrar yatmasının, psikolojik rahatlama açısından önemli olduğu söyleniyor.

Kısıklı Patoloji Laboratuvarı’nın tasarım kriterlerinden söz eder misiniz?
LÇ- Kök hücre üretim amaçlı bu tesiste bir doku hücresinin büyütülmüş halini döşemelere ve görsel duvarlara yansıttık. Mekanları birleştirici niteliğinde olan ve sirkülasyonu sağlayan ana koridoru, deney tüpü çıkışlı eğrisel bir kesitle çözerek diğer mekânlara geçişi bu atmosferden sağladık.

Sağlık endüstrisindeki gelişmeler mimariye ve tasarıma nasıl yansıyor?
LÇ- Hastanede son trend diye bir son noktanın olamayacağını söyleyebiliriz. Tıptaki gelişmeler çok hızlı ve çok çeşitli olarak sürüyor, bu çeşitliliği takip etmek neredeyse olanaksız. Ancak şunu söyleyebiliriz, hastanelerde sağlıkla ilgili tedirgin edici unsurlardan uzakta, tam bir tedavi kalitesi dışında, hastane bütününde iyileştirici bir çevre oluşturulması belirleyici bir hedef olarak görülmeli.
İnsanın medikal alanlardaki hareket ve psikolojileri eskiye nazaran çok derinlikli olarak ele alınıyor. Tamamen bu verilere göre renk, desen, form çalışmaları hazırlanarak iş sonlandırılıyor.

Hangi hastane projeleri var sırada?
AK- Acıbadem Fulya hastanesinin şantiyesi sürüyor. Bodrum hastanesi projesi bir sene ertelenmişti ama her an başlayabilir. Memorial, Florence Nightingale hastaneleriyle de çalıştık.

Ürün tasarımı konusunda yeni çalışmalarınız var mı?
AK- B&T firmasına sehpa tasarımı verdik. Bir Japon firmasına beş ürün verdim, prototipleri yapılacak ve muhtemelen üretilecek. 888 için çalışmalarımız var; mobilya tasarımına teknolojiyi entegre etmeye çalıştığımızı söylemiştim başta. 888’in tasarımları da bu projenin içinde. Beni oldukça heyecanlandıran projeler içinde olduğumu söyleyebilirim. 2010 ürün tasarımı açısından hareketli olacak gibi görünüyor.

hafele13

Röportaj: Benan Kapucu – Portre: Mustafa Nurdoğdu

Etiketler: , , , , , | İlk yorumu siz yapın »

Bir metropol incisi: The Sofa Otel

4 Eylül 2009 | Yazar: Gateway | Konu: Mimari, Söyleşi

the-sofa-otel

Nişantaşı Turizm firmasının kurucularındanile bir söyleşi gerçekleştirdik. Sofa Otel’in kuruluş hikâyesini ve genel konsepti hakkında konuştuk.

Sofa Otel de kullanılan Häfele donanımları aşağıdaki gibidir.
• Yaprak Menteşe 
• Gizli menteşe
• Barelli tip kapı kolu
• WC tipi kapı kolu
• İtme Çekme Kol
• Barelli tip kapı kilidi
• WC tipi kapı kilidi
• Kilit karşılığı
• Çarpma kapı kilidi
• Çift taraflı barel
• Çift kanat kapı sürgüsü
• Yer soketi
• Kayar kollu kapı kapatıcı
• Gizli kapı kapatıcı
• Zemine gömme kapı kapatıcı
• Manyetik kapı tutucu
• Kapı fitili
• Kapı altı giyotini
• Yere monte kapı stoperi.
Amaç, herkesin kendi alanlarındaki uzmanlığını bir araya getirerek bir sinerji yaratmaktı.

Ali Sözmen, Ali Güreli ve siz farklı alanlarda çalışan işadamlarısınız. Bu proje için özel olarak bir araya geldiniz sanırım. The Sofa Hotel projesinin içinde yer alma fikri nasıl oluştu ve bu proje nasıl doğdu?
Bizler hepimiz ODTÜ kökenli olup aynı zamanda Ali Güreli ile sınıf arkadaşıyız. Ali Sözmen, Ali Güreli ve Mete Nisari’nin kurmuş olduğu BDC İş Geliştirme şirketine davet edilerek ortak olduğumda, Turizm konularında faaliyet göstermek üzere yeni bir şirket daha kurma kararı alınarak BDC Turizm AS adında yeni bir oluşumda bir araya gelindi ve Nişantaşı Otelciliğin temelleri işte böyle atıldı. Amaç herkesin kendi alanlarındaki uzmanlığını bir araya getirerek bir sinerji yaratmaktı, nitekim öyle oldu.

The Sofa Hotel’i ve projenin genel konseptini biraz açıklar mısınız? Sofa Hotel’i diğer butik otellerden ayıran özellikler nelerdir? Otelde kişiye özel sunulan hizmetler neler?
İstanbul gibi bir metropolitin incisi ve tek olan eski Nişantaşı’nın evlerini temel alarak bir konsept yaratmaya çalıştık. Bu konuda otel mimarisinde duayen olmuş Mimar Sinan Kafadar’ı içimize davet ettik ve hep beraber yaratılan bir eşgüdüm neticesinde “The Sofa”yı yarattık. Ortakların her birisi konular hakkında deneyim sahibi olduğu için herhalde Sinan Bey’in yaptığı en zor projelerden biri olmuştur.

Odalarımızın Nişantaşı evlerinin yüksek tavanları, geniş espasları, beyaz dilendirici renkleri ile tasarımlanmasını öngören Sinan Kafadar’a tamamen destek verdik ve çok isabetli karar vermiş olduğumuzu misafirlerimizin verileri ile doğruladık. Bir de en önemlisi İstanbul’un en güzel ve leziz mutfağı TuuS ile en güzel ve kapsamlı sağlıklı Yaşam Merkezi Taylife’ı müşterilerimizin hizmetine sunduk. Ayrıca Taylife’ın sahibi olan Taylan Kümeli’nin de otelimizde olması tüm İstanbullulara yatılı ve ya tısız detox (arınma) programı imkânını da açmış oldu.

Türkiye’de ilk HIP (Highly Individual Place) otel olma özelliğini taşıyan Sofa’ya otel konuklarının yaklaşımı nasıl oldu?
HIP kavramı herkesin bildiği bir kavram olmadığı için önceleri çok merak uyandırdı. Daha sonraları misafirlerimizin yaşadıkları tecrübe ile HIP kavramı örtüşünce devamlılık adını verdiğimiz müşteri tekrarı bu yaklaşımın son derece pozitif olduğunu ortaya koydu.

The Sofa Hotel’in içinde bulunan “Taylife SPA” yönetiminde bulunan ve alanında belli bir üne sahip, beslenme ve diyet uzmanı Taylan Kümeli ile nasıl bir araya geldiniz?
Son derece başarılı bir diyet uygulamasından sonra tam otelimizin belirli fonksiyonlarını “outsource” etme kararı sırasında bu fonksiyonlar için en uygun olan adaylar arasında SPA için Taylan Kümeli’yi davet ettik ve o da bizi kırmadı. Taylife’ı kurarak bünyemize katıldı. Daha sonra da ortaklığımız oluştu.

Hayata geçirmeyi planladığınız diğer projelerinizden bahseder misiniz?
The Sofa Hotel’lerini çoğaltmak, Taylife’ı da geliştirerek franchise edilebilecek bir konuma getirmek.

Etiketler: , , , | İlk yorumu siz yapın »

Lüks tekne tasarımlarıyla hayallerinin izini süren bir isim: Selçuk Koçak

12 Haziran 2009 | Yazar: Gateway | Konu: Söyleşi

“HER YATIN ÖZGÜN BİR KARAKTERİ OLMASI İÇİN ÇALIŞIYORUZ. BİR TASARIM OFİSİNİ FARKLILAŞTIRAN DA BUDUR.”

Selçuk Koçak, Türkiye’de henüz gelişim sürecinde olan yat sektöründe tasarım yapan ender isimlerden biri. ODTÜ’de makine mühendisliği okurken endüstriyel tasarım bölümüne geçen tasarımcı, bir tasarım yarışması için Tuzla’da bir tersanede epoksi malzemeyle otomobil gövdesi yaparken teknelerin dünyasına girmiş. Tekne çizimleriyle Tuzla çevresinde geçen iki yıldan sonra, kendi tasarımlarını yapmaya başlayan tasarımcı, bugün Scaro Design bünyesinde çalışmalarını sürdürüyor. Selçuk Koçak’a göre yat, “satın alınabilecek en büyük oyuncak ve lüksün son noktası.”

Türkiye tekne tasarım ve üretiminde son 10 yılda büyük gelişim kaydetti. Bunun devamı gelir mi sizce? Çin’in yüzde 50 pazar payına sahip olduğu bir pazarda Türk üreticiler başarılarını kanıtlayabilecekler mi?
Türkiye’nin tekne sektöründe başarılı olmasının birçok nedeni var. 25-30 metre üstü teknelerde imalatın yüzde 60’a yakın bölümü insan gücüne dayanıyor. Türkiye’de işgücü Avrupa’ya kıyasla daha ucuz olduğu için rekabet şansımız artıyor. Avrupa’da ağır sektör olarak kabul edilen yat imalatında kimse çalışmak istemediği için bu sektör, Avrupa’dan Türkiye gibi ülkelere kayıyor. Bizim bu alanda başarılı olmamızın bir diğer nedeni de Avrupa’ya yakın olan coğrafi konumumuz. Teknelerini kendi oyuncakları gibi gören müşteriler, genellikle bu “oyuncağın” yapım sürecini takip etmek, üretimine tanıklık etmek istiyorlar. Süreci yakından izlemek için 16 saatlik uçuşla Çin’e gidip gelmek fiziksel şartları zorlayan bir iş. Oysa Türkiye, 2-3 saat mesafede… Avrupa’dan müşterimiz geliyor, teknenin yapım aşamasını takip ediyor, bizimle birlikte çalışıyor ve çok fazla vakit kaybetmeden geri gidebiliyor. Bu sektörün Türkiye’de gelişme kaydetmesindeki bir diğer neden de imalat kalitesi. Biz bu işi en iyi kalitede yapıyoruz ve işlerimizin kalitesi günden güne, başta Avrupa olmak üzere, dünyaya yayılıyor. Bu gelişmelerin giderek ivme kazanacağını öngörüyorum.

Sizce Türk tekne tasarımcıları kendilerini yurtdışında nasıl konumlandırıyorlar? Scaro Design’a en çok hangi ülkelerden talep geliyor?
Türkiye’de tekne tasarımı terimi henüz yeni oluştu ve az önce bahsettiğim gibi yavaş yavaş yurt dışında tanınırlığımız artıyor. Biz yaklaşık 12 yıldır yurtdışında Türkiye’yi temsil ediyoruz ve Avrupa listesinde kendimizi ilk 20’nin içinde görüyorum. Yurtdışında kendinizi iyi konumlandırmak için çok zamana ihtiyaç duyuyorsunuz. Bizim müşterilerimizin yüzde 70’i yurtdışından İtalya, İspanya gibi ülkelerden geliyorlar. Tabii bunlar genelde tersaneler. Fuar ya da başka bir tanıtım şekliyle gelen bireysel müşterilerin üretimlerini Türkiye’ye çekmeye çalışıyoruz. Bu hem bizim hem de müşterilerimiz için daha avantajlı oluyor ve kaliteli iş çıkardığımız oranda da yurtdışında Türk tekne tasarımının yeri sağlamlaşmış oluyor.

Bizde tekne tasarımı kültürü oluştu mu?
Türkiye’de henüz tekne tasarım kültüründen bahsetmek pek mümkün değil. Yelken kültürü iyi özümsenmiş durumda ama motor yatın henüz Türkiye’de tarihi de yok, tasarım kültürü de… Çok kısa bir süre önce tek motor ve iki odanın bir tekne için yeterli olduğu düşünülüyordu ama bu bakış açısı günümüzde yavaş yavaş değişiyor.

Müşterilerin beklentilerini kendi tasarım dilinizle nasıl harmanlıyorsunuz? Ne gibi talep veya isteklerle karşılaşıyorsunuz?
Bazı Türk müşterilerimiz teknelerinin tasarımının evleri gibi olmasını bekliyorlar ya da başka teknelerde gördükleri bir özelliğin kendi teknelerinde de olması için diretiyorlar. Bizim için her proje farklı ve orijinal olmalıdır. Her yatın özgün bir karakteri olması için çalışıyoruz. Bir tasarım ofisini farklılaştıran da budur. İnsanlar tasarımla farklılaşmak istiyorlar. Müşterinin istekleri tasarımı şekillendirirken yeni ortaya çıkan proje içerisinde bu istekleri karşılamaya çalışıyoruz. İyi tasarımcı, bileği ya da hayal gücü iyi olan değil, “iyi satabilen”, müşteriyi doğru bildiği konusunda ikna edip yönlendirebilen tasarımcıdır. Proje sürecinde, bir süre sonra öyle bir yere geliyorsunuz ki, müşteri size tamamen güven duymaya başlıyor.


Bir tekne tasarımının ana hatlarını hangi kriterler belirliyor?
Bir teknenin ana hatlarını bu tekneye ayrılan bütçeden, kat edeceği mesafe, boyutu, kullanım amacı ve müşterinin beklentileri gibi etkenler belirliyor.

Bir tekne tasarımında dikkat gerektiren, olmazsa olmaz detaylar nelerdir?
Her şeyden önce teknelerin hareket eden alanlar olduğunu düşünerek detayları şekillendirmek gerekiyor. Nasıl bir otomobil tasarımının örneğin yumuşak hatlı olmak gibi kendine has özellikleri varsa teknelerin de gün geçtikçe, yaşanmışlıklar arttıkça ortaya çıkan bazı özellikleri var. Yatak kenarlarının köşeli olmaması, yerlerin kaymama özelliği, koridor geçişlerinin yumuşak bir malzeme ile kaplanması ve bazı duvarların çarpmalara karşı önlem olarak yumuşak malzemelerle kaplanması dikkat edilmesi gereken bu detaylardan bazıları.

İYİ TASARIMCI BİLEĞİ YA DA HAYAL GÜCÜ İYİ OLAN DEĞİL “İYİ SATABİLEN”, MÜŞTERİYİ DOĞRU BİLDİĞİ KONUSUNDA İKNA EDİP
YÖNLENDİREBİLEN TASARIMCIDIR. PROJE SÜRECİNDE BİR SÜRE SONRA ÖYLE BİR YERE GELİYORSUNUZ Kİ, MÜŞTERİ SİZE TAMAMEN GÜVEN DUYMAYA BAŞLIYOR.

Peri 29 serisi, Eylül 2008’de düzenlenen Cannes Boat & Yacht Show’da “Best Interior” ödülünü aldı. Bu teknenin tasarımcısı olarak tekneyi özel yapan tasarım unsurlarından bahseder misiniz?
Peri serisinin, bu tekneleri diğerlerinden farklılaştıran kendine özgü bir çizgisi var. Peri Yachts’ın Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Çambol çok açık fikirli, tasarıma önem veren ve tasarımcıya güvenen bir kişi. Kendisiyle ve ekibin bütünüyle uzun uzun brief toplantıları ve fikir paylaşımı toplantıları yaptık. Tasarımın her noktasında çok titiz çalışıldı.

Peri 29’un özelliği iç tasarımının kişilere konforlu ve sıcak bir atmosfer sunması. Bu duygunun vurgulanması için renkler ve eşyalar tümde bir uyumu yansıtmak için özel olarak seçildi. Gölge vuran yerlerde açık tonlar seçilirken, ışık gelen yerlere daha farklı renkler seçildi.

Bu alanları en verimli ve işlevsel şekilde kullanabilmek için tasarımda dikkat ettiğiniz özellikler var mı?
Kapının boyu, eni, yüksekliğini her tekneye göre yeniden düşünmeniz gerekiyor. Standardı yok bu işin. Normal mimaride bunların standartları vardır. Minimal kurallar geçerlidir genelde. Büyük tekne yaptığımız için alanlar sanıldığı kadar küçük değil, dolaplar genelde normal bir dolaptan pek küçük değil.

Tekne tasarımında en çok hangi malzemeler tercih ediliyor?
Denizlere özel paslanmaz ve su geçirmez malzemeleri tercih ediyoruz.

Bir açıklamanızda tekne tasarımında “lüksü minimal bir şekilde yansıtmaktan” bahsediyorsunuz. Biraz açar mısınız bu yorumu?
Lüks derken, abartıyı ve gösterişi kastetmiyorum. En yalın çizgiyle, en çok şeyi anlatabiliyorsanız, iyi tasarımcısınız demektir.

Yat tasarımlarını şekillendiren bütçenin yanında boyut, sürat isteği ve müşterilerin beklentileri. Selçuk Koçak söyleşimizde, “Yat satın alabileceğiniz en büyük oyuncak ve lüksün son noktası” derken aslında müşteri beklentilerinin sınırsızlığını da özetliyor bu sözlerle. Güneşlenmek, jet ski yapmak veya partiler vermek amacıyla tasarlanan teknelerin bu ihtiyaçlara cevap verebilecek detaylara sahip olması gerekiyor. Bununla birlikte uluslar arası düzeyde kabul görmüş bazı standartlar da var elbette. İç mekanda kullanılan mobilyaların köşeli hatlara sahip olmaması, yerlerin kaymasını önleyen malzemelerin kullanılması, değişikliğe gereksinim duymayan yatak, gardırop gibi eşyaların sabitlenmesi ve tekne içindeki dar alanlarda duvarların yumuşak bir malzemeyle kaplanması gibi.

Tasarım ve projelendirme süreci ise bir hayli detaylı ve uzun. 30 metre bir teknenin tasarımı ve üretimi ortalama 1-2 yıl sürebiliyor. Müşterinin verdiği brief üzerine tasarım eskizleri ortaya çıkıyor ve bu süreci takiben teknik ve üretim ekibi tasarıma işlev katarak projeyi ortaya çıkarıyor. Örneğin 70 metrelikbir teknenin sadece tasarımı 1 senede tamamlanabiliyor.

Her geçen gün artan ilgi ile izlenen yatlar, pahalı oyuncaklar arasında ilk sırada yer alıyor. Türkiye’de her geçen gün artan ilgi, ülkemizde çok yeni olmasına rağmen, bu konuda çalışan tasarımcılarımızın aldığı ödüller genç tasarımcıları giderek bu alana çekiyor. Özellikle son yıllarda dünyada adından söz ettiren Türk üretimi yatlar, Avrupa’ya yakın konumu itibari ile Türkiye’yi çekim merkezi haline getiriyor. Bu talep ister istemez yat tasarımına olan ilginin artmasına ve bu konuda özgün işlerin üretilmesine ön ayak olacak, belki de üniversitelerin iç mimarlık, mimarlık, endüstriyel tasarım bölümleri yanı sıra tekne tasarımı bölümü, en azından yüksek lisans bölümleri açılmasına ön ayak olacaktır.

Yat tasarımı alanında özgün işler üreten tasarımcılardan aldığımız cevaplar, yat tasarımının Türkiye’deki gelişimini ve konumunu belirleyici nitelikte olmasa da bu alanda önemli bir yoğunlaşma olduğunu gösteriyor. Bu yoğunlaşma da üretimde ve yatırımda yaşanan canlılığın başarı olarak geri dönüşü ve motivasyonunun bir sonucu.

Etiketler: , , , | İlk yorumu siz yapın »