19 Temmuz 2010 | Yazar: Eren Başağan | Konu: Mimari
Kazakistan’ın başkenti Astana’nın zorlu ikliminde bir “vaha” olarak hayat bulan dünyanın en yüksek gergili yapısı Han Çadırı, en sonunda kapılarını açtı. 100 bin metrekare genişliği, 150 metre yüksekliği ve elips yüzeyi ile Astana göklerinin en yüksek noktasına ulaşan Han Çadırı, farklı strüktürüyle yeni başkentin kuzey bitiş aksında yerini aldı.
Foster & Partners’ın tasarladığı Han Çadırı, bütün yıl boyunca rahat iklim koşulları sunan korunaklı bir muhafaza içinde Astanalılar’a büyük ve yepyeni bir kentsel, kültürel ve toplumsal mekân sağlıyor. Yapı, yıllar boyunca kullanılabilecek, yaşayan bir halk merkezi konseptine sahip.
Kazakistan’ın sert hava koşullarına meydan okuyabilmesi için Han Çadırı’nın dış yüzeyi ETFE adında bir malzeme ile kaplanmış. Yazın aşırı sıcak, kışın ise aşırı soğuk hava koşullarından iç mekanı koruyan ve aynı zamanda doğal ışığın içeriyi tam anlamıyla aydınlatmasına olanak sağlayan bu malzeme, 150 metre yüksekliği ve geniş çadır şeklindeki kablo ağı ile 3 direkten meydana gelen yapıya örtülmüş. Transparan özelliği, kentin ve arkasındaki bozkırların etkileyici manzarasını da yapının önemli bir parçası haline getirmiş. Isı kontrolü ve malzemenin iç yüzeyine verilen doğrudan sıcak hava dalgalarıyla kışın buzlanmanın önüne geçilirken, yazın da güneş ışınlarını önleyen varak katmanlarıyla korunuyor.
Yapının yüksekliği boyunca kamusal alanlar ve yeşil vahalarla dalgalanan sarmal teraslarıyla gerçek anlamda bir vaha yaratılmış. Sonuçta tasarımla mükemmel bir şekilde örtüşen dış aydınlatmanın tropik su parkından yeşilliklere doğru akan ve dalga havuzları, nehir ve şelaleyi aydınlattığı masalsı bir yapı ortaya çıkmış. Yapının çekirdeğinde segilerin düzenlenmesi, çeşitli farklı programların yapılabilmesi için kültürel bir merkez olarak tasarlanmış geniş ve işlevsel açıdan esnek bir alan bulunuyor. Bu giriş bölümünün hemen üstünde dünyanın en ünlü markalarını barındıran alışveriş mekânları ve sinema, kafe gibi kamusal eğlence alanları yer alıyor. Bir hipermarketin de yer aldığı Han Çadırı’nda 40 bin metrekarelik ticaret alanı bulunuyor.
Spa, wellness merkezi ve fitness alanları ile çocuk oyun alanları ve bu devasa eğlence merkezini eşsiz bir mimari deneyime dönüştüren yapay nehir ise sarmal yapının bir üst bölümünde konuşlanmış. Bu alanları gökyüzüne doğru, park ve minigolf alanı, denizi aratmayan devasa havuz ve plaj bölümü, botanik park, yunus havuzu, restaurantlar, konser ve parti alanları, disko ve bir güverte gibi tasarlanmış manzara platformu izliyor. Han Çadırı’nın en önemli özelliklerinden birini, günlük yaşamın tüm ihtiyaçlarına cevap veren ve hayatı daha eğlenceli kılan hobi ve aktivite merkezlerinin 30 bin metrekarelik bir alanda konumlandırılması oluşturuyor.
Projenin Adı: Han Çadırı Eğlence Merkezi
Konum: Kazakistan- Astana
Proje Tarihi: 2006-2010
Mimar: Foster&Partners
Yardımcı Mimarlar: Linea Tusavul Architecture, Gültekin Mimarlık
Danışmanlar: Buro Happold, Charles Funke Ortaklığı, Claude Engle , Alkaş Danışmanlık, İstanbul Teknik Üniversitesi, Mechanical -Vemeks Mühendislik Ltd, Electrical – Hb Teknik, Montage Services , Özün Proje Ltd + Arce , Samko, Vector-Foiltec
Etiketler: Astana, Han Çadırı, Han Çadırı Eğlence Merkezi, Kazakistan, Linea Tusavul Architecture, proje | İlk yorumu siz yapın »
3 Nisan 2010 | Yazar: Gateway | Konu: Ürün tanıtımı

Ev dekorasyonundan otel projesine kadar tüm projelerde inşaat firması, mobilyacı, mimar, iç mimar, tasarımcı, marangoz ya da ev hanımı ile iş ortağı gibi çalışan Häfele, her türlü mimari donanım, mobilya ve kapıda ahşap ve camı çıkardıktan sonra geriye kalan her şeyi temin ediyor. Mutfaklar, yatak odaları, banyolar, oturma odaları, ofisler, mağazalar, çocuk odaları, hastaneler, oteller, eczaneler ve hatta yatlar, yani bütün yaşam alanları için estetik, yenilik ve işlevselliği birleştiren binlerce özel ürün çeşidiyle “akıllı mekanlar” yaratıyor.
Proje referansları
Häfele 100 binin üzerinde farklı üründen oluşan geniş yelpazesiyle dünya çapında birçok önemli projeye imzasını atıyor. Mimari projelerde kapsamlı mobilya ve mimari donanım ürünlerini doğrudan İstanbul ve Almanya stoklarından temin edebiliyor. Bu yüzden özellikle ürün tedariği konusundaki beceri ve tecrübesiyle büyük yatırımların da baş aktörlerinden biri konumunda. Sektörde farklılaşmasının bir nedeni de, yatırımcılara, mimarlara, proje satın alma gruplarına ve müteahhitlere sunduğu danışmanlık hizmeti ve sürekli geliştirdiği ürün çeşidi.
Mobilya, kapı donanım ve aksesuarlarıyla Häfele’nin otelden havalimanına, konuttan alışveriş merkezine, Türkiye çapında sayısız projede imzası var. Örneğin Ankara Sheraton Hotel, Antalya Mardan Palace, Likya World Antalya, Hillside Su Otel, Sungate Port Royal, Calista Luxory Resort Hotel Belek, Cornelia Diamond Golf Resort & Spa, Kuruçeşme Les Ottomans Otel, İstanbul Kanyon Alışveriş Merkezi, İstanbul Koç Üniversitesi Rumelikavağı Kampüsü, İzmir Folkart Narlıdere, Port Alaçatı, İzmir Mövenpick, Swissotel, Bodrum Kuum Otel’in tedarikçisi
Öte yandan Häfele, Avustralya Sydney Hilton’dan Almanya, Berlin Sony Center’a, Birleşik Arap Emirlikleri Emirates Sarayı’ndan Lübnan Beyrut Hotel Le Royal’e kadar dünya çapında pek çok projenin de tedarikçisi.
Neden Häfele?
Häfele’nin ürün portföyünde bulunan, yangın ve deprem gibi paniğe yol açan durumlarda kaçış rotalarında olması zorunlu yangına dayanıklı kapılara özel kapı kolları, kapatıcıları ve kilitleri özellikle otel, alışveriş merkezi, iş merkezi, tiyatro veya eğlence merkezi gibi genel kullanıma açık projelerde tercih ediliyor. Bununla birlikte güvenlik sistemine bağlanabilen motorlu kapı kilitleri; cam ve dar kanatlı kapılara özel kilitler, ıslak ve nemli mekanlarda kullanıma uygun kilitler gibi özel kilit sistemleri ve projelere özel, birçok renk alternatifiyle üretilen kapı kolları da Häfele’nin projelere yönelik ürün grupları arasında yer alıyor.
Transponder teknolojisi sayesinde, manyetik kartlar ve çip kartlardan farklı olarak, herhangi bir güç beslemesi ve temas gerektirmeden kapıların açılıp kapanmasını sağlayan Dialock sistemi, güvenli saklama imkanı sağlayan motor kontrollü çelik kasalar, saç kurutma makineleri, plazma ekran asma aparatları, ışıklı askı borusu, topuz kilit setleri, cam mobilya donanımları, buğu önleyici ayna arkası ısıtıcı, büyüteçli ve ışıklı dev aynalar gibi benzersiz tasarımlar da büyük otel projelerinde sıklıkla kullanılıyor.
Her proje için ürün tedariği
Häfele Türkiye, son üç yılda yapmış olduğu yatırımlarla perakende sektörünün önde gelen oyuncularından biri olma yolunda önemli adımlar atıyor. Geçen yıl kendi grubu adına dünyada bir ilki gerçekleştirerek perakendeye de geçmeye, başka bir deyişle perakende zinciri olmaya karar verip yeni bir iş modeli geliştirdi. Sektördeki yenilikleri yansıtabilmek amacıyla sürekli yenilenen Türkiye çapında konumlanmış mağazalarından müşteriler gerek perakende, gerekse proje adetlerinde anında ürün tedarik edebiliyor. Marangoz Mehmet Bey de, ev hanımı Tülay Hanım da gelip Häfele’den ürün satın alabiliyor.
Etiketler: akıllı mekanlar, ev dekorasyonları, hafele, mutfak, proje | İlk yorumu siz yapın »
9 Şubat 2010 | Yazar: Gateway | Konu: Mimari
Japonya’daki yeni nesil mimarların öne çıkan isimlerinden Sou Fujimoto, Yapı Endüstri Merkezi’ndeydi.
Tek ve basit bir fikrin dünyayı değiştireceğine inanan Sou Fujimoto, insanların da mağara veya ağaçlardaki konforlu yerleri yaşam alanı olarak belirleyen hayvanlar gibi dürtülere sahip olacakları, mekan ilişkilerinin oluşturduğu mimarlığı ‘İlkel Mimarlık’ olarak tanımlıyor.
Bir Albert Einstein hayranı olarak büyüyen Fujimoto, fizik ve mimarlığı birbirine yakın kavramlar olarak nitelendirirken, mimarlığın da ne tamamen doğal ne de tamamen yapay olan ideal durumu aradığını ifade ediyor. Fujimoto sunumunda; ‘Ka-fes mi Mağara mı’, ‘Kent olarak mağara’, ‘İçerisi ve dışarısı arasında/ Kent ve ev arasında’ temalı projelerindeki düşünsel arka planı aktardı.
İşlevsel mimarlığın iyi fakat yeterli olmadığını dile getiren Fujimoto, işlevsel tasarımların insanları belirli davranışlara yönlendirdiğini, bu nedenle kendi projelerinde kullanımı insanların ilhamına bıraktığını ifade etti. Fujimoto projelerinde, iç ve dışın birbiriyle bütünleştiği, yarı özel alan hissi uyandıran, yarısı kente yarısı eve ait durumlar yaratmaktan yana. Bunu da ‘mekanın kentteki yeni varlığı’ olarak tanımlıyor. Fujimoto’nun projelerindeki ortak noktanın, en üstte yapıyı çevreleyen ama belli noktalarda açıklıkları bulunan kabuklarla ağaçların evin içine alınarak doğa ile mimarinin birleştirilmesi; bununla da iç ve dış algısının farklılaştırılması olduğu söylenebilir. www.yapi.com.tr
Etiketler: proje, Sou Fujimoto, Yapı Endüstri Merkezi | İlk yorumu siz yapın »
5 Ekim 2009 | Yazar: Gateway | Konu: Tasarım

BMS, ilk kez Milano Triennale Design Museum’da sergilenen “Mezzo terra Mezzo mare” Enstalasyonu’nu İstanbul’a getirdi. Love Dıfference – Akdenizler Arası Politika İçin Sanat Akımı çalışmalarını desteklemek amacıyla, Alias, Michelangelo Pistoletto ve Juan E. Sandoval işbirliği ile gerçekleştirilen “Mezzo terra Mezzo mare” (Kara ve Deniz Arasında) Enstalasyonu, İstanbul Desıgn Weekend kapsamında, BMS’nin Etiler mağazasında sergilendi.
Proje, bir “deniz, sanat ve tasarım” hikâyesi. İtalyan mobilya tasarım şirketi Alias ve Sanatçı Michelangelo Pistoletto gibi iki yaratıcı ilk kez, eşsiz bir projede güçlerini birleştirdiler. Michelangelo Pistoletto ile Sanatçı Juan E. Sandoval, Riccardo Blumer’in Alias için tasarladığı laleggera koleksiyonundan 248 sandalyeyi altı farklı denize boyadı. Su kenarına konumlanmış yarısı suda yarısı karada laleggera sandalyeler, altı denizle ilişkisi olan jeo-kültürel farklılıkları vurgulamak için değişik renklerde el ile boyandı: Farklı kültürler arasındaki entegrasyonun bir sembolü olan Akdeniz, Baltık Denizi, Karayip Denizi, Çin Denizi, Karadeniz ve Kızıldeniz bir araya geldi.
BMS’nin Yönetim Kurulu Üyesi Neslihan Işık sergiyi “Geçmiş ve gelecek arasında Akdeniz tasarımları’ denince İstanbul, akla gelen ilk dünya şehirlerinden biri. ‘Mezzo Terra Mezzo Mare” gibi jeo-kültürel farklılıkların sembolü bir enstalasyonu İtalya’dan sonra ilk kez Türkiye’ye getirdiğimiz için çok mutluyum. İstanbul’un, sanat ve tasarım buluşmalarıyla sürekli bir arada olması gerektiğini, bunu hak ettiğini ve ileride daha büyük ilgi göreceğini düşünüyorum” sözleriyle ifade etti.
Pistoletto’nun projesinde ‘laleggera’ çağdaş bir klasik olmanın ötesinde, doğal bir kanvas görevi üstleniyor. Pistoletto’nun hayal dünyasında bu kült sandalye, deniz kenarında bir kayanın üstündeki çocuklar gibi üzerine oturup ayaklarımızı suya sokacağımız bir objedir; suyun diğer kıyısında ise benzer fakat farklı kültürden biri aynı denize ayaklarını sokar. Sanat ve tasarımı birleştiren bu proje bizi farklı kültürel kıyılarda oturmaya davet ediyor. Toprak ve su arasında sınırı oluşturan bu sandalyeler geleceğe yönelik olumlu duygular hissetmemize yol açıyor.
Projeden elde edilen gelir, kâr amacı gütmeyen “Love Difference, Akdenizler Arası Politika ve Kültürler Arası Diyalog Sanat Akımı” Organizasyonu’nun 2009-10 etkinliklerini desteklemek için kullanılacak.
Etiketler: koleksiyon, proje, sergi | İlk yorumu siz yapın »
7 Eylül 2009 | Yazar: Gateway | Konu: Söyleşi

“…21. yy saydamlık, hesap verme, mimari açıdan daracık pencerelerden, kapılardan değil de geniş pencerelerle doğayı içeriye aldığımız, bizim de arkasını görebildiğimiz, imkanlarla dolu bir dönem.”
“Mimarlık, içinde tasarımın yanı sıra felsefenin, yöneticiliğin, işadamlığının, hukuk ve muhasebenin, psikolojinin de barındığı geniş çaplı bir meslek.”
Saydam mimarlık birçok yerde kavram olarak farklı tanımlanmış, size neyi ifade ediyor ve bu konuda hiç çalışmalarınız oldu mu?
Saydamlık teknolojinin de ilerlemesiyle biraz daha fazla karşımıza çıkan bir kavram. Bununla birlikte kavramın sosyolojik altyapısı da var. Öyle ki, artık insanlar 21.yy’da birbirlerinden daha fazla haberdar, en uzak köşelerde neler olup bittiğiyle alakalı bilgi sahibi. Yalnız şeffaflık ve ışık açısından geçirgenlik gibi yapı özelliklerinin ötesinde biraz felsefi ve ideolojik tarafı da var. Bireylerin ve kurumların yaptıkları işlerle ilgili hesap verebilmeleri, bir yapı malzemesinin dışında bir kavramdır. Bir yaklaşım olarak saydamlığa önemle eğilmeliyiz. Bence son 50 senenin, saydamlık açısından, artık demokrasinin ilerlemesi, şeffafiyet, insanların hesap vermesi, yönetimden hesap sorabilmeleri ekseninde ilerleyen bir yapısı var. Biraz bu altyapıyla baktığımız zaman, mimari de zaten o sosyolojik yapının bir parçası haline geliyor.
Son tezahürde berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla daha da anlamlı hale geldi diye düşünüyorum. Zaten dikkat ederseniz, örneğin Almanya Parlamento binası eskiden son derece kompakt, son derece yüksek ve kalın duvarlarla çevrili, birtakım seçkinlerin arkasında bizim adımıza karar verdiği yerler iken, şimdi yeni yapılan parlamento binaları yoldan geçen yürüyen insanlarla parlamenterlerin göz teması içinde olduğu yapılar haline geldi. Dolayısıyla 21. yy hakikaten şeffaflık, saydamlık, hesap verme, işin bir de mimari tarafından baktığınız zaman daracık pencerelerden, kapılardan değil de geniş pencerelerle dışarısını, doğayı da içeriye aldığımız, bizim de arkada ne olduğunu merak etmediğimiz, görebildiğimiz, böylesi imkânlarla dolu bir yüzyıl haline geldi.
Geçmişte teknik ve malzeme eksiklikleri de saydam tasarımların önüne geçiyor muydu?
Önceki dönemlerde, mimari anlamda bakarsak, yalıtım koşulları, klimatizasyon, iklimlendirmeyle alakalı sorunlu dönemlerdi. Biz tatil mekânlarında küçük pencereler kullanırdık ki, içerisi lüzumundan fazla ısınmasın. Öyle olunca da, bu sefer manzaraya karşı kapalı, dar pencerelerle manzarayla ilişki kurmaya çalışan bir mimari anlayış söz konusuydu. Şimdi geniş pencereler yaptığımız zaman doğayla daha fazla bütünleşiyoruz. İçerde de bir klima cihazıyla ihtiyacımız olan konforu yaratabilir hale gelince saydamlık hak ettiği değere ulaşmış oldu.
Mimari olarak baktığınızda bu konuda en çok etkilendiğiniz projeden bahsedebilir misiniz?
Biraz önce örneğini vermiş olduğum parlamento binasında, Norman Foster’ın yaptığı eski binanın üstüne takılmış olan cam kubbe ve yine Louvre’un bahçesindeki Pei’in yaptığı cam piramit. Örneğin, son derece katı ve içedönük binalar olarak anılan, bu kimsenin ulaşamadığı duvarların arkasındaki değerlere ulaşılabilirlik, bütün açılardan ciddi anlamda gün ışığını değerlendirerek, içerisindeki yapıya sonradan Pei’in takmış olduğu o piramit aracılığıyla sağlanabilmiştir. İnsanların artık rahatlıkla gözlemci ve müdahil olabilmesi, sanat, teknoloji ve insanlar için pozitif ortamlar yaratılabilmesi adına mimarlar görevlerini ciddi biçimde yapıyorlar.
Bu dönemsel bir trend midir, daha sonra bu trendin devamı gelir mi sizce? Bundan sonrasını nasıl görüyorsunuz?
Öncelikle, “dönemsel” adlandırılması geçici bir zaman dilimini çağrıştırıyor, ve trend ise daha çok modayı çağrıştırıyor. Bana sorarsanız mimaride moda diye bir gerçeklik yok, mimaride daha çok teknolojinin gelişmesi ve insan yaşam biçiminin değişmesi söz konusu. Teknoloji devrimiyle beraber demir ve çelik gibi yapı malzemelerini daha fazla, daha kolay kullanabilir hale geldik. Böyle olunca da pencere ebatları genişledi. Halkın köylerden şehirlere yerleşmeleri ile birlikte toplu konut ve yüksek konutlar yapılmaya başlandı. Binalar lüzumsuz süslemeler, anlamsız maliyet faktörü olan kolon başlıkları, kat silmeleri gibi biraz geçmişe öykünen süslemeci detaylardan arındı ve bu şekilde modern mimari yüzyılın başında ortaya çıktı.
Mimaride ışığın artan değerlendirilmesi, hem sosyolojik hem de teknolojik anlamda yaşadığımız çağın mimarideki yansımasıdır. Önümüzdeki dönemde beton teknolojisinde başka bir boyuta geçiyoruz, betonarme perdeler ışığı geçirgen hale gelmeye başlıyor. Projeler ve tasarımlar artık teknolojideki bu ilerlemeleri kendi bünyesinde barındırır hale geliyor. Açıkçası, beton teknolojisinde cam gibi saydam unsurları doğramalarla alakalı olarak projelerde yoğunlukla kullanır hale geleceğiz. Daha geniş açıklıklara geçmeye başlayacağız.
İmza attığınız projelerde vazgeçemediğiniz standartlar, olmazsa olmaz unsurlar ve sizi tanımlayabilecek ayrıntılar var mı?
Bizim için projelerinizde olmazsa olmaz birtakım hijyenik detaylar var. Klasik ve modern çizgilere sahip bütün işlerde, içerisinde hem yalınlığı hem de doğru çözümleri düşünmek sağlıklı bir projenin temel kıstasıdır. Lüzumundan fazla süs ve detaydan, birbirini zor karşılayan, kullanımı ileriki yıllarda problem olabilecek ayrıntılardan mümkün olduğunca projeyi arındırmaya çalışıyorum. İnsanların mekanları zaman kolaylıkla tamir edebilmeleri ve güncelleştirebilmeleri önemli bir unsur. Mimarlık mesleki altyapı anlamında çok farklı disiplin ve meslek gruplarıyla ilişkide olup, onlardan destek alarak sonuca ulaşıyor.
Kendinizi diğer tasarımcı ve mimarlardan hangi alanlarda farklı görüyorsunuz?
Kendimi tasarımcı değil mimar olarak görüyorum. Daha önce söylediğim gibi, mimarlık içinde tasarımın yanı sıra felsefenin, yöneticiliğin, işadamlığının, hukuk ve muhasebenin, psikolojinin de barındığı geniş çaplı bir meslek. Çünkü tasarımcı kalemiyle baş başadır. Hâlbuki mimarlıkta tüm süreç çözülmesi gereken problemlerle dolu, birden fazla insanla sürekli tartışılan, uzun etaplardan, uzlaşılardan ve sentezlerden oluşur. Projenin kâğıt üzerinde şık bir resim olması beni tatmin etmez.
Onun ayağa kalkmış hali, kullanıcılar tarafından yaşanması, hayatın içine katılması sürecin tamamlanmasıdır. Bu süreci yaşarken yatırımcının doğruya ikna edilmesi, tecrübenizden yararlanması, güven ortamının oluşturulması neticeyi belirler ki ben bu noktada diğer meslektaşlarımın aksine son derece ısrarcı, ama her zaman samimi bir uygulama süreci izlerim. Önemli bir fark da gerçekten kişiye özel bir çalışmayı kendi üslubumla yoğurarak farklı neticelere ulaşmayı da projeye katkım olarak görürüm. Benim o anlamda kendi müşterilerime müdahil bir çalışma tarzım var. Çünkü bizim işimiz sadece bir ürünü ya da bir mekânı tasarlamak değil, aslında hayatı beraberce tasarlamak. İşte böylesi bir felsefe ile başladığınız zaman çalışma süreciniz işinizi müşterinizle karşılıklı sorgulayarak gelişiyor.
İşinizde ayrıntıların zorluğu, tolerans olmaması, herhalde biraz daha heyecanlı yapıyor projeyi…
Evet, biraz öyle… Bir projenin bu tür zorlukları, tasarım ölçütleri insanı belli bir noktaya yönlendiriyor ve çözümü kolaylaştırıyor. Herhangi bir şekilde zorluk, sıkıntı, problem olmadığı zaman zaten ne üreteceğinizi şaşırır hale geliyorsunuz, bir kimlik bulmakta güçlük çekiyorsunuz. Biz, biraz da şeytanın avukatlığını da yaparak işin ruhunu ortaya koymaya çalışarak, beyin fırtınası yaratıyoruz müşterilerimizle. Bir ofis düzenlerken, bir hastane, bir klinik ve küçücük bir evin odasını yaparken de böyle bir mantıkla gidiyoruz. Bütün; işinizin ve ürünlerinizin hikâye, ihtiyaç, kompozisyon ve güncel yapı teknikleriyle yoğrulmasıdır.
Mimarideki tarzınız ile yaşam tarzınız arasında bir bağlantı görüyor musunuz?
Evet. Mimarlık benim hayatımın her noktasında ve beni mutlu eden her şey az önce bahsettiğim hijyen üzerine kurulu; sağlıklı bir ruh hali ve düşünce yapısı, sağlıklı sonuçlar… İnsanlar hakikaten hayatını planlamalı, projesini planladığı gibi. O planlamayı yaparken proje verilerini doğru tahlil etmeli, biz proje üretirken de böyle yapıyoruz.
Şimdi hayatınızı bu verilere göre tanzim etmeye ve ona göre bir strateji oluşturmaya başlarsanız hazırlıkta başarılı oluyorsanız, başarı için ön koşulları tamamlıyorsunuz anlamına gelir. Bu açıdan, geleceğe dönük bir izdüşümü benimsemek hem iş hem de yaşam standardımız için önemli bir noktadır. Dolayısıyla ben hem meslek hem de özel hayatımda mümkün olduğu kadar az sürprizli, mümkün olduğu kadar doğru programlanmış ve proje verilerinin ciddi bir şekilde değerlendirildiği bir süreçte yaşamaya çalışıyorum, açıkçası işlerimizde müşterilerime de böyle bir süreç vaat ediyorum.

Etiketler: Dara Kızıltoprak, mekan, Mimari, proje, Tasarım | İlk yorumu siz yapın »