3 Kasım 2009 | Yazar: Gateway | Konu: Mimari
ABD Kaliforniya eyaletinde, Santa Monica merkezinde yapılan yeni rehabilitasyon merkezi, Amerikan mimarlık şirketi Pugh+Scarpa’nın imzasını taşıyor. Sürdürülebilir mimarinin özelliklerini taşıyan yeni bina, sakinleri için ‘güvenli’ ve ‘davetkar’ bir ortam yaratıyor.
ABD’li mimarlık şirketi Pugh + Scarpa yurt içi ve yurt dışında mimaride sürdürülebilir tasarım konusunda uzman olarak tanınıyor. Ödüllü iş portföyünde yer alan her proje sürdürülebilir stratejiler ve malzemelerle yürütülüyor. Pugh+Scarpa’nın son projelerinden biri olan Step Up on 5th ise Santa Monica kent merkezinde yükseliyor. Yeni bina, evsizler ve zihinsel engelli kişiler için hem konut hem de rehabilitasyon ve destek merkezi işlevi görecek. Kalıcı yerleşim yeri olarak 46 stüdyo tipi daireyi kapsayan binanın zemin katı alışveriş alanları ve yeraltı otoparkı olarak düzenlenmiş.
Rehabilitasyon merkezinin benzersiz olduğu kadar mütevazı görünümde olan dış kabuğu, binayı Santa Monica’nın çekim noktalarından birine dönüştürüyor. Ana cepheyi kaplayan özel kesim anodize alüminyum paneller, gün ışığının doğrudan gelmesini engelleyen gölgelik işlevini görürken, gece ve gündüz saatlerinde farklı ışık oyunlarıyla, yoldan geçenler için dramatik bir görüntü oluşturuyor. Doğu ve güney yüzündeki duvarlarda stratejik bir düzen içinde olan gölgeliklerde, malzeme iyice öne çıkıyor; sirkülasyon alanlarına ve merdivenlere zarif bir ritim kazandırıyor. Açıklıkları birbirinden farklı olan gölgelikler, cepheye geometrik bir doku kazandırıyor. Cepheyi görsel olarak daha küçük elemanlara indirgeyen gölgelikler sayesinde, yoldan geçen otomobil ve insanlarla birlikte hareket ediyormuş gibi görünüyor.
Alt katında ticari alanlar, ikinci katta stüdyo tipi daireler, korunaklı iki ayrı avluya bakıyor. Katlara avlulardan yukarı bağlanan güvenli merdivenlerle ulaşılıyor. Her bir katta yer alan toplantı odaları sokaktan koparılmış ama 5. Cadde’ye ve Santa Monica’ya doğrudan bağlantısı olan avlulara yukarıdan bakıyor. Müstakil avlular, bina sakinlerinin sosyalleşebileceği özel alanlar olarak hizmet görüyor.
REZİDANS VE REHABİLİTASYON MERKEZİNİ KAPSAYAN STEP UP, SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK KRİTERLERİNİ YERİNE GETİREN ‘İYİLEŞTİRİCİ’ MİMARİNİN ÖRNEKLERİNDEN BİRİ.
Step Up on 5th binanın performansını optimize eden, yapım sürecinden kullanım sürecine tüm aşamalarda daha az enerjj tüketimine yönlendiren, standart uygulamaların dışında enerji kazanımı sağlayan boyutları ile farklılaşan bir proje. Rehabilitasyon merkezi ve rezidans binasının tasarım yaklaşımı ve iç mekan kurgusunda, pasif güneş enerjisinden yararlanarak uygulamaya dahil etme düşüncesi belirleyici olmuş. Güneş enerjisi stratejileri birçok farklı uygulamayı kapsıyor: Binanın güneş enerjisiyle soğutulması, konumu ve yönünün buna göre belirlenmesi; sıkça esen rüzgardan yararlanacak şekilde tasarlanması ve konumlandırılması; doğal havalandırması için gereken enerjinin en aza indirgenmesi; pencerelerinin optitum düzeyde gün ışığını alması gibi… Güney cephesinde gölgeliklerln kullanılarak Batı yönündeki cam cephenin aza indirgenmesi ve pencerelerin doğal havalandırmayı en üst düzeye çıkaracak şekilde tasarlanmas enerji kazanımı amacıyla geliştirilen stratejiler arasında. Step Up Fifth projesinde, iç mekan gün ışığından olabildiğince yararlanacak ve doğal hava akışının maksimum düzeye çıkaracak şekilde planlanmış.
Sadece bu pasif stratejiler bile geleneksel biçimde inşa edilmiş yapılara kıyasla binanın performansını yüzde 50 oranında artırıyor. Bina enerji kazanımı sağlayan ve çevre dostu ya da sürdürülebilir araçlarla donatılmış. Malzeme sakınımı ve dönüşümü, yapım sürecinde tüm atıkların dönüşümü için transfer istasyonlarına aktarılması sağlanmış. Bu sürdürülebilir stratejiler sayesinde Step Up on Fifth binası, yüzde 75 dönüşüm oranını yakalamayı başarmış durumda. Yüksek dönüşümlü içeriği olan özel halı, yine kaynakların korunması amacını ortaya koyan bir yaklaşım. Projede, aydınlatma çözümü olarak bina boyunca ve çift cidarlı pencerelerde kompakt floresan lamba kullanılmış. Her daire yine su tasarruflu klozetler ve enerji kazanımı sağlayan diğer gereçlerle donatılmış. Amerika’nın en sıkı enerji verimliliği kuralları uygulaan Kaliforniya eyaletinde, Step Up on Fifth rehabilitasyon merkezi yüzde 30’un üzerinde enerji kazanımı sağlayan sayısız sürdürülebilir özelliklerle hayata geçirilmiş.
Güney cephesindeki gölgelikler, duygusal açıdan duyarlı olan rezidans sakinlerine güvenlik duygusu verirken, binaya şaşırtıcı biçimde görsel derinlik veren asimetrik yatay açıklıklarla doğrudan güneş ışığını süzüyor.
Etiketler: Mimari, rehabilitasyon merkezi, san monica | İlk yorumu siz yapın »
14 Eylül 2009 | Yazar: Gateway | Konu: Hafele'den Haberler
Mobilya donanımları konusunda uzman olan Häfele ve Kesseböhmer, 01 Eylül 2009 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere, kalkar kapak makas donanımları ve kayar kapak sistemleri üretiminde sektör lideri olan Huwil KFT’yi (Budapeşte), Titus International’dan devraldı. Häfele ve Kesseböhmer bu amaçla Huwil KFT’yi yönetmek üzere ortak bir firma kurarak yeni bir işbirliğine de imza attı.
Huwil gibi alanında lider bir markayı bünyesine katmasıyla marka gücünü pekiştiren Häfele, mevcut dağıtım kanalları ve iş süreçleriyle Huwil ürünlerini sunmaya devam ediyor. Bu yeni işbirliğinin sinerjisi ile birlikte, çalıştığı iş ortaklarına ve müşterilerine bu alanda çok daha güçlü bir hizmet sunmayı ve kazanç sağlamayı hedefliyor.
Häfele firması, güçlü uluslararası satış organizasyonu, tedarik, ürün geliştirme ve üretim konusunda üstün yetkinliğe sahip. Yeni iş modeli sayesinde, Huwil müşterileri de Häfele’nin genişletilmiş ürün yelpazesi, finansal olarak iyi değerlendirilmiş tedarikçi ve üretim ortakları sayesinde kazanç sağlamış olacak.
Mobilya donanımları pazarında mevcut ve başarılı olan ürün paleti geliştirilerek Huwil’in kalkar kapak makas donanımları ve kayar kapı sistemlerine Häfele’nin çatısı altında sağlam bir gelecek sağlanmış oluyor.
Etiketler: donanım, hafele, Huwil, iş birliği, Kesseböhmer, Mimari, mobilya, satın alma, Titus International | İlk yorumu siz yapın »
9 Eylül 2009 | Yazar: eceariburun | Konu: Mimari, Tasarım

Sağlık endüstrisi yapıları, birbiriyle ilişkisi olan farklı işlevlere sahip mekanlarıyla, “karmaşık yapılar” kapsamında yer alıyor. Medikal planlamaya göre, mekanların birbiri ile olan ilişkilerinin doğru olarak kurgulandığı, deneyimler yoluyla insanda “iyileşme” sürecini hızlandıran iç tasarım kurgusu ve sürdürülebilirlik tasarımın öncelikleri arasında. Bugün sağlık endüstrisinin mimari ve iç mekan tasarımını insan deneyimini esas alan yaklaşım, belirliyor.
Sağlık endüstrisi yapıları şüphesiz hayatımızın en önemli ve kritik anlarını yaşarken bizleri konuk eden mekânlar arasında gelir. Doğum, ölüm, beklenen ya da beklenmeyen tüm fiziksel ve ruhsal rahatsızlıklarda geçirdiğimiz hassas süreç, bunları yaşadığımız mekânlarla etkileşerek topyekûn bir deneyim olarak özdeşleşir. Bu mekânlarda yaşadığımız deneyim sunulan tıbbi tedavinin etkisini arttırmakta ya da azaltmakta etkili olabilir. Sunulan tedavinin medikal kalitesinin yanı sıra içinde bulunduğumuz ortam ve atmosfer de bu deneyimin kalitesini algılamamızda etken olur: Koku, renk, ses, ışık gibi değişkenler iç mekânların kontrol edilebilir öğeleri arasında gelir ve algımızı doğrudan etkilerler. Yaşadığımız deneyime olan etkisiyle iç mekân tasarımları sağlık sektöründe vazgeçilmez bir bileşen ve kalite arttırıcı (ya da azaltıcı) bir unsur olarak karşımıza çıkar. Sağlık yapılarının biçimlendirilmesindeki tasarım kriterleri güncel eğilimler, teknolojik olanaklar ve kullanılan malzemelerle yakından ilgilidir.
Özellikle son dönemde akademik ve pratik çevrelerde gündemde olan ‘Servis Tasarımı’ konusu, hem sağlık sektörü iç mekân tasarımlarına hem de bu mekânlar dâhilinde verilen hizmetlerin kesintisiz akışına yönelik çalışmalar içerir. Tedavi ortamı, hastane atmosferi gibi tanımlamaların şekillenmesinin aslında ‘sağlık’ kelimesinin kültürel izdüşümü ile doğrudan ilişkili olduğunu söyleyebiliriz. Örneğin son dönemde iç mekân tasarım öğeleri ile öne çıkan sağlık yapılarını incelediğimizde ‘tedavi ve konfor’ işbirliğindeki küresel standartlaşmanın ağır bastığını görmekle beraber; çeşitli kültürel algı farklılıklarının ortaya çıkardığı bazı ince ayrımların etkisini de yadsıyamayız. Özellikle Batı kültüründe bir süredir hüküm süren baskın tutuma göre sağlık kavramı ‘gençlik’, ‘güçlülük’, ve hatta ‘ihtişam’ ile ilişkilendiriliyor; bu düşüncenin sonucu olarak sağlık merkezleri de adeta lüks otel ya da tatil köyü formatında tasarlanıyor.
Genel olarak hastanın tedavi süresince kendini özel ve önemli hissetmesi, mahremiyetinin korunması, konforunun sağlanması gibi olumlu ve iyileştirici etkenlerin yer aldığı bu ortamlarda bazen ters algılamalar da doğabiliyor: Rahatlık ve konfor algısının, medikal tedavinin önüne geçmesi istenmeyen bir durumdur. Kişi, nihayetinde ‘ev ortamındaki rahatlığı’ deneyimlemek için değil, sağlığına kavuşmak için o mekânda bulunur ve bu da ciddi bir hayati süreçtir. Bu sebeple sağlık sektöründeki mekan tasarımlarında öncelikli olarak işlevsellik, erişim kolaylığı, hijyenik ortam ve eşyalar, dayanıklı ve bakımı kolay malzemeler tercih edilmelidir. Kullanılan renk, doku, aydınlatma, iklimlendirme ve diğer bitirmelerle oluşturulan konfor ve güven hissi, hasta ve yakınları için olduğu kadar personel için de kurgulanmalıdır.
Sağlık endüstrisi yapıları içerdiği karmaşık işlevlere sahip mekânlarıyla detaylı bir planlama gerektirir: Ameliyathane, muayene odaları, gözlem ve tanı odaları, hasta ve doktor odalarının yanı sıra lobi, yemekhane ve kafeterya, bekleme alanları, ayrıca çamaşırhane, oda servisi hatta alışveriş mekânları, eğitim, toplantı ve konferans etkinlikleri yine bu mekânlar dâhilinde konumlandırılabilir. Bu mekânların yerleşimi, birbiri ile olan ilişkileri dikkatli bir iş akış planı ile oluşturulmalıdır. Azami ve asgari alan ihtiyaçları, yoğun kullanımda olan alanların konumu, günışığının mekanlara etkisi ve diğer pek çok kriter önemle değerlendirilmeli ve uluslararası standartlara uyulmalıdır.

İdeal olarak; sağlık yapılarında kullanılan malzemelerin seçiminde en önem verilmesi gereken nokta malzemenin ‘hijyenikliği’ yani sağlığa uygunluğudur. Steril alanlarda taban, tavan ve duvar kaplamaları anti bakteriyel, anti statik, temizliği ve bakımı kolay, yanmayan ya da yangına karşı korumalı, zararlı madde salımı olmayan dayanıklı malzemeler tercih edilmelidir. Havlı malzemeler (halı vb.) toz ve akarları hapsetmesi nedeniyle uygun bir seçim olmayıp, tekstil ürünlerindeki (örtü, perde, nevresim, önlük, koltuk ve kanepe kaplamaları) seçimler yine bu kriterleri karşılamalıdır.
Hasta yatakları başta olmak üzere, refakatçi mobilyaları, bekleme üniteleri, karşılama bankosu gibi mobilyalar geniş hareket alanlarına olanak sağlayacak şekilde yerleştirilmeli ve güvenlik kurallarına uygun tasarlanmalıdır. Hizmet alacak kişilerin hasta olduğunun unutulmaması; bu kişilerin kullanım kolaylığı ve rahatlığının göz önünde bulundurulması mobilya tasarımında dikkate alınmalıdır. Hastanın yatağı, uzanma, dik oturma vb. hareketlere olanak sağlamalı ve kumandaları hastanın erişimi dâhilinde olmalıdır. Ayrıca günışığından faydalanabilmek, yatılan yerden hoş ve iç açıcı manzara görebilmenin de iyileşme sürecini olumlu etkilediği biliniyor.
Bu mekânlarda kullanılan renk, doku, ses yalıtımı ve iklimlendirme konuları yine tasarımcının özenli kararlarını gerektirir. Dingin renkler, temiz hava, sessiz ve huzurlu bir ortam psikolojik olarak hasta ve yakınlarının yaşadığı deneyimin kalitesini yükseltmede etkin rol oynar. Keza hizmet veren personelin de aidiyet duygusu, hizmet kalitesi ve memnuniyeti içinde bulunduğu çevre ile ilişkilidir. Bu yüzden genellikle sağlık merkezlerinde kan, hüzün, sonbahar çağrışımlı renklerden uzak durulur ve mavi, yeşil, turuncu, mor gibi dinlendirici ve moral yükseltici renklerin açık tonlarından seçimler yapılır.
Ortak alanlarda ve hasta odalarında iklimlendirme ve nem gibi fiziksel değişkenlerin denetim altına alınmış olması ve ihtiyaca göre hasta veya yakınları tarafından anında müdahale edilebilmesi iç mekân tasarımında önemli bir etkendir. Bahsi geçen tüm mekanlarda steril hava kalitesini oluşturmak ve koruyabilmek için HEPA (High Efficiency Particle Absorber) veya dengi filtreler kullanılması gerekir. Daha ileri teknik seviyede, tasarımcının iç ve dış basınç alanlarını dikkate alarak mekân akışlarını konumlandırması da sorumlulukları arasında gelmelidir. Kapılar, geçişler gibi fiziki engeller veya hava perdeleri gibi görünmez engeller sayesinde mekanlar arasındaki steril hava akışları kontrol edilebilir.
Son olarak, herhangi bir iç / dış mekân tasarlarken olduğu gibi, sağlık sektörüne yönelik yapı, iç mekân, mobilya ya da ürün tasarlayan bir tasarımcının mutlaka dikkat etmesi gereken konu ‘sürdürülebilirlik’ kavramıdır. Amaç hiçbir zaman daha lüks veya daha ihtişamlı hastaneler tasarlamak değildir; amaç insana ve çevreye duyarlı tasarımlar ile hayat kalitesini yükseltebilmektir. Geri dönüşümü kolay, insan ve çevre sağlığına duyarlı, yerel olarak elde edilebilen malzemeler tercih etmek her tasarımcının birincil görevidir. Bir mekândaki ince ayrıntılar tasarımcının esas imzasıdır, sözgelimi tutunma ve tırmanma için yatağa eklenen barlar, ya da yataktan kalkmadan doktor / hemşireler ile kurulabilen görsel bağlantı bu mekânlara değer katar.
Yazar:İ.T.Ü. Mimarlık Fakültesi Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü Öğretim Görevlisi Ece Arıburun
Etiketler: endüstri, hastane, Mimari | İlk yorumu siz yapın »
7 Eylül 2009 | Yazar: Gateway | Konu: Mimari
Camın mimaride kullanımı bin yıldan fazla bir zamana dayanır. Ortaçağ Avrupa’sında sadece kiliselerde kullanılırken daha sonra 17. ve 18. yüzyıllarda yerini cam evlere, 19. yüzyılda da kristal saraylara bıraktı. 20. yüzyıla gelindiğinde ise kamuya açık binalarda kullanılmaya başlandı ve ilk örneklerinden birini 1938’de Peutz tarafından Hollanda Heerlen’de inşa edilen Cam Saray’da görebiliriz.
Mimari bilimsel olarak kesin sonuçlarla tanımlanamaz. Mimarinin temel olan ve onu ölçülemez, kesin bilgilerle tanımlanamaz kılan özelliği ise yapının hem tek tek ve ayrı parçalardan hem de ortak parçalardan oluşan bir bütün olarak ifade edilmesinden kaynaklanır.
Yeni mimari yaklaşımlar endüstriyi kışkırtarak yeni malzeme ve ürünlere yöneltmiş, böylece tasarımcıları da mimari olanaklar ve potansiyeller konusunda biraz daha cesaretlendirilmiştir.Bu mimari hayal gücünün sınırları konusunda kayda değer bir aşamadır. Öyle ki, tasarımcıyı daha da cesaretlendiren ve özgür kılan bu dönüm noktasının ana teması saydamlık ve onun en baskın imgesi camdır.
Yirminci yüzyılın son çeyreği içerisinde cam kullanılarak gerçekleştirilen çatı ve cephe sistemleri göz önüne alınırsa birçok değişikliğin yaşandığını fark ederiz. Şu da bir gerçek ki, camın yoğunlukla ana eleman olarak kullanıldığı yapı sistemleri gelişecek ve modern mimarideki bugünkü etkisini daha da arttırarak sürdürecektir. Mimaride böylesi bir karakter değişiminin öncelikli olarak değerlendireceği unsurlar ise birkaç başlıkta toplanabilir.

Enerji tüketiminde tasarruf, ışık, radyasyon ve gürültü konularının değerlendirilmesinde kontrolü biraz daha elde tutarak konfor sınırlarını daha yukarıya taşımak ve en son bina cephelerinde bütünsel bir saydamlığı sağlayacak olan minimalizm.
Saydam teknoloji, camın yapısını yumuşatarak ve yaratıcı bir mühendislik tekniği kullanarak binanın yapısını, kablo düzenini doğrusal olmayan bir metotla birleştirmekten oluşur. Hem tasarımcılar hem de bu endüstrinin içinde olanlar kendilerini bu yeni tekniğe adapte etmeye çoktan başladılar bile.
Etiketler: Mimari, Tasarım | İlk yorumu siz yapın »
7 Eylül 2009 | Yazar: Gateway | Konu: Söyleşi

“…21. yy saydamlık, hesap verme, mimari açıdan daracık pencerelerden, kapılardan değil de geniş pencerelerle doğayı içeriye aldığımız, bizim de arkasını görebildiğimiz, imkanlarla dolu bir dönem.”
“Mimarlık, içinde tasarımın yanı sıra felsefenin, yöneticiliğin, işadamlığının, hukuk ve muhasebenin, psikolojinin de barındığı geniş çaplı bir meslek.”
Saydam mimarlık birçok yerde kavram olarak farklı tanımlanmış, size neyi ifade ediyor ve bu konuda hiç çalışmalarınız oldu mu?
Saydamlık teknolojinin de ilerlemesiyle biraz daha fazla karşımıza çıkan bir kavram. Bununla birlikte kavramın sosyolojik altyapısı da var. Öyle ki, artık insanlar 21.yy’da birbirlerinden daha fazla haberdar, en uzak köşelerde neler olup bittiğiyle alakalı bilgi sahibi. Yalnız şeffaflık ve ışık açısından geçirgenlik gibi yapı özelliklerinin ötesinde biraz felsefi ve ideolojik tarafı da var. Bireylerin ve kurumların yaptıkları işlerle ilgili hesap verebilmeleri, bir yapı malzemesinin dışında bir kavramdır. Bir yaklaşım olarak saydamlığa önemle eğilmeliyiz. Bence son 50 senenin, saydamlık açısından, artık demokrasinin ilerlemesi, şeffafiyet, insanların hesap vermesi, yönetimden hesap sorabilmeleri ekseninde ilerleyen bir yapısı var. Biraz bu altyapıyla baktığımız zaman, mimari de zaten o sosyolojik yapının bir parçası haline geliyor.
Son tezahürde berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla daha da anlamlı hale geldi diye düşünüyorum. Zaten dikkat ederseniz, örneğin Almanya Parlamento binası eskiden son derece kompakt, son derece yüksek ve kalın duvarlarla çevrili, birtakım seçkinlerin arkasında bizim adımıza karar verdiği yerler iken, şimdi yeni yapılan parlamento binaları yoldan geçen yürüyen insanlarla parlamenterlerin göz teması içinde olduğu yapılar haline geldi. Dolayısıyla 21. yy hakikaten şeffaflık, saydamlık, hesap verme, işin bir de mimari tarafından baktığınız zaman daracık pencerelerden, kapılardan değil de geniş pencerelerle dışarısını, doğayı da içeriye aldığımız, bizim de arkada ne olduğunu merak etmediğimiz, görebildiğimiz, böylesi imkânlarla dolu bir yüzyıl haline geldi.
Geçmişte teknik ve malzeme eksiklikleri de saydam tasarımların önüne geçiyor muydu?
Önceki dönemlerde, mimari anlamda bakarsak, yalıtım koşulları, klimatizasyon, iklimlendirmeyle alakalı sorunlu dönemlerdi. Biz tatil mekânlarında küçük pencereler kullanırdık ki, içerisi lüzumundan fazla ısınmasın. Öyle olunca da, bu sefer manzaraya karşı kapalı, dar pencerelerle manzarayla ilişki kurmaya çalışan bir mimari anlayış söz konusuydu. Şimdi geniş pencereler yaptığımız zaman doğayla daha fazla bütünleşiyoruz. İçerde de bir klima cihazıyla ihtiyacımız olan konforu yaratabilir hale gelince saydamlık hak ettiği değere ulaşmış oldu.
Mimari olarak baktığınızda bu konuda en çok etkilendiğiniz projeden bahsedebilir misiniz?
Biraz önce örneğini vermiş olduğum parlamento binasında, Norman Foster’ın yaptığı eski binanın üstüne takılmış olan cam kubbe ve yine Louvre’un bahçesindeki Pei’in yaptığı cam piramit. Örneğin, son derece katı ve içedönük binalar olarak anılan, bu kimsenin ulaşamadığı duvarların arkasındaki değerlere ulaşılabilirlik, bütün açılardan ciddi anlamda gün ışığını değerlendirerek, içerisindeki yapıya sonradan Pei’in takmış olduğu o piramit aracılığıyla sağlanabilmiştir. İnsanların artık rahatlıkla gözlemci ve müdahil olabilmesi, sanat, teknoloji ve insanlar için pozitif ortamlar yaratılabilmesi adına mimarlar görevlerini ciddi biçimde yapıyorlar.
Bu dönemsel bir trend midir, daha sonra bu trendin devamı gelir mi sizce? Bundan sonrasını nasıl görüyorsunuz?
Öncelikle, “dönemsel” adlandırılması geçici bir zaman dilimini çağrıştırıyor, ve trend ise daha çok modayı çağrıştırıyor. Bana sorarsanız mimaride moda diye bir gerçeklik yok, mimaride daha çok teknolojinin gelişmesi ve insan yaşam biçiminin değişmesi söz konusu. Teknoloji devrimiyle beraber demir ve çelik gibi yapı malzemelerini daha fazla, daha kolay kullanabilir hale geldik. Böyle olunca da pencere ebatları genişledi. Halkın köylerden şehirlere yerleşmeleri ile birlikte toplu konut ve yüksek konutlar yapılmaya başlandı. Binalar lüzumsuz süslemeler, anlamsız maliyet faktörü olan kolon başlıkları, kat silmeleri gibi biraz geçmişe öykünen süslemeci detaylardan arındı ve bu şekilde modern mimari yüzyılın başında ortaya çıktı.
Mimaride ışığın artan değerlendirilmesi, hem sosyolojik hem de teknolojik anlamda yaşadığımız çağın mimarideki yansımasıdır. Önümüzdeki dönemde beton teknolojisinde başka bir boyuta geçiyoruz, betonarme perdeler ışığı geçirgen hale gelmeye başlıyor. Projeler ve tasarımlar artık teknolojideki bu ilerlemeleri kendi bünyesinde barındırır hale geliyor. Açıkçası, beton teknolojisinde cam gibi saydam unsurları doğramalarla alakalı olarak projelerde yoğunlukla kullanır hale geleceğiz. Daha geniş açıklıklara geçmeye başlayacağız.
İmza attığınız projelerde vazgeçemediğiniz standartlar, olmazsa olmaz unsurlar ve sizi tanımlayabilecek ayrıntılar var mı?
Bizim için projelerinizde olmazsa olmaz birtakım hijyenik detaylar var. Klasik ve modern çizgilere sahip bütün işlerde, içerisinde hem yalınlığı hem de doğru çözümleri düşünmek sağlıklı bir projenin temel kıstasıdır. Lüzumundan fazla süs ve detaydan, birbirini zor karşılayan, kullanımı ileriki yıllarda problem olabilecek ayrıntılardan mümkün olduğunca projeyi arındırmaya çalışıyorum. İnsanların mekanları zaman kolaylıkla tamir edebilmeleri ve güncelleştirebilmeleri önemli bir unsur. Mimarlık mesleki altyapı anlamında çok farklı disiplin ve meslek gruplarıyla ilişkide olup, onlardan destek alarak sonuca ulaşıyor.
Kendinizi diğer tasarımcı ve mimarlardan hangi alanlarda farklı görüyorsunuz?
Kendimi tasarımcı değil mimar olarak görüyorum. Daha önce söylediğim gibi, mimarlık içinde tasarımın yanı sıra felsefenin, yöneticiliğin, işadamlığının, hukuk ve muhasebenin, psikolojinin de barındığı geniş çaplı bir meslek. Çünkü tasarımcı kalemiyle baş başadır. Hâlbuki mimarlıkta tüm süreç çözülmesi gereken problemlerle dolu, birden fazla insanla sürekli tartışılan, uzun etaplardan, uzlaşılardan ve sentezlerden oluşur. Projenin kâğıt üzerinde şık bir resim olması beni tatmin etmez.
Onun ayağa kalkmış hali, kullanıcılar tarafından yaşanması, hayatın içine katılması sürecin tamamlanmasıdır. Bu süreci yaşarken yatırımcının doğruya ikna edilmesi, tecrübenizden yararlanması, güven ortamının oluşturulması neticeyi belirler ki ben bu noktada diğer meslektaşlarımın aksine son derece ısrarcı, ama her zaman samimi bir uygulama süreci izlerim. Önemli bir fark da gerçekten kişiye özel bir çalışmayı kendi üslubumla yoğurarak farklı neticelere ulaşmayı da projeye katkım olarak görürüm. Benim o anlamda kendi müşterilerime müdahil bir çalışma tarzım var. Çünkü bizim işimiz sadece bir ürünü ya da bir mekânı tasarlamak değil, aslında hayatı beraberce tasarlamak. İşte böylesi bir felsefe ile başladığınız zaman çalışma süreciniz işinizi müşterinizle karşılıklı sorgulayarak gelişiyor.
İşinizde ayrıntıların zorluğu, tolerans olmaması, herhalde biraz daha heyecanlı yapıyor projeyi…
Evet, biraz öyle… Bir projenin bu tür zorlukları, tasarım ölçütleri insanı belli bir noktaya yönlendiriyor ve çözümü kolaylaştırıyor. Herhangi bir şekilde zorluk, sıkıntı, problem olmadığı zaman zaten ne üreteceğinizi şaşırır hale geliyorsunuz, bir kimlik bulmakta güçlük çekiyorsunuz. Biz, biraz da şeytanın avukatlığını da yaparak işin ruhunu ortaya koymaya çalışarak, beyin fırtınası yaratıyoruz müşterilerimizle. Bir ofis düzenlerken, bir hastane, bir klinik ve küçücük bir evin odasını yaparken de böyle bir mantıkla gidiyoruz. Bütün; işinizin ve ürünlerinizin hikâye, ihtiyaç, kompozisyon ve güncel yapı teknikleriyle yoğrulmasıdır.
Mimarideki tarzınız ile yaşam tarzınız arasında bir bağlantı görüyor musunuz?
Evet. Mimarlık benim hayatımın her noktasında ve beni mutlu eden her şey az önce bahsettiğim hijyen üzerine kurulu; sağlıklı bir ruh hali ve düşünce yapısı, sağlıklı sonuçlar… İnsanlar hakikaten hayatını planlamalı, projesini planladığı gibi. O planlamayı yaparken proje verilerini doğru tahlil etmeli, biz proje üretirken de böyle yapıyoruz.
Şimdi hayatınızı bu verilere göre tanzim etmeye ve ona göre bir strateji oluşturmaya başlarsanız hazırlıkta başarılı oluyorsanız, başarı için ön koşulları tamamlıyorsunuz anlamına gelir. Bu açıdan, geleceğe dönük bir izdüşümü benimsemek hem iş hem de yaşam standardımız için önemli bir noktadır. Dolayısıyla ben hem meslek hem de özel hayatımda mümkün olduğu kadar az sürprizli, mümkün olduğu kadar doğru programlanmış ve proje verilerinin ciddi bir şekilde değerlendirildiği bir süreçte yaşamaya çalışıyorum, açıkçası işlerimizde müşterilerime de böyle bir süreç vaat ediyorum.

Etiketler: Dara Kızıltoprak, mekan, Mimari, proje, Tasarım | İlk yorumu siz yapın »
4 Eylül 2009 | Yazar: Gateway | Konu: Mimari, Söyleşi
Nişantaşı Turizm firmasının kurucularındanile bir söyleşi gerçekleştirdik. Sofa Otel’in kuruluş hikâyesini ve genel konsepti hakkında konuştuk.
Sofa Otel de kullanılan Häfele donanımları aşağıdaki gibidir.
• Yaprak Menteşe
• Gizli menteşe
• Barelli tip kapı kolu
• WC tipi kapı kolu
• İtme Çekme Kol
• Barelli tip kapı kilidi
• WC tipi kapı kilidi
• Kilit karşılığı
• Çarpma kapı kilidi
• Çift taraflı barel
• Çift kanat kapı sürgüsü
• Yer soketi
• Kayar kollu kapı kapatıcı
• Gizli kapı kapatıcı
• Zemine gömme kapı kapatıcı
• Manyetik kapı tutucu
• Kapı fitili
• Kapı altı giyotini
• Yere monte kapı stoperi.
Amaç, herkesin kendi alanlarındaki uzmanlığını bir araya getirerek bir sinerji yaratmaktı.
Ali Sözmen, Ali Güreli ve siz farklı alanlarda çalışan işadamlarısınız. Bu proje için özel olarak bir araya geldiniz sanırım. The Sofa Hotel projesinin içinde yer alma fikri nasıl oluştu ve bu proje nasıl doğdu?
Bizler hepimiz ODTÜ kökenli olup aynı zamanda Ali Güreli ile sınıf arkadaşıyız. Ali Sözmen, Ali Güreli ve Mete Nisari’nin kurmuş olduğu BDC İş Geliştirme şirketine davet edilerek ortak olduğumda, Turizm konularında faaliyet göstermek üzere yeni bir şirket daha kurma kararı alınarak BDC Turizm AS adında yeni bir oluşumda bir araya gelindi ve Nişantaşı Otelciliğin temelleri işte böyle atıldı. Amaç herkesin kendi alanlarındaki uzmanlığını bir araya getirerek bir sinerji yaratmaktı, nitekim öyle oldu.
The Sofa Hotel’i ve projenin genel konseptini biraz açıklar mısınız? Sofa Hotel’i diğer butik otellerden ayıran özellikler nelerdir? Otelde kişiye özel sunulan hizmetler neler?
İstanbul gibi bir metropolitin incisi ve tek olan eski Nişantaşı’nın evlerini temel alarak bir konsept yaratmaya çalıştık. Bu konuda otel mimarisinde duayen olmuş Mimar Sinan Kafadar’ı içimize davet ettik ve hep beraber yaratılan bir eşgüdüm neticesinde “The Sofa”yı yarattık. Ortakların her birisi konular hakkında deneyim sahibi olduğu için herhalde Sinan Bey’in yaptığı en zor projelerden biri olmuştur.
Odalarımızın Nişantaşı evlerinin yüksek tavanları, geniş espasları, beyaz dilendirici renkleri ile tasarımlanmasını öngören Sinan Kafadar’a tamamen destek verdik ve çok isabetli karar vermiş olduğumuzu misafirlerimizin verileri ile doğruladık. Bir de en önemlisi İstanbul’un en güzel ve leziz mutfağı TuuS ile en güzel ve kapsamlı sağlıklı Yaşam Merkezi Taylife’ı müşterilerimizin hizmetine sunduk. Ayrıca Taylife’ın sahibi olan Taylan Kümeli’nin de otelimizde olması tüm İstanbullulara yatılı ve ya tısız detox (arınma) programı imkânını da açmış oldu.
Türkiye’de ilk HIP (Highly Individual Place) otel olma özelliğini taşıyan Sofa’ya otel konuklarının yaklaşımı nasıl oldu?
HIP kavramı herkesin bildiği bir kavram olmadığı için önceleri çok merak uyandırdı. Daha sonraları misafirlerimizin yaşadıkları tecrübe ile HIP kavramı örtüşünce devamlılık adını verdiğimiz müşteri tekrarı bu yaklaşımın son derece pozitif olduğunu ortaya koydu.
The Sofa Hotel’in içinde bulunan “Taylife SPA” yönetiminde bulunan ve alanında belli bir üne sahip, beslenme ve diyet uzmanı Taylan Kümeli ile nasıl bir araya geldiniz?
Son derece başarılı bir diyet uygulamasından sonra tam otelimizin belirli fonksiyonlarını “outsource” etme kararı sırasında bu fonksiyonlar için en uygun olan adaylar arasında SPA için Taylan Kümeli’yi davet ettik ve o da bizi kırmadı. Taylife’ı kurarak bünyemize katıldı. Daha sonra da ortaklığımız oluştu.
Hayata geçirmeyi planladığınız diğer projelerinizden bahseder misiniz?
The Sofa Hotel’lerini çoğaltmak, Taylife’ı da geliştirerek franchise edilebilecek bir konuma getirmek.
Etiketler: Erden Bilginer, Mimari, Söyleşi, The Sofa Otel | İlk yorumu siz yapın »
2 Eylül 2009 | Yazar: Gateway | Konu: Mimari, Tasarım
Aydınlatma tasarımı olarak adlandırılan bu uzmanlık alanı, tekniğin yanında yaratıcı ve estetik öğeleri de içinde barındırır. Bir profesyonel aydınlatma tasarımcısının bilgileri, iç ve dış mekân olarak ayrıştırılmaz, çünkü onun uğraşı alanı sadece yapay ışık da değildir, aynı zamanda çevremizdeki doğal gün ışığı ile de yakından ilgilenir…
Aydınlatma ve Mimari
Meydanlar, anıtlar, parklar, heykeller vb. kentsel değerlerin aydınlatılması söz konusu olduğunda ‘aydınlatma tasarımı’ kavramının önemi artıyor. Kent dışında kalan yollar, kavşaklar, karayolu tünelleri, uçak pistler gibi yerlerin aydınlatılması bunun dışında kalır. Bir aydınlatma projesi tasarlanırken öncelikle mimari ya da kentsel özelliklerin incelenmesi gerekir. Oluşturulacak aydınlık bir yandan mimari karakter ve kullanışa uyarken, bu aydınlığı sağlayacak ışık kaynakları da olabildiğince mimari ile bütünleşmeli, biçim, gereç, renk ve konum bakımından mimariye uyum sağlamalıdır. Uyum çalışması yapılmadan ileriki aşamalara geçilmemelidir, yapılacak tasarımın temel verilerinin oluşturulmasını yönlendiren ve biçimlendiren bu çalışmadır. Bu bakımdan, mimaride aydınlatma söz konusu olduğunda temel unsurlar aşağıdaki şekilde özetlenebilir.
Aydınlatma elemanlarının konumlanmasında işlevselliği açısından gereklilikleri karşılanmalıdır. Işık kaynağının konumu ve gözle ilişkisi hayli önemlidir. Bir yüzeyde girinti ve çıkıntıların algılanması önemlidir. Tüm üç boyutlu alanlarda dokunun hâkim algısı yansıtılmalıdır. Bakılan, odak alan çevre alandan daha aydınlık olmalıdır. Büyük karşıtlıklar, küçük karşıtlıkların görülebilmesini engeller. Bu kural renk konusu için de geçerlidir. Aydınlatmada aydınlatan ışığın rengi ile aydınlanan nesne ve yüzeylerin renkleri arasındaki ilişkiler çok önemlidir. Yapı yüzeyi etüt edilerek, buradaki devingenliği vurgulayacak ve mimari anlatımı belirginleştirebilecek yeterli ışıklılık ayrımları yaratılmalıdır.
Aydınlatma tasarımı, bir anlamda mimari tasarım gibi gerçek gereksinimleri karşılamaya yönelik ve aydınlatma tekniğine dayalı olarak, özgün bir aydınlatma düzeninin oluşturulması şeklinde tanımlanabilir. Bu tanımda, belli bir aydınlatma tasarımında konunun teknik yönü yanında sanatsal ve mimari yönü olmak üzere iki ayrı boyutunun olduğu açıkça ortaya konulmaktadır. Mimari tasarım nasıl belli aşamalarla gerçekleşiyorsa, aydınlatma tasarımı da aynı şekilde onu izlemelidir. Bu aşamalar sırasıyla Ön tasarım, Tasarım ve Uygulama projesi olarak ele alınır. Ön tasarım, mimari açıdan bir hazırlık evresi olup, mimari tasarım konusunun özelliklerine göre doğal ve yapma olarak tüm verilerin, konu ile ilgili yasa ve yönetmeliklerin değerlendirildiği, her yönden belirli ilke ve kararların verildiği bir aşamadır.
Aydınlatma Tasarımcısı Kimdir?
İç mimaride, zamanla önem kazanan aydınlatma sistemleri, mekânla uyumunu artırarak ve günümüz tasarımcılarının yaratıcılıklarıyla aydınlatmanın ötesine geçerek sanatsal birer objeye dönüştü. İç mimari uygulamalarda aydınlatma önemli bir faktördür. Yaşadığımız mekân iyi aydınlanmıyorsa en başta algı zorlaşır, uyku düzeni bozulur ve ayrıntılar yok olur. Aydınlatma sorununa önem veren iç mimarlar, artık mekân-aydınlatma ikilisini birlikte düşünerek proje uygulamaları yapıyor. Aydınlatma tasarımı olarak adlandırılan bu uzmanlık alanı, tekniğin yanında yaratıcı ve estetik öğeleri de içinde barındırır. Bunun yanında, bir profesyonel aydınlatma tasarımcısının bilgileri, iç ve dış mekân olarak ayrıştırılmıyor. Çünkü onun uğraşı alanı sadece yapay ışık da değildir, aynı zamanda çevremizdeki gün ışığı ile de yakından ilgilenir. Bu özelliği ile endüstrinin planlama çalışmalarını bedelsiz olarak hazırladığı yapının her zaman dışında kalır. Tasarımını gerçekleştirirken yegâne amacı doğru ışığı planlamaktır. Dolayısıyla, bu açıdan bakıldığında aydınlatma tasarımcısı aydınlatılan çevrenin bütünüyle ilgilenir.
Görsel olarak amaçlanan yapıyla ve aydınlatma sisteminin bakımıyla ilgili beklentilere yanıt verecek şekilde çalışmalarını yapar. Bir insanın aydınlatma anlamındaki yaşam kalitesini oluşturacak olan görme duyusu ile ilgili fizyolojiyi çok iyi bilerek ve bu bilgileri hep göz önünde tutarak, mimarinin şekline ve işverenin mekânla ilgili fonksiyonel beklentilerine uyan atmosferi gerçekleştirecek şekilde düşünce yapısını kurar. Ayrıca bir aydınlatma tasarımcısının dikkat edeceği diğer önemli noktalar da, aydınlatılan mekânın mimari özelliklerini ortaya çıkarmak, gereken durumlarda enerji tasarrufu sağlayabilmek ve çevrenin korunmasını her zaman ön planda tutmaktır. Mimari aydınlatma tasarımcısı, hem teknik, psikolojik ve fizyolojik araştırmalardaki en son gelişmelerle, hem de kendi planlama amaçlarıyla doğrudan ilişkisi olan alanlardaki yöntemlerle ilgili köklü bilgilere ve ustalığa sahiptir.
Aydınlatma tekniği alanında ise hali hazırdaki çeşitli ışık kaynaklarını ve onların özelliklerini, lambaları, milli yönetmelik ve normları (çevre koruma yönetmelikleri ile birlikte) çok iyi bildiği gibi bir aydınlatma projesi ile ilgili ekonomik beklentiler konusunda da geniş çapta bilgiye sahiptir.
Profesyonel aydınlatma tasarımcıları şüphesiz ki yaratıcı, sanatçı ve hatta kimi zaman şair ruhlu kimselerdir. Çünkü ışık planlamasında başarılı sonuçlar elde etmek için olaya sadece tek yönlü bir eğitimi kullanarak bakmak yeterli olmamaktadır. Aydınlatma tasarımcısı, aydınlatma tekniğindeki birimlerin, ölçülerin ve ölçme usullerinin nasıl kullanılacağını ve bu bilgilerle nasıl çalışılacağını iyi bilir. Bazı tasarımcılar mimari alanda yetişmişlerdir, bunun yanında, bazıları ise eğitimlerini tiyatro alanında ya da elektrik mühendisliği konusunda ya da daha farklı alanlarda almış olabilirler. O, görme olayının psikolojisini ve fizyolojisini anlar; gözün nasıl çalıştığını, insanın çeşitli ışık durumlarına nasıl tepki verdiğini, mekanı algılama ve renk-kontrast efektinin neler sağlayabileceğini iyi bilir.
Bağımsız aydınlatma tasarımcıları, insanların, aydınlatmanın çeşitli tonları oluşurken ışığa, ısıya ve rengin yansıtılmasına verdikleri tepkilerde, kültürel ve coğrafi kökenli faktörlerin rol oynadığının ayırdında olarak sık sık kendi ülkeleri dışındaki ülkelerdeki farklı yaklaşımlardan haberdardır. Bu, tasarımcının aydınlatma konusundaki ufkunun ve algısının daha da genişlemesine neden olur.
Aydınlatma tasarımcısının mesleği şüphesiz ki öncelikle teknik bir meslektir ama bilinen en önemli gerçek şudur ki; mimari planlama, sırf teknik planlama kavramının çok ötesindedir. İçinde yaşanılan ve çalışılan mekânların etkisini daha da kuvvetlendirici tasarım taslaklarını geliştiren aydınlatma tasarımcısının, bu anlamda hem yaratıcı hem de sanatçı bir yönü vardır. Doğaldır ki mimariyi de her zaman göz önünde bulundurur, hatta bunun da ötesine giderek ışığın mimari üzerindeki görsel etkilerini hayal gücüyle canlandırır. Bu arada, ışığın mimarinin dördüncü boyutu olduğu da, akademik anlamda kabul gören geçerli bir görüş. Burada belirli ışık miktarlarının tavsiyelere göre üretilmesinden daha karmaşık bir konu söz konusu.
Aydınlatma tasarımcısı, bu bağlamda, hem ışığın etkilerini ve buna ait materyallere, hem de ışık ve onun kullanılış tarzı hakkında geniş bilgilere sahip bir uzmandır. Eğer hazırlanan projelerin başarılı olması, projeden yararlanacak kimselerin kendilerini yaşadıkları ve çalıştıkları ortamda iyi hissetmeleri ve mimarinin en etkileyici şekilde yansıtılması ve gösterilmesi gerekiyorsa, aydınlatma tasarımcısının projenin başlangıcından itibaren mutlaka projelere katılması gereklidir.
Etiketler: aydınlatma, Mimari, Tasarım | İlk yorumu siz yapın »
2 Eylül 2009 | Yazar: Gateway | Konu: Mimari, Söyleşi
Salon Veysel, Home Store, Çınar Halı, Ayyıldız, Diamond Line, Gülaylar Altın ve 771 gibi birçok göz kamaştırıcı mağaza tasarımının yanı sıra villa, restoran ve ofis tasarımları da bulunan Abdullah Burnaz, Açıkhava konserleri ile fuar düzenlemelerinde de oldukça ün yapmış bir isim. KA Mimarlık’ın kurucularından olan Abdullah Burnaz, tarzıyla Avrupa’da birçok mimarlık dergisi tarafından gelecek vaat eden mimar olarak gösteriliyor.
1998 yılında Abdullah Burnaz tarafından kurulan KA mimarlık, konuttan ofise, restorandan mağazaya uzanan farklı projeleriyle, İstanbul’un en önemli mekânlarında başarılı işlere imza atmaya devam ediyor. Abdullah Burnaz’a göre iyi bir mimar olmak için ilk şart doğal yetenek fakat yeteneğin de mutlaka kalifiye bir eğitimle şekillendirilmesi gerektiğine inanıyor.
Mimari’de saydamlığı daha çok ne tip yapılara ve mekânlara yakıştırıyorsunuz? Bu konuyla ilgili etkilendiğiniz bir projeden bahseder misiniz?
Mekânın bulunduğu ortamın mimari dokusunun vurgulanması gerekiyorsa ve yapının amacı bir şeyleri teşhir etmekse say damlık kullanılabilir. Ayrıca saydamlığın mimariye yansıtılmasında mekânın içinin yansıtılmak istenmesi de önemli bir diğer etken olabilir. Saydamlık, bütün bu unsurlar bir arada kurgulanırsa bir önem kazanır ve mimaride kullanılması anlamlı olur.
Bugüne kadar Türkiye’de önde gelen birçok markanın mağazalarına mimari olarak şekil verdiniz. Tasarımlarınızı yönlendiren temel bir felsefeniz var mı? Projeleriniz ve dekorasyonlarınızdaki en belirgin unsurlar nelerdir?
Vazgeçemediğim ve mekanın da elverişli olduğu ortamlarda kullandığım birçok unsur var. Mesela tavan veya duvarlarda kütlesel hareketler, nişler ve yırtıklar kullanmayı çok seviyorum. Tasarladığım mekanlarda ışık oyunları ve gizli ışıklar kullanmak ise vazgeçemediğim en önemli detaylar arasında.
Tasarım aşamasında sizi neler yönlendiriyor? Mesela mekânın bitmiş hali gözünüzde canlanır mı hemen. Yoksa Projelerinizi yavaş yavaş mı şekillendirirsiniz?
Tasarım aşamasındayken mekanın bitmişine yakın hali gözümde canlanır ve sonucunda da ortaya ne çıkacağını tahmin edebilirim. Projeyi şekillendirirken de hem kullanıcının beğenisine hem de mekanın koşullarına göre değişiklikler yapabiliyorum. Çünkü müşterinin isteklerini karşılayamayacak bir mekanda da çalışıyor olabilirsiniz. Böyle bir durumda da beklentileri karşılamak adına her talebi karşılamaya kalkarsanız ortaya iyi bir şey çıkarmak çok güç olur.
Bir projede kendi istek ve öngörülerinizle müşterilerinizinkini nasıl harmanlarsınız?
Bu ne yaptığınızı iyi bilip bilmediğinizle ilgili bir durum ama tabii ki bir projede öncelik kullanıcının istek ve ihtiyaçlarıdır. Bunları tabii ki çok önemserim fakat kendi çizgimden ve tasarım anlayışımdan da ödün vermemeye çalışıyorum. Proje aşamasında ve hayata geçirirken yaptığım işten zevk almalıyım ve sonrasında da ortaya çıkan sonuçtan hem ben memnun olayım hem de müşteri memnun kalsın. Zaten benimle çalışan kişiler ya da çalışmak isteyenler genelde bana gelmeden önce yaptığım çalışmaları görmüş oluyorlar ve sonra beni seçtikleri için bu konuda çok sorun yaşamıyorum genelde.
Markaların ön yüzü mağazalardan oluşuyor. Marka kimliklerini mağazalara nasıl yansıtıyorsunuz, neleri baz alıyorsunuz?
Birçok mağaza tasarımım var ve her birinde de farklı hedeflerle yola çıktım. Çünkü mağazanın hangi grubu hedeflediği, kullanım amacı ve mağazanın yeri çok önemlidir. Mağazada olması gerekenler, müşteri ihtiyaçları ve beklentileri de bu süreçte önemli olabiliyor. Bunları göz ardı etmemeye çalışırım fakat yine de asıl baz aldığım kendi tasarım anlayışımdır.
Bugüne kadar gerçekleştirdiğiniz projeler arasında sizi bir tasarımcı olarak en çok etkileyen ve değiştiren hangisi veya hangileri?
Daha çok serbest olduğum, kendi tasarım gücümü ve vazgeçemediğim bazı unsurları, mekanda el verdiği ölçüde özgürce kullanıp, ifade edebildiğim projelerimin hepsi benim içim öncelikli sırada yer alıyor.
Malzeme tercihleriniz neler? Belli bir renk paletiniz var mı? Tasarımlarınızda özellikle yer verdiğiniz renkler var mı?
Uygulanacak mimari tarz, malzeme yada gereken diğer herşey gibi renklerde de mekanın genel konseptine uygun olup olmadığına dikkat edilmesi gerekir. Fakat benim için siyah genellikle vazgeçemediğim bir renk ve yoğun olarak kullanmaya çalışıyorum.
Dekorasyonda trendler ve modanın yeri ne olmalı sizce? Modası geçmeyecek dekorasyon yapılabilir mi?
Moda ve trendler tabi ki de tasarımın şekillenmesini, biçimini, kullanılacak malzemeyi ve renkleri etkiler. Mimaride trendler dönemsel olarak değişir. Fakat her sene değişmesini bekleyemezsiniz. Bir dönem modern ve klasik çizgiler ön planda olabilir başka bir dönem de renkler daha fazla ön plana çıkabilir. Fakat siz kendi tercihlerinizle dönemsel trendlere uymayıp kendi modanızı da yaratabilirsiniz.
Takip ettiğiniz dergiler ve bir diğer sanat dalı?
Değişiklikleri ve gelişmeleri, dünyada olup bitenleri kaçırmamak adına yurtiçi ve yurtdışı kaynaklı tasarımla, mimariyle ve dekorasyonla ilgili tüm yayınları elimden geldiğince takip etmeye çalışıyorum. Çok yoğun çalıştığım için artık eve bile fazlasıyla iş taşımaya başladım ama çok nadirde olsa bulabildiğim boş zamanlarımda resim yapmak beni çok mutlu ediyor.
Etiketler: abdullah burnaz, Mimari | İlk yorumu siz yapın »
1 Eylül 2009 | Yazar: Gateway | Konu: Hafele'den Haberler
Mobilya, kapı aksesuar ve donanımları alanında 100 bin farklı üründen oluşan geniş ürün yelpazesi ile sektörün lider markalarından Häfele’nin Antalya Mağazası, şehrin imalat alanında kalbi sayılan Akdeniz Sanayi Sitesi’nde, yeni iş ortaklarıyla buluşmak üzere, 27 Ağustos 2009’da kapılarını açtı.
2007 yılından bu yana İstanbul Dudullu, Çağlayan, İkitelli, İnegöl, Bursa, Eskişehir, Kayseri, Ankara, İzmir ve Kıbrıs Häfele mağazalarının ardından, Häfele Türkiye perakende zincirinin yeni bir halkası olarak bu yıl hayata geçirilen Ahmet Tuna yönetimindeki Häfele Antalya Mağazası, barındırdığı zengin ürün çeşidi ile tüketiciye sınırsız hizmet sunmaya hazır.
Dekorasyonu tamamlanan Häfele Antalya, ürün çeşitlerinin yanı sıra stokları, mağaza tasarımı ve alanlarında tecrübeli personeliyle toplamda 375 m2’lik ferah teşhir alanında son derece konforlu alışveriş imkanı sağlıyor.
Ürün çeşidi içerisinde bulunan her farklı ürün için farklı stant tasarımları oluşturulan Häfele Antalya Mağazası’nda ofis ekipmanlarından mağaza donanımlarına, mutfak ve banyo aksesuarlarından gardırop askılarına, kayar-katlanır kapak ve stor sistemlerinden otomatik kapı sistemlerine kadar birçok çeşidi aynı anda bulmak mümkün olacak.
Ahmet Tuna, “Häfele, mobilya üretiminde ve mimari projelerde, tasarımlarıyla kendini sürekli yenileyen bir kurum, Türkiye’de mobilya, kapı aksesuarları ve donanımı alanında franchise sistemiyle hizmet veren bu çapta kurumsal yapılar yok. Häfele’nin, markanın kendisi, insan kaynağı ve donanımıyla çok yakında Türkiye’de mobilya üretimi, iç mimarlık ve proje bürolarına hizmet veren tek kurum olacağına inanıyorum” diyor.
Häfele Türkiye Genel Müdürü Hilmi Uytun: “Antalya, Türkiye turizminin kalbi durumunda. Gerek projelerden gerekse son tüketicilerden gelen yoğun baskı üzerine Antalya’daki mağaza yatırımını öne çektik ve hızlandırdık. Ev dekorasyonlarından otel projelerine kadar tüm projelerde mağazamızda iddialı hizmet vermeye çalışacağız” diyor.
Etiketler: aksesuar, antalya, donanım, hafele, Hilmi Uytun, iç mimarlık, Mimari, mobilya, yeni mağaza | İlk yorumu siz yapın »
17 Ağustos 2009 | Yazar: Gateway | Konu: Hafele'den Haberler, Ürün tanıtımı
Mobilya ve mimari donanım sektöründe 100 binin üzerinde üründen oluşan geniş yelpazeye sahip Häfele Türkiye, küçük mutfaklara da yüksek performans kazandırıyor. Özellikle metrekaresi küçük mutfaklarda fırın için ayrılan alanın, aynı zamanda küçük bir depolama alanı olarak kullanılmasını sağlıyor. Böylece yer kaplayan ve dağınıklığa sebep olan gündelik malzemeler ortadan kaldırılmış ve alandan kazanım sağlanmış oluyor.

Hafele Fırın Altlarına Çekmece Üniteleri
Alan değerlendirmenin ideal yolu: “Fırın altlarına çekmece ünitesi”
Fırın altındaki atıl alanın kazanılmasını sağlayan çekmece sistemi, Häfele’nin mutfaklardaki en küçük alanın bile değerlendirmek için geliştirdiği benzersiz çözümlerden biri. Pratik, suya dayanıklı malzemelerle üretilen çekmece üniteleri, gerektiğinde kilitleme mekanizmasıyla da kullanılabiliyor.
Özellikle dar kullanım alanı olan mutfaklar için önemli bir avantaj sağlayan çekmece sistemi, fırın gereçlerini saklamak için ideal bir çözüm sunuyor. Çekmece sistemi, kek kalıplarından peçetelere, ızgara teli, maşa ve şiş gibi mangal malzemelerinden Amerikan servislere kadar pek çok malzeme ve gerecin yerleştirilebileceği bir alan oluşturuyor.
Mamalar için ideal depolama alanı
Evinde evcil dostları olanlar bilir, mamalar için özel bir alan ayırmak küçük metrekareli yaşama mekanlarında neredeyse imkansızdır. Bu nedenle evcil hayvan mamalarının saklanması için de yaratıcı bir çözüm olan fırın altı çekmece sistemi, mama kaplarının yerini değiştirmeden saklamak, kaplarda kalan yiyeceklerin toz vb koşullardan etkilenmesini önlemek için ideal bir depolama alanı yaratıyor.

Hafele Fırın Altlarına Çekmece Üniteleri
Etiketler: çekmece ünitesi, donanım, fırın, Hafele Türkiye, Mimari, mobilya, mutfak, yeni ürün | İlk yorumu siz yapın »