22 Ekim 2009 | Yazar: denizayseyazicioglu | Konu: Mimari, Tasarım
Hasta odaları, işlevsellik ve konfor açısından hem hasta hem de ona hizmet ve refakat eden kişiler için tüm beklentileri karşılayabilecek nitelikte olmalıdır. bu nedenle odaya ait donanımların boyut ve yerleşim mesafeleri, odanın rengi ve aydınlatma biçimi gibi birçok bileşen dikkatlice tasarlanmalıdır. ( Yrd.Doç.Dr. Deniz Ayşe Yazıcıoğlu Kadir Has Üniversitesi / Güzel Sanatlar Fakültesi)
İdealde hasta odaları tek yataklı olmasına rağmen, bazı koşullarda iki yatağa da çıkartılabilir. Ancak ister tek kişilik ister iki kişilik olsun hasta odalarında hasta ve ziyaretçiler için en önemli duygusal gereksinim yatağın etrafında konforlu bir biçimde oturulabilmesidir. Bunun için yatakla diğer mobilyalar arasında en az 75 cm bırakılmalıdır. Bu mesafe aynı zamanda yatağın her iki tarafına konulacak olan standart boyutlardaki medikal duvar üniteleri ve komodin için de yeterli olacaktır. Ayrıca bu şekilde yatak çevresinde rahat bir biçimde dolaşılabilecektir.
Hasta odası eğer iki kişilik tasarlanacaksa oda derinliği 500 cm’den az olmamalıdır. Her bir yatak bölümü için asgari 228 cm bırakılmalı, yataklar arasındaki mesafe ise 150 cm tutulmalıdır. İki kişilik oda için hastaların muayenesi esnasında gerekli olan bölücü perde yukarıdan asılacak biçimde, kenara toplanabilir olmalı ve kapatıldığı zaman yatakla arasında en az 45 cm kalmalıdır. Perdenin yerden yüksekliği ise ortalama 40 cm bırakılmalıdır. (Tablo 1)
Eğer alan müsaitse hasta yatak odaları tekerlekli sandalye kullanan bir hastanın ihtiyaçlarına da cevap vermelidir. Bu amaçla mobilyalar yerleştirilirken bırakılacak mesafeler tekerlekli sandalyenin rahatça manevra yapabileceği biçimde olmalıdır. Böyle bir oda içerisinde tuvalet tasarlanacaksa en az 107 x 183 cm’lik alan ayrılmalı ve tuvaletin kapısı dışa doğru açılmalıdır. Klozetten kol mesafesi kadar uzaklıkta ise tek ya da her iki tarafta tutamaklar konulmalıdır. Hasta odasında tuvalet için yeterli yer yoksa en azından el yıkamak için bir lavabo konulmalıdır. Bu lavabo tekerlekli sandalyenin girebilmesi için yerden 75 cm. yükseklikte monte edilmeli, önünde en az 70 cm. mesafe bırakılmalıdır. Lavabonun üzerine ayna ve raf konulacaksa yerden yüksekliği 100 cm olmalıdır. Tuvaletin odada olmadığı bu tür bir durumda hasta genel bir koridor alanına girmeksizin tuvalete ulaşabilmeli ve bir tuvalet en fazla dört yatağa hizmet etmelidir. (Tablo 2)
100 x 220 cm boyutlarındaki standart bir hasta yatağının odaya rahatlıkla sokulabilmesi için oda kapısının genişliği 117 cm’den az olmamalıdır. (Tablo 3) Kapının önünde ise 150 x 150 cm’lik bir alan bırakılmalıdır. Özellikle hijyenin ön planda tutulması gerektiği hasta yatak odalarında mobilyaların boyut ve yerleşim biçimi kadar kullanılacak malzemelerin cinsi de önemlidir. Bu tür mekanlarda mikrobik kirlenmenin kontrol edilmesi ve bütün yüzeylerin tamamen temizlenebilmesi için zemin ve duvarlarda ıslak vakumlama ve yıkamaya dayanıklı malzemeler tercih edilmelidir. Ayrıca bu malzemeler parçacık ya da elyaf döken bileşimde olmamalı, temizlik için kullanılan kimyasal maddelerden etkilenmemelidir. Hatta bu malzemeler mikroorganizma birikimini ve üremesini inhibe edebilmelidir.
Hasta yatak odalarında kullanılan malzemelerin rengiyle ilgili seçim yapılırken ise sert kontrastların yerine yumuşak tonlar tercih edilmeli, koyu olanlardan kaçınılmalıdır. Özellikle doğal elementleri temsil etmeleri nedeniyle mavi-turkuvaz, mavi-yeşil gibi kombinasyonlar bu tür mekanlar için ideal olacaktır. Ayrıca sakinleştirici özelliği nedeniyle açık leylak tonları da kullanılabilir. Islak hacimler ise küçük alanlar olduklarından daha geniş gösteren açık tondaki renkler tercih edilmelidir. Temizliği ve sağlığı çağrıştırması nedeniyle beyaz ve kırık beyaz ise bu tür alanlar için son derece uygundur .
Hasta yatak odalarının aydınlatmasında ise dimmer armatürler, tavandan yansıtılan endirekt ışıklar, başucu lambaları kullanılmalıdır. Özellikle tozu daha az barındırmaları nedeniyle gömme olan armatürler tercih edilmelidir. Islak hacimlerin aydınlatılmasında ise neme ve suya dayanıklı önü camlı ya da kapalı tipte olanlar kullanılmalıdır .
TABLO 1: PANERO, J. VE ZELNIK, M., (1979). HUMAN DIMENSION INTERIOR SPACE: A SOURCE BOOK OF DESİGN REFERENCE STANDARDS, WATSON-GUPTIIL PUBLICATIONS, NEW YORK.
ŞEKİL 2: PANERO, J. VE ZELNIK, M., (1979). HUMAN DIMENSION INTERIOR SPACE: A SOURCE BOOK OF DESIGN REFERENCE STANDARDS, WATSON-GUPTIIL PUBLICATIONS, NEW YORK.
ŞEKİL 3: PANERO, J. VE ZELNIK, M., (1979). HUMAN DIMENSION INTERIOR SPACE: A SOURCE BOOK OF DESIGN REFERENCE STANDARDS, WATSON – GUPTIIL PUBLICATIONS, NEW YORK.
Kaynaklar: [1] Panero, J. ve Zelnik, M., (1979). Human Dimension Interior Space: A Source Book of Design Reference Standards, Watson-Guptiil Publications, New York. [2] Karadayı, A., Aydın, K. Üçüncü, O. (2009) Hastane Riskli Alanları-Ameliyat Odası, Yoğun Bakım Birimi ve Sterilizasyon Birimi-Planlamasının / Tasarımının ve Tıbbi Atık Yönetiminin İnfeksiyon Açısından İrdelenmesi, Ulusal Sterilizasyon Dezenfeksiyon Kongresi. [3] Özbudak, Y. B., Gümüş, B.,Çetin, F. D.(2009) İç Mekan Aydınlatmasında Renk ve Aydınlatma Sistemi İlişkisi
Etiketler: Deniz Ayşe Yazıcıoğlu, hasta odası, işlevsellik, ideal hasta odası | İlk yorumu siz yapın »
20 Mayıs 2009 | Yazar: Gateway | Konu: Mimari

DİĞER YAŞAM ALANLARINA GÖRE “İŞLEVİN” EN ÇOK ÖNEM KAZANDIĞI MUTFAK, EVİN ODAK NOKTASINDA OLAN BIR ÇALIŞMA ALANIDIR. O YÜZDEN İYİ BİR MUTFAK ANCAK “FORM İŞLEVİ İZLER” İLKESİ ESAS ALINARAK TASARLANABİLİR. BU ANA İLKE DOĞRULTUSUNDA PLANLAMA YAPARKEN TEMEL HEDEF İSE “MAKSİMUM VERİM” OLMALIDIR.
Mutfağın tarihi gelişimi içerisinde verimliliği artırmaya yönelik düşüncelerin ön plana çıktığı yıllar 1900’lere rastlar. Bu gelişiminilk örneği ise mimar Margarete SchütteLihotzky’nin tasarladığı Frankfurt Mutfağı’dır.Margarete, mutfağı bir çalışma laboratuarıgibi düşünmüştür. 6,5 m2’ den daha küçükolan bu mutfakta tesisat ve sabit eşyaları detaylı bir biçimde planlamış ve her biriniaralarında optimum çalışma mesafesi olacakşekilde konumlandırmıştır.
Mutfaktaki işlevlerin gerçekleştirildiği aktivite alanları, ana aktivite alanları (depolama, yıkama-hazırlama, pişirme) ve ikincil aktivite alanları (servis-yemek yeme, dinlenme) olmak üzere iki temel başlık altında gruplandırılabilir. Mutfakta verimliliği artırabilmek için ana aktivite alanları arasındaki mesafe 120 – 270 cm. arasında ve bir üçgen oluşturacak biçimde olmalıdır. Planlama yapılırken çok sık kullanılan araç gereçler yukarı uzanmak ya da aşağı eğilmek gibi zorlayıcı hareketleri gerektirmeyecek biçimde en konforlu erişim alanı içerisinde düşünülmelidir.

Mutfakta ergonomik açıdan en sıkıntılı alanlar köşelerdir. Özellikle bu kısımdaki dolapların arkalarına ulaşmak oldukça zordur. Bu nedenle döner sepet ya da çekince dışarı çıkabilen raf sistemli dolaplar kullanılmalıdır. Köşe bölümleri işlevsel hale getirmenin bir diğer yolu ise yıkama-hazırlama ya da pişirme aktivite alanı olarak tasarlamaktır. Bu uygulama biçimi küçük mutfaklar için idealdir.
Açık raf sistemleri yemek yaparken el altında bulunması gereken baharatlar, yağ ve sos şişeleri için işlevsel birer depolama alanlarıdır. Ancak rafın tezgah altında uygulanması ergonomik açıdan doğru değildir. Alt dolaplarda raf kullanıldığında ise arkaya konulanlara ulaşabilmek için eğilmek, uzanmak ve hatta öndekileri çıkartmak gerekecektir. Sürgülü dolaplar ya da çekmeceler aranan nesneleri rahat görmeyi ve çabuk ulaşmayı sağlar. Ayrıca sürgülü dolaplar normal dolaplara göre %55 daha fazla depolama alanı sunmaktadır. Tamamı dışarı çıkabilen çekmeceler ise 2/3’ üne kadar açılanlara göre daha kolay erişim sağlar. Mutfaklarda depolama amaçlı tencere ve tava gibi gereçlerin çeşitli metal sistemler kullanılarak asılması dolaplarda boş alan yaratmanın mükemmel bir yoludur. Ayrıca bu tür bir uygulama mutfağı kullanan kişi tarafından nesnelere hemen ulaşılabilmesi açısından zaman kazancı da sağlayacaktır.
Küçük mutfaklarda derinliği fazla olan tezgahlar daha geniş çalışma alanı sağlar. Ayrıca bu tür mutfaklarda büyük çukurlu eviyelerin tercih edilmesi işlevselliği artıracaktır. Eğer mutfakta yemek yeme alanı planlanacaksa ve mekan çok küçükse duvara monte edilen ya da bağımsız katlanır masalar kullanılabilir. Bu tür mutfaklarda oturma elemanı olarak üst üste depolanan tabureler ise az yer tutmaları açısından ideal olacaktır.
YRD.DOÇ.Dr. DENİZ AYŞE YAZICIOĞLU
KADİR HAS ÜNİVERSİTESİ / GÜZEL SANATLAR FAKÜLTESİ
İPUCU
MUTFAK TASARLANIRKEN ÇOK SIK KULLANILAN ARAÇ GEREÇLER, ZORLAYICI HAREKET GEREKTİRMEYECEK BİR ERİŞİM ALANI İÇİNDE ÇÖZÜMLENMELİDİR.
Etiketler: işlevsellik, mutfak, Tasarım | İlk yorumu siz yapın »
1 Nisan 2009 | Yazar: Gateway | Konu: Söyleşi
Michele de Lucchi ile olan işbirliğinizle başlayan ve Silvia Suardi ile olan ortaklığınızla süren tasarım öykünüzü anlatır mısınız?
Stuttgart Üniversitesi’nde Inşaat Mühendisliği okuyordum ve bir gün üniversitede bir konferansta Michele de Lucchi ve Ettore Sottsas’ı dinleme şansım oldu. O konferans hayatımı değiştirdi çünkü bir daha o üniversiteye dönmedim ve Stuttgart Güzel Sanatlar Akademisi’nde “Endüstriyel Tasarım ve Iç Mimari” okumak için başvuruda bulundum ve okuma hakkı kazandım. Düşüncem, ileride Michele de Lucchi’nin yanında çalışmaktı ve 3 yıl sonra bu düşüncemi gerçekleştirdim. Michele de Lucchi ile çalışmaya başladım. Ofiste Silvia ile tanıştım ve yavaş yavaş beraber küçük projeler yapmaya başladık. Bu küçük projeler büyüdü ve sonunda Milano’da kendi ofisimizi kurmaya karar verdik.
Çalışma ortamının doğru planlanıp, tasarlanmasının, çalışanın verimi üzerinde önemli bir etki yarattığı biliniyor. Ofis mobilyaları tasarlarken verimliliği arttırmak adına nelere dikkat etmek gerekir?
“Form follows function” felsefesinden yola çıkarak, ürünün nerede, ne için kullanıldığını irdeleyip, kullanıcı profilini öngörmeye çalışıyoruz. Ürün ne kadar güzel olursa olsun, çalışma ortamında fonksiyonel olması çok önemli.
Farklı farklı kullanıcılara hizmet veren firmalar ile çalıştığımızdan tasarladığımız ürünlerin esnek olmasına önem gösteriyoruz. Örneğin Nurus için tasarladığımız U TOO projesi bu tanımlamaya birebir uyuyor.
Nurus’a özel tasarladığınız U TOO ofis tasarımınız Red Dot Design 2007 ödülü aldı. U TOO’nun bu derece dikkat çekmesini neye bağlıyorsunuz?
U TOO projesini herkes için ve her türlü çalışma ortamı kurma amacı ile tasarladık ve bunun anlaşıldığını düşünüyoruz.
U TOO çalışma sistemi esnek ve işlevsel yapısıyla da dikkat çekiyor. Tasarımda işlevselliğin önemi nedir?
U TOO’ yu tek bir masa olarak düşünmek yanlış olur. U TOO bir sistem, yani değişik masaları, sidebox, sofa, bench, low-table, separation wall gibi parçaları var ve ileride bu sisteme aydınlatma elemanları da dahil olacak. Detaylarına, formuna bakarsanız, her yerde kullanılabilecek bir ürün. Ofiste, evde, bekleme salonlarında ve antrelerde… Nurus bu sistemi farklı şekillerde yorumlayarak, farklı kullanıcılara, farklı çözümler sunabilmekte.
“Üzüldüğüm nokta, çok zengin bir kültürden gelmemize rağmen özellikle yeni nesil Türk tasarımcılarının kendi özümüzden, kültürümüzden değil, dışarıdan esinlenmeleri…”
En çok çalışmayı sevdiğiniz ve kendinizi daha iyi ifade ettiğiniz sektör ve ürün tasarımı nedir?
U TOO ile çok şeyler öğrendik, bu projeyi hem endüstriyel tasarım hem de ürün tasarımı olarak değerlendirmek lazım. Endüstriyel tasarım benim için ön planda; tamamladığımız önemli projeler var, Caimi ve Olivetti için yapılanlar, Poltrona Frau için yapılan ofis ve sandalye, Teorema için yapılan armatür takımı, Zani için çatal bıçaklar… 2009 yılı için de yeni projeler üzerinde çalışmaktayız. Bu arada ürün tasarımına verdiğimiz ağırlık arttı. Daha önceden bu konuda yapmış olduğumuz projelere ek olarak ileride daha çok mobilya/ürünleri eklemek istiyoruz. Bu yüzden Padova, Poltrona Frau, Wilkhahn ve Caimi Casa gibi firmalarla yeni projeler oluşturduk.
Peki tasarımlarınızı yaparken çoğunlukla nelerden besleniyorsunuz?
Tasarımcının etrafını gözlemlemesi çok önemli, sık sık farklı şehirlerdeki fuarları ziyaret ediyoruz, kimi zaman bir proje için dergilerde gördüklerimizden etkilenebiliyoruz, bunlar sadece tasarım ve mimarlık dergileri değil bir moda dergisi bile olabiliyor. Tasarım tamamen hayal gücü ve insanın iç dünyası ile ilgili bir kavram dolayısıyla neyi nasıl gördüğünüz tamamen size bağlı. Bazen gittiğiniz bir tatilde insanların farklı yaşam tarzı bile size esin kaynağı olabiliyor.
Daha önce sizinle yapılan bir söyleşide Türk tasarımında “var olan zengin kültürün yeterince kullanılmadığından” bahsetmişsiniz. Konuyu biraz açar mısınız? Sizce Türk tasarımı kendine özgü bir yol çizebildi mi?
Evet, iyi hatırlıyorum, bu sözlerim büyük tepki almıştı. Ben Türk tasarımını ancak dışarıdan bir göz olarak yorumlayabilirim, belki bu nedenle de bu kadar kolay eleştirebiliyorum. Ancak eleştirilerimin yapıcı olduğunu düşünüyorum çünkü herkes gibi ben de Türkiye’de çok başarılı tasarımcıların olduğunu ve onlar sayesinde Türk tasarımının hak ettiği yerlere gelebileceğinin farkındayım. Benim söylemek istediğim ve Türk tasarımı için üzüldüğüm nokta çok zengin bir kültürden gelmemize rağmen özellikle yeni nesil Türk tasarımcılarının kendi özlerinden, kültürlerinden değil, dışarıdan esinlenmeleri ve sonunda ruhu olmayan tasarımlar ortaya koymaları.
Ben değişik ülkelerin kültürleri ile büyüyen, değişik okullarda eğitim gören bir tasarımcıyım dolayısıyla benim tasarımlarımın bire bir Türk kültürünü yansıtması beklenemez. Türkiye’de eğitim gören, Türkiye’de yaşayan Türk tasarımcılarının buna özen göstermeleri gerektiğine inanıyorum. ILK in Milano’ya bakarsanız Defne Koz, Koray Özgen, Erdem Akan… gibi Türk tasarımcılarının, Türk kültüründen gelen detayları, dekorları, ustalıkla yorumladıklarını, modernize ettiklerini görebilirsiniz. Türk tasarımı attığı bu büyük ve önemli adımlardan sonra kim bilir ileride neler sunacak bizlere…
Sizin kendi kültürünüzden esinlenerek yaptığınız çalışmalarınız var mı?
Düşündüğüm ve hayata geçirmek istediğim projeler var tabii ancak daha zamanı var. Her ne kadar farklı ülkelerde eğitim görüp büyüsem de sonunda Türkiye’de doğup, Türk kültürünü yaşayan ve bilen biriyim ve tasarımlarıma da bunu yansıtmayı çok isterim.
Türk tasarımcılarımız sizce uluslararası arenada ülkelerini temsil etmek gibi bir misyon üstlenmeliler mi?
Tabii üstlenmeliler. Eğer günümüz tasarımcıları yapmaz ise kim yapacak? Gerçi şu an bu misyonu zor görüyorum çünkü gösterilen ürünler ve tasarımcılar firmalar ve burada bulunan gazeteciler tarafından Türk tasarımı olarak algılanmıyor. Belki de kabul edemiyorlar, gösterilen ürünleri (hepsi değil tabii) Iskandinavya, Ingiltere gibi ülkelerin tasarımlarına daha yakın buluyorlar.
Poltrano Frau, Gebrüder Thonet, Caimi, Rosenthal, Olivetti gibi firmalara tasarımlar yapıyorsunuz. Çalıştığınız firmanın beklentileri tasarım sürecine nasıl yansıyor?
Genelde firmalar doğal olarak uzun ömürlü ve iyi satan projeler istiyor. Bu ürünler için yatırım yapıyorlar ve düşüncelerine tabii ki saygı göstermek gerek. Örneğin Olivetti için yaptığımız hesap makinelerinin daha çok insana ulaşması gerekiyor ve buna göre tasarımcıya firma bir “brief” veriyor. Bazen de “image-project” olarak adlandırdığımız projeler gerçekleşiyor. Firmalar için bu projeler daha çok reklam amaçlı, satış kaygısı olmayan projeler. Caimi Brevetti için yeni bir proje yapmaktayız ve aynı proje için iki özel parça tasarlıyoruz. Biri daha geniş kitlelere hitap edecek ve tasarımı bu anlamda düşünülüyor, diğeri ise daha sofistike, satış kaygısı olmayan ve reklam amaçlı bir ürün olacak.
Birçok ülkede tasarım eğitimi almış bir kişi olarak gençlere endüstriyel tasarım eğitimi almak için hangi ülke ve okulu tavsiye edersiniz?
En ideali aslında değişik okulları denemek ancak bunu gerçekleştirmek zor olduğu için iyi seçim yapmak gerekiyor. Bence halen Almanya, Ingiltere, Italya ve Iskandinav okulları endüstriyel tasarım alanında başarılı eğitim veriyor anca her okulda kim bu eğitimi veriyor buna bakmalı. Sonunda öğretim kadrosu ne kadar iyiyse öğretim de o kadar iyi oluyor.
Bir tasarımcı olarak mesleki anlamda geliştiğinizi nasıl ölçüyorsunuz? Kişisel gelişiminize katkıda bulunan unsurlar neler?
Son yıllarda yaptığım projelere bakınca kendimdeki gelişmeyi görebiliyorum. Yapmış olduğum projeler hem malzeme hem de form olarak çok araştırma gerektirdi. Hem çalıştığımız firmalar hem de Michele de Lucchi’nin ofisinde edindiğim tecrübeler bana çok şey kattı. Tabii insan her zaman yeni şeyler öğrenmeye açık olmalı, çok hızlı değişen ve gelişen bir çağdayız ve tasarımcı olarak yenilikleri yakalamak, hatta önüne geçmek zorundayız. Bu nedenle de araştırma yapmak tasarıma başlarken çok önemli. Bir başka önemli konu ise çalıştığınız firmanın beklentileri, sizden istedikleri, hayal ettikleri… Eğer firmalar ile bir ekip olarak tasarımı hayata geçirirseniz ortaya çok daha başarılı, hem firmanın beklentilerine tam anlamıyla cevap veren, hem de kullanıcıyı memnun eden tasarımlar ortaya koyabilirsiniz. Böylelikle siz de farklı disiplinlerden beslenip kişisel gelişiminize katkıda bulunabilirsiniz.
Etiketler: işlevsellik, Tasarım | İlk yorumu siz yapın »