Vitra Haus üretim sahasında sıradışı hareket

16 Nisan 2010 | Yazar: Umut Eroğlu | Konu: Tasarım

Fotoğraflar: Iwan Baan

Fabrika tipi yapıları düşünün. Sıralı nizam, uzunlamasına yapılar, üretim hatlarının faaliyetine uygun biçimde tasarlanmış duruşlarıyla, ilk akla gelen sembolü tamamlar. Bu yapılar, üretimin kor aşaması dışında, iki taraflı erişimleriyle ‘ilk giren son çıkar’ ve ‘son giren ilk çıkar’ stoklama yöntemlerine de fonksiyon sağlar. Herzog & de Meuron’un Vitra Verwaltungs GmbH için Vitra Campus’a inşa ettiği bu yatay alan alternatifi çoklu bina, Vitra’nın ürünlerinin hammadeden kullanılır materyale dönüştüğü bölgenin merkezinde. Vitra’nın tasarım ve fonksiyona dair yenilikçi yaklaşımını olabildiğince serbest ifade etme isteği hissedilen Vitra Haus adlı yapı, ev ürünleri sergilemek için tasarlanmış.

5 bağımsız binanın kesişik konumlandırılmasıyla şekil alan Vitra Haus, çatı katlarının tabanlara, tabanların çatı katlarını boylamasına kat ettiği, ironik bir espriye sahip. İlk bakışta karmaşıklığı ve dikkat bozuculuğu ile ‘dikkati çeken’ yapı, kısa süreli göz aşinalığı sonrasında hevesle keşfedilmek istenen köşelere kavuşuyor. Binanın dışyapısında kullanılan kömür renkli sıva, binayı doğa tarafından kolayca benimsenebilir hale getiriyor. Toprak ile uyum gösteren tonlara sahip Vitra Haus’un yegane parlak kısımları, üçgen çatıların en yakın kesişimden sonra ayrışarak kendi duruşuna kavuştuğu büyük pencereler. Parlaklık ise, binanın mimari sürprizlerle detaylandırılmış sade iç dekorundan geliyor. 5 bağımsız binanın uçları, ilk bakışta rastgele bir konumlandırmayı çağrıştırıyor. Ancak, Herzog & de Meuron’un Vitra için inşa ettiği bir prestij yapısında bilinçsiz bir rastgelelik aramak, evrimin zar attığını* düşünmekle benzeşirdi olsa olsa. Bu yerleşim sayesinde binaların doğaya hakim yüzleri, çevreyi saran Weil am Rhein manzarasının tablovari karelerini çerçeveliyor, ziyaretçiler için.

Vitra Campus girişinde etkileyici bir karşılama modülü olarak da işlev kazanan Vitra Haus, ahşap kaplama zeminiyle çevre faktörünü bir kez daha hatırlatan açık bir merkez alana sahip. Arketip ve yığılı hacim temalarını buluşturan mimaride, binalar bu merkez alanın etrafına konumlandırılmış. Açık merkez, Vitra Haus’un ziyaretçiler tarafından ilk anda erişilmek istenecek birimlerini barındırıyor: Bir konferans salonu, Vitra Tasarım Müzesi’nin sandalye koleksiyonu için yeterli bir alan, Vitra Tasarım Müzesi Mağazasını kapsayan bir küme, resepsiyon hizmeti veren bir lobi, lavabo, vestiyer ve yaz güneşine temas eden terasıyla bir café.

Vitra Haus, sıradışı dış mimarisiyle yarattığı heyecanı, iç mekan sürprizleriyle tamamlamakta bonkör davranıyor. Bu işte, tezatlığı baştan benimsemiş Herzog & de Meuron’un köşeli dış hatların içerisine yumuşak ama beklenmedik formlar yerleştireceğini önceden sezmek, ancak mekanı yaşayanlar için mümkün olmalı. Merdivenler ve trabzanların tamamı, tıpkı binayı keşfe çıkmış dev bir solucan gibi kıvrımlı ve giderek açılan organik hacimlere kavuşuyor ve binalar arası bağlantı noktalarında beklenmedik hareketler yaratıyor. Bu hareketler, kimi zaman yapının merak uyandıran kesişim noktalarını süpriz biçimde sergiliyor, kimi zaman da görüntüyü bloke ederek ilgi çekiyor. Geniş iç alanlarda sergilenen ürünlerin rahatça seçilebilirliği adına duvar renkleri saf beyaz seçilmiş.

Kesişen binaların doğudan batıya dairesel yönelimiyle gün içinde güneşi takip edebilen bir ziyaretçi, akşam üstü geçişini binada yaşayarak gecenin ışıltısını karşılayabiliyor ve perspektifin terse dönüşüne tanıklık ediyor. Vitra Haus’un gün boyu doğayla bir yaşayan dev çerçeveleri, gece karanlığı indiğinde içten dışa parıldayarak göz alıcı vitrinlere dönüşüyor.

İki uç arası en geniş uzaklığı 57 metre, en uzun eni 54 metre ve yüksekliği 21.3 metre olan Vitra Haus, çevre ve fabrika binalarının tam ortasında, ilham aldığı yapılara saygılı biçimde özgürlüğü tasvir eden bir duruşa sahip. Akıllıca tasarlanmış yüksekliği sayesinde, benzer yapılara oranla doğada kapladığı yeri küçülten Vitra Haus, temsilcisi bulunduğu dünyaya belki de dolaylı bir mimari öneride bulunmak istiyor.

*”Gott würfelt nicht” (Tanrı zar atmaz) – A. Einstein

Etiketler: , , , | İlk yorumu siz yapın »

Aylin Şensoy: Medikal planlamada uzman bir mimar

9 Ekim 2009 | Yazar: Benan Kapucu | Konu: Mimari, Söyleşi

hafele10

“Hastane, tüm dişlilerin birbiriyle uyum içinde çalıştığı işleyen bir mekanizma gibi olmalı” diyor Lina Mimarlık’ın kurucu mimarı Aylin Şensoy. Başta Acıbadem hastaneleri olmak üzere, ağırlıklı olarak hastane projelerine odaklansa da mimarlık şirketi, turizm yapıları, ofis binaları, konut projeleri gibi mimarlığın her ölçeğinde işler üretiyor.

Hastane mimarisi, medikal planlamadan tıp teknolojisine, insan psikolojisinden malzeme ve renk bilgisine birçok farklı katmanı olan, yatayda ve düşeyde karmaşık ilişkiler ağının özel çözümler gerektirdiği bir uzmanlık alanı. Belli bir yapı konsepti üzerine medikal planlamadan başlayan tasarım süreci, iç mekan tasarımından ve detaylandırmaya kadar her aşamada titizlikle yürütülüyor.

Hastane projelerinde uzmanlaşan ve birçok Acıbadem hastanesini hayata geçiren Lina Mimarlık çalışmalarını Acıbadem Proje Yönetim Binası’nda ortak çalışma yöntemiyle sürdürüyor.

Firmanın kurucusu Aylin Şensoy, “Üç H üzerine proje üretmek istedim hep” diyor, “Hastane, hapishane ve havaalanı…” IDGSA Mimarlık Bölümü’nden yüksek mimar olarak mezun olan Şensoy, Vedat Dalokay ve Ertem Ertunga gibi usta mimarların yanında profesyonel yaşama atılmış. Yaklaşık 17 sene hocası olan Ertunga ile birlikte çalıştıktan sonra 2006’da ayrılıp kariyerini Lina Mimarlık olarak sürdürmeye karar vermiş. Aylin Şensoy, hastane mimarisi ve medikal planlama sürecine dair merak ettiklerimizi yanıtlıyor.

Medikal planlamaya nasıl yöneldiniz?
2000 yılının sonunda Acıbadem, hastane projesi için Ertem Ertunga’ya teklif getirmişti. Acıbadem Kadıköy ve Carousel’den sonra üçüncü hastanenin ‘premiere’ hastane olmasını istiyorlardı. Hastane projesi ile böylece tanışmış olduk. Önce araziyi önünüze getiriyorlar, proje istiyorlar tabii. İhtiyaç programı çıktı, bu dönem içinde proje sürerken Amerika’daki etkinlikleri takip etmeye; Amerika’nın mimarlar odasının düzenlediği Healthcare Facilities eğitimlerine katılmaya başladık. O sırada, Acıbadem’in anlaşmalı olduğu Harvard Medical School’dan da planlama konusunda eğitim almaya başladık.

Hasta, doktor ve personelin gereksinimleri, işletme planlaması -ki hastanelerin başarılı olması için o da çok önemli- ile personel sayısı maliyeti, nasıl azaltabilir ya da çoğaltılabileceği gibi… Hemşire bankolarının ve içerideki ekipmanların adetleri, yatak kapasitesine göre istasyon sayısının belirlenmesi ve optimizasyonu çok önemli. Optimizasyon formülünde 18 hastaya bir hemşire bankosu düşer. Hacimler farklı olabiliyor; 500 yataklı, 1000 yataklı.. V şeklinde ya da U şeklinde planlamalar girebiliyor.

Planlama süreci hangi noktadan başlıyor?
Hasta odaları katından, hasta sayısından başlıyor; o da sizin yatak sayınızı belirliyor. Önce hasta odaları yatak katını, servis çekirdeğini, ana sirkülasyon alanlarını, hastayı yormadan odasına götürecek koridor uzunluklarını ya da tur atması için gezi ve dinlenme alanlarının yaratılması gerekir. Refakatçı konusu da ayrı bir proje. Bizim memleketimizde her hastaya üç refakatçi düşüyor. O yüzden refakatçiye de önem vermeye, onlara alanlar yaratmaya başladık. Suit odalarda yatak odaları koyuyoruz refakatçi için. Özellikle, Maslak hastanemizde bu tip odalarımız çok fazla.

hafele12

Sirkülasyon alanlarını hangi kriterlere göre belirliyorsunuz?
Hastanede görünenin arkasında hiç bilmediğiniz bölümler var. Poliklinik, röntgen, radyoloji bölümünün arkasında müthiş bir sanayi var, örneğin. Ayakta tedavi ile gelmiş olan hastanın, acilden gelen yataklı hasta ile çakıştırılmaması gerekir. Moral bozucu olmaması için… Sıradan bir tetkik yaptırmaya gelmişsiniz, acil servis vakasına tanık oluyorsunuz. Orada, entübe bir hastanın sedyeyle önünüzden geçmesi hiç hoş bir manzara değil. Özellikle buna çok dikkat ediyoruz. Emar merkezinde, ayakta tedavi hastası başka bir koridordan, yatakta tedavi hastası başka bir koridordan ya da acil hastası başka bir koridordan yönlendirilir.

Çakışmayan ya da ayrıştırmamız gereken; hem birbirine yakın hem de birlikte olmaması gereken programlar, medikal planlamanın en önemli noktaları. Acil hastasını da iki tipte planlıyoruz. Ufak düşme, aşı gibi vakalarla, ağır yaralıların, canlandırmaya muhtaç hastaların da girişlerini aynı yerden yapamazsınız. Ayrı bölümlerde teşhisleri konur ama kimse birbirini görmez.

Medikal planlama, matematiksel hesap gerektiriyor anlaşılan…
Yatayda ve düşeyde tamamen matematiksel hesap gerektiriyor, üstteki ve alttaki bağlantıların birbirine yakın olması gerekir. Önce şema balonlarıyla tüm bu ilişkileri kurguluyoruz. Doktorlar için de özel planlama var; doktoru bir yerden sonra görünmez adam haline getirmeniz, onun dinlenme alanlarını yaratmanız lazım. Özellikle ameliyatları saaterce sürebilen beyin cerrahisinde çok mühim bunlar. Genellikle bodrum katlarında düzenlenen ameliyathanelerde doktorların dinlenebileceği bir ışık bantı açmaya çalışıyoruz.

Jinekoloji bölümü de özel bir planlama gerektirebiliyor. Kadın doğum uzmanına muayeneye geldiklerinde görünmek istemeyen, çekinen kadınlarımız var. Buna çare bulmak için jinekoloji bölümünü iki ve üç koridorlu yaptık. İki kapısı olan, aradan muayene odasına açılan görüşme odaları yaptık. Doktor refakatçıyı muayene odasına almıyor, etik olarak burada sadece hastasıyla paylaşması gerektiğini paylaşıyor. Bu gibi şeyler insanların yaşanmışlıklarından yola çıkıyor İki bölümlü bir muayene odası dünyanın hiçbir yerinde yoktur.

hafele-21

Belirlenmiş bir formül var mı, yoksa her yeni hastanede bu ilişkiler ağını yeniden mi kurguluyorsunuz?
Her hastane için yeniden yapılıyor. Sıfırdan planlarken yaptığımız tasarımlarda çok daha serbestiz. Yatay ve düşey platformlarda kriterlerimizi ve kalıplarımızı uygulamak için tecrübelerimizden de yola çıkarak daha rahat oturtuyoruz. Ama mevcut bina içinde planlama yaparken çok zorlanıyoruz. Normalde belli bir kumaşınız vardır, terziye gidersiniz ve dersiniz ki “Benim bedenime göre bu elbiseyi dik.” Ama kimi zaman da işler tersine işliyor. “Bu bedeni bu elbiseye sığdır” deniyor.

Maslak projesi, bunun en iyi örneği. Bu proje aslında 2001’de bitmişti örneğin. O esnada hastanenin kurulacağı arazi üzerinde mikrocerrahi hastanesi olarak yapılmış bir bina vardı ve Anıtlar Kurulu korunmasını öngörüyordu. Biz de kriterlerimizi, oda ebatlarımızı uyarladık; takviyelerle o binayı hastane haline getirdik. Farklı bir cepheyi resmen giydirdik ve projeyi böyle oluşturduk. Anıtlar Kurulu’na sunduğumuz projeyi sit alanının öngördüğü şekilde planlamıştık ama içine konması istenen program ve cihazlar için o bina yeterli olmadı. Radyoterapi bölümünün boyutları 12 metreye 25 metre örneğin, bu da çok büyük bir alan.

Beton dökülerek 2.5 metrelik duvarlarla çevriliyor. Astarı yüzünden pahalı çıkmaya başlayınca “yıkalım” dediler. Ama gelin görün ki bina kontürü öyle onaylanınca, bambaşka prosedürlere girmemesi için yeni binayı o kontürün içine yapmak zorundasınız. Aslında bina aysberg gibidir. Bodrum katları 7500 metrekareden başlar, yukarıda 2000 metrekareye doğru küçülür.

Bu süreçte, iç mekan tasarımı ne zaman devreye giriyor?
Hastaneyi Acıbadem Proje Yönetimi’nin teknik ve mimar danışmanlarıyla beraber avan projede bitiriyoruz, bütün medikal elemanlar da ekilmiş oluyor. Cihazlar da sürekli yeni teknolojiyle birlikte değişiyor, onu da göz önüne almak zorundasınız. Bütün bu bilgiler ekilip avan projeyi çıkardıktan sonra, mekanların adının ne olduğu, kaç metrekare olduğu yazılıyor. İdari birimlerin isteklerini, tecrübeyle sabit bazı bilgileri de projeye ektikten sona kontrol ediliyor, onlarla beraber masaya oturuyoruz.Bazen proje çok ufak revizyonlarla değişiyor, bazen kat değişikliklerine kadar gidiyor. Avan projeden sonra iç mimari, mekanik ve elektrik donanımı devreye girer.

 En altta mimari, üstte statik, elektrik aydınlatma planı, döşeme planı, mermer planı, duvar planı bilgisayar çizimlerinde, hepsinin bir ağ şeklinde üst üste gelmesi gerekiyor.

İşleyen bir makina gibi, öyle değil mi?
Hastanenin arkasında tam bir sanayi var, o mekanizmanın bütün dişlilerinin birbirine uyumlu bir şekilde dönmesi lazım. Mimarisinden son detayına insanı kucaklayan bir yapı olmalı.

hafele-31

Röportaj: Benan Kapucu Portre: Mustafa Nurdoğdu

Etiketler: , , , | İlk yorumu siz yapın »