8 Mart 2010 | Yazar: Nahide Mutlu | Konu: Etkinlik
New York’taki The Metropolitan Opera, geçtiğimiz günlerde yeni gösterisi ile izleyici karşısına çıktığında, sahnenin yıldızları sadece opera sanatçıları değildi. Verdi’nin ünlü operası Attila bu kez sahnede biraz farklı görünüyordu, çünkü sahne dekorları iki usta mimarın, kostümler ise usta bir moda tasarımcısının eseriydi. Pritzker ödüllü mimarlar Herzog & de Meuron, Attila’nın sahne dekorlarını, moda devi Prada’nın tasarımcısı Miuccia Prada ise kostümlerini tasarlamıştı.
19. yüzyılda İtalyan besteci Verdi tarafından yazılan Attila operası, Hun İmparatoru Attila’nın Roma İmparatorluğu topraklarını ele geçirmesini ve Romalı bir kadın olan Odabella’ya olan aşkını anlatıyor. Savaş sonrası yıkılan Aquileia şehrinde başlayan öykü, ileride Venedik olarak bilinecek şehrin kurulduğu bataklık bölgede devam ediyor. Attila’nın The Metroplitan Opera’daki birinci perdesi Aquileia’nın yıkıntılarını temsil eden beton ve molozların set olarak kullanıldığı bir dekor içinde sahneleniyor. Gösterinin orman ve bataklıkta geçen sahneleri ise çok daha soyut bir mekansal düzenlemeye sahip. Yeşil yapraklarla kaplı dev bir yüzeyin içinde açılan delikler ormanlık alanı ve Attila’nın karargahını temsil ediyor. Kostümlerde kullanılan deri ve metal malzemeler eski çağları çağrıştırmakla birlikte, son derece modern kesimlere ve günümüz detaylarına sahip.

Kendileri de birer sanatçı olduklarından, mimarların güzel sanatlara yakın oldukları bilinen bir gerçek. Zaman zaman sanat için tasarlanmış bazı mimari yapıların, içinde barındırdıkları yapıtlardan daha ünlü olduğunu, adından daha çok söz ettirdiğini de görüyoruz. Farklı sanat dallarının bu şekilde biraraya gelmesi, sanatçılar arasında gizli de olsa bir rekabete zemin hazırlar. Attila’nın yönetmeni Riccardo Muti, bu kez böyle olmadığını, tamamen eserin ruhunu ortaya koymaya yönelik bir biçimde çalıştıklarını anlatıyor. Mimar Jacques Herzog ise 19. yüzyıl operalarının ortak özelliği olan görkemli dekorlar yerine karakterlere ve öyküye odaklandıklarını anlatıyor ve “Verdi’nin eserinde olabildiğince doğal halleriyle anlatmaya çalıştığı öğelere -harabe şehir, göl, orman ve karanlık- sadık kalan bir yaklaşım sergiledik. De Meuron’a göre bunları betimlemek, operanın “psikolojik katmanları” denen şeyi ifade etmenin en iyi yoluydu. Attila, tarihte eski bir imparatorluğun yıkıldığı ve harabelerinden yepyeni bir şeyin doğduğu bir zamanı anlatıyor. Tüm dengelerin bozulduğu ve belirsizliğin hakim olduğu, bugün bizim hiç yaşamadığımız bir durum bu” diyor.
Attila operası hakkında ayrıntılı bilgi için buraya, sahne tasarımı hakkındaki video için buraya tıklayabilirsiniz.
Etiketler: Attila, Miuccia Prada, The Metropolitan Opera | İlk yorumu siz yapın »
3 Şubat 2010 | Yazar: Nahide Mutlu | Konu: Mimari
Rönesans ve Barok sanatın beşiği İtalya, yepyeni sanat müzesi MAXXI ile gündemde. Yakın zamanda tamamlanan Roma’daki müze, içinde sergilenen çağdaş sanat yapıtlarıyla olduğu kadar, mimar Zaha Hadid yönetimindeki bir ekip tarafından tasarlanan binasıyla da adından söz ettiriyor. Logosunda geçen XXI harflerinin Roma rakamıyla 21’i simgelediği bu müze, adı üzerinde 21. yüzyıl sanatına adanmış.
Bilbao’daki Guggenheim Müzesi’nin kente kazandırdığı büyük prestij, günümüzde de modern sanat alanında üretimin devam ettiği İtalya’nın bir modern sanatlar müzesi aracılığıyla uluslararası arenadaki algısını olumlu yönde etkileyebilirdi. Bu nedenle İtalyan Hükumeti’nin desteğiyle MAXXI’nin yapılmasına karar verildi. Güzel sanatlar ve mimari alanındaki çağdaş eserlerin çeşitli sergiler, atölyeler ve koleksiyonlar aracılığıyla tanıtılmasını amaçlayan MAXXI, İtalyanlar’a olduğu kadar, turistlere de 21. yüzyıl İtalyan sanatını yakından tanıtacak.

Roma’da Flaminio bölgesindeki eski askeri cip üretim tesisinin bulunduğu alana inşa edilen MAXXI, iki ayrı bölümden oluşan bir kompleks. Çağdaş sanat eserlerinin sergilendiği kompleksin bir bölümü MAXXI Arte. Mimarlık alanındaki çalışmaların sergileneceği bir değer bölüm ise MAXXI Architecture. MAXXI Arte için aralarında Boetti, Kapoor, Kentridge, Merz, Penone, Pintaldi, Richter ve Warhol gibi çok ünlü çağdaş sanatçıların eserlerinin bulunduğu 300 parçalık bir koleksiyon oluşturuldu. MAXXI Architecture’da ise Carlo Scarpa, Aldo Rossi, Pierluigi Nervi gibi çağdaş mimarların tasarımlarına ilişkin malzemelerle, mimari kitap, katalog ve fotoğrafların yer aldığı projeler sergileniyor.
Zada Hadid Mimarlık Bürosu tarafından tasarlanan MAXXI, kent dokusuyla uyumlu bir “kentsel kampüs” yaratma fikrinden yola çıktı. MAXXI, kendi başına işlevi olan bir yapı olmasının yanında, mimari öğeleri ile kendine özgü iç ve dış mekanlar oluşturarak şehrin o bölgesine ait bir kentsel öğe olmayı amaçlıyor. Yapının üst üste geçmiş gibi görünen iki parçası işlevsel farklılıkları (iki ayrı müze) birbirinden ayırırken, dışarıdaki yaya yolları yapının kütlesi boyunca (geçmişte askeri yapılar nedeniyle kapalı olan) kentin sokakları arasındaki geçişi sağlıyor. Çok amaçlı bir sanat kampüsü olması istenen MAXXI, sergi salonlarının yanı sıra, kütüphanesi, oditoryumu, kafesi ve kitapçı dükkanı olan bir yapı. Belli dönemlerde atölye çalışmaları düzenlenmesi, ziyaretçilerin hem hoşça vakit geçirebilecekleri hem de yeni şeyler öğrenebilecekleri bir mekan olması hedefleniyor.
Zaha Hadid, modern müzelerde, sergileme alanlarında “nötr” dekorasyon oluşturması için kullanılan beton, cam ve çelik gibi malzemeleri MAXXI’de de kullanıyor. Öte taraftan, tavan kirişlerindeki askı sistemi sayesinde kolayca asılabilecek bölücü panellerle yapılacak serginin içeriğine göre farklı mekansal bölümlere ayrılmasını da mümkün kılıyor.Yapının kendine özgü akışkan ve eğrisel biçimli mekansal tasarımı, farklı işlevlerdeki mekansal geçişleri biçim, malzeme ve ışık yardımıyla hareketli hale getirirken, yapının içinden ve dışından sürpriz görüntüler oluşturarak merak uyandırıyor.
Yapıyı simgeleyen iki temel mimari unsur aynı zamada tasarımın da belirleyicisi: Temel hacimleri yani sergi alanlarını oluşturan beton duvarlar ve doğal ışığı bölerek yapıya dağıtan cam tavan. Bir 21. yüzyıl yapısı olan bu binada sanat sergileme işlevini gerçekleştiren büyük ve beyaz duvarlar sıkça göze çarpıyor. Öte yandan yapının kentsel ve sosyal bir mekan haline gelmesi, iç ve dış mekanlar arasındaki görsel bağ (saydamlık, boşluk vb) ile sağlanıyor. Binanın farklı iki kütleye bölünmesi hem iki ayrı amaca yönelik alanları bölüyor hem de sirkülasyonu arttırarak müzenin gezilmesini kolaylaştırıyor. MAXXI’nin zemininden tavana kadar her yönde kullanılan paralel akslar sadece görsel zenginlik sağlamak için değil; ziyaretçilerin dolaşırken yapının geometrisini takip etmelerini de sağlıyor. Zaha Hadid böylece ziyaretçilerin hem müzedeki sanat eserlerini izlemelerini hem de yapının mimarisi yoluyla mimarlıkla etkileşim içinde olabilmelerini amaçlıyor. Hadid, MAXXI’deki tasarımı biçimlendiren temel unsurun “kentsel kültür merkezi” yaratma fikri olduğunu söylüyor:
“MAXXI’yi kentin kültürel yaşamını besleyen, fikir alışverişi yapılabilen bir kentsel-kültürel alan olarak görüyorum. MAXXI sadece bir bina olarak algılanmamalıdır: Başlangıçta sadece sergi mekanlarını ayıran duvarlara ihtiyaç varken, tasarım çalışmalarımız bizi çizgilerin birleşip mekana yön verdiği bir konsepte götürdü. Bu proje bizi, “bir nesne olarak müze” fikrinden “binalar bütünü” fikrine ulaştırdı. MAXXI, sadece bir müze binası değil, iç ve dış mekanların birbirine geçişlerle örgülendiği bir kentsel kültür merkezidir. Galeriler, içeride şaşırtıcı bir biçimde içiçe geçerken, dışarıda doğrusal yüzeyleriyle koca bir alanı dolduruyor.”
Fotoğraflar: Iwan Baan
Etiketler: çağdaş sanat yapıtları, Iwan Baan, MAXXI, Zaha Hadid | İlk yorumu siz yapın »