Michael Wallraff ve Dikey Kamusal Alan

25 Ocak 2012 | Yazar: Gateway | Konu: Mimari

Viyanalı mimar Michael Wallraff’ın MAK Müzesi’nde sergilenen kentsel planlamaya dair gelecek vizyonları, yatay kent gelişiminin alışılmış ve gerçekçi senaryolarından tümüyle farklı bir yaklaşım içeriyor.

Uzmanlığını kentsel dokuda dikey alanların kullanımıyla ilgili derinleştiren Michael Wallraff, yoğun nüfusu olan kentsel strüktürlerde yer alan açık kamusal alanlarda sosyal etkileşimin yeni boyutlarını araştırıyor. MAK’ın ilk kez davet ettiği Wallraff, bireysel sergisinde kavramsal çalışmalarını ve fikirlerini sergiliyor. Viyanalı mimarın MAK Gallery için geliştirdiği düzensiz strüktür, dikey kamusal alanında geliştirdiği teorileri somutlaştıran bir araç işlevini üstleniyor.

Mobilite ve ekoloji alanlarındaki dönüşümler gibi bugünün teknolojisine ait gelişmelerden yola çıkan Wallraff, kenti yaratıcı potansiyeli olan dinamik bir strüktür olarak yorumluyor. 1960’ların mobiliteye ve esnekliğe odaklanan arkitektonik mega strüktürleri gibi avangart kentsel planlama fikirlerinden başlayarak, var olan kentsel yapı içinde dikey kaynakları keşfediyor ve gelecekteki kent planlamasına yönelik yeni senaryolar geliştiriyor. www.mak.at


Etiketler: | İlk yorumu siz yapın »

Riverside Müzesi Tarihe Uzanan Bir Köprü

23 Ocak 2012 | Yazar: Gateway | Konu: Tasarım

İskoçya Glasgow’da yeni açılan Zaha Hadid Architects tasarımı Riverside Müzesi, kimliğini kendi bağlamından alıyor; Clyde ve Glasgow kentinin tarihsel geçmişini yansıtan özgün bir mirasın temsilcisi. Kelvin’in Clyde ile buluştuğu noktada konumlanan müzenin tasarımı nehrin kıvrımlarını takip ediyor ve birinden ötekine geçişlerle, kentin nehirle kurduğu dinamik ilişkiyi sembolize ediyor.

Müze, tarihsel anlamı olan bir konumda, bulunduğu çevreye doğru genişleyen ve daha güçlü ilişkilerle bağlantı kurabilecek bir mimari formda tasarlanmış. İki ucundan kente açılan bina, tünele benzeyen formuyla kent ile Clyde arasındaki bağlantıyı somutlaştırıyor. Tünel formundaki yapı mimariyi dış bağlamından ve çevreden koparıyor ve izleyici sergiler dünyasına ulaşan bir yol rotası çiziyor. Mü¬zenin içinden geçen yürüyüş yolu, kent ve nehir arasında ‘aracılık’ işlevi üstleniyor; bu anlamda bina, sergi düzenine ve konseptine bağlı olarak sızdırmaz, dış çevreye tümüyle kapalı ya da geçirgen bir yapıya dönüşebiliyor. Bununla birlikte, hem sembolik hem işlevsel açıdan açık ve akıcı bir mimari dile sahip müzenin konumu, sadece Glasgow’un tarihiyle değil, geleceğiyle de de güçlü bir bağ kuruyor.

Zaha Hadid projesini şu sözlerle ifade ediyor: “Biz mimariden başlayarak geleceğin imkanlarını araştırırız, kentleri oluşturan kültürel temelleri inceleriz. Müze projesi, müze ile içinde sergilenenler arasında bütünsellik ilişkisi kurmaya ve böylelikle ziyaretçilerde heyecan yaratmaya odaklanıyor. Tasarım, geometrik karmaşıklık, yapısal ustalık ve malzemenin özgünlüğünü birleştiriyor. Böylelikle Glasgow’un zengin mühendislik gelenekleri yansıtırken, bir yaratıcılık merkezi olarak kentin geleceğinin belirlen¬mesinde rol oynayacaktır.” www.zaha-hadid.com


Etiketler: , | İlk yorumu siz yapın »

Tasarımın Öncüleri 2012 Takviminde

3 Ocak 2012 | Yazar: Gateway | Konu: Tasarım

Mobilya ve kapı donanımları alanında gerçekleştirdiği buluşlarıyla inovatif mobilya üretimine yön veren Häfele’nin takvimi de her yıl yeni bir yaratıcılık gösterisine sahne oluyor. Merakla beklenen ve beğeniyle izlenen takvimin yeni yüzleri, bu yıl yine tasarım dünyasından.

Häfele 2012 takviminde Akın Nalça, Ali Bakova, Burçak Madran, Bülend Özden, Erdem Akan, Hatice Çoban Armağan-Murat Armağan, Koray Özgen, Ömer Ünal, Özlem Tuna, Özlem Yalım Özkaraoğlu, Pınar Öncel ve Seyman Çay-Melih Gürleyik (MG Design) gibi kendi uzmanlık alanlarında başarılı işleriyle bilinen isimler konuk oluyor.

Mustafa Nurdoğdu imzalı siyah-beyaz fotoğraf karelerinde tasarımcılar, yaratıcı zihinlerini harekete geçirerek Häfele ürünlerine farklı anlamlar yüklüyorlar. Çağı etkileyen düşünürlerden, pskiyatrist Carl Gustav Jung’un da ilham verdiği gibi: “Yeni bir şeyin yaratılması usa vurma yoluyla değil, içeriden bir gereksinimden gelen oyun içgüdüsüyle gerçekleşir. Yaratıcı zihin, sevdiği nesnelerle oyun oynar.” Kapı plakaları, banyo lavabosu ve armatürü, aydınlatma sistemi, kapı kolu, ölçü aletleri, mobilya askıları, dolap içi aksesuarı, mutfak kiler sistemi gibi Häfele ürünleri, düş dünyasından kopup gelen şaşırtıcı imgelere dönüşüyor karelerde: Işıklı askı borusu Ömer Ünal’ın elinde Yıldız Savaşları’nın savaşçısı Jedi’ın keskin ışın kılıcına dönüşüyor; Maxifix bağlantı elemanları, nadide bir takı gibi mücevher tasarımcısı Özlem Tuna’nın boynunu süslüyor. Mobilya askıları adeta canlanıyor ve Erdem Akan’ın küçük ‘takım arkadaşla¬rı’ olarak ona ‘ilham veriyor’. Müze tasarımcısı Burçak Madran’ı saran ‘yılankavi’ aydınlatmalar, tanrıların gazabına uğrayan güzeller güzeli Medusa’nın yılanlı saçından kopup gelmiş gibi… Ölçü aletleri Seyman Çay- Melih Gürleyik ekibi ve Akın Nalça’nın dramatik karelerinde ‘standart, denge ve ölçü’ kavramlarını sembolize ediyor. Lavabonun güçlü ve yalın çizgilerine gönderme yapan Özlem Yalım Özkaraoğlu, tel rafın somutlaştırdığı aura’sıyla Bülend Özden, güçlerini ‘birleştiren’ Hatice Çoban Armağan ve Murat Armağan, kobraya meydan okuyan Koray Özgen ve bizi “iç sesimizi dinlemeye davet eden’ Pınar Öncel de bu oyuna kendi anlatımlarıyla katılıyor. Kapı kol¬larından boynuzlarıyla fantastik bir portre çizen Ali Bakova, takvim projesini şu sözlerle değerlendiriyor: “Biz tasarımcılar, canlı renklerin ve fütüristik çizgilerin dünyasına aitmişiz gibi algılanırız genelde. Bu sayede, siyah beyaz gibi iki rengin tonlarında gezen fantastik bir sahnede, yaratıcılığımızın yeni bir boyutunu, oyun gücümüzü yansıtma fırsatı bulabildik. Benim için farklı ve eğlenceli bir deneyim olduğunu da söyleyebilirim.”


Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , | İlk yorumu siz yapın »

ZOW 2011 İstanbul’un ana konuşmacısı Karim Rashid

30 Eylül 2011 | Yazar: Gateway | Konu: Tasarım

Tasarımcı Karim Rashid geçtiğimiz günlerde İstanbul’a geldi ve ZOW 2011 İstanbul Dekorasyon, Mobilya ve Tasarım Fuarı’nda tasarımlarını ve felsefesini anlatan bir sunum gerçekleştirdi. Bir saati aşkın süre boyunca pembe giysileri ve kalın çerçeveli beyaz gözlükleriyle konuşan Rashid, konuşmasının sonunda geleceğe yönelik öngörülerini de aktardı. Tasarım konusuyla ilgilenen amatör ya da profesyonel herkese yeni ufuklar açabilecek bu sunumdan notlarımızı sizlerle paylaşmak istedik.

2001’de yayınladığı kitabıyla “dünyayı değiştirmek istediğini” ilan eden (I Want to Change The World, Universe Yayınları) Karim Rashid, konuşmasına dünyanın eskisinden çok farklı bir yer haline geldiğini anlatarak başladı. Rashid’e göre dünya, artık deyim yerindeyse iyice “küçüldü” ve bu da geleneklerin ve kimliklerin kaybolmasına neden oldu. Günümüz dünyasında toplumsal kimliğin gücünü kaybetmesi ve geçmişle bağların kopması, bireyi güçlendirdi. Bu nedenle geleneksel şeylerin yerini “bireysel” olan alıyor. Rashid, dünyanın küçülmesinin küreselleşme gibi bir sonucu olduğunu, böylece tasarımın da küresel bir olgu haline geldiğini anlatıyor: “30 yıl önce tasarım, tasarımcılar içindi. Dünya değişti, toplum da… Artık herkes küresel düşünüyor.

Hepimizin benzer arzuları, benzer ihtiyaçları var. Eskiden arzuladığımız şeyler artık ihtiyaç haline geldi. Bugün cep telefonunun bir ihtiyaç olmadığını söyleyebilir misiniz? 15 yıl önce cep telefonu bir arzu nesnesiydi, bugün ihtiyaç. Artık iletişim, bilgiye ulaşmak bir ihtiyaç ve bilgi edindikçe bireyselliğin farkına varıyoruz.” Sunumun sonunda Türk tasarımı konusunda ne düşündüğü sorulduğunda Rashid tekrar bireyselliğe vurgu yaptı: “Bazı Türk tasarımcıların işlerini gördüm. Açıkçası bu tasarımcıların mağazaları dünyanın herhangi bir yerinde satış yapabilir. Yani sadece Türk pazarına değil küresel pazara da hitap ediyor. Bu noktada tasarımcının bireysel yeteneği ve vizyonunun ulusal kimliğinin önüne geçtiğine inanıyorum. Benim tasarımlarımı İngiliz tasarımı ya da Amerikan tasarımı olarak adlandırabilir misiniz mesela?”

Her gün kabaca 600 kadar nesneye dokunduğumuzu ya da etkileşim içine girdiğimizi hatırlatan tasarımcı Karim Rashid, tasarımla uğraşan birinin, bu nesnelerin daha iyi deneyim sunmasından daha yeşil olmasına, hatta daha akıllı veya daha sürdürülebilir olmasına kadar pek çok konuda kafa yorması gerektiğini vurguluyor ve “Dünyada bütün sektörler insani deneyimi daha iyi hale getirmek için uğraşıyor. Tasarım gittikçe daha çok duyulara hitap ediyor” diyor. Rashid, elektronik müzik çalışmalarından örnek vererek bilgisayarla müzik yaparken müziğin bile kendi içinde dokularının ve grafiklerinin olduğunu keşfettiğini anlatıyor. Bunun bir tür “süs” olduğunu söyleyen Rashid, kendi çalışmalarından örnekler vererek “süs”ün nesnelere boyut kazandıran, çok güçlü bir ifade biçimi olduğunu söylüyor.

Karim Rashid, konuşması süresince sürekli ekrana yansıyan çalışmaları aracılığıyla izleyicilere, tasarım yoluyla nasıl “dünyayı değiştirmeye” çalıştığını anlattı. Konuşmanın en can alıcı yerinde, İngilizce’deki styling ve designing sözcükleri arasındaki farka vurgu yaptı. İnsanlığın asırlardır bildiği, kullandığı biçim ve yöntemleri kullanarak yeni bir şey oluşturmayı styling (örneğin geleneksel yöntemle ceket tasarlamak ve dikmek); malzemenin ya da teknolojinin olanaklarıyla yeni biçimler aramaya, yeni şeyler yaratmayı designing olarak tanımlayan Rashid’e göre daha iyi bir dünyada yaşamak bizim elimizde. Neyi nasıl yaptığımız, bizim dünyayı ne yönde değiştirdiğimizi belirliyor. Tabii bu yaklaşımdan yola çıkarak, geçmişin, kimliğin ve geleneklerin bireyselliğin gerisinde kaldığına inanan Karim Rashid’in dünyayı “doğru bildiği yöne doğru” götürmeye çalıştığı sonucuna varabiliriz.

Teknolojinin hayatımızı belirgin bir biçimde değiştirdiğine değinen Karim Rashid, artık yeni bir mekan adım attığımızda sağımıza solumuza hızla göz atıp “wifi (kablosuz internet bağlantısı) var mı” diye bakındığımızı örnek veriyor. Kendisinin dokular, süsler ve daha önce hiç var olmamış biçimler kullanarak tasarımlar yaptığını anlatan Rashid, doğanın da dijital olduğunu ve bunu çok ilham verici bulduğunu söylüyor. Rashid’e göre daha önce var olanları tekrar ederek değil, yenilikçi (inovatif) şeyler yaparak geleceği biçimlendirmek mümkün.

Karim Rashid, gelecekle ilgili çok farklı bir vizyona sahip. Gelecekte nesnelere sahip olmanın gerekmeyeceğini düşünen ünlü tasarımcı “Bugün araba kiralıyoruz ya da araba almak için bankadan kredi çekiyoruz; bu sistem gelecekte başka nesneler için de geçerli olacak. Artık dünyada her ürün, kullandıktan sonra attığımız pek çok şey gibi “dönüştürülebilir” olmak zorunda. Düşünsenize, artık mimari eserler bile kalıcı değil. Mesela bu fuar bittikten sonra burada böyle bir mekan olmayacak… Belki hafıza o kadar da önemli bir şey değildir” diyerek nesnelerin ve mekanların “gerektiği zaman, gerektiği yerde” var olmaları için yapıldığına dikkat çekiyor.

Bu kadar üretken olmasının taklitçilik ya da hak ihlallerine yol açabileceği hatırlatılarak, fikri haklarını nasıl koruduğu sorulduğunda Karim Rashid bu konunun da geçmişe ait bir endişe olduğuna atıfta bulunarak “Her şey çok hızlı gelişiyor. Bir şeyi tasarlayıp prototipini yapmak, üretip satmak arasında 8-9 ay süre var. Tasarımınız satışa sunulduktan 3-4 ay sonra da piyasada taklitlerini görebiliyorsunuz. Markalar kendilerince bazı özel koruma tedbirleri alıyor. Öte taraftan tüketici de neyin orijinal neyin taklit olduğunu biliyor. Kendi adıma tasarımlarımın taklit edilmesi hiç umurumda değil. Benim çok fazla fikrim var” diye cevap verdi.


Etiketler: , , | İlk yorumu siz yapın »

ZOW 2011’de mobilya sektörünün bugünü ve yarını tartışıldı

27 Eylül 2011 | Yazar: Gateway | Konu: Etkinlik

ZOW 2011 İstanbul Dekorasyon, Mobilya ve Tasarım Fuarı, 15-18 Eylül 2011 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Bu yıl dördüncüsü düzenlenen ZOW İstanbul’da, estetik ve işlevsel tasarımlara sahip aksesuvarlar yerli ve yabancı ziyaretçilerin ve sektör temsilcilerinin beğenisine sunuldu.

Fuar kapsamında 16 ve 17 Eylül’de düzenlenen seminerlerde “Yenilenen dünyada tasarımı donatan ekipmanlar” teması çerçevesinde mobilya sektörünün sorunları, tasarımın kaliteye etkisi, Türkiye’de tasarımın sorunları, yeni nesil materyaller, endüstri ve tasarım işbirliği ile tasarımın geleceği konuşuldu.

Seminerlerin açılışını yeni nesil materyalleri tanıtarak yapan Yılmaz Zenger, tasarım eğitimi süresince öğrencilerin malzeme konusunda yeterince bilgi edinemediğini ifade etti. Endüstri ürünleri tasarımcılarının çağdaş malzemeleri tanımasının son derece önemli ve gerekli olduğuna vurgu yapan Zenger, tasarım ve bilim arasında bilgi köprüsü kurmak üzere kurulan Material ConneXion’ın tasarımcıların yeni malzemeler hakkında ihtiyacı olan her türlü bilgiyi sağlayarak fark yarattığını anlattı.

Yılmaz Zenger, günümüzde endüstrinin hep daha hafif ama daha güçlü ürünler elde etme amacı içinde olduğunu söyleyerek “gelecekte en yaygın kullanılacak malzeme hava olacak. Herhangi bir malzemeyi havayla şişirerek ona form vermek mümkün. Ayrıca metaller dahil olmak üzere pek çok maddenin yapısı içinde hava kabarcıklarını hapsederek o malzemeyi çok daha hafif ve sağlam yapabilirsiniz” dedi. Sunumuna hava aracılığıyla güçlendirilmiş paneller, süngerler, metal ve cam malzemelerden örnekler vererek devam eden Zenger, tasarımcılara yeni malzemelerle çalışırken yol gösterecek en önemli şeyin “akıl yürütme” olduğunu anlattı. Zenger, sunumunu “Tasarım, matematik tabanlı bir eylemdir. Akıl yürütme, sorun çözmeye yarar. Tasarım da bir problem çözme eylemidir ve bu nedenle akıl yürütmeyi biliyorsanız, tasarımda başarılı olursunuz” diyerek tamamladı.

Tasarım öğrencilerinin büyük ilgi gösterdiği seminerlerin ikinci gününde Yılmaz Zenger, tasarımın geleceğine yönelik vizyonunu ortaya koyan bir konuşma yaptı. Tasarımcının daha iyiye ulaşmak için daima sorular sorması gerektiğini vurgulayan Zenger, günümüzde tasarımın yeni boyutunun ilişkilendirme olduğuna dikkat çekti: “Tasarımcı, malzemenin çevresiyle ve bileşenleriyle ilişkilerini hayal etmelidir. Tasarım sürecinde daima ilişkileri hayal etmelisiniz. Tasarım sadece form aramak değildir. Görünenle tatmin olmayın, görünenin arkasındakini arayın. Tasarım, görünenin arkasındakini görmektir.”

ZOW Essential Seminer Programı kapsamında Häfele Türkiye Genel Müdürü Hilmi Uytun’un moderatörlüğünü yaptığı “Kaliteli Üretimin İhracata Etkisi” başlıklı panele MOBSAD Kurucu Başkanı Nuri Gürcan, MUDER Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Zeki İyibaş, MOSDER Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Güleç ve MOBDER Başkan Yardımcısı Kadri Çoklar konuşmacı olarak katıldı. Sektörde kalitenin farklı algılanması ve ortak bir kalite anlayışı getirilmesi gerektiği konusunda hemfikir olan konuşmacılar, kaliteyi arttırmanın sektöre ve ülke ekonomisine ne şekilde katkı sağlayacağı konusunda görüşlerini dile getirdiler. MOBSAD Kurucu Başkanı Nuri Gürcan sektörde kaliteyi sağlamak için yer ve tesis gibi sorunlara ortak çözümler aranması gerektiğini vurgularken, MUDER Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Zeki İyibaş kalitenin tüketici bilinçlendikçe talep edilen bir özellik haline geleceğini söyledi. MOSDER Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Güleç, kalitenin göreceli değil, standarlarla belirlenen bir kavram olabilmesi için belgelenmesinin önemini vurgulayarak Ekim 2011’de mobilya alanında bağımsız bir test laboratuvarının hizmete gireceğini müjdeledi. MOBDER Başkan Yardımcısı Kadri Çoklar ise kaliteli ürün için kalifiye elemanlara ihtiyaç olduğuna dikkat çekerek, üniversite-sanayi işbirliğinin artması gerektiğini ifade etti.

Panelin ikinci bölümünde “ortaklaşa rekabet” kavramı çerçevesinde sektörün nasıl büyüyebileceği ve ihracatın arttırılabileceği konuşuldu. Bu bölümde söz alan MOBSAD Kurucu Başkanı Nuri Gürcan, sektörde çıraklık sisteminin ortadan kalktığını ve üniversite düzeyinde eğitim görmüş elemanların pratik bilgilerinin yetersiz olduğunu ifade ederek verimlilik arttırıcı yöntemlerin geliştirilmesi gerektiğinin altını çizdi. MUDER Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Zeki İyibaş ise Türkiye’de mobilya sektörünün büyüme potansiyeli olduğunu ancak yetırımların yetersiz kaldığını anlattı. MOSDER Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Güleç, 61 ilde mobilya üretimi konusunda teşvik verildiğini ve ülkenin her yerinde mobilya konusunda iş kurmanın mümkün olduğunu söyleyerek, sektörün istihdamı arttırıcı potansiyeline vurgu yaptı. Nitelikli iş gücü yetiştirme konusunda Bursa’daki otomotiv lisesinin başarısını ornek veren Güleç “İnegöl’de işsizlik negatif durumdadır. Mobilya sektörü istihdam dostu ve katma değeri yüksektir. Bu nedenle mobilya sektörünün büyümesiyle Türkiye zenginleşecektir” dedi. MOBDER Başkan Yardımcısı Kadri Çoklar, İtalya’da mobilya sektöründe yan sanayinin örgütlü ve standartlara uygun çalıştığını örnek göstererek , Türkiye’nin “Çin fiyatlarıyla Avrupa kalitesinde mal üreten ülke” olarak algılanmasının önüne geçmek gerektiğini söyledi.

Panelin son bölümünde, 2023 yılında mobilya sektörünün 6 milyar Dolar’lık ihracat gerçekleştirmesi hedefi masaya yatırıldı. Konuşmacılar, ülke büyümesinin ihracata yeterince yansımadığına dikkat çekerek, uluslararası alanda Türk Mobilyası Haftası gibi tanıtıcı etkinlikler, iyi tasarım ve standartlara uygunluk gibi kalite ve imaj arttırıcı çalışmalarla ihracatın arttırılabileceği konusundaki görüşlerini sundular.

Sektörün önde gelen isimlerinin mobilya sektörünün sorunlarını tartıştığı “Sektör Konuşuyor” paneli, tasarım, üretim ve pazar konusunda somut sorunların dile getirildiği bir oturum niteliğindeydi. Moderatör Adnan Serbest, sektördeki yükselişin umut verici olduğunu ve inovasyonla pek çok sorunun üstesinden gelinebileceğine inandığını dile getirdi: “Hızlı üretim yapabiliyoruz, tasarımlarımız var ve kalite süreçlerine sahibiz. Yakın gelecekte markalarımız adına öyküler ortaya koymamız gerekiyor”.

Yataş Yönetim Kurulu Başkanı Yavuz Altop, mobilya sektörünün emek yoğun bir sektör olduğunu; kalite, tasarım ve mal teslim süresi bakımından yurt dışında olumlu bir imajı bulunduğunu ifade etti . Sektörde 61.000 firmada çalışan 350.000 kişi olduğunu hatırlatan Altop, tasarım sayesinde markalaşma ve kalite artışı olacağını öngördü. Türkiye’de mobilya sektörünün geleceğinden umutlu olduğunu söyleyen Altop “ 75 milyon nüfusumuz var, %60’ı 30 yaşın altında. Gençlere ev ve ev eşyası lazım. Bu, mobilya sektörü için büyük bir potansiyeldir” dedi.

Bürotime Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Tosunoğlu ise, markasının tasarımla büyüdüğünü ve pazar başarısı elde ettiğini anlatarak okullarla işbirliği yapmanın ve fuarlarda etkili tanıtım çalışmalarının uluslararası başarılarını pekiştirdiğini söyledi. Sektörde üretim kalitesi kadar marka olmanın ve fark yaratmanın önemli olduğunu vurgulayan Tosunoğlu “Ticari başarı için fuarlar önemlidir. Tasarımlarınızı, vizyonunuzu anlatmanız için fuarlar en doğru ortamı sunar” dedi.

Panelin sonunda söz alan Yavuz Altop, “Pazarda ciddi bir rekabet var. Kaliteli ürün üretebilen, tasarım yapabilen ve sunumu iyi olan markalar yoluna devam edecek. Rekabet, sektöre kalite ve fiyat indirimi getirecek. Bizler, kalite ve tasarım olmadan ne iç ne de dış pazara hitap edemeyiz” diyerek sözlerini tamamladı.


Etiketler: , | İlk yorumu siz yapın »

Geleneği Yenilemek Yeniyi Gelenekselleştirmek

16 Eylül 2011 | Yazar: Gateway | Konu: Mimari

İsrail Tel Aviv’de Design Museum Holon’da açılan New Olds: Design Between Tradition and Inovation /Yeni Eskiler: Gelenekle İnovasyon Arasında Tasarım başlıklı sergide, çoğu Alman 57 uluslararası tasarımcının işleri malzeme, üretim teknikleri, form açılarından gelenekselle yeni arasında yeni köprüler kuruyor.

Makinenin baş döndürücü hızında, modernizmin ilk günlerinde açılan beyaz sayfa, yeniliğe uyum açısından işleri kolaylaştırmış, eski yok sayılmıştı. Oysa dijital zamanlarda geçmişe kocaman bir kucak açılmış durumda. Tasarım da genel eğilimin dışında değil. Günümüz tasarımı, eskiyi yeniden yorumlayarak ilerliyor. 80’lerin postmodernizmi gibi ironik bir eskiden yeniye biçim aktarımından çok daha incelikli olarak, teknikten malzemeye, üretimden örgütlenmeye ve biçimselliğe, geleneği inovasyonun baş döndürücü hızına dahil etmeye çalışıyor. 26 Mayıs’ta, Tel Aviv’de Almanya Dışişleri Bakanlığı’na bağlı IFA ve İsrail Goethe Enstitisü desteğiyle, Volker Albus’ın küratörlüğünde Design Museum Holon’da açılan sergi de bu arayışı somutlaştırıyor. Yeni Eskiler: Gelenekle İnovasyon Arasında Tasarım, 10 Eylül’e dek sürecek. Maarten Baas, Laura Bernhardt, Matali Crasset, Martino Gamper gibi adları da içeren sergide 20’li ve 30’lu yaşlarındaki genç tasarımcılara yer verilmiş.

Albus, inovasyonun sınırlarını zorlayan örneklerdeki geleneksel ögeleri, tarihsel kültürel sembollerin çağdaş tasarım söylemine yerleştiği eksende arıyor. Seçilen işlerde, geyik boynuzları, guguklu saat, geleneksel mavi-beyaz Çin porselenleri, barok objeler gibi modern öncesi kültür simgelerinin yanı sıra Bauhaus ve Memphis esintileri göze çarpıyor. Öte yandan roto kalıp, 3D yazılım gibi en yeni teknolojiler dokumadan üfleme cama ve ahşap oymacılığa kadim tekniklerle yan yana sergileniyorlar. Geri dönüşüm, atık değerlendirme gibi küresel çağın ekolojik kaygıları da bağlamdaki yerlerini buluyorlar. Yeni Eskiler, gelenek-yeni sorunsalını tüm karmaşası içinde ele almasıyla konu hakkında hâlâ söylenecek keşfedilmeye değer sözler olduğunu gösteriyor. www.dmh.org.il


| İlk yorumu siz yapın »

Genel Tuvaletlerde Aydınlatma: İşlevselden de Öte

7 Eylül 2011 | Yazar: Gateway | Konu: Dekorasyon Fikirleri

Havaalanı, otel, alışveriş merkezi gibi toplu kullanıma açık mekanların tuvaletlerinde aydınlatma her şeyden önce işlevsel olmalıdır. Böylece gelen konuk kolayca yönlendirilebilir. Mekanın hijyen özelliğinin de ayrıca parlak bir ışıkla vurgulanması gerekir.

AYDINLATMA EFEKTLERİ
Genel tuvaletlerin mekan kurgusunda hijyen, yönlendirme ve kişiye özel alanlar belirleyicidir. Aydınlatma tasarımını yaparken mekanın farklı işlevlerine göre çözümler geliştirilirken, yaratıcı olmanın yolları da araştırılabilir. Hiç doğrudan ışık kaynağı kullanmadan aydınlatma tasarımı yapılabilir örneğin. Aynalarda kullanılan yumuşak ve doğrusal ışık kaynağı sayesinde ise kullanıcı kendini soluk değil net bir şekilde görebilir. Uygun elemanlarla, farklı aydınlatma konseptleri de geliştirmek mümkün.

İŞLEVSEL AYDINLATMA
Aydınlatılmış köşeler, mekâna sıcaklık katarken, daha samimi bir atmosfer yaratır.
- Dolaylı flüoresan aydınlatmalar, duvarları yeniden yapılandırır ve lavaboları zarif bir ışıkla aydınlatır.
- Entegre ayna ışıklandırmaları, gelen konukların kendilerini aynada kontrol edebilmelerini ve kişisel bakım yapmalarını kolaylaştırır.

DUYGUSAL AYDINLATMA
Klasik oda aydınlatmalarına orijinal bir alternatif: Arkadan aydınlatmalı köşeler bölmeli duvarlarda yansıma yaparak hoş bir görüntü oluşturuyor.
- Aydınlatılmış kenarlar banyoları zarifçe vurguluyor.
- Dekoratif objelerle birlikte kullanılan doğrudan ve dolaylı aydınlatmalar sayesinde sade ve şık bir aydınlatma tasarımı yapılabiliyor.

KONFORLU AYDINLATMA
LED şeritler mükemmel birer tasarım öğesi ve dikeyi vurgulayarak geniş alanları bölümlendiriyorlar.
- Arkadan aydınlatmalı tuvalet duvarları, sürprizli bir görsel efekt yaratıyor


| İlk yorumu siz yapın »

Geç Osmanlı Dünyasında Mimarlık Ve Hafıza

11 Temmuz 2011 | Yazar: Gateway | Konu: Mimari

Alev Erkmen’in Geç Osmanlı Dünyasında Mimarlık ve Hafıza: Arşiv, Jübile, Âbide kitabı, Akın Nalça Kitapları’nın yedincisi olarak raflarda yerini alıyor. On dokuzuncu yüzyılın ortasından Birinci Dünya Savaşı öncesine uzanan olağanüstü değişimler döneminde, Osmanlı dünyasında üretilmiş üç mimarlık türünün tarihsel öyküleri anlatılıyor kitapta.

Bunlar, Tanzimat’ın arşivi, II. Abdülhamid’in jübile yapıları ve II. Meşrutiyet’in âbidesi. Her üç mimarlık türü de ait olduğu tarihsel aralığın değişimle, dolayısıyla geçmişle kurduğu ilişkiyi karakterize edebilecek bir resmi söylemin öğeleri olarak sunuluyor. Osmanlı modernleşmesinin “mazi ile nerede ve nasıl bağlandığını” mimarlık üzerinden tarihselleştirerek anlatıyor. Alev Erkmen Ankara doğumlu. TED Ankara Koleji ve ODTÜ Mimarlık Bölümü mezunu. Ağırlıklı olarak 19. ve 20. yüzyıl Osmanlı mimarlığı üzerine çalışıyor ve en çok bina öykülerinin yakın okumalarıyla ilgileniyor. Mimarlık ve Hafıza yazarın ilk kitabı. www.terminal.com.tr


Etiketler: , | İlk yorumu siz yapın »

4. Ulusal Mobilya Tasarım Yarışması Design For Export

11 Temmuz 2011 | Yazar: Gateway | Konu: Etkinlik

Dış Ticaret Müsteşarlığı koordinatörlüğü, Türkiye İhracatçılar Meclisi işbirliği, Orta Anadolu İhracatçı Birlikleri organizatörlüğü ve İstanbul İhracatçı Birlikleri, Ege İhracatçı Birlikleri ile Akdeniz İhracatçı Birlikleri’nin katkısıyla düzenlenen Häfele’ninde sponsorlarından biri olduğu 4.Ulusal Mobilya Tasarım Yarışması’nda bu yıl 27 ayrı ödül verildi.

Türkiye’nin gelecekte üreteceği, kullanacağı ve ihraç edeceği ev mobilyası, mutfak ve banyo mobilyası, ofis mobilyası kategorilerinde düzenlenen yarışmaya profesyonel tasarımcılar, uygulayıcılar ve lisans öğrencilerinin yanı sıra ilk ve orta öğretim öğrencileri de katıldı. Geleceğin tasarımcılarını yaratıcı çözümlere teşvik etmek amacını güden bu kategori, bu yıl da mobilya sektörünün gelişimine ışık tutacak değişik tasarımları bu alana çekti. Prof. Önder Küçükerman, Reşit Soley, Aziz Sarıyer, Jan Nahum, Mustafa Toner, Memduh Şen, Kaan Dericioğlu, Fatih Kıral, Ahmet Kaleli ve Didem Çapa’nın jüri üyeliğini üstlendiği yarışmada İhracatçı Birlikleri Büyük Ödülleri ile birlikte 27 ayrı ödül verildi. Sponsorları arasında Häfele’nin de olduğu yarışmada ödül alan projeler; 3-6 Mart 2011 tarihleri arasında i-deco Fuarı’nda, 7-11 Mart 2011 tarihleri arasında ise İstanbul’da Dış Ticaret Kompleksi’nde sergilendi. www.designforexport.org


Etiketler: , , , | 1 Yorum yapılmış »

Tom Dixon Multiplex İle Milano’da

8 Temmuz 2011 | Yazar: Gateway | Konu: Mimari

Tom Dixon, 12-16 Nisan 2011 tarihleri arasında düzenlenen Milano Tasarım Haftası’nda
Officine Stendhal alanında Multiplex projesiyle yer alıyor. Multiplex, İngiliz tasarım¬cının çok yönlü dünyasını ve BlackBerry Playbook’un ileri teknolojisini gözler önüne seren “Pop-Up” bir seyir alanı, bir restoran, yayın merkezi, bir mağaza ve galeri niteliğinde.

Tom Dixon’ın yeni koleksiyonunun teknoloji ve parlaklık odaklı üyeleri Etch, Bulb, Roll ve Cast,
Officine Stendhal’da ziyaretçiler ile buluşuyor. Enstalasyonda sergilenen Etch serisi, dijital olarak üretilmiş abajurlardan, şamdanlardan ve bir kuleden oluşuyor. Serinin üretiminde, elektronik devre kartlarında kullanılan ile¬ri teknoloji tekniklerden yararlanılmış. Bu teknikler sayesinde dikkat çekici, karmaşık motifler metal yüzeyler üzerine doğ¬rudan uygulanabilmiş. Farklı tasarımları ile arzu nesnesine dönüşen Etch serisi, yarattığı gölge oyunlarıyla da bulunduğu ortamı masalsı ve etkileyici kılmayı başarmış.

Tom Dixon, enerji tasarruflu devasa Bulb ile, hayatımızdan yavaş yavaş çıkmaya başlayan akkor ampullere ve tasarruflu ampullerin estetikten uzak görünümüne tepki gösteriyor. Tüm aydınlatma öğelerine uyacak şekilde E27 standartında üreti¬len T5, tek başına kullanılabileceği gibi üç farklı avize tasarımı içerisinde de yerini buluyor. Çalışanların yükünü taşıyacak, çalışkan bir masa: Roll. Dökme tabanını süsleyen tekerleği ile mekanik dayanıklılığın kullanışlı bir örneği. Koleksiyonun en minimal üyesi: Cast. Köpük tabakasından oluşan arka kısım, birleştirilebilir sandalye ayakları ve tüm bu parçaların üzerine sığabileceği oturma tablası ambalajların küçülmesinde önemli bir rol oynuyor. Her bir bölümü parlaklık ve teknoloji üzerine konumlandırılan mekanlar, enstalasyon içerisinde kimi zaman bir fizik laboratuarı ya da otel lobisi olarak karşımıza çıkıyor. Tek bir obje üzerine odaklanmaktansa, yaşayan alanlarda ta¬sarımlar bir bütüne ait parçalar halinde sergileniyor.
www.tomdixon.net


Etiketler: , , | İlk yorumu siz yapın »