Kent mekanında birer düğüm noktası olarak işleyen istasyonlar, kamusal karşılaşmaların odağı haline gelip çok katmanlı kimliklere sahip oluyorlar. 19. yüzyılda ortaya çıkan bu tipoloji, işlevsel ve sembolik anlamları bir arada barındırıyor.

Endüstri Devrimi ile beraber ortaya çıkan bu yeni yapı tipolojisinin ilk dönemlerinde en önemli mesele, binaların kamusallık vurgusundan ödün vermeden aşıldık görkemli yapılardan ayrışması olmuş. Bilinen ilk örnekleri 1800’lü yılların başında görülen istasyonlardan bugüne kalan en eski örnek İngiltere’de Liverpool ve Manchester hattındaki Liverpool Road, istasyon işlevini yitirse de müze olarak kullanılmaya devam ediyor. Böylece istasyonun hem inşa edildiği dönemin izlerini yansıtan karakteri somutlaştırılmış hem de bir hafıza mekanı olarak değeri ön plana çıkarılmış.

hghf

İstanbul’un kent mekanı ve tarihinde oldukça önemli bir yeri olan Haydarpaşa Garı da simgeleşmiş bir örnek. 1908’de Alman mimarlar Otto Ritter ve Helmuth Cuno tarafından gerçekleştirilen istasyon, Anadolu’dan İstanbul’a akan göçün kente ulaştığı ana nokta olarak hafızalarda yer ediniyor. Haydarpaşa’nın karşı kıyısında ise bir zamanlar Paris’ten kalkan Şark Ekspresi’nin son durağı olan Sirkeci Garı bulunuyor. Alman mimar August Jachmund tarafından tasarlanan, inşasında Marsilya’dan gelen taşların kullanıldığı yapı, o dönemde İstanbul’un Avrupa’ya açılan yüzünü temsil ediyordu.

Kentsel ağların genişleyip gelişmesiyle birden fazla hattın bağlantı noktası haline gelen istasyonlarda, mimarlık ve mühendislik disiplinlerinin bir araya gelmesiyle çok katmanlı mekan çözümleri ortaya konuyor bugün. Hem kent içi hem de kentler arası bağlantıların toplandığı, yoğun ve hızlı bir dolaşımın hüküm sürdüğü bu alanlarda mekanın okunabilirliği ve netliği de tasarımın ne kadar işlediğini belirliyor.

gdf

Belçika’da Kuzey Avrupa hızlı tren hatlarının kesişim noktasında İspanyol mimar Santiago Calatrava’nın tasarladığı Liège-Guillemins istasyonu tam da bu türden bir yoğunluğa ev sahipliği yapıyor. Geçirgenliği yüksek, yaklaşık 145 metre açıklık geçen bir kabuk, yapının strüktürel bütünlüğünü görünür kılıyor ve karakteristik bir imge oluşturuyor. Kabuğun altında yaya geçitleri, köprüler ve platformları birbirine bağlayan düşey donatılar bulunuyor; istasyon karayolu ulaşım hattına da bağlanıyor. (Fotoğraflar: ©  Yannick Wegner)

Hollanda’nın Arnhem kentinde eğrisel formlara sahip yeni istasyon binası ise, ilhamını Klein Şişesi’nden alıyor. Tek tarafı kapanan sürekli bir yüzeyden oluşan  UNStudio tasarımı mekanda, hem eğrisel form hem de 60 metreye ulaşan açıklıklar nedeniyle çelik konstrüksiyon tercih edilmiş. Şehir içi ve şehirlerarası ulaşım ağlarını bekleme alanlarıyla zenginleştiren mekan, kullanıcıların hareketlerini ve mekanı kullanım eğilimlerini yönlendiriyor. (Fotoğraflar: © Hufton + Crow)

hfgffs

Bugün tarihi istasyonların sahip olduğu sembolik değerler çağdaş istasyonlar üzerinden tartışılmaya devam etmese de bu ulaşım yapıları, mekanları ve kişileri birleştirme ve dağıtma, buluşturup tekrar yayma potansiyelleri ile işlevsel olarak taşıdıkları anlamı koruyorlar. Bu nedenle de kent içinde karakteristik birer imge kurmaya devam ediyorlar.