Kültürel birer yapı taşı olarak kent yaşamına dahil olan kütüphaneler, yalnızca kitaplar için bir kabuk değil kamusallığı tetikleyen alanlar olarak işlediklerinde değer kazanıyorlar.

Toplumların gelişmişliği yalnız okuma yazma oranlarıyla sınırlı kalmayıp, ne kadar çok kütüphaneye sahip oldukları ve bu kütüphaneleri ne kadar kullandıklarıyla da ilişkileniyor. Bugün kent kütüphaneleri, yalnızca kitapların raflara sıralandığı yerler olmanın ötesine geçerek kentlilerin bir araya gelmesine olanak tanıyan, çeşitli etkinliklere ev sahipliği yapan mekanlar haline geliyor. Tabi bir yandan da bu durum kütüphanenin yalnızca okulla, üniversiteyle bağlantılı olduğu varsayımının çoktan kırıldığı toplumlarda mümkün olabiliyor.

Kütüphane, kitap rafıyla aynı anlamı taşımadığında mekan tasarımında hem deneyimin hem de etkileşimin tetiklendiği bir yaklaşım öne çıkıyor. Türkiye’de kütüphane tasarımlarıysa Behruz Çinici’nin ODTÜ Kütüphanesi, Şandor Hadi ve Hüseyin Başçetinçelik’in tasarladıkları İstanbul Üniversitesi Merkez Kütüphanesi, Sedad Hakkı Eldem’in Atatürk Kitaplığı ve çeşitli üniversiteler ve kurumların içine yerleşen birkaç sayılı örnekle sınırlı. Ne var ki dünyanın pek çok yerinde kent kütüphanelerinin farklı örneklerine rastlamak mümkün.

3

Low Hammond Rowe Architects tarafından Kanada’nın Nanaimo kentinde gerçekleştirilen Vancouver Adası Bölge Kütüphanesi, mevcut yapıya kamusallığı vurgulayarak eklemlenen bir tasarıma sahip. Bölgenin yoğun yeşil dokusundan esinlenilerek tasarlanan yapı, mimariyi doğayla buluşturmak için ahşap bir strüktürle kurgulanmış. Ahşap taşıyıcılar arasına yerleşen cam yüzeyler de iç mekan ve dış mekan arasındaki görsel bağlantıyı kuvvetlendirerek doğayla bağ kuruyor. Gün ışığının yapının merkezine kadar ulaşması da sağlanıyor. Mevcut yapının merkezi bir çekirdek gibi ele alındığı tasarımda yeni eklemler bu çekirdeğin iki yanında uzanarak yapının çevresini saran peyzaja sızıyor. Kütüphane binası aynı zamanda sürdürülebilirlik ilkeleri doğrultusunda; yağmur suyu birimleri ve pasif solar sistemlerle donatılarak enerji verimliliği de sağlıyor.

2

Sally Drapper ve Mitsouri Architects ortaklığıyla tasarlanan Williamstown Kütüphanesi ise Avustralya’nın tarihi bir liman kenti olan Williamstown’da bulunuyor. Suyun akışkan ve değişken yapısıyla tarihi dokunun sürekliliğinin, son derece katı ve sert duruşunun karşı karşıya olduğu bölgede konumlanan kütüphane, tasarımda bu iki uç noktayı dengeli bir biçimde yorumluyor. Eliptik bir çerçeveye  sahip, şeffaf cepheli okuma salonu, ofisleri ve sergi salonunu içeren lineer kütleye takılarak bu uyumu ortaya koyuyor. Yapının peyzaj düzenlemesi de bölge için canlı bir kamusal alan oluşturmak, tarihi alandaki hareketliliği ve ulaşabilirliği artırmak üzere kurgulanmış.

4

Fransa’nın Grenay kentinde bulunan kütüphaneyse belediye tarafından bölgedeki kültürel ortamı canlandırmak üzere gerçekleştirilmiş. Tasarımını Richard + Schoeller Architects’in yaptığı kütüphane yerden ayaklarla yükseltilerek kamusal alan oluşturuyor. Şeffaf zemin kat, hem gün ışığını kütüphanenin içine alıyor hem de mekanın sokakla kurduğu ilişkiyi kuvvetlendiriyor. Konferans alanının bulunduğu alan bu şeffaflık sayesinde daha fazla ziyaretçiyi katılıma davet ediyor. Cadde üzerinde bulunan dikdörtgen kütleye kütüphanenin diğer işlevleri, elin parmakları gibi eklemleniyor. Böylece yapının kapalı alanları arasında açık alanlar oluşuyor. Atölyeler ve sergi salonları da kütüphaneyle birlikte bir bütün olarak bölgede yaşayanlara kültürel bir merkez sunuyor.

Kapak Fotoğrafı: Salt Galata Kütüphanesi, © Refik Anadol