Gölyazı Köyü’nde tasarlanan müze, mekansal belleği ön plana çıkararak tarihi doku ve geçim kaynağı ile şekillenmiş köy yaşamını sergilemeye çalışıyor.

Gölyazı Köyü, göl kıyısında bulunan balıkçı sandalları, sazlıklar ve tarihi sur kalıntılarının oluşturduğu sınırlar içinde kalan kırsal bir yaşam alanı. Kentin keşmekeşinden uzaklaşarak kırsala doğru yönelen göç hareketlerinin doğurabileceği sonuçlar proje kapsamında ele alınarak mekansal ölçeğin korunmasına yönelik bir yaklaşım benimsenmiş. Kırsal yaşamın kimliğini oluşturan dokunun ya da yerelliğin zedelenmesi gibi kültürel kayıpların önüne geçecek stratejiler izlenmeye çalışılmış.

02

Tasarlanan Gölyazı Müzesi, tarihi doku ve geçim kaynağı ile şekillenmiş köy yaşamını sergiliyor.  Mevcut potansiyeller doğrultusunda oluşturulan form, köy ölçeğini sınırlandırarak koruma algısı yaratmış. Oluşturulan sınır algısının, seyir platformu olarak işleyerek köy yaşamının doğallığına müdahale etmeden, kendine kırsal alan içinde yer edinmesi öngörülmüş. Platform, Gölyazı’yı çevreleyen tarihi surdan esinlenilerek oluşturulmuş. Geçmiş ve gelecek arasında bağ kuran platform, bir yandan da rampalarla göl suyu içinde konumlandırılan akvaryumlara ulaşıyor ve bu rampalar akvaryum tünellerine dönüşüyor.

Müzenin ana kültesine bu tüneller aracılığıyla ulaşılıyor. Su altında yer alan hacim; sergi alanı, bölünebilir çok amaçlı salon, atölyeler, sosyal alanlar, uyku tüpleri, kafe ve restorandan oluşuyor. Müzenin etrafını saran Uluabat Gölü ise mekanlar arası dolaşım alanlarının izini tanımlamış. Kot farkları da işlevsel ayrımı vurgulayacak şekilde kurgulanmış.

Proje: İnan Tokay – Uludağ Üniversitesi