Çelik, mimaride bir yandan sağladığı teknik imkanlarla esnek mekanlar oluştururken bir yanda da farklı ve yenilikçi tasarımları mümkün kılıyor.

Özellikle 20. Yüzyılda çeliğin mimariye daha çok dahil olması, malzemenin sınırlarının her geçen gün daha fazla zorlanmasına, daha farklı ve narin kesitli tasarımların yapılmasını da beraberinde getiriyor. Endüstriyel bir kimliğe sahip çelik, bugün kamusal yapılarda da yaygın olarak kullanılıyor. Bilgisayar destekli tasarım sistemlerinin de gelişmesi ve mimari süreçlere entegre olmasıyla birlikte çelik yapı tasarımları giderek farklılaşıyor.

Taşıyıcı eleman yükünü azaltarak, geniş açıklıkların geçilmesini; böylelikle esnek, dönüştürülebilir, ihtiyaca göre yeniden şekillendirilebilir mekanlar oluşmasını sağlıyor. Malzemenin yüksek çalışma performansı, kesitleri narinleştirip estetik çözümleri de mümkün kılıyor. Geçici ve taşınabilir strüktürlerde de çelik kullanımı öne çıkıyor. Sökülüp yeniden kullanılmaya çok müsait olan malzeme, sürdürülebilirlik ilkelerine cevap veriyor.

Modüler Tasarım

Son dönemde Çin’deki inşa faaliyetleri oldukça hız kazanmış. Gösterişli ama ancak kısa bir süre hizmet verecek binaların sayısı çoğalmaya başlayınca, geçici strüktürler de önem kazanmış. Yeniden kullanılabilir malzemelere yönelinmiş. Özellikle gayrimenkul piyasası hızla değer kazanırken satış ofislerinin akıbetinin ne olacağı üzerine araştırmalar geliştirilmiş. İşlevini kaybedeceği önceden belli olan bu tip yapıların yeni işlevler için dönüştürülmesi, serbest plan şemasına sahip olmasını ya da sökülüp başka yerde yeniden kurulabilmesini zorunlu kılıyor. Bu sayede kaynaklar verimli bir şekilde kullanılmış oluyor. Hızlı imal ediliyor olması da avantaj sağlıyor.

2

Open Architecture’un Çin’in Guangzhou kentinde inşa edilen HEX-SYS de bu araştırılmalar sonucu ortaya konmuş ilk prototip olma özelliği taşıyor. Çin’deki geleneksel ahşap yapılardan esinlenerek tasarlanan pavyon, altıgen şeklindeki hücrelerin bir araya gelmesinden oluşuyor.  Modüler birimler, geometrinin sunduğu imkanlarla da farklı alanın verilerine göre yeniden kurgulanabiliyor. Böylece birbirinden farklı üst formların oluşmasını mümkün kılıyor. Çelik taşıyıcılarla kurgulanan birimlerde alüminyum paneller ve bambu kullanılmış.

Topoğrafyayla Birleşmek

Biesbosch Müzesi’nin yenilenme çalışmaların Studio Marco Vermeulen tarafından gerçekleştirilmiş. Üzerinde yapay bir peyzaj kuran müzede su öğesi öne çıkıyor. Hem mevcut binanın hem de ek yapıların üzerin toprak ve çimle kaplanmış. Yine altıgen formun ön plana çıktığı müzede betonarme perde duvarlar ve çelik kolonlar bir arada kullanılmış. Piramidal çatı formu, yükseltiler oluşturarak topoğrafyayı da manipüle ediyor. Çelik, yapının yükselerek kendini görünür kıldığı noktalarda camla birleşerek narin kesitler sunuyor. Toprağın yarılmış gibi göründüğü bu alanlarda, çeliğin teknik ve estetik imkanları algılanabiliyor.

bies

Malzeme Uyumu

Çelik, çağdaş bir malzeme olarak cam ve beton gibi malzemelerle uyumlu birliktelikler kuruyor. Office AT’in Tayland’da inşa ettiği ofis binası, bu uyumu ortaya çıkarıyor. Birbirinden yaya bağlantılarıyla ayrılan kütleler, gösterişli bir çatı örtüsü altında birleşiyor. Anıtsal ağaçların yer aldığı yoğun tarifk aksı üzerinde kurgulanan yapının çatı formu ağaçlardan esinlenilerek tasarlanmış. Çelik şeritlerin ritmik bir şekilde bir araya getirilmesiyle oluşturulan doku, ağaç dallarına gönderme yapıyor.  Restoranların yer aldığı kütleler çelik bir strüktüre sahip. Cam cepheleriyse farklı yansımalar oluşturup yapıya kristalmiş izlenimi veriyor.

3