Nüfus yoğunluğunun günden güne arttığı, arsa değerinin sürekli yükseldiği kentlerde artık yüksek yapılar kaçınılmaz olarak kendine yer buluyor. Yapım tekniklerinin, malzemelerin kalitesinin giderek iyileşmesi de mimarların farklı tasarımlar ortaya koymasına imkan veriyor, kentler devamlı yükseliyor.

Efsanelere göre tarihin ilk yüksek yapısı bugünden çok önce inşa edilmiştir. Büyük Tufan’dan kaçan ve kendi adlarına bir şehir kurmak isteyen Sümerler Tanrı Marduk adına cennete kadar yükselen Babil Kulesi’ni inşa etmişler. 5000 yıl kadar önce inşa edilen ve Tanrıdağı adı verilen kule sonrasında Babil’in yaşadığı işgaller nedeniyle yıkılmış.

brueghel_tower_of_babel

Jül ve Augustus Sezar dönemlerinde Roma İmparatorluğunda kentin çok hızlı büyümesi pek çok konut blokunun ortaya çıkmasına neden olurken binaların strüktürel zayıflıklar nedeniyle sık sık yıkılmasıysa bina yükseklikleriyle ilgili kuralların ortaya çıkmasına sebep olmuş. Önce en fazla 21 metre yapı yüksekliği kabul edilirken daha sonraları bu 18 metreye düşürülmüş. Tarihsel süreç boyunca askeri kulelerin, kalelerin ve katedrallerin yüksek yapı olarak kabul edildiği doğruysa da bugün bildiğimiz anlamda gökdelenlerin ortaya çıkışıysa ancak 19. yüzyıla dayanıyor.

İki büyük teknolojik gelişme bizim bugün bildiğimiz yüksek yapıların oluşmasında önemli rol oynuyor: 1853’te Elisha Graves Otis’in icat ettiği asansör ve 1870’ten itibaren çeliğin yapım sürecine dahil olması. Düşey sirkülasyonu mümkün kılan asansör, binaların yükselmesine izin veren önemli bir teknolojik gelişme olarak karşımıza çıkıyor. Asansörler insanların daha güvenli ve daha hızlı bir şekilde daha az yorularak ulaşması sağlayarak binaların yükselmesine olanak tanıyor. Çeliğin yapım sürecine dahil olmasıysa daha fazla döşeme inşa edilebilmesi anlamına geliyor. Çekme germe kuvvetlerinin dengelenmesi, duvarların hafiflemesi binaların yükselmesine izin veriyor.

2 home insurance chicago one third

Bu teknolojik gelişmelerin ardından 1885 yılında Chicago’da inşa edilen Home Insurance Building dünyanın ilk gökdeleni olarak kabul ediliyor. 42 metre yükseklikteki 10 katlı binanın tasarımı mühendis William Le Baron Jenney’e aitti. Chicago Okulu’nun sembolü yangın dayanımlı çelik strüktür de ilk kez bu yapıda kullanılmış. Daha sonra yıkılan yapının yerinde bugün Amerikan Bankası yükseliyor.

19. yüzyılın sonlarına doğru Avrupa’daki Paris, Londra, Roma gibi kimi kentler, tarihi doku içinde yüksek yapı inşaatını tümüyle reddetti. Anıtsal yapıların kentin tümünden izlenebilmesi fikri, planlamada esas kabul ediliyordu. Yüksek yapılar böylece kendilerine Amerika’da daha büyük yer buldular. Özellikle New York’ta gökdelenlerin sayısı giderek arttı. 1931’de tamamlanan Empire State binasının ardından dünyanın en uzun gökdeleni unvanına sahip olma mücadelesi kıyasıya bir rekabete dönüştü. Şanghay, Hong Kong, Sao Paulo gibi Asya ve Latin Amerika kentleri de hızla bu yarışa dahil oldu.

Tayvan’ın başkenti Taipei’de inşa edilen Taipei 101, 509 metre yüksekliğiyle dünyanın inşa edilmiş en uzun binası olma özelliğini 2010 yılına kadar korudu. Ancak Dubai’de tamamlanan Burç Halife binası 828 metre yüksekliğiyle dünyanın en uzun binası olma rekorunun yanında dünyanın en yüksek ve en hızlı asansörüne de sahip oldu.

Kent siluetine hızla ve sürekli eklenen gökdelenler İstanbul’da da kendilerine bolca yer buluyorlar. Büyükdere Aksı’nın merkezi iş alanı olarak kabul edilmesi, markaların prestij yarışları ve arsa değerlerinin artışı nedeniyle her geçen gün yeni bir yapı yükseliyor.

01.jpg

Bu aks üzerinde cam cephesiyle dikkat çeken Soyak Kristal Kule, Pei Cobb Freed & Partners ve Has Mimarlık ortaklığıyla tasarlanmış. 2014 yılında tamamlanan bina 169 metre yüksekliğindeki yapı dikdörtgen prizmanın geometrik parametreler doğrultusunda eksiltilmesiyle farklı noktalardan farklı perspektifler sunmak amacıyla oluşturulmuş.