Tarihi mirasın korunması ve yaşatılması yönündeki talep her geçen gün artıyor. Modern koruma ve restorasyon yaklaşımlarının ortaya konması ve araştırma tekniklerinin gelişmesiyle arkeolojik alanlarda yürütülen çalışmalar yoğunlaşıyor. 

Arkeolojik alanlar, çevresiyle birlikte belirli bir dönemin kentsel ve mimari düzenini ve yapım tekniklerini ortaya koyan birer belge niteliği taşıyor. Antik buluntular, döneminin mimari özellikleri kadar toplumların sosyal ve kültürel yaşantısı hakkında da bilgi veriyor. Dolayısıyla tarihi mirasın korunması ve yaşatılması yönündeki projeler giderek önem kazanıyor. Teknolojinin ilerlemesi ve araştırma tekniklerinin gelişmesiyle arkeolojik alanların korunması ve kamuya açılabilmesi konusu da daha mümkün hale geliyor.

Günümüzde, pek çok arkeolojik alanda restorasyon, çağdaş ekleme ya da yeniden işlevlendirme projeleri gerçekleştiriliyor. Çalışmalar kapsamında belgelemenin yanı sıra malzemelerin özellikleri ve yapım teknikleri hakkında araştırmalar yapılıyor. Disiplinlerarası ilişkilerle sürdürülen araştırmalar, arkeolog ve mimarlar dışında strüktür ve zemin/malzeme/kimya mühendisleri, nümizmatlar ve sanat tarihçileri ile birlikte yürütülüyor. Tüm bu koruma ve restorasyon projeleri, en az müdahale ile en iyi korumayı yapmayı amaçlıyor.

Arkeolojik alanlarda yürütülecek çalışmalar hakkında farklı yaklaşımlar birlikte barınıyor; yani bu konuda farklı uygulamalar görüyoruz. Yapının mevcut parçalarını koruyarak mümkün olduğunca canlandıran projelerin yanı sıra eksik kalan kısımları farklı malzemeler kullanarak yapıyı tamamlamak da bir başka restorasyon yaklaşımı ortaya koyuyor. 1964′te yayımlanan Venedik Tüzüğü, restorasyon çalışmalarının nasıl yapılması gerektiği konusunda yol gösterici olarak işliyor, modern koruma yaklaşımına açıklık getiriyor. Tüzüğe göre eksik kısımlar tamamlanırken, bütünle uyumlu bir şekilde bağdaştırılmalı; fakat bu onarımın, aynı zamanda sanatsal ve tarihi tanıklığı yanlış bir biçimde yansıtmamak için özgünden ayırt edilebilecek bir şekilde yapılmalı.2

Atina’da M.Ö. 4.yüzyılda dorik düzenle inşa edilen Parthenon Tapınağı’nın restorasyonunda temel fikir en az müdahale ile sade bir onarımın gerçekleştirilmesi üzerine kurulmuş. Bu bağlamda öncelikle kısa kalan sütunların eksik parçaları tamamlanmış. Mimari parçalar büyük vinçler yardımıyla yerleştirilerek yapı ayağa kaldırılmış. Orijinal cephe düzenindeki renkli bezemelerse bilgi eksikleri sebebiyle mevcut haliyle bırakılmış.

DTPhkyvDjKhMt26vyv1xmNyp

Arkeolojik alanın durumuna göre zaman zaman, alana çatı örtüsü ya da sert peyzaj tasarımı gibi çeşitli çağdaş ekler yapmak gerekebiliyor. Güneş ışığı, yağmur, hava kirliliği ve rüzgar gibi çevresel faktörler ya da ziyaretçi yoğunluğu yapı malzemeleri, döşemeler, kerpiç, çini kaplı duvarlar, freskler, zemindeki mozaikler üzerinde bozulmalara sebep olabiliyor. Bu olumsuz etkilerden kaçınmak için hafif strüktürlü çatı örtülerine ya da sirkülasyonu düzenleyecek platformlara ihtiyaç duyuluyor.

Lizbon’da demir çağından kalma bir konut olan São Jorge kalesinin restorasyonu sırasında korunması istenen buluntular, alçı bir çatı örtüsüyle sarılmış. Avlulu yapı kütlesi, tahmin edilen duvar yüksekliğine kadar alçıpanla yükseltilmiş. Alçıpan duvarlar, kalıntıların üzerinde 50 cm’lik bir boşluk bırakacak bir şekilde havada duruyor. Yeni kabuk, doğrudan toprak zemine basan altı noktaya taşıtılmış. Çatıda yer alan siyah bir ayna sayesindeyse göz seviyesinden algılanamayacak detaylar tavanda belli belirsiz yansıtılıyor.

3

Bazı arkeolojik alanlardaysa yeniden işlevlendirmeye yönelik çalışmalar yapılıyor. Yeniden işlevlendirmenin temel amacı, arkeolojik alanın yaşayan ve kullanılan bir mekana dönüşmesini sağlamak. Bu durumlarda alan ya da yapı genellikle ziyaretçilere açılarak çeşitli eserlerin sergilendiği müzelere dönüşüyor. Bazı özel durumlardaysa arkeolojik buluntular korunurken arkeolojik alanlar otel, restoran, konferans salonu gibi farklı işlevlerle tekrar tasarlanabiliyor.

4

Kudüs’teki antik şehirde bulunan Davidson Merkezi, Kimmel Eshkolot Architects tarafından yeraltı kotlarında kalan arkeolojik alanın dolaşılabilmesi için tasarlanmış. Ağlama Duvarı’nın yanında yer alan müze, Kudüs’ün çok katmanlı arkeolojik alanları hakkında bilgi veriyor. Yapı aynı zamanda konferans ve sergi alanı olarak da çalışıyor. Müze, cam ve çelikten hafif bir strüktür ile arkeolojik alanla en az fiziksel teması kuruyor.

Kaynakça:
1. Ahunbay, Z. (2007) Tarihi Çevre Koruma ve Restorasyon, İstanbul, YEM Kitabevi
2. Venedik Tüzüğü (1964) <http://www.icomos.org/charters/venice_e.pdf> (14 Eylül 2015)