Dünyanın dört bir yanında mimarlar, çocukların kendi hayal güçlerini keşfedebilmeleri için yarattıkları çevrelerde -oyun alanlarında- giderek daha da yenilikçi bir rol üstleniyor. Mimarlık yerleştirmeleri ve keşfe yönelik yeni oyun kurguları tasarlanıyor, farklılaşan malzeme kullanımları deneniyor ve oyun tipolojisi kendi evrimine devam ediyor.

Endüstrileşmeyle birlikte bazı iyi örnekler dışında çevremizdeki oyun parklarının genelgeçer bir kurguya sahip olduğunu düşünebiliriz. Hatta biraz daha ileriye giderek, çocukların belirli bir oyun kurgusu dahilinde oynaması gerektiğini de savunabiliriz. Ne var ki oyun alanları her zaman günümüzün kaydırak, salıncak, tahterevalli gibi tipik oyun parkı elemanlarından oluşmuyordu; örneğin 19. yüzyıl çocuklarının böyle parkları yoktu. Almanya’da 1885 yılında oyun alanları “kum bahçeleri”nin etrafında şekilleniyordu; günümüze gelene kadar da oyun parkları, kamusal alanlar içinde en alışılmadık mekanlardan biri olma özelliklerini sürdürdü. Oyun parklarının bir tasarım tipolojisi olarak halen devam etmesindeki nedense giderek artan endüstrileşme ve kentleşmeye bağlı olarak kullanıcıların bu tür alanları yeşil, temiz ve sosyal izolasyonu sağlayıcı bir unsur olarak görmeleri sayılabilir.

Endüstrileşmenin yoğun artışıyla birlikte oyun alanlarında da belirli değişimler izlenmeye başlandı; 1900’lü yılların başında çocuklar, serbest planlı parklardan ziyade bir eğitici eşliğinde düzenlenerek belirli bir kurguya sahip parklarda oynardı. Küresel ya da ulusal olaylardan doğal olarak etkilenen “mimarlık”, İkinci Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında, sokaklardaki beton, taş, tuğla gibi malzeme kalıntılarını oyun alanlarıyla buluşturmaya başlayınca 1940’lı yıllarda macera ve keşfe yönelik “atık oyun alanları” doğdu.1 Aslında bu tipoloji için sosyal ıslah da demek yanlış olmaz.

1

1950’li ve 1970’li yıllar arasında kaydırakların, hayvan biçimlerinin, tünellerin olduğu ve genellikle metal malzemeyle tasarlanan “masalsı oyun alanları” bulunurken sonraki 10 yıl içinde standartlaşmış oyun alanları hayatımıza girdi. Plastikle tasarlanan bu oyun elemanları, ebeveynlerin artan güvenlik endişelerine cevap bulmak için geliştirilmiş. Günümüzde de yoğun olarak kullanılan seri üretim çıkışlı “güvenli” parklar; oyun elemanlarını tek tipleştiriyor, çocukları zorlayıcı parkurlardan mahrum bırakıyor; yine bu tek tipleşme, bu alanlardaki hayal gücüne dayalı tasarımlara da ket vuruyor. Bu plastik oyun tipolojisini çevremizde sık sık görsek de çeşitli temalar ve malzemelerin kullanıldığı, hayal gücünü ve fiziksel çalışmayı teşvik edici modern oyun alanları da mevcut.

Örgü Ormanı

Yerleştirmelerin ve sanatın kamusal alanda giderek daha fazla yer kaplamasıyla oyun alanlarının  kısmen de olsa bu türde geliştiğini söylemek sanırım yanlış olmaz. Tezuka Architects’in Japonya’da tasarladığı Örgü Ormanı, renklerin kullanıldığı amorf bir oyun alanını görselleştiriyor. Standart oyun alanları yerine örgü sanatçısı Toshiko Horiuchi Macadam’ın kendi elleriyle yerinde tasarladığı oyun alanı, çocuklar için tırmanma ve zıplama gibi alanları tanımlıyor. Hakone Açık Hava Müzesi için geçici bir pavyon olarak tasarladıkları alan, ormanın sınırsızlığını simgeliyor. Yarı kapalı bir strüktür olarak tasarlanan pavyon, ahşap kütüklerle sınırlandırılmış.

3

Kil Deneyimi Parkı

Atelier Dreiseitl ve Siegmund Landschaftsarchitektur’un ortaklaşa tasarladığı Kil Deneyimi Parkı, günümüzün tematik parkları için bir örnek sunuyor. Önceden bir kil madeni olan alan, bir ıslah sürecinden sonra madende kullanılan strüktürlerin korunmasıyla bir oyun alanına dönüştürülmüş. Almanya’da konumlanan oyun alanı, Dormettingen kasabasına yakın olması nedeniyle aynı zamanda kamusal bir alan görevi de görüyor. Park içinde yer alan göl, sergi alanları, tırmanma ve seyir kuleleri, yürüyüş yolları ve farklı malzemelerin hakim olduğu mekanlaşmalar 1940’lı yılların atık oyun alanlarına bir referans veriyor. Alanın endüstriyel kimliği korunarak yere özgü tasarlanan proje, kullanıcılarına alanın tarihsel ve kültürel peyzajını da yaşatıyor.

2

Cadde Kilimi

Oyun alanlarında belirli oyun elemanlarının kullanımının yanı sıra, yalnızca renklerin kullanıldığı parklar da mevcut. Danimarkalı mimarlık ofisi BIG’in tasarladığı park, Kopenhag’ın kuzeyinde 750 metre uzunluğundaki bir caddeyi boydan boya geçiyor. İçinde bisiklet yollarının, oturma alanlarının ve küçük ölçekli de olsa oyun elemanlarının bulunduğu kamusal alan oyunu renkle birleştiriyor. Cadde, her biri farklı renklere sahip geometrik şekillerle bölünmüş. Renkli alanın bitiminden hemen sonra başlayan monokrom renklerin hakim olduğu caddeyse, beyazla çizilmiş topoğrafya çizgileri, yükselip alçalan tepeler ve siyah zeminden oluşuyor. Çizgilerin birer oyun elemanına dönüştüğü park için dünyadaki birbirinden farklı 60 kültürü yansıtan kentsel mobilyalar da tasarlanmış. Kopenhag’ın kültürel çeşitliliğine vurgu yapan oyun alanı, çocukları kendi oyunlarını fiziksel aktiviteleriyle yaratmaları için teşvik ediyor.

4

Kaynakça:
1. Carol Kino, The Work Behind Child’s Play, New York Times