Kentsel tasarımı çevreci ilkelerle bütünleştiren Marco Casagrande kentleri üst üste binmiş enerji katmanlarından oluşan bir organizma olarak ele alıyor. Kentsel enerji akışını, akupunktur öğretilerinden yola çıkarak manipüle ediyor.

Mimarlık teorisyeni, sanatçı ve eğitimci Marco Casagrande kariyerinin ilk yıllarından bu yana mimarlığı başka disiplinlerle birlikte ele aldı. 2001 yılında Helsinki Teknoloji Üniversitesi’nden mezun olan Casagrande, ekolojik değerleri mesleki pratiğinin merkezine yerleştirdi. Dünyanın pek çok farklı yerinde çevresel sürdürülebilirliği vurgulayan yerleştirmeler gerçekleştirdi.

Kontrolsüz Büyümeye Karşı

1

Fin mimar 1999’da, kentlerin kontrolsüz büyümesi karşısında yok olan tarım arazilerine dikkat çekmek için Land(e)scape yerleştirmesi gerçekleştirmişti. Finlandiya’da hemen her şehirde giderek büyüyen banliyölerin tarım alanlarını sıkıştırması Casagrande’yi harekete geçirmişti: Bölgedeki terk edilmiş üç ahırı işgal ederek onları ayaklar üzerinde yükseltmiş. Sergi bitiminde yakılan ahırlar, tarım geleneğinin bir “hatıra” olarak var olmasına karşı ağır bir eleştiri getiriyor.

Land(e)scape yerleştirmesi ile Architectural Review’in Emerging Architecture ödüllerinde finalist seçilmesi, Casagrande’ye Uluslararası Venedik Bienali’nin kapılarını açtı. Küratörlüğünü Massimilliano Fuksas’ın üstlendiği 2000 yılı bienali kapsamında çalışma ortağı Sami Rintala ile birlikte gerçekleştirdikleri “60 Minute Man” projesinde mobil bir orman inşa etmeyi hedeflemişler. Endüstriyel bir atık haline gelmiş, terk edilen bir mavnayı temizleyerek ve onararak meşe ağaçlarıyla kaplamışlar. Venedik kıyılarına demir attıkları mavna, bu sayede kamusal bir parka dönüşmüş.

3

Marco Casagrande’nin üretimleri ve öğretisi mimarlık, kentsel ve çevresel tasarım, çevreci sanat disiplinleri arasında geniş bir yelpazeye yerleşiyor. İnsan ve doğayı bir bütün olarak ele alan mimar, tasarımların doğaya saygılı olması gerektiğini vurguluyor. Post-endüstriyel kentler üzerine geliştirdiği “Üçüncü Nesil Kent” teorisiyle kenti yaşayan bir organizma olarak ele alıyor. Kentsel tasarımı çevrecilik ilkeleriyle birleştiriyor ve kentsel enerji akışına vurgu yapıyor. Ekolojik sürdürülebilirliğin bu enerji akışını düzenlemekten ve yönlendirmekten geçtiğini savunuyor. Kentte de aynı insan bedeninde olduğu gibi kimi tıkanma noktaları oluştuğu ve o bölgeye yapılacak noktasal müdahalenin bütün enerji akışındaki dengesizliği gidereceğini belirtiyor.

Üçüncü Nesil Kent

Kentsel gelişme sürecini üç ayrı dönemde ele alan Casagrande ilk dönemi insan ve doğanın bir bütün olarak yaşamını sürdürdüğü dönem olarak tanımlarken ikinci dönemse insanın doğaya hükmetmeye başladığı, duvarlar inşa ederek kendini doğadan tamamen soyutladığı modern zamanlara denk geliyor. Casagrande böyle bir akış içinde nihayet şehirlerin tekrar doğayla birleşeceğini öngören teorisiyle Ruin Academy’yi kurdu. Çeşitli kentlerde terk edilmiş alanlarda gerilla bahçecilik faaliyetleri yürütüyor. “Harabe” kelimesi, onun bakış açısına göre yıkık dökük bir alanı ifade etmez, aksine insan eliyle yapılmış olanın yeniden doğanın bir parçası haline gelmesini anlatır: “Ardında izler bırakmadan insan, sıradan bir maymundan başka bir şey değildir.”

2

Tayvan’da terk edilmiş bir binaya yerleşen Ruin Akademi, yerli kabilelerin yaşantılarına ve doğayla kurdukları etkileşime dair araştırma çalışmaları yürütüyor. Beş katlı yapıya yapılan müdahaleler, onu doğayla barıştırmaya çalışıyor. Duvarların yıkılmasıyla ve tavanda açılan boşlukla yağmur suyu yapının içine alınıyor ve bitkilerin yapı içinde kendi halinde büyümesine imkan sağlanıyor. Akademinin yürüttüğü araştırma çalışmaları çeşitli atölyelerle destekleniyor ve Tayvan Tamkang Üniversitesi ile işbirliğiyle yürütülüyor.

Doğanın İçinden Yükselen Yerleştirmeler

4

Casagrande’nin Tayvan’da Taipei kentinin endüstriyel bölgesinde gerçekleştirdiği Cidada yerleştirmesi, başkalaşım geçirmiş “endüstriyel böcek” için bir yuva olarak kurgulanmış. Bir böceğin doğada bulduğu malzemelerle kozasını inşa etmesi gibi insan ölçeğinde bir kentsel “koza” inşa etmiş. Bambular kullanılarak oluşturulan esnek strüktür kapalı bir alan tanımlarken boşluklu dokusuyla bir yandan da dış mekanın bir parçası olarak var oluyor. Yerleştirmenin bu anlamda modern insanı binlerce yıl öncesinin inşa edilmiş alanlarına doğru yolculuğa çıkaran bir yapıda olması hedeflenmiş.