Viyanalı ressam ve mimar Hundertwasser 72 yıllık ömrüne pek çok eser sığdırdı. Mimarlıkta rasyonalizme karşı bir duran bir tavrı vardı ve mimarlığın diğer sanat dalları gibi özgürleşmesi gerektiğini her fırsatta savundu.

Ünlü sanatçı ve mimar, Aralık 1928’de Friedrich Stowasse adıyla Viyana’da dünyaya geldi. Daha küçük bir çocukken renklere ve farklı biçimlere karşı duyduğu ilgi dikkat çekmişti. 1948’de Viyana Güzel Sanatlar Akademisi’ne başladı. Burada üç ay geçiren sanatçı, katıldığı bir sergide Walter Kampmann’ın eserlerinden etkilendi. Daha sonra okuldan ayrılıp seyahat etmeye başladı. Seyahati sırasında Kuzey İtalya, Toskana, Roma, Napoli gibi yerleri gezdi ve Floransa’da René Brô ile tanışarak Paris’e gitti. Sonunda kendine has bir tarz geliştiren sanatçı, 1949’da adını Hundertwasser olarak değiştirdi. Paris’te Ecole des Beaux Arts’a başlama kararı aldı; ancak geçirdiği ilk günün ardından bu okuldan da ayrılarak seyahatine devam etti. Fas ve Tunus’a gitti. Gezdiği yerlerden esintiler alan Hundertwasser, Viyana Sanat Kulübü’ne üye oldu ve ilk sergisini burada açtı.

Transautomatism Teorisi

1950’li yılların ortalarında Hundertwasser, modern sanatın amacı ve gelişimi üzerine kafa yormaya başladı. Bu konuda pek çok çalışma yürüttü ve teorik metinleri yayınlandı. İzleyiciyle eser arasındaki ilişkiyi ve algıyı sorgulayan bir sürrealist resim teorisi olan “Transautomatism”i ortaya attı. Hundertwasser’e göre her bir izleyici resimde farklı bir şey görür. Bir resimde son deneyimlenen şey ressamın düşlerinden daha çok izleyicinin fantezileriyle ilgilidir.

5

Rasyonel Mimarlığa Karşı

1958’de mimarlık üzerine “Mouldiness Manifesto Against Rationalism in Architecture (Rasyonel Mimarlığa Karşı Küflülük Manifestosu) başlıklı manifestoyu yayınladı. Bu manifestoda mimarlığın resim ve diğer sanat dalları gibi herkesin üretimine açık bir disiplin olması gerektiğini ve herkesin kendi yaşadığı mekanı tasarlama ve onu şekillendirme hakkının olduğunu savunuyordu. Mimarlığın bir sanat olarak değerlendirilmesi için bu herkese açık üretimin özellikle gerekli olduğunu ileri sürdü. “Diploma sahiplerinin” insanların yaşamı ve tercihleri üzerindeki iktidarını sorguladı. Manifestosunda mimarın, inşaat ustasının ve kullanıcının bir bütün olarak üretmesi ya da bu üç işin tek kişi tarafından gerçekleştirilmesi gerektiğini, aksi takdirde ortaya çıkan şeyin mimarlık değil bir suç olduğunu ileri sürdü.

3

Özgür Sanat Akademisi

Düzenlediği sergiler vasıtasıyla, seyahatlerine dünyanın çeşitli yerlerinde sürekli olarak devam eden Hundertwasser, 1959’da “The Pintorarium” adında bir sanat akademisi kurdu. Buranın yalnızca resim yapmayı öğrenilen bir yer olarak değil, bir yaşam biçimi olarak benimsenmesini hedefledi. Bu akademide bulunan herkesin fikirleri ve inanışları doğrultusunda, ister etkin olsun ister pasif, kendi sanat anlayışlarını ve teorilerini geliştireceği bir ortam sağlamaya çalıştı.

6

 

1967’de Münih’te “The Right to the Third Skin” (Üçüncü Deri Hakkı) başlıklı bir konuşma gerçekleştirdi. Mimarlıkta rasyonalizm karşıtı bir tutum sergileyen Hundertwasser konuşması esnasında sahnede çırılçıplaktı. Ardından “The Five Skins” adını taşıyan bir çalışmaya imza attı. Bu çalışmaya göre insanın beş ayrı deri katmanına sahip olduğunu düşünüyordu. Katmanları şöyle anlatmıştı: “İlk deri katmanı olan epiderm, doğanın sunduğu gerçek güzelliktir, en saf olandır. Ardından kıyafetler gelir. İnsanın sahip olduğu bu ikinci deriyi de kendisinin tanımlaması ve moda olarak dikte edilenden kaçınması gerekir. Üçüncü katman deri ise evdir. Herkes kendi yaşadığı evi tasarlama hakkına sahip olmalıdır çünkü ev aslında insanın vazgeçilmez bir parçası, derilerinden biridir. Dördüncü katmandaki deri, kimliktir. Sosyal çevremizle ve bu çevreyle olan etkileşimimizle alakalı olarak gelişir. Son katmandaki deri, üzerinde yaşadığımız dünyadır. İçinde yaşadığımız doğa bir uyum içindedir ve etrafımızı bütünüyle sarar, doğa kanunları yaşamımızı şekillendirir.”

Doğayla Bütünleşmiş Mimari

Hundertwasser sayısız tablonun yanında dünyanın çeşitli yerlerinde mimari ürünler de tasarladı. Tablolarında düz çizgilerden kaçınan ve bunu her fırsatta öğütleyen sanatçı, mimarlıkta da aynı dili korudu ve organik biçimlenen tasarımları oldu. Düz çizgilerden oluşan resim ve mimarlığın insanları doğadan uzaklaştıran, kalıplara sokan bir yaklaşımın ürünü olduğunu savundu. Doğayla mimariyi buluşturarak yeşil çatı fikrini ortaya çıkardı. Pencere ve balkonları ağaç yetiştirilecek boşluklar olarak gördü.

2

1980’lerde nükleer enerji karşıtı gösterilere katıldı ve öncülük etti. Dünyada enerji krizi diye bir şey olmadığını, eğer bir kriz varsa bunun israftan kaynaklandığını belirtti. İnsanın yalnız açgözlülükle hareket ettiği için daha fazla enerjiye sahip olmak istediğini ve bunun bir çıldırma hali olduğunu ileri sürdü.

Dünya’nın pek çok yerinde sergiler düzenleyen ve eserler üreten Hundertwasser hayata gözlerini yine  bir yolculuk esnasında kapadı. 2000’de Queen Elizabeth II gemisi ile seyahat ederken Pasifik ortasında kalp yetmezliği sonucu yaşamını yitirdi.