Alman otomobil üreticisi BMW, bütün dünyada arzu nesnesi ve statü sembolü haline gelen otomobillerini doksan beş yıllık bilgi birikimine yenilikçi teknolojiler ve tasarıma büyük önem vererek yaratıyor. Tam da bu sebeple, BMW’yi inovatif bir şirket olarak adlandırmak mümkün. BMW’nin, her yıl otomobil fuarlarında ilgiyle izlenen “konsept otomobil”leri bu kez bir “konsept mağaza”da sergileniyor. Paris’teki BMW George V, teşhir ve satış planlaması bakımından otomobil galerisi kavramına yeni bir boyut kazandırıyor.

Paris'te Bir Alman Efsanesi

Paris’in en seçkin adreslerinden biri olan Avenue George V, Champs Elysees yakınlarında, ama tüm o turistik kargaşadan uzak durmaya yetecek bir konumda. BMW’nin bu yıl açtığı yeni mağaza BMW George V, birbirinden şık binalar arasında yürürken, bir yayanın, hatta bir sürücünün dikkatini çekecek kadar göz alıcı. BMW George V, Münih’teki BMW Welt ile gösterişli bir galeri arasında bir ölçekte, bir tür mağaza-marka sembolü sayılabilecek satış mekanı oluşturma projesinin ilk örneği olarak hayata geçti.

Projenin mimarı, Champs Elysees’deki ünlü Louis Vuitton mağazasının da mimarı olan (aslında mağaza tarihi bir binada yer alıyor fakat bu proje için binanın içinin yanı sıra ve dışı da yenilenmişti) Eric Carlson. Müşterisinin Carlson’dan istediği, benzeri görülmemiş yani türünün ilk örneği olacak bir konsept mağaza yaratması, bunu yaparken de BMW’nin marka değerlerine, yenilik, teknoloji, lüks ve spor kavramlarıyla özdeşleşen imajına atıfta bulunmasıydı.

Paris'te Bir Alman Efsanesi5

1100 m2’lik mağaza, alışageldiğimiz dikdörtgen mağazalardan oldukça farklı, serbest formlu yapısıyla dikkat çekiyor. Carlson’a göre bu mekan “yer yer iki katı bulan, yer yer alçalan tavan yüksekliği ve farklı biçimiyle Formula 1 pisti gibi”. Projenin teknik olarak mekanın mimarisini son sınırına kadar zorladığını ifade eden Carlson, Paris’te bir mekan yaratırken “şıklık” kavramının ise kaçınılmaz bir beklenti olduğunun altını çiziyor. BMW George V’in caddeye bakan cephesinde, girişin iki yanında yer alan 35’er metrekarelik iki dev cam, vitrin camı üretim teknolojisinin sınırlarını zorlayarak yapılmış örneğin. Elbette şıklık, konfor ve performans için teknolojinin bütün sınırlarını zorlayan bir marka için bu yaklaşım olağan. 5 metre yükseklikteki her iki camın arkasında birer BMW ziyaretçilere göz kırpıyor. Otomobillerin teşhir edildiği alanın üzerinde 45 derece açıyla yerleştirilmiş bir dev ayna ise, otomobilleri insan gözünün göremeyeceği bir açıdan gösteriyor. Bu ayna, aslında sıradan bir ayna değil; BMW’nin LCD Mirror teknolojisine gönderme yapan 18 metre genişliğinde likit kristal bir ekran. Aynada görünen ise, mağazanın girişi ve caddenin tam zamanlı multimedya görüntüsü. Mağaza girişinin arkasında ise yine beyaz led ışıkları programlanmış tenkli ışıkların aydınlattığı, girişteki dinamik ayna ile etkileşim içindeki bir multimedya duvarı yer alıyor.

Paris'te Bir Alman Efsanesi7

Girişteki sürprizleri geride bırakıp galerinin ana mekanına ulaştığınızda, ustaca planlanmış bir iç mekan aydınlatması eşliğinde yer yer ahşap kaplama kullanılarak yumuşatılmış, pürüzsüz bir epoksi zemin üzerinde dolaşarak otomobilleri keşfetmeye başlıyorsunuz. Dört otomobilin teşhir edildiği bu bölümde, ziyaretçilerin keyiflerine göre dolaşması ve otomobilleri incelemesi arzulanıyor. Otomobillerin her biri, BMW Welt’in iki parçalı konik mimarisine göndermede bulunan, yerden tavana konik açılı ışıklı çubuklarla bağlanan dairesel platformların üzerinde sergileniyor. Vortex adı verilen bu platformlar, insan ve hareket sensörlü LED ışıklandırma sistemi ile aydınlatılıyor ve ziyaretçinin hareketlerine göre azalıp çoğalarak tepki veren ışıklandırma ise, ziyaretçilere keyifli bir deneyim yaşatmayı amaçlıyor.

Paris'te Bir Alman Efsanesi3

Mağazanın Rue François 1er’deki girişinden BMW Lifestyle bölümüne ulaşılıyor. Bu bölümde BMW markalı giysiler, aksesuvarlar ve hediyelik eşyalar satılıyor. Avenue George V girişinin solunda, kayar kapıyla gizlenmiş ayrı bir bölüm daha var: Üst kattaki çok amaçlı salon ve VIP bölümüne bu kapının ardından geçiliyor. Tamamen beyaz rengin hakim olduğu bu bölümde panoramik bir video projeksiyon sistemi bulunuyor. Mahremiyet ihtiyacı olan özel müşteriler veya basın toplantısı, kokteyl vb. özel etkinlikler için ayrılan bu alanda zaman zaman sergiler düzenlenmesi de planlanıyor.

1963’te Michigan’da doğdu. 1986’da Kansas State University’nin mimarlık bölümünden mezun oldu. San Fransisco’ya yerleşti ve Amerika’da “new urbanism”in kurucuları olan Mark Mack ve Peter Calthorpe ile çalıştı. 1991’de Avrupa’ya gelerek Barselona’da Oscar Tusquets ve Rotterdam’da Rem Koolhas ile çalıştı. Paris’e yerleşip serbest çalışmaya başladığında, Louis Vuitton Carlson’a kendi içindeki mimari bölümünün kurucularından biri olmasını teklif etti. Louis Vuitton’da geçirdiği yedi yıl boyunca 28 mimar ve sayısız yükleniciyle yılda 90’dan fazla mağaza projesinin yönetimi ve uygulamasını gerçekleştirdi. Bu tempo Carlson’a lüks ürün mağazacılığı ve teşhir konusunda çok değerli deneyimler kazandırdı.

Paris'te Bir Alman Efsanesi1

2004 yılında çocukluğunun geçtiği kasaba olan Carbondale’in adını taşıyan Carbondale Architecture’ı kurdu ve iki yıl sonra da şimdiki ortağı Pierre Tortrat ile birleşti. Carbondale Architecture’ın ilk projesi Paris’te Louis Vuitton markasının en büyük ve göz alıcı butiği olan Champs Elysees’deki Maison Louis Vuitton oldu. Carbondale’in müşterileri arasında Tag Heuer, Celine, Tiffany&Co ve Longchamp gibi markalar var. Projelerinde kentsel ölçekten mobilyaya kadar pek çok detayla ilgilenen Eric Carlson, tasarım yaklaşımının pragmatik temellere dayalı yenilikçi bir ideoloji olarak tanımlıyor. Carlson’ın projelerinde detaylar, işçilik ve malzemenin öne çıktığı çağdaş çizgiler göze çarpıyor.