Dünyaca ünlü İspanyol banyo markası Roca’nın konsept mağazası Roca London, ilginç formunu suyun hareketinden alıyor. Dünyanın belli başlı şehirlerinde sosyal ve kültürel hayatı canlandırmayı amaçlayan küresel çapta bir marka yatırım serisinin son üyesi olan Roca London Gallery, 2011 yılında ikinci Stirling Ödülü’nü kazanan Zaha Hadid’in imzasını taşıyor. Chelsea Limanı yakınındaki King’s Road caddesinde konumlanan Roca London Gallery; banyo markasının Roca Barcelona, Roca Madrid ve Roca Lisbon’un ardından açtığı dördüncü galeri.

13 Ekim 2011’de açılan Roca London’ın eşsiz konseptinin altında “suyun gücü” yatıyor; akışkanlık Roca London’ı baştan uca  sarmalayarak ona hayat veriyor. 1.100m²’lik tek bir kattan oluşan Roca London’daki her bir detay su tarafından şekillendirilmiş izlenimi yaratıyor. Ürün sergileri için tasarlanan yarı açık alanlar ve interaktif teknolojiler ile zenginleştirilmiş toplantı odası dahil tüm yapı suyun yaratıcı ve şekil veren gücünün ürünü.

Çok amaçlı kullanım için tasarlanan galeri; sergiler, sunumlar, davetler, görüşme ve toplantılar gibi birçok sosyal ve kültürel etkinliğe ev sahipliği yapacak. Zaha Hadid Architects, galeri ziyaretçilerinin; dünyaca ünlü İspanyol banyo ürünleri üreticisi Roca’nın tüm niteliklerini deneyimleyebileceği bir alan yaratmış. Roca London’da biçim ve işlevsellik uyum içinde birbirini kucaklıyor. Roca’nın tasarım ve yenilikçiliğe bağlılığı binaya asıl kimliğini veren dış cephe üzerinde kendini gösteriyor. Su erozyonu ile şekillendirilmişçesine doğal görünen üç geçit galeriyi şehre bağlıyor. Tasarımın ana teması olan su, iç ve dış mekan bütünlüğünü sağlamış.

Beyaz betondan inşa edilmiş iç mekanda kullanılan ışık oyunları, galerinin farklı alanlarını kesintisiz biçimde birbirine bağlıyor. İç cephede yer alan ve su erozyonu etkisi verilerek oluşturulan açıklıklardaki aydınlatma serileri binanın omurgasını ortaya çıkarıyor. Küçük mağaraları andıran bu su damlaları Roca’nın en yenilikçi ürünlerinin sergilendiği altı ayrı bölümü, toplantı odası ve multimedya alanını birbirine bağlayan köprü rolünü de üstleniyor. Mekan, ziyaretçilerinin gözlerinde geleceğin yapılarını şekillendiriyor.

Fonksiyonel, esnek ve modern tasarımlarıyla iç mekanda kullanılan ses ve ışık teknolojileri ziyaretçilere Roca’nın marka değerlerini tanıma ve markanın 100 yıllık geçmişini  interaktif olarak keşfetme fırsatı tanıyor. Roca London tüm bu özellikleri ile sadece bir sergi alanı olmanın ötesinde bir işlev üstleniyor ve ziyaretçilerine bir deneyim yaşatıyor.

Mekanın geometrisi doğala oldukça yakın, öyle ki mekandaki hiçbir nokta dikey olarak yansıtılmamış. Sivri uçlara, keskin dönüşlere, belirgin kenarlara rastlamak imkansız… Akışkanlık ve doğal hareketliliğin kaynağı Zaha Hadid Architects’in parametrik tasarım araçları ile sağlanmış. Tüm panel ve kalıplar 3D modelleme yöntemi ile oluşturulmuş.

Roca London Gallery, iç mekanı aşındıran ve galeri boyunca ilerleyen suyun hareketini kullanarak mimari ve banyo ürünleri arasında ortak bir dil yaratmış. Tıraşlanmış alçıtaşı paneller kullanılarak oluşturulan beyaz akışkan yüzey galerinin merkezi konumunda. Panellerin etrafı, duvarların arasında bulunan açıklıklardan da görülen merkezden daha küçük boyuttaki yarı açık alanlarla çevreleniyor. Bu sayede ziyaretçiler kendilerini tek bir kapalı alanda değil, galerinin doğal akışında iç içe geçmiş birden fazla mekan içerisinde hissediyor.

Tasarımın ana temasını oluşturan suyun hareketi, binanın hem iç hem de dış yüzeyini yapılandırıyor. Binaya yaklaşan ziyaretçiler dalgalar halinde yayılan dinamik dış cephe tarafından karşılanıyor. Suyun zamanla kaya yüzeylerini aşındırarak oluşturduğu mağaralardan ilham alan giriş kapısı ve pencereler, binaya yaklaşan ziyaretçileri, telaştan uzak, suyun gizemli dünyasına davet ediyor.

Roca London Gallery’nin iç mekan tasarımında da kendiliğinden oluşmuş hissi veren doğal bir yapı mevcut. izlenimi yaratılmış. Tavan boyunca uzanan ışıklandırılmış su damlacıkları ortamdaki hareketliliğin daimiliğini sağlamış. Binanın omurgası boyunca devam eden aydınlatma aksesuarları, yuvarlak hatlı duvar rafları ve sertleştirilmiş plastikten imal edilmiş parlak oturma alanlarına doğru akarak tavandan zemine doğru uzanan alabildiğine aydınlık, ışıktan bir şelale oluşturmuş. Binanın iç duvarlarında kullanılan alçıtaşı ya da elyaf destekli beton malzemeden oluşan panellerin boyları 2.20 metreye kadar ulaşabiliyor. Bu paneller prefabrik kalıplar halinde taşınarak binanın şu an üzerinde bulunduğu alanda inşa edilmiş. 2×4 metrelik ve her biri 800 kg olan gri renkli beton paneller Roca LondonGallery’nin dış cephesini oluşturuyor.


İç cepheyi oluşturan paneller ise 6 cm kalınlığında iki beton katman kullanılarak hazırlanmış. Binanın mobilyaları ve ziyaretçileri karşılayan resepsiyon masası için seçilen malzemeler için yine alçıtaşı ve kuvvetlendirilmiş parlak plastik kullanılmış. Büyüleyici giriş kapısını geçtikten sonra ziyaretçileri karşılayan küçük bir körfezi andıran resepsiyon, beyaz duvarlar ve ışıktan damlaların arasında suyla yıkanmış gibi parlıyor.

Resepsiyondan kemerlerle ayrılan beton mağaralar Roca’nın son teknoloji ürünü koleksiyonlarının yerleştirildiği sergi alanlarına açılıyor. Tüm binayı sarmalayan doğal kıvrımlar bu mağaralarda da ziyaretçilere galeri boyunca izlemeleri gereken yolu gösterme görevi üstleniyor. Sivri köşelerin ve keskin dönüşlerin olmaması mekanın gözünüzdeki bütünlüğünü perçinliyor.

Çeşitli banyo ürünlerinin sergilendiği yarı kapalı altı farklı mekanda Roca’nın çeşitli koleksiyon serileri sergileniyor. Galerinin ilginç bir özelliği ise sergi alanlarında bulunan zemin. Suyun akışkanlığından ilham alan optik illüzyonlar yaratan bu zemin karoları Roca tarafından özel olarak tasarlandı.

Fotoğraflar: Hufton+Crow