Çağımızın en üretken tasarımcılarından bir olan Piero Lissoni’nin tasarımları, mimari vizyonunun etkisiyle, “basit ve sessiz” mekanlar yaratma amacına hizmet ediyor. Kimilerinin minimalist olarak adlandırdığı tasarımlarının ilham kaynağı “az, çoktur” prensibi. Lissoni’nin bu mottoya katkısı ise “görsel sessizlik”…

Mimarlarla heykeltıraşlar arasında bir fark vardır: Heykeltıraş bir kütlenin alacağı biçimi tasarlar, yani doluluğa şekil verir; bir mimar ise bir kütlenin içinden boşaltılacak alanları tasarlar, yani boşluğa şekil verir. Bir tasarımcı ise ürün tasarlarken -ne tasarladığına bağlı olarak- biraz mimar gibi, biraz heykeltıraş gibi davranabilir. İçinde yaşadığımız mekanlarda kullanılan eşyalar, yani mobilyalar söz konusu olduğunda, tasarımcının eşya-mekan ilişkisini gözeterek biraz daha “mimar gibi” davranması gerekebilir. Kişisel kanaatim, mimar-tasarımcıların mobilya alanında daha az “art object”, daha fazla “stil sahibi ve işlevsel” ürünler ortaya çıkardığı yönünde. Nitekim mobilya alanında deyim yerindeyse “bir numara” sayılan İtalyan mobilya endüstrisinin tercihi de mimarların yaklaşımından yana…

Piero Lissoni1

Bu uzun girizgah, konuyu mimari vizyonunu ve deneyimlerini kullanarak mobilya alanında haklı bir ün kazanan Piero Lissoni’ye getirmek içindi. 56 yaşındaki Lissoni, üretilmiş tasarımlarının ya da müşterisi olan marka sayısı bakımından, çağdaşı pek çok tasarımcıyı geride bırakıyor. Sadece nicelik bakımından değil, tasarımlarının markalara kazandırdığı prestij ve ticari değer bakımından da İtalyan tasarımcılar arasında ayrı bir yeri var. Alessi, Boffi, Cappellini, Cassina, Flos/Antares, Fritz Hansen, Glas Italia, Kartell, Knoll International, Lema, Living Divani, Poltrona Frau, Porro, Tecno, Thonet gibi markalarla çalışan Lissoni, bu markaların bazılarının art direktörlüğünü ve kurumsal kimlik tasarımlarını da yapıyor. Lissoni, bunca işin altından başarıyla kalkabilmesini, “mimarlıktan gelmiş olmanın, bütünden detaya, her konuyu ayrıntılı olarak ele alabilme avantajı getirmesi”ne bağlıyor.

Piero Lissoni2

Bazıları sadelik, dinginlik ve bilgece bir tevazunun karakteristik olarak yer aldığı tasarımlarını “minimalist” olarak nitelendirse de Lissoni, kendi deyimiyle “basit ve sessiz” mekanlar yaratmayı amaçlıyor. “İyi tasarım duyulan değil, görülen tasarımdır” diyen tasarımcı, “sessiz” sözcüğü ile dingin, doğal, insanda huzur hissi uyandıran sıfatını kastediyor. Günümüzdeki ticari rekabetin tasarımcıları dikkat çekici ve diğerlerinin arasından sıyrılan tasarımlar yapmaya zorladığını düşünen Lissoni, bunun işitsel olmayan bir tür gürültü yarattığını; kendi amacının ise çevresini sessizce değiştiren, etkileyen tasarımlar ortaya çıkarmak olduğunu her fırsatta dile getiriyor.

Piero Lissoni

Piero Lissoni’ye göre tasarım, kullanıcının tüm ihtiyaçlarına cevap verecek biçimde işlevsel olmalı. Bu nedenle tasarımlarında insanı merkeze alıyor ve günümüzün ihtiyaçlarını göz önünde bulunduruyor. Lissoni’nin Boffi ile işbirliğinin banyo tasarımı konusunda bir anlamda dünyayı değiştirdiği söylenebilir. Çünkü bu işbirliğinin meyveleri, görselliği ve işlevselliğiyle banyonun çağdaş bir mekan olarak evrilmesine yardım etti. Aynı şekilde mutfak tasarlarken de, işinin güzel görünen dolaplar tasarlamaktan fazlası olduğunu ifade eden Lissoni, yemek hazırlama ritüelinin tümünü tasarladığını söylüyor: “Mutfak tasarlarken bütün yemek pişirme ritüelini en ince ayrıntılarıyla tasarlıyorum ve sonra da buna bir estetik kimlik kazandırıyorum. Farklı malzemeleri, kültürleri ve hikayeleri birleştirmeyi seviyorum”.

Piero Lissoni3

Lissoni’nin, tasarımlarında masif ahşap, deri, taş, cam gibi doğal malzemeleri, yüksek teknoloji ürünü paslanmaz çelik gibi malzemelerden oluşan detaylarla tamamlamayı tercih ettiği göze çarpıyor. Esin kaynağını modernizmden ve purizmden alan tasarımcının yüksek kaliteli, detayları çok iyi tasarlanmış ve iyi işçiliğe sahip tasarımları “zamansız” olarak nitelendiriliyor. İtalya’da Castiglioni, Magistretti, Mangiarotti, Sottsass, Albini gibi yaratıcılık seviyesi yüksek ustaların öncüsü olduğu bir tasarım geleneğinde yetişmesine rağmen Charles ve Ray Eames, Mies van der Rohe, Le Corbusier gibi modernizmin temsilcilerinini kendine yakın buluyor, 50’lerin İskandinav tasarımından ilham alıyor. Lissoni, “Amerikan modernizm hareketi olmasa, biz Avrupalılar Leonardo da Vinci’de kalırdık” diyor.

Sadelik ve zarafet, Piero Lissoni’nin iç mekan düzenlemesi ve mimari çalışmalarını tanımlamak için kullanılacak sıfatların başında geliyor. Işık ve gölge kontrastını sıkça kullanan Lissoni, net biçimleri ve renkleri tercih ediyor; hava, ışık, boşluk gibi mimari elemanları mekanlarda ustalıkla kullanıyor. Gerçekleştirdiği restorasyon projelerinde eski ile yeniarasındaki bağlantıyı kurarak modern bir atmosfer yaratan Lissoni, İtalya’da yaşadığını ve İtalya’nın geçmişten ayrı düşünülemeyeceğinin altını çiziyor. Lissoni’ye göre bir bina, yapıldığı yere özgü olmalı, bu nedenle birbirine benzer binalar yapmamaya gayret ediyor. Binaların çevresiyle uyumunun yanı sıra, insan ölçeğine uygun olmasının temel gereklilik olduğunu düşünüyor. “Bence mimarlık tümüyle insan ölçeğiyle ilgili. Yani mimari, insanla bağlantı kurmalı ve iletişim içinde olmalı. Girdiğim yapının içinde kendimi insanlıktan kopuk, tuhaf hissetmek istemem” diyen tasarımcı, zaman zaman kendi minimalistiğiyle de dalga geçiyor: “Mimaride ve iç mekanda Barok seviyorum. Her şeyin bembeyaz ve dümdüz olanını sevdiğim sanılmasın, ben rahip değilim”.

Piero Lissoni4

Milano’daki ofisinde çalışan 70 kişiyle birlikte ev eşyaları, mobilyalar, mutfak ve banyolar, oteller, konutlar, restoranlar, mağazalar ve hatta yat tasarlayan Piero Lissoni, mimar, iç mimar, grafik tasarımcı ve endüstriyel tasarımcı kimliklerini bir arada bulunduruyor. Aslında bu, Rönesans dönemi sanatçılarının bir özelliği. Yani sanatçı, tasarım ve yaratıcılık meselesine geniş bir perspektiften bakarak, displinlerarası çalışıyor. İtalyan tasarım geleneğinde bu Rönesans yaklaşımının benimsendiğini ve bu nedenle de tasarımda mimarların öncelikle söz sahibi olduğunu görüyoruz. Lissoni de bu geleneğin bir temsilcisi. Sabahları kapuçino içip kruvasan yiyerek güne başlamanın yaratıcı sürece katkısı olduğunu düşünen Lissoni, ne kadar yaratıcı olursa olsun, fikirlerini önce müşterisine beğendirmek zorunda: “İyi bir tasaLissoni’nin rımcı olmak için şansa ama daha da önemlisi bilgiye ihtiyacınız var. Ayrıca çok çalışmanız ve kendinizi işinize adamanız gerekiyor. Çünkü tasarım, bir sabah parlak bir fikirle uyanıp, kağıda bir şeyler çizip, ‘hadi şimdi bunu yapın’ demek değil. Dünyada böyle bir tasarımcı yok, böyle bir müşteri de yok. Daima fikirlerimi kabul ettirmek için mücadele vermem gerekiyor”. Aklına bir fikir geldiğinde, işe prototip yapmakla başladığını söyleyen Lissoni, üretici firmanın tasarım yaklaşımı doğrultusunda bu prototip defalarca değişebildiğini anlatıyor: “Her markanın kendi kültürü ve tasarım yaklaşımı var. İşe başlarken bu yaklaşımı benimserim. Bir markanın kendi mottosunu taşımayan bir ürünü üretmesi imkansızdır. Tasarımımı yaparım, sunarım, müşterim modifiye eder, sonra ben onların yaptığı değişiklikleri modifiye ederim, sonra onlar da benim yaptığımı tekrar modifiye ederler. Sonuçta ürün ortaya çıkar ve o ürünün aslında benim mi, yoksa onların mı tasarımı olduğunu söylemek zordur”.

Piero Lissoni5

İtalyan stilini “dışarıdan baktığınızda muhteşem bir güzellik görürsünüz fakat içine bakarsanız, her şeyin mükemmelce yerli yerine konduğunu ve kusursuz bir mekanizma gibi çalıştığını (amaca hizmet ettiğini) fark edersiniz” diyerek tanımlayan Piero Lissoni, kendi tasarımlarının da insanların ihtiyaçlarına cevap vermek için işlevi ön planda tuttuğunu ifade ediyor. Çok sayıda İtalyan markası için tasarım yapan Lissoni, tasarımlarının yerel pazara yönelik olmadığını vurguluyor ve “tasarım global bir fikirdir” diyor.