Tekboynuz biçimli ayaklar, heykel estetiğinde bağlantı elemanları ve her dönemde geçerli olan ‘zamansız’ formlar… Avangart çizgileri üstadı Vladimir Kagan, modern mobilyanın yaşayan ikonlarından biri. 50’lerin ilk yıllarında, kariyerinin başındayken atölyesinde ürettiği heykelsi mobilyaları 20. yüzyılın modern klasikleri arasında sayılıyor. Enerjisini ve tutkusunu yeni yüzyıla da taşıyan usta tasarımcı, hala oteller, mobilya, tekstil ve ev dekorasyonu alanında benzersiz işler yapmayı sürdürüyor.

“Ben tasarımı hep strüktür ve formun, mekan ve ışığın, basitlik ve yalınlığın birbiriyle etkileşim içinde olduğu bir heykel olarak düşünmüşümdür” diyen Vladimir Kagan, mimarlık ve heykel tutkusunu mobilyalarına da olduğu gibi aktarıyor. Kagan’ın mobilyası Avrupa’yı ve Amerika’yı etkileyen sanat ve tasarım akımlarıyla da dönüşür, biçimlenir, sadece esinlenmekle kalmaz yeni yaşam stillerinin kodlarını da çözümler. SThe New York Times gazetesinde de yazıldığı gibi: “Vladimir Kagan 20. yüzyılın en önemli mobilya tasarımcılarından biri. Onun 40’larda, 50’lerde ve 60’larda tasarladığı mobilyalar modernitenin de ikonlarıydı. Avangart mobilyanın yaratıcı büyükbabası o.”

VLADIMIR KAGAN

Victoria&Albert Museum, Vitra Design Museum, Die Neue Samlung ve ABD’nin önde gelen müzelerinin ilgisini çeken Vladimir Kagan, 1927 yılında Almanya’da, Worms kentinde dünyaya gelir. Rus asıllı olan Kagan’ın ailesi, ırkçılığın ve Nazizm’in yükselişe geçtiği dönemde ABD’ye göç eder. Babası Illi Kagan, Amerika’ya gelir gelmez Manhattan’da bir atölye açan başarılı bir ahşap ustasıdır. Böyle bir ortamda yetişen Kagan, önceleri resme ve heykele ilgi duysa da Columbia Üniversitesi’nde mimarlık okumaya karar verir. 1947 yılında mezun olduktan sonra ise babasının atölyesinde aile işine yönelir ve mobilya yapımını işin çekirdeğinden öğrenir. “Çocukken hep demiryollarında makinist olarak çalışmak isterdim. Mobilya tasarımı aklımın ucunda bile yoktu.” diyor Kagan. İlk yaptığı işler arasında Lake Success N.Y. ‘daki Birleşmiş Milletler Yönetim Merkezi’nin kokteyl salonu vardır(1947-48). 1948 yılında New York Doğu yakasında 65. Cadde’de ilk magazasını açan Kagan, 10 yıl sonra ünlü 57. Cadde’ye taşınmıştır. Müşterileri arasında, sanat, tiyatro, müzik ve endüstri dünyasından o dönemin parlak isimleri de vardır.

Aile atölyesinde zanaatkarlığı öğrenmekle işe başlaması ve mimarlık eğitiminin getirdiği formasyon Kagan’ın kendi ifade tarzını bulması açısından ona çok şey kazandırır; ellerle çalışmanın güzelliğini ve ahşabın hem sınırlarını hem de sınırsız olanaklarını keşfeder. 50’lerde Avrupa’da organik mobilya formlarını da içine alan iki akım gündemdedir. Kagan, George Nelson ile Charles ve Ray Eames’in öncülük ettiği stilden ziyade, estetik minimalizmi, zarif ve sofistike çizgisiyle Danimarka stilini kendine daha yakın bulur. Özellikle Finn Juhl, Arne Pohlsen ve Hans Wegner gibi tasarımcıların işlerini… Doğa esinli organik ve heykelsi mobilyalarında göze çarpan yılankavi formlar dekoratif olmaktan öte, strüktürün temel bağlantıları olarak işlev görür. Bu tavrı ona, kendine özgü çizgisi ve tasarım felsefesiyle, niş bir alan yaratır. Alman teknolojisinin mükemmele ulaştırdığı, kumaş kaplı son derece hafif çelik bir strüktürden oluşan zeplinler de aynı yıllarda diğer bir esin kaynağıdır. “Aynı teknoloji neden mobilyaya uygulanmasın” diyerek ahşap strüktürü kumaşla kaplamayı dener. Dönem için devrim sayılabilecek olan Barrel sandalyesi öyle doğmuştur; ardından Serpentine gibi diğer işleri de gelir. 50’lerin ortalarında Kagan kubbe formunda yansıtıcısı olan alüminyum aydınlatma gibi sayısız masa ve abajur kombinasyonları da çizer; yaylı döşemesi olan, konik ayaklı mobilyalar üretir; dönemin değişen yaşam stillerinin de ışığında daha taze fikirler, formlar ve malzemeleri keşfeder.

Avangart

Bauhaus’un yalın ve minimalist çizgisi, “Form işlevi izler” ve “Az, çoktur” felsefesini özümserken öte yandan Biedermeier, Viktoryen ve Art Nouveau stillerini de incelemesi mobilya tasarımcısı olarak Kagan’a farklı bir vizyon kazandırır. Geçmişin kopyalarını yapmadan, yaşadığı dönemi yorumlamanın doğru olduğuna inanır. İlk yıllarda ürettiği klasik romantikleri, ilerleyen dönemde çok daha güçlü modern anlatımlara dönüştürür. Büyükbabası Julius’un topladığı üç ayaklı tabure gibi kimi primitif yerel mobilyaların işçiliğindeki minimalizm de onun dünyasını zenginleştirir. Pençe ayaklı Davenport masa, Queen Anne çalışma masası, mükemmel bir işçiliğe sahiptir. Doğadan alınan formlar, anatomi, kıvrımlı hatlarıyla güzelliğin ifade bulduğu kadın bedeni esinleri de gözlenebiliyor. Kagan, mobilyalarında ergonomi bilimi kurulmadan çok daha önce bile insan bedeninin anatomisine uygun oranları araştırıyor ve uyguluyordu. Kagan’ın dövülmüş demir, döküm alüminyum ve masif ahşabın organik formlarda yontulması tekniğiyle ürettiği deneysel işler, kısa zamanda geniş bir müşteri kitlesine ulaşır ve bu başarısı ona gerçekten prestijli iç mekan tasarımı projelerini de getirir.

1960’lı yıllara gelince, Amerika’da modern mimari yükselişe geçmiştir; mimarinin kütle ve ışıkla olan oyunu, negatif hacimler ve geometrik etkileşim gibi tüm unsurları mobilyalarında yorumlar. Dokulu ahşap ve metaller, deri ve pleksiglas farklı malzemeler de girer devreye. Mobilyaya aydınlatma entegre ederek gökdelenleri anımsatan cam ve egzotik ahşaptan vitrinli yüksek dolaplar tasarlar. Sadece tekil ürünler değil, Omnibus koltuk gibi mekan içinde mimariyle birlikte hareket eden ve onunla bütünleşen mobilyalar da tasarlar. Yine 1960’larda çizdiği Kübist koltukları, ince siluetleri, derin yastıklı oturmalığı ve dirsekli kolçakları o yıllarda yeni bir mobilya anlayışını müjdeler. En tuhaf mobilyalarından biri kulaklarında hoparlörler olan aşk koltuğu, stereo hoparlörlü ilk sandalye olarak Montreal’de 1967 düzenlenen dünya fuarında General Electric danışmanlığının da yolunu açmıştır.

Avangart2

1970’ler ise ev-ofis konseptinin ilk ortaya çıktığı ve kontratlı projelerin artışa geçtiği yıllardır; salon, çalışma ve hatta yatak odalarına uyarlanabilen zarif kreasyonlar için yeni fırsatlar da doğmuştur. Vladimir Kagan’ın 1960’larda son derece zarif çizgilerde olan tasarımları romantik bir dönüş yapar, ilk yıllarında benimsediği kıvrımlar repertuara geri döner. Farklı düzeylerde oturma fontu olan koltuklardan oluşan Omnibus konsepti küçük hareket edebilir parçaların bir odayı farklı ihtiyaçlar için yeniden düzenlenebilir kılmıştır.. Post modernizm çılgınlığı da başlar; İtalya’da doğan Memphis akımı Michael Graves ile birlikte Amerika’ya da uzanır. 1970’ler Kagan’ın en yaratıcı yılları sayılabilir, New York’taki ünlü Essex Evi’nin iç mekan tasarımını üstlenmesi ona yeni bir fırsat sunar. böylece Art Deco tarzı, Vladimir Kagan’ın kıvrımlı çizgileriyle de tanışmış olur. Post modernizmden Dekonstrüktivizm’e geçişle birlikte Kagan modernist dünyanın dışına çıkar. 1980’lerde ekonominin gidişatı kötüye gidince işine ara verir ama 1990’larda yeni bir başlangıç yaparak oldukça cesur ve yeni yüzyıla ilham veren ürünler ortaya koymaya başlar. 2000 yılında ‘The Kagan New York Collection’ Club House bünyesinde tekrar dünya pazarına çıkar. Omnibus koltuk serisi Gucci mağazalarında, Cubist dinlenme koltukları Nobu Resstaurant ve Armani mağazalarında yerini alır. Sınırlı sayıda üretilen klasikleri, New York ve Los Angeles’ta, Ralph Pucci mağazalarında, 1958’de tasarladığı Capricorn koleksiyonu ise metal ayaklı olarak yeniden üretilerek Delgreco and Company’de satışa sunuluyor.

Avangart2

2004’te moda tasarımcısı Tom Ford’un önsözüyle “The Complete Kagan” monografisini yayımlayan Vladimir Kagan, repertuarını genişletmeye devam ediyor; farklı temaları, teknolojileri ve 21. yüzyılın getirdiği tüm olanakları yeni üretimlerine de aktarıyor.