SoMa’da 20. yüzyılın başından kalan endüstriyel binalar, büyüklükleri ve bölgenin merkezi konumu da göz önüne alındığında iş, kültür, sanat ya da eğlence amacıyla kullanılmak üzere birer birer dönüştürülüyor. Bölgeye adnı veren Market Street (Pazar Caddesi) yakınlarında geçtiğimiz yıl restorasyonu tamamlanan Twenty Five Lusk, özgün iç mekan düzenlemesi ve çağdaş Amerikan mutfağından örnekler sunan mönüsüyle kısa zamanda San Fransiskoluların gözde restoranlarından biri haline geldi.

Twenty Five Lusk, adını üzerinde bulunduğu binanın adresinden alıyor: Lusk Sokağı 25 numaradaki bina, 1917’de yapılmış bir et işleme, kurutma ve depolama tesisiydi. Depolama işlevine uygun olarak yüksek tavanlı ve geniş bir hacme sahip olan yapı, dönemin teknolojisi olan betonarme ve dolu tuğla ile inşa edilmişti. Binanın çatısını taşıyan dev kirişler yer yer ahşap dikmelerle zemine bağlanıyordu. Binanın restorasyonunun yanı sıra iç mekan düzenlemesini de üstlenen CCS Architecture, projeyi farklı seviyelerde yaklaşık 2000 metrekare kullanım alanı oluşturacak şekilde tasarlamış. Projede, restoran, bar ve lounge olarak kullanılan 1400 metrekarelik iki katının üstünde, ayrı bir girişten geçerek ulaşılan 480 metrekarelik ofisleri de yer alıyor.

Twenty Five Lusk1

Twenty Five Lusk, San Fransiskolu deneyimli işletmeci Chad Bourdon’ın şehre şık, samimi, keyifli vakit geçirilebilen ve fine-dining yemek yenebilecek bir mekan kazandırma hedefinden yola çıkılarak tasarlandı. Bu konseptte yemek kadar buluşmak, içki içmek, müzik dinlemek ve konuşmak da önemli olduğundan, restoranda yemek ve lounge olarak ayrı bölüm oluşturmak gerekiyordu. Öte yandan tüm bu işlevler aynı işletmenin çatısı altındaydı ve birbirinden kopuk olmamaları gerekiyordu. CCS Architecture soruna sokak seviyesinden girilen restoranda bu iki bölümü farklı seviyelere yerleştirerek çözüm getirmiş. Twenty Five Lusk’a giren konuklar girişteki davetkar merdivenle yarım kat yukarı çıkarak yemek bölümüne ulaşabiliyor veya asansörle lounge bölümüne inebiliyorlar. Giriş ile yemek bölümünü birbirine bağlayan merdivenler, lounge katı ile yemek katını aynı anda görebilmeye olanak veren bir galerinin içinden geçiyor. Dolayısıyla merdivenden çıkanlar, lounge bölümünde oturanları ve mekanın doluluk oranını görebiliyorlar.

Twenty Five Lusk2

CCS Architecture, projede zarif biçimler ve çağdaş malzemeler kullanarak, bu tarihi endüstriyel yapıda modern ve özgün bir atmosfer yaratmayı amaçlamış. İç mekan düzenlemesinde binanın mevcut tuğla, beton ve kaba ahşap elemanlarının yanı sıra paslanmaz çelik, cam, alçı, deri, yapay kürk ve arduvaz kaplama kullanılarak, eski ile yeni arasındaki tezat vurgulanıyor. Binaya Lusk Sokağı’ndan girişte, büyük ve camla kaplı bir kapı açılmış. Kapının üzerindeki kanopinin restoranın girişini vur- gulayan bir yapı elemanı olarak algılanması ve yönlendirme işlevi de görmesi amaçlanıyor. Restoranın daha aydınlık olması ve daha fazla manzara görmesi, tuğla cepheye fazladan açılan pencerelerle sağlanmış.

Girişten yarım kat yukarı çıkılarak ulaşılan üst katta yemek bölümü, küçük bir bar ve mutfak yer alıyor. Mutfağı çevreleyen siyah ve saydam cam duvarlar, günümüzde pek çok restoranda görülen şeffaf mutfak esprisini tekrar ediyor. Böylece hem konukların mutfağı hem de şefin konukları ve yemek salonundaki hareketliliği görebilmesine olanak sağlıyor. Bu katta işlevsiz hale gelen eski yük asansörünün yerinde ise özel soğutma sistemi olan bir şarap kavı yer alıyor. Yemek salonunda masa-sandalye ve bank düzenindeki sabit oturmalarla 120 kişiye kadar konuk ağırlanabiliyor. Sabit oturmalar, galeriyi çevreleyen duvarın açısına uygun biçimde sıralanıyor ve galeri duvarındaki yarıklardan cilalı abanozdan yapılan masaların uçları mimari birer eleman gibi duvarın dışına sarkıtılıyor. Bu bölümdeki aydınlatma, çatının köknar ağacından kiriş-mertek sistemini görünür kılarak dekorasyona sıcaklık katan bir unsur haline getiriyor.

Twenty Five Lusk3

Girişten yine yarım kat inilerek ulaşılan alt kattaki lounge, mekanın uzun kenarı boyunca dizilmiş oturma gruplarından oluşuyor. Her bir oturma grubunun ortasında yer alan tavana asılı paslanmaz çelik şömineler mekana hareket ve sıcaklık katıyor. Ortada yanan şöminenin etrafında oturup sohbet etmek, tıpkı kamp ateşinin etrafında oturmak gibi bir his yaratıyor. Şöminelerin bacaları ise her iki kat boyunca yükselerek tavana ulaşıyor. Alt kata yerleştirilen büyük barın arkasında, binanın et işleme ve kurutma tesisi olarak kullanıldığı zamandan kalma tütsü odaları yer alıyor. Bu odalar, restorasyon sırasında daha mahrem lounge alanlarına dönüştürülmüş. Tuğla ve beton duvarlar arasındaki oturma bölümleri ise gösterişli kanepelerle davetkar hale getirilmiş.

Lounge katında 40 kişilik bir yemek bölümü daha var, dileyen konuklar bu katta yemek yiyebiliyor. Özel davetler, kutlamalar ya da iş yemekleri için her iki katta 12 ve 18’er kişilik özel yemek odaları hazırlanmış. Böylesi popüler bir restoranda yabancılarla birlikte olmaktan rahatsızlık duymayan ve sosyalleşmek isteyen müşteriler içinse ortak kullanıma açık masalar var.

CSS Architecture, Twenty Five Lusk projesinde hem ziyaretçilerin küçük mahrem mekanlar keşfedebilmesine hem de restoran ve bar bölümlerinin tümünü algılayabilmesine olanak vererek, mekanın yataylığına karşı belirgin bir kontrast oluşturuyor. Öte yandan dekorasyonda kullanılan cilalı ahşap, çelik, cam, ayna gibi parlak yüzeyler, binanın özgün mimarisinden kalan tuğla, brüt beton ve kaba ahşap dokularıyla gözü yormayacak şekilde kontrast oluşturmaya devam ediyor.