Marc Newson, çağımızın en etkili tasarımcılarından biri. Kendine özgü, eğrisel formlara sahip, parlak renkli tasarımları fantastik bir dünyadan çıkıp gelmiş gibi görünüyor ama heykelsi bir estetiğe de sahip. Bu nedenle sanat eleştirmenleri ve küratörler Newson’ın çalışmalarını “design-art” adını verdikleri hibrit bir tür olarak adlandırıyorlar. Newson ile çalışıp marka değerini arttıranlara göreyse o, dokunduğu her şeyi altına çeviren bir tür “Midas”.

Dünyaca ünlenmiş tasarımcıların çoğu belli bir branşta uzmanlaşır ve genelde o alanda tasarım yaparlar. Mobilya, küçük ev aletleri, otomobil tasarımı veya plastik, cam, ahşap gibi malzemelerde uzmanlaşmış isimler vardır. Bir tasarımcının çatal-bıçaktan mobilyaya, tekneden uçağa, spor ayakkabısından mağaza vitrinine kadar pek çok şey tasarlayabilmesi, üstelik her birinin ikonik modeller arasına girmesi nadir rastlanan bir durum. Marc Newson’ın henüz 47 yaşında olduğunu düşününce, başarısının altında neyin yattığını merak etmekten kendinizi alıkoyamıyorsunuz. Sydney’de doğan Marc Newson, çocukluk yıllarının büyük bölümünü üvey babasının işi gereği gittikleri Avrupa ve Asya’nın çeşitli şehirlerinde geçirdi. Okulda pek parlak bir öğrenci değildi ama gördüğü her şeyin nasıl çalıştığını anlamaya çok meraklıydı. Radyolar, saatler, arabalar… Her şeyi inceleyip etrafta bulduğu malzemelerle kendince “bir şey yapmak” tek tutkusuydu.

Marc Newson1

Newson’ın çocukluğunun geçtiği yıllarda insanoğlu aya çıkmıştı. Gelecekte otomobil, uçak, hatta uzay aracı tasarlayacak bir çocuk için bu, oldukça heyecan vericiydi ama Newson’ın aklında, o zamanlar tasarımcı olmak yoktu. 1980’lerde, Syndey Sanat Okulu’nda henüz öğrenciyken Memphis akımının etkileri konuşuluyordu. Memphis akımı hakkında bir kitaba bakarken hocalarından birine “İkinci Ettore Sottsass olmak istiyorum” dedi. Hocası ise “Neden birinci Marc Newson olmayasın?” diye yanıtladı. İşte o zaman Marc Newson olmayı kafasına koymuştu.

Hikayenin baş tarafında pek fazla sürpriz yok. Tasarım okuyan ve “bir şey yapmaya” meraklı birinin, eninde so-nunda iyi bir tasarımcı olacağını kestirmek güç değil. Fakat hikayenin devamı onun uluslararası alanda ve sanat çevrelerinde nasıl kabul gördügünü anlatıyor: Newson, okulu bitirdikten sonra Melbourne’de bir mücevher tasarımcısıyla çalışmaya başladı ama kısa süre sonra bıraktı. Tam da o dönemde, Avustralya Zanaat Konseyi’nden 10.000 dolarlık burs kazandı (1984) ve Sydney’in önemli galerilerinden birinde bir sergi açtı. Sergide ünlü Lockheed Lounge da vardı, bu koltuktan kendi olanaklarıyla altı tane üretmişti. Bir tanesi o zamanın fiyatıyla 3.000 dolara alıcı buldu.

Marc Newson21987’de Tokyo’ya giden Newson, Japon mobilya üreticisi Idee ile çalışmaya başladı. Newson’ın seri üretimi yapılan ilk sandalyesi Embryo Chair (1988) bu döneme ait çalışmalarından biri. 1991’de ise Paris’te bir stüdyo açarak Flos, Capellini ve Moroso gibi Avrupa’nın en ünlü firmalarıyla çalışmaya başladı. 1990’ların sonunda iç mekan tasarımlarına da başladı: Londra’daki Coast, Manchester’daki Mash&Air ve Manhattan’daki Canteen gibi projeleri dikkat çekince, mağaza düzenleme gibi talepler de gelmeye başladı.

Marc Newson, 1997’den bu yana çalışmalarını Londra’dan yürütüyor. Müşterileri taşımacılıktan modaya hatta lüks tüketime uzanan geniş bir yelpazede dünyaca tanınan, alınında en prestijli markalar. Örneğin iittala için bardak serisi, Alessi için mutfak ve banyo eşyaları, Magis, B&B Italia, Idee, Dupont Corian için mobilya ve aydınlatma araçları tasarladı. Danimarkalı bisiklet üreticisi Biomega için MN01 bisiklet ve Ford için bir konsept araba da tasarladı.

Newson, tasarımcı kimliğinin yanı sıra kendi girişimi olan şirketlerde kendi markasıyla saat üretiyor, uzay çalışmaları için tasarım danışmanlığı yapıyor ve Qantas Havayolları’nın kreatif direktörlüğünü yürütüyor.Time dergisinin ünlü En Etkili 100 İnsan listesinde yer alan Marc Newson, çok sayıda ödülün de sahibi. İngiltere’de Kraliyet Endüstri Tasarımcısı seçildi, Sydney Üniversitesi’nden onursal doktora aldı, ayrıca Sydney College of the Arts ve Hong Kong Polytechnic University’de konuk profesör olarak dersler veriyor.

Tasarımları New York’taki MoMA, Londra’daki Design Museum ve V&A Museum, Paris’teki the Centre Georges Pompidou ve Almanya’daki Vitra Design Museum gibi tasarım müzelerinde sergileniyor. Genç yaşına rağmen Newson’ın tasarımları müzayedelerde arttırma rekorları kırıyor ve çağdaş tasarım pazarının yaklaşık %25’ini onun çalışmaları oluşturuyor.

Marc Newson5

Medya, eski tip otomobillere, teknelere, uçaklara ve uzay gemilerine meraklı, renkli giyinen Marc Newson’ı konuk etmeyi seviyor. Moda dünyasıyla ilintisini hiç koparmayan Newson, ilginç kişiliğiyle medya için mükemmel bir malzeme olmanın yanında tasarım yaptığı markalar için de harika bir halkla ilişkiler aracı.

“Kendimi bir problem çözücü ya da kiralık bir silah gibi görüyorum. Nike’tan Qantas’a kadar çalıştığım müşterilerim hep çok büyük firmalardı. Hepsinin kendi içlerinde tasarım bölümleri vardı; tasarım, kendi kaynaklarıyla çözemeyecekleri bir konu değildi. Ama şu ya da bu sebeple tipik düşünce kalıplarının dışına çıkıp dışarıdan biriyle çalışmayı seçtiler, çünkü kurumsal yapıda bir noktadan sonra bir şeyleri farklı yapma olanağınız kalmaz. Müşterilerim sadece problemlerine çözüm aramıyor aynı zamanda sorunu tanımlamakta da güçlük çekiyordu. İşte ben, bu noktada devreye giriyorum” diyen tasarımcı, projenin en anlaşılabilir, en basit parametrelerini araştırdığını ve konuyu kavrayıp çerçeve oluşturduğunda, geriye noktaları birleştirmenın kaldığını anlatıyor.

Marc Newson3

Newson’ın yüksek teknoloji ürünü malzemeleri kullandığı tasarımları “biomorfizm” akımının temsilcileri arasında sayılıyor. Genellikle plastik sanatlarda kendine yer bulan ve endüstriyel tasarımda nadir görülen bu akımın diğer temsilcileri geçmiş sayılarımızda çalışmalarına yer verdiğimiz Alvar Aalto ve Isamu Noguchi. Bazı küratörler Newson’ın gelmiş geçmiş en önemli 10 endüstri ürünleri tasarımcısı arasında yer alması gerektiğini savunuyor. Bazı eleştirmenler ise Newson’ın eserlerini “design-art” olarak ayrı bir kategoride değerlendirmek gerektiğini düşünüyor.

El yapımı, sınırlı sayıda üretilmiş ve heykelsi mobilyalara bakınca ya da Damien Hirst veya Jeff Koons gibi çağdas sanatçıların eserlerini sergileyen New York’taki ünlü Gagosian Gallery’nin bir Marc Newson sergisi açtığını (2007) hatırlayınca, “design-art” diye ayrı bir kategori olması gerektiğini söyleyenlere hak veriyorsunuz. Newson ise tasarımlarının nasıl değerlendirildiğini pek fazla dert etmiyor: “Umurumda değil. Aslına bakarsanız buna nasıl cevap vereceğimi de bilmiyorum. Bunu tasarımlarıma binlerce dolar ödeyenlere yada heykel gibi galerilerde sergileyenlere sormalısınız. Belki ikisinin arasında bir yerdedir” diyor.

Marc Newson4

Marc Newson, tasarım yaklaşımını oluşturan şeyin aslında projenin bağlamı olduğunu ifade ediyor. Sınırlı sayıda üretilen ve daha çok heykelsi olarak değerlendirilen çalışmalarıyla ilgili olarak “Bazen malzemeden yola çıkarım, bazen bir fikirden. Bu sefer ilham kaynağım malzemelerdi. Hep ilgimi çeken fakat daha önce hiç kullanmadığım malzemeleri tanımlayarak başladım. Çoğunlukla malzemenin kendinden çok bağlamı beni etkiler. Yeni olan bağlamdır, malzemeler değil” diyor.

Avustralyalı olmanın kendisi için bir avantaj olduğunu düşünen Newson, tasarıma başladığında, Avrupalı ya da başka ülkelerdeki meslektaşları gibi köklü bir tasarım geleneğinin sınırlamalarına maruz kalmadığını her fırsatta dile getiriyor. Öte taraftan Avustralya tasarımı ve Avustralyalı tasarımcılar hakkındaki görüşleri sorulduğunda kendini “Avustralyalı tasarımcı” olarak tanımlamıyor: “Bir Avustralyalı olarak, buraya özgü bir tasarım tarzı tanımlamayı çok zor buluyorum. Tasarım tasarımdır ve en güzel tarafı uluslararası bir uğraş olmasıdır.”