Pritzker’den söz edilirken, bıktırıcı bir klişe olsa da, bu ödülün kapsamı ve önemi bakımından karşılaştırılacağı tek muadil olduğu için her yıl tüm yayınlarda hep Nobel’e referans verilir. 1979’da Jay A. Pritzker ve eşi Cindy Pritzker de ödülü tesis ederlerken böyle yapmışlardı. Hyatt otellerinin sahipleri olarak mimarlığın aileleri için ne kadar hayati bir alan olduğundan dem vuran çift, Nobel’in kapsamı içinde mimarlığın olmadığını, kendilerinin bu açığı kapatacaklarını söylüyorlardı. Gerçekten de bu ilk adımla, 35 yıldır mimarlık camiasının en prestijli ödülü olmayı sürdüren benzersiz bir onurlandırma yöntemi yaratmış oldular.

Milliyet, ırk, köken ya da ideoloji ayrımı yapılmaksızın verilen ödül 100.000 dolar ve 1987’den bu yana, mimarlığı formüle eden Vitrivius’tan esinlenilerek üzerinde Latince Firmitas (Sağlamlık), Utilitas (İşe Yararlık) ve Venustas (Zarafet) sözcükleri kazılı bronz madalyadan oluşuyor. O yıla dek madalya yerine Henry Moore imzalı heykeller veriliyordu.

Her yıl, insanlığa ve inşa edilmiş çevreye mimarlık sanatı aracılığıyla istikrarlı ve anlamlı katkılarda bulunmuş, “yetenek, vizyon ve sorumluluk” sahibi, yaşayan bir mimarı onurlandırmayı amaçlayan Pritzker Ödülü, dünyanın her tarafından kamu kuruluşları veya kişiler tarafından gösterilen adaylar arasından seçilen bir mimara, uluslararası bir jüri tarafından gizli oylamayla veriliyor. Tek bir yapı değil, mimarın kariyeri boyunca yaptığı işler ölçüt alınıyor.

Bu özelliğiyle pek de işin henüz başlarındaki mimarlara yönelik olmadığı düşünülebilecek ödülü şimdiye dek alan en genç kişi, ipi 1994 tarihinde 50 yaşındayken göğüsleyen Fransız Christian de Portzamparc oldu. Zaha Hadid daha geçen yıla dek madalyaya ulaşan tek kadın mimardı ki, 2010 ödülünün sahibi Sanaa mimarlık bürosundan Kazuyo Sejima “kraliçe”ye ortak geldi. Ülkelere baktığımızda ise ABD sekiz ödülle başta, Japonya ve İngiltere dört ödülle onu izliyorlar. Bu yıl da Portekiz, Eduardo Souta de Moura ile 1992’deki Alvaro Siza’nın ardından ikinci mimarının başarısını yaşamış oldu.

Pritkzer’in bir özelliği, ödül törenlerinin her yıl başka bir ülkede, mimari özellikleriyle öne çıkan, çoğunlukla tarihi bir yapıda gerçekleştirilmesi. Şimdiye dek Türkiye’den ödüllü bir mimar çıkmamış olsa da 2006’da tören, Dolmabahçe Sarayı’nda yer aldı. 2011 ödül töreni ise Washington DC’de 1932-1934 arasında inşa edilmiş Andrew W. Mellon Oditoryumu’nda yapılıyor. Federal Triangle diye bilinen dokuz ofis binasından oluşan büyük kompleksin parçası olan oditoryum dünyanın en etkileyici salonlarından biri olarak kabul ediliyor. Yapı San Francisco’lu mimar Arthur Brown tarafından tasarlanmış.

2011 Pritkzer Ödülü’nün sahibi Eduardo Souto de Moura 1952 yılında Portekiz’de, Porto’da doğdu. Henüz 60’ında olmayan mimar, aslında göreli olarak genç Pritzker’lilerden biri. Babası doktor olan Souto de Moura kariyerine heykeltıraş olmak üzere başladıysa da sanat okulundan mezun olmadan önce mimarlığa geçiş yaptı. Yapılarındaki güçlü plastik duygusunun kaynağında belki bu heykel deneyiminin rolü vardır: Gerçekten de Souto de Moura yapılarında akıl, işlevsel kaygılar, kusursuz tekniğin yanı sıra sanat yapıtlarında görülecek türden bir şiirsellik var. Üstelik ince işçiliği heykel yapım sürecini akla getiriyor. Mimarlığın bir diğer özelliğine, akılcılık ve işlevselliğine daha uygun olduğunu söylüyor.

Portekizli mimar, ‘80’li yıllarda, kariyerinin başındayken, gündemdeki postmodernist rüzgârlara hiç kapılmamasıyla, çağına uygun olmamakla damgalanıyordu. Çalışma yaşamı boyunca, 2007’de İstanbul’a geldiğinde de olduğu gibi, sıklıkla Mies van der Rohe’ye olan hayranlığını dile getirdi. Ama yapılarında hemen fark edilen özgünlük, onu yalnızca bir Mies izleyicisi modernist olarak etiketlemenin de mümkün olmadığını gösteriyor. Souto de Moura yalınlıkla ihtişam, işlevsellikle sanatsallık gibi karşıt kavramları birleştirmeyi başarmasıyla sınıflandırmalara pek uymayacak bir mimari kişilik. 2011 Pritkzer jürisinin başkanı Lord Palumbo “Mies van der Rohe’nin, bin yıllık bir taşı kullanırken ya da ultramodern bir detaydan esinlenirken kendine duyduğu güvene Souto de Moura’da rastlıyoruz” diye belirtirken Mies’in mimar üzerindeki etkisinin stilden daha çok cesaret, geniş perspektif, farklı vizyon gibi kavramlara dayandığını belirtiyordu.

Dünyanın en prestijli ödülüne sahip olmasının temelinde öncelikle özgün imzası olsa da Eduardo Souto de Moura ince işçiliğiyle de övgü toplayan bir mimar. Malzemeye özel bir ilgi duyduğu, birçok yapısında açıkça gözüküyor.

1980 yılında mezun olan Souta de Moura, okurken Portekiz’in ilk Pritzker ödü¬lünü almış Alvaro Siza’nın ofisinde çalıştı. Okuldan çıkar çıkmaz kazandığı yarışma sayesinde aldığı Casa des Artes kültür merkezi projesi sayesinde kendi şirketini kurdu. İlk yıllarda kendi ülkesinde alçakgönüllü konutlar tasarladı; daha sonra ise İtalya, İspanya, Almanya ve İngiltere gibi ülkelerde alışveriş merkezleri, okullar ve sanat galerileri de gerçekleştirdi.

1990’da Porto Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nde profesör olan Portekizli mimar Cenova’dan Paris Belleville’e, Harvard’dan Dublin’e Zürih’e çeşitli üniversitelerde ders veriyor ve sık sık uluslararası seminerlere katılıyor. Bu yoğun gidiş-gelişlerde başta Herzog de Meuron ve Aldo Rossi gibi birçok meslektaşıyla ufuk açıcı dostluklar kuruyor.