Çağdaş mimarlık, 19. yüzyıl Eklektisist mimarlığına karşı özgün yaratımı önemseyen bir yaklaşım olarak ortaya çıkmıştı. Endüstri devrimi sonucunda, bilim, teknik ve endüstrinin gelişmesine paralel olarak ortaya çıkan bu yeni düşünce akımı eski biçimlerin kopyaları yerine özgün tasarıma dayanıyordu. İyi bir yapı, estetik çekicilik kadar kullanım amacına uygun niteliklere de sahip olmalıydı. Çağdaş mimarlık anlayışının 1851 yılında Paxton tarafından yapılmış olan Crystal Palace ile başladığı kabul edilir. Bunun nedeni, 70 bin metre karelik bir alanı kaplayan standart elemanların oluşturduğu binanın, demirle camın kaynaştığı ilk önemli fabrikasyon olmasıdır. Bu mimarlık anlayışı II. Dünya Savaşı sonrasında, Tadao Ando, Mario Botta, Gottfried Böhm, Arthur Dyson, Pei Cobb Freed, Reinhard Gieselmann, Arata Isozaki, Oscar Niemeyer, Kenzo Tange ve Ilmo Valjakka gibi meşhur tasarımcıların yaptıkları eserlerle pekişir ve sıradışı yaşam anlayışlarının ortaya çıkmasına neden olur.

Günümüzde ise yeni malzemeler ve yapım teknikleri sayesinde çağdaş mimarlık yeniden biçimlenmeye ve değişmeye başladı. 2008 yılında İngiltere’ nin Suffolk köyü yakınlarında inşa edilen Balancing Barn, mimarlık dili açısından farklı bir örnek olarak karşımıza çıkıyor. Yöresel ahır mimarisinden yola çıkılarak oluşturulmuş dikdörtgen biçimindeki tatil evi, Hollandalı MVRDV mimarlık şirketinin tasarım anlayışıyla, geçmişin formlarından yola çıkılarak çağdaş eserler ortaya konulabileceğini gösteriyor. Balancing Barn evinde, adının da çağrıştırdığı gibi (dengede duran ahır) 30 m uzunluğunda ve dikdörtgen formundaki kütle, araziye lineer şekilde 15 m’ lik yarısı havada kalacak biçimde oturtularak orta kısmındaki beton çekirdekle dengelenmiş. Yapının konstrüksiyonunu güçlendirmek için toprağın üzerinde kalan bölümünde, havada duran kısma oranla daha ağır malzemeler kullanma çözümüne gidilmiş. Bu farklı strüktür, gelen konukların doğayı ilk olarak zemin seviyesinde deneyimlemelerini de sağlıyor. Evin cephesini ve çatısını örten parlak metal kaplamalar ise bulunduğu peyzajın yeşil dokuyu yansıtarak dinlendirici ve heyecan verici bir etki uyandırıyor. MVRDV, Balancing Barn evinin tasarımında sürdürülebilirlik ilkesini esas alarak binanın yalıtımı ve ısıtma-havalandırma sistemi enerjinin etkin olarak kullanılabileceği biçimde kurgulamış.

MVRDV, içeriye girer girmez mutfak ve büyük bir yemek odasıyla başlayan bir iç mekan kurgusuna yönelmiş. Ardından banyo ve tuvaletleri olan dört adet ebebeyn yatak odasına geçiliyor. Plana göre tam ortada, yatak odalarının gizlediği merdiven ise arka bahçeye erişimi sağlıyor. Binanın konsol çalışan kısmının cephe, tavan ve tabanında cam yüzeyleri olan büyük bir yaşam alanı konumlandırılmış. Cam yüzeyler binanın doğayla bağlantısını kuran yapı elemanları olarak karşımıza çıkıyor. Ayrıca aynı mekan içerisindeki şömine, yağmurlu günlerde dört elementi birden deneyimleme olanağı sunuyor. İç mekan tasarımında kullanılan mobilyalarda konfor ve şıklık çok yüksek standartlarda tutulmuş. Yüzeylerde ise ağırlıklı olarak ahşap doğal rengiyle bırakılmış, ancak mobilya ve aksesuarlarda dikkat çekici canlı renkler kullanmaya özen gösterilmiş.

Çağdaş mimari konut tasarımlarının güzel örneklerinden biri de Hudson Nehri kıyısından. Ispanyol mimar Campo Baeza’nın tasarladığı Olnick Spanu House, New York Garrison’ da bir ormanın içinde, Hudson Nehri’ nin muhteşem manzarasını kucaklıyor. Mimar, bölgenin etkileyici doğal güzelliğinden esin alarak binayı manzarayı gözlemlemeyi sağlayacak bir platform gibi hayal etmiş ve mümkün olduğunca çok cam cephe kullanarak iç mekanla doğal çevre arasında bütünlük sağlamaya çalışmış. İki katlı ve dikdörtgen planlı olan binanın zemin katı brüt beton bırakılarak bulunduğu çevreyle tezat yaratması istenmiş. Yatak odaları ve banyolar bu katta konumlanmış; orta kısımda ise ana geçişi sağlayan ve bahçeyle bağlantı kuran bir antre düşünülmüş.

37 m. uzunluğunda, 16,5 m. genişliğinde ve 3,65 m. yüksekliğinde devasa bir kutu görünümünde olan binanın toprakla ilişkisi beton duvarlarla sağlanmış. Beton burada binaya daha güçlü bir görünüm kazandırabilmek amacıyla tercih edilmiş. Manzaranın dört bir taraftan rahatlıkla gözlemlenebildiği ve aynı zamanda zemin katın çatısı olan platform biçimindeki alan, güneş ve yağmurdan korunmak amacıyla travertenle kaplanmış. Bu platformun üzerinde 10 adet silindirik çelik sütun tarafından taşınan 30 m uzunluğunda, 12 m genişliğinde ve 2,75 m yüksekliğinde bir kat daha bulunuyor. Birinci katın üzerindeki örtü ise dört taraftan taşarak güneş kontrolü sağlayan saçaklara dönüşmüş. Bu katta çelik sütunlar dışarıda bırakılmış ve bütün cephe cam yapılarak iç mekanda daha fazla saydamlık ve yalınlık hissi yaratılmaya çalışılmış. Mekanın içerisinde ise tavana kadar değmeyen iki beyaz kutu biçiminde merdiven ve servis alanları bulunuyor. Orta bölüm yaşam ve yemek yeme alanı olarak planlanmış, mutfak havuza bakan tarafta çözümlenmiş.

Almanya’ nın kuzey batısında yer alan Münsterland şehrinde 2000 yılında inşaa edilmiş olan Haus Voss da farklı bir çağdaş mimari örneği olarak karşımıza çıkıyor. Alman mimarlık şirketi Leon Wohlage Wernik’in konut olarak tasarladığı bu bina, iki katlı basit bir kutudan oluşuyor ve yüksek duvarlı avlusu, iç mekanla dış mekan arasında bir dizi görsel katman yaratıyor. Dış duvarlardaki pence¬reler ve kapılar öncelikle iç avludaki korunaklı çevreyi, ardından da dışarıdaki peyzajı algılamayı sağlıyor.

Mimar, konutun tasarımındaki ana fikri dışa açıklık ve içe dönüklük, kapalılık ve geçirgenlik arasında zıtlık kurulması olarak tanımlıyor. İncelikle düşünülmüş malzemeler ve kaplamaların kullanılması da bu fikri güçlendiriyor. Örneğin, dış kabuğu oluşturan beton yüzey üzerindeki kalıpların bıraktığı izler sayesinde binanın cephesi ağaçların sürekli gölgelerinin düştüğü bir tuvale dönüşmüş. Kullanılan malzemelerdeki uyum, precast beton yer döşemeleri ve koyu gri alüminyumdan yapılmış pencere doğramaları konutun tasarım fikrini destekleyecek biçimde binanın tümünde zıtlıklar yaratıyor. İç mekandaki katlanmış çelikten tek kollu merdiven ise iki katı birbirine bağlayan mimari eleman olarak ön plana çıkıyor.Dekorasyonda duvar işleri yalın bir biçimde bırakılmış, tavanlar beyaza boyalı, zeminler ise venge parke kaplanmış.

Çağdaş konut tasarımının önemli örneklerinden bir diğeri de 1999 yılında Çin’ in kuzeybatısında Quinlin Dağı’nın eteğindeki vadiye inşa edilmiş olan Father’s House dur. Çinli mimarlık şirketi M.A.D.A spam imzasını taşıyan konutun betonarme taşıyıcı sistemi, dereden gelen yerel taşlardan örülmüş duvar dolguları ve bambu panellerden yapılmış tavanlar ve kepenklerle bir bütünlük oluşturuyor. Duvarların yapımında kullanılan dere taşları iki yıl boyunca yöredeki köylüler tarafından toplanarak renklerine göre ayrılmış, böylece her bir dolgu panelinin kendine özgü bir renge sahip olması sağlanmış.

Father’s House projesinde binanın taşıyıcı sistemini oluşturan tüm kiriş ve kolonlar aynı boyutta inşa edilmiş; yapı sistemi ise dört farklı duvar tipi üzerine kurulmuş. Arazinin çevresindeki istinat duvarı yöresel tarzda örülmüş. Çevre duvarında taşlar her iki yönde de çıplak bırakılarak duvar strüktürüne çimento ve bağlantı çubuklarıyla sabitlenmeleri sağlanmış. İç duvarlarda ise beton kalıplarında kullanılan yerel bambu paneller vernikli olarak uygulanmış. Duvarlardaki açıklıkların tümü zeminden tavana, metal çerçeveli pencereler olarak düzenlenmiş. Avluya bakan tarafta hareketli bambu kepenklerle korunan ve istendiğinde tamamen açılabilen pencereler bulunuyor. İki seviyede düzenlenmiş olan bu konutun plan düzenlemesi mutfak, yemek ve oturma mekanları zemin katta; yatak odaları ve banyo ise üst katta olacak biçimde çözümlenmiş.

Sidney’in güneyindeki Saddleback Dağı’nın güney yamacında 2010 yılında inşa edilmiş olan Ian Moore Architects eseri Rose House ise tüm yönlerde heyecan verici bir manzaraya sahip bir bina. Mimar, manzaranın bina içerisinden mümkün olan en geniş açıyla görülebilmesi için kütleyi, kuzey-güney doğrultulu bir sırtı merkezine alacak şekilde eğime paralel olarak konumlandırmış. Geçiş de cephe bu yönde olacak şekilde planlanmış. Ayrıca manzaraya daha da çok hakim olmak için ortak yaşam mekanları binanın merkezine yerleştirilerek servis birimleri dış kabuktan daha içeride çözümlenmiş. Konutun dikdörtgen planı servis birimlerinin ayırdığı üç eşit bölümden oluşuyor. Planın merkezinde bulunan mutfak, oturma ve yemek alanlarının her iki yanında, birinde ebeveyn yatak odası, banyo ve giyinme alanları, diğerinde ise çocuklar için iki yatak odası ve bu odaların kendine özel banyoları olacak biçimde bölümlenmelere gidilmiş. Her iki uzun cephede bina boyunca devam eden verandalar ise yapının cam cephelerini koruyan güneş kontrol elemanları gibi çalışıyor. Ortak yaşam mekanının çevresindeki sürülerek tamamen açılan pencereler sayesinde doğal havalandırma sağlanmış. Evin uzun cephesi boyunca yerleştirilen iki virendel kirişinden oluşan hafif çelik strüktür, depo odalarını barındıran ve yapının bütünü için ana bağlayıcı eleman olarak görev yapan iki betonarme bloğun üstüne yerleştirilmiş. Kirişlerin binanın doğu ve batı yönlerinde çıkma yapması hafif strüktürü daha algılanır hale getiriyor.