Tasarımcı Karim Rashid geçtiğimiz günlerde İstanbul’a geldi ve ZOW 2011 İstanbul Dekorasyon, Mobilya ve Tasarım Fuarı’nda tasarımlarını ve felsefesini anlatan bir sunum gerçekleştirdi. Bir saati aşkın süre boyunca pembe giysileri ve kalın çerçeveli beyaz gözlükleriyle konuşan Rashid, konuşmasının sonunda geleceğe yönelik öngörülerini de aktardı. Tasarım konusuyla ilgilenen amatör ya da profesyonel herkese yeni ufuklar açabilecek bu sunumdan notlarımızı sizlerle paylaşmak istedik.

2001’de yayınladığı kitabıyla “dünyayı değiştirmek istediğini” ilan eden (I Want to Change The World, Universe Yayınları) Karim Rashid, konuşmasına dünyanın eskisinden çok farklı bir yer haline geldiğini anlatarak başladı. Rashid’e göre dünya, artık deyim yerindeyse iyice “küçüldü” ve bu da geleneklerin ve kimliklerin kaybolmasına neden oldu. Günümüz dünyasında toplumsal kimliğin gücünü kaybetmesi ve geçmişle bağların kopması, bireyi güçlendirdi. Bu nedenle geleneksel şeylerin yerini “bireysel” olan alıyor. Rashid, dünyanın küçülmesinin küreselleşme gibi bir sonucu olduğunu, böylece tasarımın da küresel bir olgu haline geldiğini anlatıyor: “30 yıl önce tasarım, tasarımcılar içindi. Dünya değişti, toplum da… Artık herkes küresel düşünüyor.

Hepimizin benzer arzuları, benzer ihtiyaçları var. Eskiden arzuladığımız şeyler artık ihtiyaç haline geldi. Bugün cep telefonunun bir ihtiyaç olmadığını söyleyebilir misiniz? 15 yıl önce cep telefonu bir arzu nesnesiydi, bugün ihtiyaç. Artık iletişim, bilgiye ulaşmak bir ihtiyaç ve bilgi edindikçe bireyselliğin farkına varıyoruz.” Sunumun sonunda Türk tasarımı konusunda ne düşündüğü sorulduğunda Rashid tekrar bireyselliğe vurgu yaptı: “Bazı Türk tasarımcıların işlerini gördüm. Açıkçası bu tasarımcıların mağazaları dünyanın herhangi bir yerinde satış yapabilir. Yani sadece Türk pazarına değil küresel pazara da hitap ediyor. Bu noktada tasarımcının bireysel yeteneği ve vizyonunun ulusal kimliğinin önüne geçtiğine inanıyorum. Benim tasarımlarımı İngiliz tasarımı ya da Amerikan tasarımı olarak adlandırabilir misiniz mesela?”

Her gün kabaca 600 kadar nesneye dokunduğumuzu ya da etkileşim içine girdiğimizi hatırlatan tasarımcı Karim Rashid, tasarımla uğraşan birinin, bu nesnelerin daha iyi deneyim sunmasından daha yeşil olmasına, hatta daha akıllı veya daha sürdürülebilir olmasına kadar pek çok konuda kafa yorması gerektiğini vurguluyor ve “Dünyada bütün sektörler insani deneyimi daha iyi hale getirmek için uğraşıyor. Tasarım gittikçe daha çok duyulara hitap ediyor” diyor. Rashid, elektronik müzik çalışmalarından örnek vererek bilgisayarla müzik yaparken müziğin bile kendi içinde dokularının ve grafiklerinin olduğunu keşfettiğini anlatıyor. Bunun bir tür “süs” olduğunu söyleyen Rashid, kendi çalışmalarından örnekler vererek “süs”ün nesnelere boyut kazandıran, çok güçlü bir ifade biçimi olduğunu söylüyor.

Karim Rashid, konuşması süresince sürekli ekrana yansıyan çalışmaları aracılığıyla izleyicilere, tasarım yoluyla nasıl “dünyayı değiştirmeye” çalıştığını anlattı. Konuşmanın en can alıcı yerinde, İngilizce’deki styling ve designing sözcükleri arasındaki farka vurgu yaptı. İnsanlığın asırlardır bildiği, kullandığı biçim ve yöntemleri kullanarak yeni bir şey oluşturmayı styling (örneğin geleneksel yöntemle ceket tasarlamak ve dikmek); malzemenin ya da teknolojinin olanaklarıyla yeni biçimler aramaya, yeni şeyler yaratmayı designing olarak tanımlayan Rashid’e göre daha iyi bir dünyada yaşamak bizim elimizde. Neyi nasıl yaptığımız, bizim dünyayı ne yönde değiştirdiğimizi belirliyor. Tabii bu yaklaşımdan yola çıkarak, geçmişin, kimliğin ve geleneklerin bireyselliğin gerisinde kaldığına inanan Karim Rashid’in dünyayı “doğru bildiği yöne doğru” götürmeye çalıştığı sonucuna varabiliriz.

Teknolojinin hayatımızı belirgin bir biçimde değiştirdiğine değinen Karim Rashid, artık yeni bir mekan adım attığımızda sağımıza solumuza hızla göz atıp “wifi (kablosuz internet bağlantısı) var mı” diye bakındığımızı örnek veriyor. Kendisinin dokular, süsler ve daha önce hiç var olmamış biçimler kullanarak tasarımlar yaptığını anlatan Rashid, doğanın da dijital olduğunu ve bunu çok ilham verici bulduğunu söylüyor. Rashid’e göre daha önce var olanları tekrar ederek değil, yenilikçi (inovatif) şeyler yaparak geleceği biçimlendirmek mümkün.

Karim Rashid, gelecekle ilgili çok farklı bir vizyona sahip. Gelecekte nesnelere sahip olmanın gerekmeyeceğini düşünen ünlü tasarımcı “Bugün araba kiralıyoruz ya da araba almak için bankadan kredi çekiyoruz; bu sistem gelecekte başka nesneler için de geçerli olacak. Artık dünyada her ürün, kullandıktan sonra attığımız pek çok şey gibi “dönüştürülebilir” olmak zorunda. Düşünsenize, artık mimari eserler bile kalıcı değil. Mesela bu fuar bittikten sonra burada böyle bir mekan olmayacak… Belki hafıza o kadar da önemli bir şey değildir” diyerek nesnelerin ve mekanların “gerektiği zaman, gerektiği yerde” var olmaları için yapıldığına dikkat çekiyor.

Bu kadar üretken olmasının taklitçilik ya da hak ihlallerine yol açabileceği hatırlatılarak, fikri haklarını nasıl koruduğu sorulduğunda Karim Rashid bu konunun da geçmişe ait bir endişe olduğuna atıfta bulunarak “Her şey çok hızlı gelişiyor. Bir şeyi tasarlayıp prototipini yapmak, üretip satmak arasında 8-9 ay süre var. Tasarımınız satışa sunulduktan 3-4 ay sonra da piyasada taklitlerini görebiliyorsunuz. Markalar kendilerince bazı özel koruma tedbirleri alıyor. Öte taraftan tüketici de neyin orijinal neyin taklit olduğunu biliyor. Kendi adıma tasarımlarımın taklit edilmesi hiç umurumda değil. Benim çok fazla fikrim var” diye cevap verdi.