Japonya, 20. yüzyıl boyunca bir yandan endüstrileşirken, bir yandan da sanat ve tasarım alanında büyük adımlar atıyordu. Bugün modadan mobilya endüstrisine pek çok alanda, Japon tasarımcılar dünyaya yön veriyor. Hiç kuşkusuz onların bu noktaya gelmesinde eğitim, çok çalışma ve yeteneğin rolü olduğu kadar, üretimi bir sanat olarak gören Japon yaklaşımı ‘monodukuri’nin de payı büyük.

Endüstri devrimi dünyayı değiştirirken, bu değişime ayak uydurmak ve Batı dünyası ile arayı kapatmak için çok çalışan ülkelerin başında Japonya geliyordu. Bir ada ülkesi olan Japonya, bir yanında Pasifik Okyanusu, diğer yanındaki Çin ile çevrili olarak yüzyıllarca Batı kültüründen ayrı yaşadı ve kendi kültürünü yarattı. Ancak 20. yüzyıla gelindiğinde dünyadan, teknolojiden ve modern yaşamdan ayrı bir hayat artık mümkün değildi. Japonya, arayı kapatmak için geçtiğimiz yüzyılı çalışarak, hem de çok çalışarak geçirdi.

Japon kültürü modern Batı kültürü ile etkileşime girdiğinde, pek çok alanda değişiklikler yaşandı. Değişimden tasarım ve estetik anlayışı da payını aldı. Böylesi bir geçişin tüm etkilerini endüstriyel tasarım üzerinde görmek müm­kün, özellikle de sandalyeler üzerinde.

20. yüzyıl başında motorlu araçlar, elektrikle aydınlanma ve elektrikli cihazların gündelik yaşamın bir parçası haline gelmesi geleneksel Japon mimarisini olduğu kadar Japon yaşam tarzını da değiştirdi. 20. yüzyılın ortalarına kadar yapılan ve Batı’ya öykünen pek çok şey ne Japon’du ne Batılı. Oysa bu dönemde Japonya’da ihraç edilmek için üretilen ve Batı dünyasında ’Japonica’ denen ucuz endüstriyel ürünlere de büyük talep vardı. Japonya modernleşmek için kendini Batılı bir çizgiye get­irmeye çalışırken, Batı dünyasında modernizmin öncülerinden mimar Frank Lloyd Wright ve heykeltraş Isamu Noguchi geleneksel Japon sanatından etkilenerek çığır açan çalışmalar yarattı.

Japonya’da endüstriyel tasarımın gelişimi Batı dünyasındakinden biraz daha farklı bir çizgide gelişti çünkü köklü Japon kültüründe üretim, işçilik, yaratıcılık ve işlevsellikle ilgili kurallar ve farklı bir anlayış var. ‘Monodukuri’ denilen bu anlayış, üretimi bir sanat olarak görüyor ve endüstriyel üretimde mühendislik bilgisi ve kaliteye olduğu kadar işlevsellik ve estetiğe önem veren kuralların uygulanmasını öngörüyor.

Sandalye, Japonlar için ayrı bir öneme sahiptir. Geleneksel Japon yaşamında evlerde çok az mobilya bulunur ve oturmak için ayrı bir mobilyaya ihtiyaç duyulmaz. Doğu kültüründe pek çok ülkede yaygın olduğu gibi, zemin kaplaması olarak kullanılan tatami levhalarının üzer­ine, doğrudan yere oturulur. Bu nedenle yere değil sandalyeye oturmak, masa ve sandalyede yemek yemek Japonya’da modernleşmenin başlıca göstergelerinden biridir. Japonya’da evlerde ilk sandalyeler 1920’lerde kullanılmaya başladı. Japon mimari ve estetik anlayışına uygun, ama aynı zamanda modern hayatın ihtiyaçlarına cevap verecek sandalyeler üretmek o dönemin mobilya üreticilerinin başlıca sorunuydu. Japonya’da 20. yüzyılın ilk yarısında üretilen sandalye ve koltuklar geleneksel malzemeleri ve el işçiliği tekniklerini kullanan parçalardı. Sandalyeden yola çıkarak Japon endüstriyel tasarımının gelişimini çok iyi anlatan bir örnek, biri Japonya’da diğeri Amerika’da yaşayan iki Japon tasarımcının, Isamu Noguchi ve Isamu Kenmochi’nin Japonya’da birlikte çalıştığı dönemde ortaya çıkan Round Chair’dir. Kenmochi, Japon modern mobilya anlayışını geliştirmek için sandalyeye ayrı bir önem veriyordu. 1950’de tasarlanan Round Chair, aynı za­manda Kenmochi’nin tasarım ilkelerini de bire bir yansıtıyordu: Doğal malze­menin kaliteli işçilik ve insan zekası (tasarım becerisi) ile birleşimi. Noguchi bir heykeltıraştı fakat endüstriyel tasarımla da ilgileniyordu. Japon estetik anlayışının bir parçası olan organik biçimler, doğal malzemeler ve işlevsellik Noguchi’nin endüstriyel tasarımlarında daima göze çarpan temel unsurlardır.

Japon tasarımının en iyi örnekleri, son otuz yıldır modern mobilyanın yönünü belirleyen klasikler arasına girdi; bugün bile mekanlarımızda güncelliğini koruyarak yer bulabiliyor. Çalışmalarını hem İtalya’da hem de Japonya’da sürdüren Toshiyuki Kita (1942 -) Japon tasarımı dendiğinde ilk akla gelen isimlerden biri. Tasarımlarında Japon kültürü ve üretim geleneklerine dayalı yöntemler ve çizgiler kullanıyor. Cassina için tasarladığı Wink Armchair (1980) ve Kick Table (1984) MoMA’nın kalıcı koleksiyonunda yer alıyor (1, 2). En genç ve dikkate değer Japon tasarımcılar arasında Hiroshi Kawano (1971 -) gösteriliyor. Mimarlık eğitimi alan Kawano’nun mobilya ve obje tasarımları çeşitli ödüller aldı. Çalışmalarını Japonya’daki tasarım ofisinden yürütüyor. Bloom aydınlatma ele­manını 2008’de Ligne Roset için tasarlamış (3). 1957’de 11. Milano Trienali’nde birincilik ödülü alan Sori Yanagi (1915 -)’nin tasarladığı Butterfly Stool da bugün hala üretilen klasikler arasında (4). Milano’daki prestijli Galleria d’Arte Moderna’da sergisi açılan ilk endüstriyel tasarımcı olan Yanagi, Japon tasarımcılara uluslararası alanda ken­dilerini gösterebilmeleri için örnek olan ve kapıları açan bir isim. Japonya ve Amerika’da çalısan Naoto Fukasawa (1956 -)Avrupalı pek çok firma için de tasarımlar yapıyor. Japon firması Muji için tasarladığı duvara asılabilen cd-çalar başta olmak üzere pek çok tasarımı ile 50’nin üzerinde ödül aldı. B&B için tasarladığı mobilyalar dahil (6-8), farklı alanlarda pek çok ürün tasarlayan Fukasawa çalışmalarını Tokyo’daki tasarım bürosunda sürdürüyor.