Fabrika tipi yapıları düşünün. Sıralı nizam, uzunlamasına yapılar, üretim hatlarının faaliyetine uygun biçimde tasarlanmış duruşlarıyla, ilk akla gelen sembolü tamamlar. Bu yapılar, üretimin kor aşaması dışında, iki taraflı erişimleriyle ‘ilk giren son çıkar’ ve ‘son giren ilk çıkar’ stoklama yöntemlerine de fonksiyon sağlar.

Herzog & de Meuron’un Vitra Verwaltungs GmbH için Vitra Campus’a inşa ettiği bu yatay alan alternatifi çoklu bina, Vitra’nın ürünlerinin hammadeden kullanılır materyale dönüştüğü bölgenin merkezinde. Vitra’nın tasarım ve fonksiyona dair yenilikçi yaklaşımını olabildiğince serbest ifade etme isteği hissedilen Vitra Haus adlı yapı, ev ürünleri sergilemek için tasarlanmış.

5 bağımsız binanın kesişik konumlandırılmasıyla şekil alan Vitra Haus, çatı katlarının tabanlara, tabanların çatı katlarını boylamasına kat ettiği, ironik bir espriye sahip. İlk bakışta karmaşıklığı ve dikkat bozuculuğu ile ‘dikkati çeken’ yapı, kısa süreli göz aşinalığı sonrasında hevesle keşfedilmek istenen köşelere kavuşuyor. Binanın dışyapısında kullanılan kömür renkli sıva, binayı doğa tarafından kolayca benimsenebilir hale getiriyor. Toprak ile uyum gösteren tonlara sahip Vitra Haus’un yegane parlak kısımları, üçgen çatıların en yakın kesişimden sonra ayrışarak kendi duruşuna kavuştuğu büyük pencereler. Parlaklık ise, binanın mimari sürprizlerle detaylandırılmış sade iç dekorundan geliyor. 5 bağımsız binanın uçları, ilk bakışta rastgele bir konumlandırmayı çağrıştırıyor. Ancak, Herzog & de Meuron’un Vitra için inşa ettiği bir prestij yapısında bilinçsiz bir rastgelelik aramak, evrimin zar attığını* düşünmekle benzeşirdi olsa olsa. Bu yerleşim sayesinde binaların doğaya hakim yüzleri, çevreyi saran Weil am Rhein manzarasının tablovari karelerini çerçeveliyor, ziyaretçiler için.

Vitra Campus girişinde etkileyici bir karşılama modülü olarak da işlev kazanan Vitra Haus, ahşap kaplama zeminiyle çevre faktörünü bir kez daha hatırlatan açık bir merkez alana sahip. Arketip ve yığılı hacim temalarını buluşturan mimaride, binalar bu merkez alanın etrafına konumlandırılmış. Açık merkez, Vitra Haus’un ziyaretçiler tarafından ilk anda erişilmek istenecek birimlerini barındırıyor: Bir konferans salonu, Vitra Tasarım Müzesi’nin sandalye koleksiyonu için yeterli bir alan, Vitra Tasarım Müzesi Mağazasını kapsayan bir küme, resepsiyon hizmeti veren bir lobi, lavabo, vestiyer ve yaz güneşine temas eden terasıyla bir café.

Vitra Haus, sıradışı dış mimarisiyle yarattığı heyecanı, iç mekan sürprizleriyle tamamlamakta bonkör davranıyor. Bu işte, tezatlığı baştan benimsemiş Herzog & de Meuron’un köşeli dış hatların içerisine yumuşak ama beklenmedik formlar yerleştireceğini önceden sezmek, ancak mekanı yaşayanlar için mümkün olmalı. Merdivenler ve trabzanların tamamı, tıpkı binayı keşfe çıkmış dev bir solucan gibi kıvrımlı ve giderek açılan organik hacimlere kavuşuyor ve binalar arası bağlantı noktalarında beklenmedik hareketler yaratıyor. Bu hareketler, kimi zaman yapının merak uyandıran kesişim noktalarını süpriz biçimde sergiliyor, kimi zaman da görüntüyü bloke ederek ilgi çekiyor. Geniş iç alanlarda sergilenen ürünlerin rahatça seçilebilirliği adına duvar renkleri saf beyaz seçilmiş.

<center

Kesişen binaların doğudan batıya dairesel yönelimiyle gün içinde güneşi takip edebilen bir ziyaretçi, akşam üstü geçişini binada yaşayarak gecenin ışıltısını karşılayabiliyor ve perspektifin terse dönüşüne tanıklık ediyor. Vitra Haus’un gün boyu doğayla bir yaşayan dev çerçeveleri, gece karanlığı indiğinde içten dışa parıldayarak göz alıcı vitrinlere dönüşüyor.

İki uç arası en geniş uzaklığı 57 metre, en uzun eni 54 metre ve yüksekliği 21.3 metre olan Vitra Haus, çevre ve fabrika binalarının tam ortasında, ilham aldığı yapılara saygılı biçimde özgürlüğü tasvir eden bir duruşa sahip. Akıllıca tasarlanmış yüksekliği sayesinde, benzer yapılara oranla doğada kapladığı yeri küçülten Vitra Haus, temsilcisi bulunduğu dünyaya belki de dolaylı bir mimari öneride bulunmak istiyor.

*”Gott würfelt nicht” (Tanrı zar atmaz) – A. Einstein

Fotoğraflar: Iwan Baan