17 Kasım 2009 | Yazar: Benan Kapucu | Konu: Söyleşi

Serdar Çakır
Hastane, otel ve havaalanı gibi birçok girdisi olan, çokkatmanlı projelerin ürün ve malzeme seçiminden şantiye yönetimine uzanan karmaşık iş sürecini kapsayan proje yönetimi, deneyim ve yoğun emek gerektiren bir uzmanlık alanı. Mimarlık eğitimi aldıktan sonra, sağlık yapılarının proje yönetiminde uzmanlaşan Acıbadem Proje Yönetim İnşaat Grup Yöneticisi Serdar Çakır, hem iş sürecini hem de bağlı olduğu proje yönetim biriminin hastane mevzuatını değiştiren yeniliklerini aktardı.
Röportaj: Benan Kapucu Portre: Mustafa Nurdoğdu
Acıbadem Proje Yönetimi bünyesinde, başta- geçen sayıda ayrıntılı biçimde ele aldığımız- Acıbadem Maslak hastanesi olmak üzere (bkz. Hafele Gateway 11) birçok hastane projesinin uygulama koordinasyonunu üstlenen Serdar Çakır, bu alanda en deneyimli isimlerden biri. Acıbadem Proje Yönetimi olarak tıp teknolojisi ve hastane mimarisi alanında tüm dünyadaki yenilikleri izlediklerini vurgulayan Çakır, inovatif proje yönetiminin inceliklerini anlatıyor:
Şimdilerde üzerinde çalıştığınız projelerden bahseder misiniz?
Acıbadem hastanelerinin tadilat ve yenileme çalışmaları ağırlık kazandı şu sıralar. Haliyle, 7-8 seneden sonra binalarımız yaşlanmaya başlıyor ya da yeniliklere ayak uydurması gerekiyor, Bir süre sonra hasta potansiyeli artınca, bunu karşılayamaz hale geliyor. İhtiyaca göre planlamaların ve tadilatların yapılması gerekebiliyor. Şu sıralar öyle işler gündemde. Ayrıca bu dönem, Acıbadem Sağlık Grubu adına ,farklı müteahhit ve yatırımcıların yapmakta olduğu, projeleri tarafımızca oluşturulmuş iki ayrı kompleksin imalat kontrollerini yürütmekteyiz. Yatırımcıların sözleşme kapsamında yükümlülüklerini yerine getirerek binaları teslim etmelerinin ardından sağlık grubu adına Proje Yönetimi’ne ait imalatlar ile medikal ekipmanları yerleştirmek suretiyle açılışa hazır hale getiriyoruz. Farklı bir model olarak devam etmekte olan Eskişehir ve Fulya Hastanelerimizin de 2010 yılı içerisinde açılışa hazır hale gelmesi hedeflenmekte.
Yenileme çalışmalarının dışında bir hayır işimiz de var. Mehmet Ali Aydınlar’ın memleketi olan Malatya Arapgir’de 17.000 metrekarelik bir okul kompleksinin inşaatı sürmekte. Şu sıralar hastane uygulamalarımızın yanında birde böyle bir işimiz var. Onu da bu yılın sonuna kadar teslim etme gayretinde olacağız. 2010 projelerimiz ise Bodrum hastanesi ve Acıbadem Üniversitesi olacak. Acıbadem Üniversitesi 6000-7000 metrekarelik bir binada bu sene eğitime başladı. Önümüzdeki sene yer ve projelerinin netleşmesinin ardından ana kampüs inşaatına başlanacak.
Hastane projelerinin çok karmaşık ve katmanlı bir yapıya sahip olduğunu biliyoruz. Medikal planlama ve iç mekan tasarımından sonra nasıl bir süreç işliyor? Aşamalarından bahseder misiniz?
Projeler bittikten sonra -olgunlaştıktan sonra diyemeyeceğim, çünkü proje sürekli uygulama boyunca yaşıyor- şantiye sürecinde. medikal planlama anlamında da değişiklik olabiliyor, iç mimari de doğası gereği onunla birlikte yaşamaya başlıyor. Alanlar çıktıkça, projenin üçüncü boyuta geçmesiyle kararlar değişebiliyor. Ama esas olarak baktığımız zaman, projenin gelişiyle beraber birkaç aşama başlar: İlk olarak en başta yapılan bütçeye uygun malzeme seçimleri yapılır.İkinci aşamada görev dağılımları olur. Bu iki programda, bizim verdiğimiz tarifler gereği ihale aşaması başlar. İhale sürecinde -yine özellikle iç mimarlarla bir şekilde kopmadan çalışamız gerekir ki- asıl dikkat yoğunlaştırılacak konu iç mimaridir. En büyük yükümlülüklerimizden biri başta öngörülen maliyetin aşmamasıdır. İç mimaride o kadar geniş bir yelpaze var ki kontrol altında tutmak son derece güçtür. Projeyi iç mimarın önüne verdiğiniz zaman o çizer, hayal gücünü sonuna kadar kullanır. Bizim onları kendi bütçemize adapte etme gibi bir sorumluluğumuz var. Bu da disiplin altına almamız gereken, proje yönetimi kavramını içerisinde iç mimarı, gerekiyorsa medikal planlamayı da yönlendiren bir çalışma haline geliyor. Bütün bunların içerisinde bilgilerin doğru aktarımı, doğru firmaların seçimi, doğru maliyet planlamalarının yapımı tamamlandıktan sonra uygulama aşamasına geçilir.
Peki, detaylarda hangi kriterlere göre hareket ediyorsunuz?
Detaylarda, hastane yapısı içinde kullanılacak malzeme var, kullanılmayacak malzeme var, öncelikle onu ayrımı önemli. Bizim uzun soluklu çalışma dönemimizde, artık firmalar bizlerle beraber bu ahlakı edinmiş durumda. Çok nadiren bizim teknik anlamda onaylamadığımız işler çıkar. Onun haricinde dediğim gibi bütçe gerçeğini asla unutmuyoruz, ona uygun controller yaparak firmayı yönlendirmeye çalışıyoruz. Süre de tabii bu işin önemli faktörlerinden biri.Seçilen bir malzemenin de örneğin kısa zamanda tedarik edilebilmesi ve uygulanabilmesi gerekiyor.
Yenilikleri, yeni ürün ve malzemeleri nasıl takip ediyorsunuz?
Bizde departmanlar sorumlulukları gereği gitmeleri gereken fuarlara giderler, konferanslara katılırlar. Medikal planlama ile ilgili birimimizin yetkilileri, gerek yeni cihazlarla ilgili tanıtımlara, gerek kendi bilgi seviyelerini artırmak ve bu alandaki gelişmeleri takip etmek maksadıyla gereken konferanslara eğitimlere düzenli olarak katılır; yeni eklenmiş denenmiş ve bulunmuş konuların aktarıldığı seminerlerde bulunurlar. Proje ve uygulama departmanında görev yapan arkadaşlarımız ise malzeme ve detay bilgisini geliştirecek eğitimlere ve fuarlara katılıyorlar. Güvenlik ve yangın gibi konularda da seminerlere, eğitimlere gönderiyoruz. Bu gibi konuları kendi içimizde çözümlemeye çalışıyoruz.
Son zamanlarda yaşadığımız birkaç örnek, hastanelerin afetlere karşı ne kadar donanımsız olduğunu ortaya koyuyor.
Evet, selden sonra yaşadığımız olaylar da öyle… Maalesef ülkemizde felaket yaşanmadan ders almıyoruz. Yönetmeliklerde açığımız çok fazla, özellikle yangına karşı. Bugüne kadar olmayacak insanlar, ‘Ben bu malzemeyi satıyorum’ diye karşımıza çıkıyor.
Bürokratik engellerle de karşılaşıyorsunuzdur mutlaka. Mevzuat elli yıl öncesinden geliyor zira öyle değil mi?
Aslına bakarsanız bir Türkiye’deki standartların önünde gittiğimizi söyleyebilirim. Bu kadar hastane projesinden sonra açıkçası, Sağlık Bakanlığı’nın Türkiye’de yapılacak sağlık kuruluşlarında hangi detayları,malzeme ve standartları aradığını,hangi koşulların sağlaması gerektiğini çok iyi biliyoruz. Daha işe başlamadan kafamızda işin detayları oluşuyor. Standartların dışına çıktığınızda denetimden geçemiyorsunuz zaten, bir iki santimlik bir farkın bile önemli olduğunu biliyoruz. Bu sayede ‘Sağlık Bakanlığı denetiminden ‘eksik raporu’ düzenlemeksizin işletme ruhsatı almıştır. Ancak yapılması arzu edilen kimi uygulamalar da yönetmeliklerde yer almaması sebebiyle gerçekleşememekte.
Sağlık projelerinde, örnek model oluşturduğunuzu söyleyebiliriz öyleyse…
Öyle sayılır, çok geniş bir yelpaze bu. Acıbadem Proje Yönetimi’nin kendi içinde uzman olan her birimin bileşkesiyle ortaya çıktığını söylemeliyim. Her bir departman kendi konusunu tek başına yürütebilecek konumda. Yoksa, bu kadar büyük bir bileşkeyi zaten yönetmek kolay değil.
Proje yönetiminde kaç departman bulunuyor?
İnşaat, elektro mekanik, proje ve medikal planlama olarak dört ana başlıkta çalışmaktayız. Muhasebe ve satınalma departmalarımızda bu dörtlünün destekçileri. Elektrik ve mekanik gruplarımızı,birbirleri ile olan girift ilişki sebebiyle birleştirerek elektromekanik olarak tek çatıda birleştirdik. Standart proje yönetimi oluşumlarına gore farklı olarak hizmet veren Medikal planlama departmanımız , hastane ihtiyaç programına gore mimari planlamanın gerçekleşmesinden,alımı yapılacak ana ekipmanların konfigürasyonlarının belirlenmesi, satın almasının gerçekleştirilmesi ve kurulumunu nun tamamlanarak devreye alınmasına kadar görev yapmakta. Onun dışında konusunda uzman kişi ve / veya firmalardan profesyonel danışmanlık hizmeti aldığımız konular bulunmakta. Görüldüğü gibi çok yönlü olarak toplanan tüm veriler, departmanların arasında planlanan uyumlu çalışması sayesinde örnek gösterilecek hastane yapılarının başarıyla tamamlanmasını sağlamakta.
Proje yönetimi olarak hastane yapılarına getirdiğiniz yeniliklerden söz eder misiniz?
İlk aklıma gelen konu, kütle olarak ön planda olması sebebiyle Maslak hastanesinin çift cephesi.Kullandığımız ikinci cephe,Hem görsel anlamda kesintisiz bir yüzey oluştururken aynı zamanda ,hem Büyükdere Caddesi’nden hem de Park Orman’dan kaynaklı gürültülere karşı çok ciddi bir fayda sağladı. Hastane, peyzajıyla sakin rengiyle bir duruluk içerisinde. Cephe konseptiyle bu anlamda çok örtüştü Bina içi uygulamalarımızda ,akustik tavan malzemesini hastane iç mekanlarına soktuk, yankıyı kesti ve daha gürültüsüz bir ortam yarattı. Özellikle yoğun trafiğe sahip poliklinik odalarında rahatsız edici uğultuyu da böylece kesmiş olduk. Günışığını yönetmeliğin izin verdiği ölçüde en fazla oranda kullanmaya çalıştık Gün ışığının hasta psikolojisinde ne derece önemli olduğu hepimizin malumu.
Ama asıl önemli noktalardan biri de, akıllı bina teknolojisi ile yönetilen binamızda ilave ettiğimiz dijital hasta takip sistemi.Hasta ile ilgili her türlü tıbbi bilgi,elektronik kayıt sistemi aracılığı ile olabilecek en güvenli şekilde ilgili doktora, hemşireye vs. ulaştırılmakta. İlk olarak Maslak hastanesinde uyguladığımız sistemde, hasta odalarındaki bilgisayar sayesinde doktorun,hasta bilgilerini ilgili birimlerin takip edebileceği bir merkeze aktarması söz konusu. Hastanın takibi açısından bana göre, sağlık yapılarına getirdiğimiz en önemli yeniliklerden biri de bu. Bununla birlikte Maslak hastanemiz,medical ekipmanlar ile ilgili önemli yeniliklere sahip.Maslak özellikle onkoloji branşında iddialı bir yere sahip oldu.Kanser tedavilerini bir iki dakikalara indiren cihaz Türkiye’de ilkdir. Ameliyathanelerimiz biri,organ nakli ve yüksek enfeksiyon riski olan operasyonların güvenle yapılmasına olanak sağlayan `ultra-clean` teknolojiyle yapılmıştır.Ameliyathanelerimizden ,150 kişi kapasiteli konferans salonumuza yaptığımız görüntü nakli ile operasyonların canlı olarak izlenebilme imkanı bulunmaktadır.
Karmaşık bir iş süreci var proje yönetiminin ardında. Şantiyeleri de takip ettiğiniz oluyor mu?
Tabii, uygulama çalışmalarının kalite ve sure olarak takibi yapmakta olduğumuz çalışmanın en önemli parçası.O yüzden zamanımızın önemli sayılacak bir bölümü şantiyelerde geçiyor. İşin içindeyiz sürekli. O ilgiyi, kontrolü ve takibi de koparmamak gerekiyor. İnsan sürekli işin içinde olunca hataları ve gereklilikleri fark edemeyebiliyor; böyle durumlarda dışarıdan bir gözle olası eksikleri daha kolay görebiliyor,daha pratik çözümler üretebiliyorsunuz. Bana göre sanayi yapılarının dahi bir adım ötesinde ,bina inşaatları arasında en karmaşık iştir hastane. Hastane, ‘akıllı bina’ diye tarif edilen yapının gereklerini harfiyen yerine getirmeli. Her detay, her oda, her cihaz büyük bir senaryonun parçası. Biz “6000 aktivite” diye adlandırdığımız bir yönetim sergiliyoruz. Hafele’den aldığımız en basit vidanın bile bir kalem olduğunu düşünürseniz işin boyutunu anlayabilirsiniz.
Etiketler: proje yönetimi, Serdar Çakır | İlk yorumu siz yapın »
16 Kasım 2009 | Yazar: Gateway | Konu: Ürün tanıtımı
Hemen tüm mutfaklarda tabaklar, kullanım sıklığına bağlı olarak kategorize edilerek dolap içlerine yerleştiriliyor. Özel günler için ayrılan takımlarla gündelik tabaklar söz konusu kullanım sıralamasına göre dolap ya da çekmece içlerindeki yerlerini alırken, mutfaklarda alçak ya da yüksek ama ihtiyaca göre kolay erişilebilecek en uygun alanlar seçiliyor. Öte yandan gösterilen maksimum özene rağmen tabaklar üst üste dizilerek saklandığında küçük ya da büyük kırıklarla zarar görmelerinin önüne geçilemiyor. Her iki amaca da hizmet eden en işe yarar yöntem ise Häfele’nin değişik ihtiyaçlara cevap veren ve tabakları tek tek yerleştirme olanağı sunan modülleri oluyor.

Akıllı çekmeceler
Häfele’nin mutfakta birbirinden ayrılması gereken malzemeleri en sistemli şekilde düzenleyen ürünü akıllı çekmeceler, tabakları diğer malzemelerden ayırarak arandığında kolay bulunabilir hale getiriyor. Böylece çekmece içindeki tabaklar dairesel bölümlü özel bir düzenleme sistemiyle yer kaplamayan mutfak elemanlarına dönüşüyor.
Tabakların yatay olarak saklanabildiği bir başka çekmece sisteminde ise bölümlemeler plastik çubuklar sayesinde gerçekleştiriliyor. Yatay ve tabakları üst üste dizerek kullanmayı isteyenler için tabaklığın çapı ayarlanabiliyor ve taşınabiliyor. Maksimum 114 mm depolama alanı sağlayan sistem, 180-320 mm tabak çapına uygun olarak üretiliyor.
Tabaklara hızlı erişim
Linero 2000 Askı ve Organizasyon Sistemi’nin bir parçası olan tabaklık, sıklıkla kullanıldığı için el altında ve göz önünde olması gereken tabaklara kolay erişimi sağlıyor. Hemen herkesin önemli günlerde kullanmak üzere özel takımlarından ayırdığı “gündelik” tabaklar için pratik olduğu kadar estetik bir çözüm sunan tabaklık, paslanmaz çelik malzemeden üretiliyor.
Dikey sistem
Mutfağında tabaklarını dolap içine dikey olarak dizerek yerleştirmek isteyenler için polistren malzemeden üretilen tabaklık hem dolap hem çekmece içinde kullanılmaya uygun. 500 mm çekmece rayları ile birlikte kullanılabilen tabaklık 60 mm yüksekliğinde ve çekmece iç genişliği ve derinliğine uygun olarak kesilebiliyor.
Alan değerlendirme
Paslanmaz çelik malzemeden üretilen tabaklık, mutfaklarda hem tabakları yıkadıktan sonra dizmek için kullanılabilen damlalık seti hem de en çok kullanılan tabakların el altında olmasını sağlayan pratik ve estetik bir yardımcıya dönüşüyor. Derinliği 240 mm olan tabaklık düz ve v şekilli parçaları sayesinde iki amaca da hizmet ederek, özellikle küçük mutfaklarda tezgah üzerindeki alanın en verimli şekilde değerlendirilmesini sağlıyor.
Etiketler: akıllı tabaklık, çekmece sistemleri, mutfak dekorasyonu | İlk yorumu siz yapın »
10 Kasım 2009 | Yazar: Benan Kapucu | Konu: Mimari
20. YÜZYILIN EN ÖNEMLİ MİMARLARINDAN BİRİ VE ULUSLARARASI MODERNİZMİN BAŞ AKTÖRÜ OLAN ALVAR AALTO , VIIPURI KÜTÜPHANESİ VE PAIMIO SANATORYUMU GİBİ BİRÇOK BAŞYAPITINDA, FİN ROMATİZMİNE ÖZGÜ DOĞA ANLAYIŞINI MODERNİST İDEALLERLE YENİDEN BİÇİMLENDİRDİ; İLHAM VERİCİ MOBİLYALAR VE CAM OBJELER TASARLADI. ALVAR AALTO MÜZESİ’NDE SÜREN “SHIFTING CONTOUR” SERGİSİ, ONUN YAPI VE PEYZAJ ARASINDA KURDUĞU GÜÇLÜ İLİŞKİYE İŞARET EDİYOR.
“Tekne Päijänne ya da Keitele gölünün sularında süzülür, sonra zarif kıvrımlı kıyıları olan derin koylara yanaşırken, en iyi eğlencem bu peyzajın içinde kalan yapılara hayalimde küçük eklemeler yapmaktı. Anında şaşırtıcı biçimde dönüşüyordu her şey; çatıları hafifçe kaldırır-orta Finlandiya’da çatıların mümkün olduğunca düz olması gerekir- köyün renklerine güzel bir ayar verir, oraya buraya ağaçlar dikerdim. Bazen evlerin arasında kalan kilisenin ön plana çıkması gerekirdi: Ben genellikle sütunlarla çevrili küçük bir pazar alanıyla yapardım bunu ya da çan kulesini uzatırdım.”
- Alvar Aalto, Sisä-Suomi, 26 Haziran 1925.
Yapı ve peyzaj ilişkisi, genç bir mimar olduğu dönemde de Alvar Aalto’nun işlerinde ve yazılarında kendini gösterir. Aalto, mimarlıkla ilgili metinlerinde doğaya ve bahçelere de değinir; mimarı arazinin “verimini” artıran, gereksiz sürgünleri budayan bir bahçıvanla özdeşleştirir. Alvar Aalto Müzesi’ndeki yaz sergisi, Jyväskylä Üniversitesi Kampüsü, Seinäjoki Kent Merkezi, Vuoksenniska Kilisesi, Essen Opera Binası ve Finlandiya Kongre Salonu’nun çizimleri eşliğinde onun bu konuya olan yaklaşımını gözler önüne seriyor. Alvar Aalto Müzesi’nin çizim ve fotoğraf arşivine dayanan sergi, geleceğin araştırmacılarına bu çerçevede yeni bir pencere açmış oluyor.
Arazinin topoğrafyasına göre yapılarını biçimlendiren Aalto’nun mimarisinde, iç ve dış mekanlar sıklıkla birbirine gölgelikler, pergolalar ve asmalı çardaklarla bağlanır; dış mekandan iç mekana geçiş aralıklarla olur. Heykelsi iç ve dış duvarların dolambaçlı görünümleri de doğayla psikolojik bir bağlantı kuruyor. Essen Opera Binası’nın fuayesinde ve Finlandiya Kongre Salonu’nun oditoryumunda olduğu gibi…

Bina ve doğa arasındaki ilişki, içeriden çevredeki peyzaja ve bahçeye açılan manzaralarla da sağlanır. Binanın yönü, Aalto’nun konut mimarisinde çok önemli olduğu gibi, kamu binalarının tasarımında da incelikle ele alınır. Doğal ışığı iç mekanlara taşımak, özellikle Kuzey’in karanlık kış aylarında daha çok önem kazanır.
Hugo Alvar Henrik Aalto 1898 yılında Finlandiya’nın Kuortane kasabasında doğdu. İsveçli mimar Arvid Bjerke’nin asistanlığını yaptıktan sonra, 1921 yılında Helsinki Teknoloji Üniversitesi’nden mezun oldu. 1924 yılında Jyväskylä’da Alvar Aalto Office for Architecture and Monumental Art / Alvar Aalto Mimarlık ve Anıtsal Sanatlar Ofisi’ni kurdu. Üstelik zamanlaması da kusursuzdu. 1920’lerin ortalarında henüz birkaç yıldır bağımsızlığını kazanmış bir ülke olan Finlandiya, yeni kimliğini tanımlarken mimarlığa da sınırsız yatırım yapıyordu. Aalto, Jyväskylä’da Finlandiya’nın kültürel rönesansında uzun süre rol oynayacak genç sanatçı ve entelektülellerden biriydi. Onların arasına 1924’te evleneceği Aino Marsio da katılmıştır. Aalto, tutkuyla birçok mimarlık komisyonuna projeleriyle katılır ve çoğunu da kazanır.
İlk binaları, Jyväskylä’da işçi konutları ve öğrenci kulüpleridir ama 1927’de Aalto eski başkent Turku’da Southwestern Finland Agricultural Cooperative Building işini de alır. Hem Helsinki’den daha özgür hem de Avrupa’ya yayılan arkadaş kitlesine daha yakın olan Turku, Alvar ve Aino’nun hep yaşadıkları yer olur. Evlerini Almanya’dan getirdikleri Marcel Breuer sandalyeleriyle ve fokstrot çalışmak için edindikleri gramofonla dekore ederler. O dönemde Finlandiya medyasının da gözdesi olan Aalto kimi röportajlarında kendini kozmopolit bir entelektüel olarak tanımlar. “Uçmak, modern insanın tek uygar seyahat biçimi” sözlerinden de anlaşıldığı gibi…
Jyväskylä’da geleneksel Fin çizgileriyle haşır neşir olan Aalto, Turun Sanomat Gazete Binası (1927-28), Viipuri Kütüphanesi (1927-35 ) ve Paimio Sanatoryumu (1928-33) gibi Turku binalarında, Avrupa gezileri sırasında hayran olduğu International Style (Uluslararası Stil) akımını da harmanlar. Diğer genç mimarların yaptığı gibi bu stili aynen kopyalamaktansa, onu yeniden tanımlar. Aalto, Aino ile birlikte 1935 yılında Helsinki’ye taşınır ve Munkkiniemi yakınlarında yeni bir ev ile stüdyo inşa eder. Paimio Sanatoryumu ve Viipuri Kütüphanesi için tasarladığı ahşap sandalye ve tabureleri üreteceği Artek mobilya firmasını da kurmuştur. Aalto, 1937 yılında Savoy restoranı tasarlaması isteninceye dek kent merkezinin hiçbir mimarlık işini alamaz. Savoy restoran için tasarladığı – genç bir Eskimo kızının deri pantolonuna benzettiği- Savoy vazo, bugün bile en çok satan ürünler arasındadır. Bu dönemde Alvar Aalto, sanayici ve sanat koleksiyoncusu Harry Gullichesen ve Maire için Villa Mairea evini tasarlar. Aalto, ince kütüklerin zarif kompozisyonu ve çelik destekler, beton putreller ve çimen çatılarla incelikli bir yapı tasarlar. Böbrek biçimli havuzu ve saunasıyla Hollwood’a gönderme yapar; rattan ya da huş ağacı kaplı siyah çelik kolonlarıyla iç mekanı Finlandiya ormanlarının dokusuna, ışığına ve gölgelerine saygı duruşu gibidir.
Finlandiya’nın bu usta mimarı, Amerika’da birçok mimarlık ödülü alır 1946-49 Baker House Senior Dormitory at the Massachusets Institute of Technology dahil. Dünya çapında bir mimar olarak kabul edilen Aalt, Royal Institute of British Architects (RIBA) ve American Institute of Architecture (AIA) altın madalyaları dahil birçok ödül kazanır– Almanya, Fransa, Danimarka ve İran’da da ödüller alır. Aalto 1976’da Helsinki’deki ölümüne değin, birçok başarılı savaş sonrası projelerine rağmen, hep savaş öncesi ürettiği ve büyüleyici bir kalite yakaladığı ilk Fin başyapıtlarıyla hatırlanır.
Uluslararası Stil’in ölçeği, ışığı kullanma ustalığı ve ayrıksı paleti, Alvar Aalto’nun binalarında güçlü bir hümanizm ile yeniden biçimlenir.
Paimio Sanatoryumu Alvar Aalto, Finlandiya, 1929
Savaş yıllarında Finlandiya’da tüberküloz hastalığının yayılması, yüzyıl boyunca tüm ülkede birçok sanatoryumun açılmasına yol açar. Bunlardan biri de 48 belediye ve dört kasabanın finansal destekleriyle gerçekleştirilen Varsinais-Suomi tüberküloz sanatoryumudur. Sanatoryumun yeri için Paimio’ya karar verildikten sonra, tasarımına 1929 Ocak ayının sonlarında bir yarışma ile karar verilir. Jürideki mimarlar, mimarideki son trendlerin sıkı destekçileri Jussi Paatela ve Väinö Vähäkallio’dur.
Alvar Aalto, projeye hastanın perspektifinden bakar; dingin ama neşeli bir ortam tasarlar. Hiçbir detayı gözden kaçırmaz; merdivenlerin kanarya sarısı renginden ısıtma sistemine, hastaları rahatsız etmemek için suyun sessizce aktığı özel musluk tasarımına kadar… Paimio sandalye (1931-1932) dahil sanatoryumun tüm mobilyaları Aalto’nun imzasını taşır. Evindeki Marcel Breuer çelik boru sandalyelerden de esin alan Paimio sandalye, tüberküloz hastaların nefes almasını kolaylaştıran bir tasarımdır. Aalto, şekillendirilmiş ahşap ve kontrplağın birleşiminden yapılan sandalyenin metalden daha sıcak ve konforlu olduğunu düşünüyordu.
Paimio Sanatoryumu’nda binanın temel işlevleri, bütünsel bir formla her kanadın kendi içinde çözümlenmiştir. A- kanadı en önemli arkitektonik unsur olan güneşli balkonlarıyla hastaların kanadıdır ve güneye bakar. B-kanadı genel alanları içerir: muayene odaları, dinlenme salonu, kütüphane ve ortak mekanlar. C-kanadında çamaşırhane, mutfaklar ve personel birimleri bulunur. Tek katlı D-kanadı ise kazan dairesi ve ısıtma tesisi bulunur. Sirkülasyon alanları A-kanadı ve B-kanadı arasında kalan ana girişi merkezine alır ve ona bir binanın diğer kanatlarına geçişi de sağlayan merdiven boşluğuyla bağlanır.
Fuayenin girişi farklı işlevlere hizmet eden kanatlar arasında geçiş sağlayan bir sirkülasyon alanı olarak iş görür. Fuayenin -hastaların terlik dolabı dahil- orijinal mobilyaları, uzun süre kalacak hastaların ev ortamında hissetmesini sağlayacak biçimde tasarlanmıştır.
YAZI: BENAN KAPUCU GÖRSEL ARŞİVİ: ALVAR AALTO MUSEUM
Etiketler: Alvar Aalto, Mimar, paimio sanatoryumu | İlk yorumu siz yapın »
3 Kasım 2009 | Yazar: Gateway | Konu: Mimari
ABD Kaliforniya eyaletinde, Santa Monica merkezinde yapılan yeni rehabilitasyon merkezi, Amerikan mimarlık şirketi Pugh+Scarpa’nın imzasını taşıyor. Sürdürülebilir mimarinin özelliklerini taşıyan yeni bina, sakinleri için ‘güvenli’ ve ‘davetkar’ bir ortam yaratıyor.
ABD’li mimarlık şirketi Pugh + Scarpa yurt içi ve yurt dışında mimaride sürdürülebilir tasarım konusunda uzman olarak tanınıyor. Ödüllü iş portföyünde yer alan her proje sürdürülebilir stratejiler ve malzemelerle yürütülüyor. Pugh+Scarpa’nın son projelerinden biri olan Step Up on 5th ise Santa Monica kent merkezinde yükseliyor. Yeni bina, evsizler ve zihinsel engelli kişiler için hem konut hem de rehabilitasyon ve destek merkezi işlevi görecek. Kalıcı yerleşim yeri olarak 46 stüdyo tipi daireyi kapsayan binanın zemin katı alışveriş alanları ve yeraltı otoparkı olarak düzenlenmiş.
Rehabilitasyon merkezinin benzersiz olduğu kadar mütevazı görünümde olan dış kabuğu, binayı Santa Monica’nın çekim noktalarından birine dönüştürüyor. Ana cepheyi kaplayan özel kesim anodize alüminyum paneller, gün ışığının doğrudan gelmesini engelleyen gölgelik işlevini görürken, gece ve gündüz saatlerinde farklı ışık oyunlarıyla, yoldan geçenler için dramatik bir görüntü oluşturuyor. Doğu ve güney yüzündeki duvarlarda stratejik bir düzen içinde olan gölgeliklerde, malzeme iyice öne çıkıyor; sirkülasyon alanlarına ve merdivenlere zarif bir ritim kazandırıyor. Açıklıkları birbirinden farklı olan gölgelikler, cepheye geometrik bir doku kazandırıyor. Cepheyi görsel olarak daha küçük elemanlara indirgeyen gölgelikler sayesinde, yoldan geçen otomobil ve insanlarla birlikte hareket ediyormuş gibi görünüyor.
Alt katında ticari alanlar, ikinci katta stüdyo tipi daireler, korunaklı iki ayrı avluya bakıyor. Katlara avlulardan yukarı bağlanan güvenli merdivenlerle ulaşılıyor. Her bir katta yer alan toplantı odaları sokaktan koparılmış ama 5. Cadde’ye ve Santa Monica’ya doğrudan bağlantısı olan avlulara yukarıdan bakıyor. Müstakil avlular, bina sakinlerinin sosyalleşebileceği özel alanlar olarak hizmet görüyor.
REZİDANS VE REHABİLİTASYON MERKEZİNİ KAPSAYAN STEP UP, SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK KRİTERLERİNİ YERİNE GETİREN ‘İYİLEŞTİRİCİ’ MİMARİNİN ÖRNEKLERİNDEN BİRİ.
Step Up on 5th binanın performansını optimize eden, yapım sürecinden kullanım sürecine tüm aşamalarda daha az enerjj tüketimine yönlendiren, standart uygulamaların dışında enerji kazanımı sağlayan boyutları ile farklılaşan bir proje. Rehabilitasyon merkezi ve rezidans binasının tasarım yaklaşımı ve iç mekan kurgusunda, pasif güneş enerjisinden yararlanarak uygulamaya dahil etme düşüncesi belirleyici olmuş. Güneş enerjisi stratejileri birçok farklı uygulamayı kapsıyor: Binanın güneş enerjisiyle soğutulması, konumu ve yönünün buna göre belirlenmesi; sıkça esen rüzgardan yararlanacak şekilde tasarlanması ve konumlandırılması; doğal havalandırması için gereken enerjinin en aza indirgenmesi; pencerelerinin optitum düzeyde gün ışığını alması gibi… Güney cephesinde gölgeliklerln kullanılarak Batı yönündeki cam cephenin aza indirgenmesi ve pencerelerin doğal havalandırmayı en üst düzeye çıkaracak şekilde tasarlanmas enerji kazanımı amacıyla geliştirilen stratejiler arasında. Step Up Fifth projesinde, iç mekan gün ışığından olabildiğince yararlanacak ve doğal hava akışının maksimum düzeye çıkaracak şekilde planlanmış.
Sadece bu pasif stratejiler bile geleneksel biçimde inşa edilmiş yapılara kıyasla binanın performansını yüzde 50 oranında artırıyor. Bina enerji kazanımı sağlayan ve çevre dostu ya da sürdürülebilir araçlarla donatılmış. Malzeme sakınımı ve dönüşümü, yapım sürecinde tüm atıkların dönüşümü için transfer istasyonlarına aktarılması sağlanmış. Bu sürdürülebilir stratejiler sayesinde Step Up on Fifth binası, yüzde 75 dönüşüm oranını yakalamayı başarmış durumda. Yüksek dönüşümlü içeriği olan özel halı, yine kaynakların korunması amacını ortaya koyan bir yaklaşım. Projede, aydınlatma çözümü olarak bina boyunca ve çift cidarlı pencerelerde kompakt floresan lamba kullanılmış. Her daire yine su tasarruflu klozetler ve enerji kazanımı sağlayan diğer gereçlerle donatılmış. Amerika’nın en sıkı enerji verimliliği kuralları uygulaan Kaliforniya eyaletinde, Step Up on Fifth rehabilitasyon merkezi yüzde 30’un üzerinde enerji kazanımı sağlayan sayısız sürdürülebilir özelliklerle hayata geçirilmiş.
Güney cephesindeki gölgelikler, duygusal açıdan duyarlı olan rezidans sakinlerine güvenlik duygusu verirken, binaya şaşırtıcı biçimde görsel derinlik veren asimetrik yatay açıklıklarla doğrudan güneş ışığını süzüyor.
Etiketler: Mimari, rehabilitasyon merkezi, san monica | İlk yorumu siz yapın »