6 Ağustos 1945 tarihinde yerel saat 08:15’i gösterirken, “Little Boy”(Küçük Çocuk) adı verilen atom bombası Hiroşima’da ilk anda 140.000 insanın ölümüne yol açtı. Ölü sayısı sonraki yıllarda da radyasyon etkisini gösterdikçe arttı. Su ve toprak yayılan radyasyondan etkilendi ve bombanın etkisi rakamlarla ifade edilemeyecek kadar büyük olmakla birlikte söylentiler uzun yıllar tek bir bitkinin bile Hiroşima’da yetişmeyeceği yönündeydi. Özetle, Hiroşima haritadan silinmişti.

Hiroşima’yı yeniden inşa etmek için açılan yarışma sonucunda proje “Hiroşima Master Planı” ile Kenzo Tange’e verildi. 1913 yılında Japonya’nın Osaka kentinde doğan Tange, kısa zamanda dünya mimarlık tarihinin en önemli isimlerinden biri oldu. “II. Dünya Savaşı’nın küllerinden modern Japonya’yı inşa eden mimar” olarak da anılan Kenzo Tange, Tokyo Üniversitesi’nde Kent Planlaması ve Mühendisliği Bölümü’nü bitirdi. Modern Japon mimarisinin Tange ile başladığı ve bu nedenle Tange’in sadece Hiroşima’yı küllerinden inşa etmekle kalmayarak yeni Japonya’yı da inşa ettiği düşüncesi yaygın.

hafele26

Tange’in erken dönem çalışmalarında, yapıtlarından çok etkilendiği Le Corbusier’in de etkisinde kalarak oluşturduğu ve “kapsamlı şehirler”(comprehensive cities) olarak adlandırdığı kent çalışmaları, hizmet ve ulaşım elemanları olarak kombine olmuş mega strüktürlerden oluşuyor. Kenzo Tange’in esinlendiği diğer isimler ise Rönesans döneminin ustalarından Italyan sanatçı Michelangelo ve 20.yy mimarlık dünyasının önemli isimlerinden Alman Mimar Walter Gropius’du. Bu Batı sanatçıları ile Japon geleneklerini ustalıkla harmanlaması, Tange’in kendi çizgisinin karakteristik özelliğini de oluşturdu.

2. Dünya Savaşı’nda atom bombasının atılması ile haritadan silinen Hiroşima’da bulunan yapıların yaklaşık %69’u tamamen yıkıldı ve %6,6’sı da ciddi hasar gördü. Kent saniyeler içinde tanınamaz hale geldi. Tange tasarımına Barış Bulvarı ve atom bombasının düştüğü yerde konumlanan bir anıt ve müze ile başladı. Yapıtları Hiroşima’ya çağdaş bir görünüm verirken, yaşananların unutulmaması için geçmişten kalan bazı eserleri de planına dahil etti. 1955 yılında tamamlanan ve toplam 1.615 m2’ ye sahip olan bu plan, Modern Japon mimarisinin başyapıtı olarak kabul ediliyor.

Öncelikle geleneksel Japon mimarisinden esinlenerek yaptığı tasarımları, 1960’lı yıllardan sonra çağdaş bir üslupla kendini gösterdi. Bu yıllarda Tange’in mimarideki anlayışı işlevsellikten yapısalcılığa doğru yönelmeye başladı. Bu sırada insan ve teknoloji arasındaki ilişkiyi yorumlayan Tange, Tokyo’daki Saint Mary Katedrali projesini aldı. Çeşitli Ortaçağ Gotik Kiliselerini ziyaret eden Tange, bu kiliselerin ihtişamlı ve mistik atmosferinden etkilenerek Saint Mary Katedrali projesinde bu atmosferi modern teknolojiyle harmanladı.

Robin Boyd tarafından kaleme alınan otobiyografik kitabında, başyapıtlarından biri sayılan Saint Mary Katedrali’nden bahsederken Tange şöyle diyor; “Mimari yaratı, gerçekliği tartışmanın özel bir yolu. Tasarım, gerçekliğin ötesinde işlerlik kazanan ve gerçekliği işlevsel bir nesnenin inşasıyla transforme eden bir faaliyet. Bu projenin sanatsal yanı ise çift taraflı; hem gerçekliği yansıtması, hem de zenginleştirmesi üzerine kurulu. Gerçekliğin mimari yaratım vasıtasıyla meydana gelmesi şeklindeki tahayyül, gerçekliğin anatomisinin, ruhani ve bedensel/fiziksel strüktürünün bir bütün olarak var edilmesi gerekliliğini ortaya koyuyor.”

1964’de Olimpiyat Oyunları için Ulusal Jimnastik Kompleksi ve 1970’lerin başlarında “Insanlığın Ilerlemesi ve Uyumu” teması ile EXPO’70 binasını ve Festival Plaza projelerini gerçekleştirdi. Sonunda 80’li yılların başında, Tange artık uluslar arası projelere imza atmaya başladı. Bu dönemin en bilinen eseri 1985 yılında tasarladığı, Singapur’da bulunan, 280 metre yüksekliğindeki OUB binasıdır. 1980’lerin sonunda Kenzo Tange’in ekibi dünyanın dört bir yanından gelen ve aralarında Fumihiko Maki ve Arata Isozaki gibi iyi tanınan 130 mimarın da bulunduğu bir gruptan oluşuyordu.

Ayrıca Marunouchi’deki Tokyo Belediye Binası’nı tasarlamış olması, 1986’da Yeni Tokyo Belediye Bina Kompleksi projesini de alması için referans oldu. Mimarın “Tokyo için Plan” çalışması içerisinde köprüler, yapma adalar, deniz yüzeyinde inşa edilmiş park alanları ve büyük yapılar bulunuyordu. Bu çalışmanın önemli parçalarından biri de 1996’da tamamladığı Fuji binasıdır.

Kofu’da bulunan Yamanishi Radyo Istasyonu ve Basın Merkezi’nde uyguladığı mimari teoriler, Japonya’da kullanılan merdiven biçimlerini, asansörleri, klimaları ve elektrik ekipmanlarının tasarımını etkiledi. Bu binanın yatay planları yol boyunca cadde ile bağlantılı gibiydi ve bazı alanlar boş, bazıları ise kullanılır durumdaydı. Bu görüntünün en önemli özelliği büyüme potansiyelinin olması. Teras ve çatı bahçe olarak kullanılan alanlar ihtiyaç halinde çevrelenerek içeriye dahil edilebilme özelliğinde. Dünyanın birçok yerinde eserler yapmış olan Tange, Japonya’daki Türk Büyükelçilik Binası’nın da mimarıdır. 1991’de o dönem Paris belediye başkanlığı yapan Chirag’ın teklifi ile, Paris’e 200 metre yüksekliğinde plaza tasarladı ve şehrin sınırını da belirleyen bu plaza Paris’in doğusunda konumlandırıldı.

Tange’in mimari üslubunun en temel özellikleri; gelenekle çağdaşlığı birlikte sunması ve teknolojiyle insanın uyumlu birlikteliğini sunmasıdır. Bunu otobiyografisinde şöyle izah eder; “Mimari, öncelikle insan ruhuna hitap eden bir şey olmalı daha sonra temel formlar, mekan ve dış görünüş mantıklı olmalıdır. Çağımızda yaratıcılık; teknoloji ve insanlığın bir birlikteliği olarak ifade edilir. Geleneğin rolü, yaratıcılıkta katalizör görevini üstlenmesidir. Işin sonunda kendini belli etmeyen gelenek, yaratıcılığın kesinlikle içerisinde olmalı ama asla yaratıcının kendisi olmamalıdır.” Kenzo Tange’in bu felsefesi, tasarladığı hemen hemen bütün projelerde görülebilir. Bu bakış açısı Tange’i farklı kılan en önemli özelliğidir.

Hem modern mimarlık eğitiminde bir öğretmen olarak hem de dünyadaki mimarlara bir model olarak çok etkili olan Kenzo Tange, 1987 yılında Pritzker Mimarlık Ödülü’nü ve RIBA, AIA ve Fransız Mimarlık Akademisi’nden altın madalyonlar aldı. Harvard, Yale, Princeton, Washington gibi üniversitelerde dersler veren Tange, kendinden sonra gelen genç mimarlar için önemli bir esin kaynağı oldu. Kariyeri boyunca, Japon ve Batı estetik kurallarını birbirine bağlayan bir tarz oluşturan Kenzo Tange, 22 Mart 2005’te geçirdiği kalp krizi sonucunda vefat etti. 91 yaşındaki Tange’nin tüm tasarımları modern yapılara halen öncülük ediyor.