Sağlık endüstrisi yapıları, birbiriyle ilişkisi olan farklı işlevlere sahip mekanlarıyla, “karmaşık yapılar” kapsamında yer alıyor. Medikal planlamaya göre, mekanların birbiri ile olan ilişkilerinin doğru olarak kurgulandığı, deneyimler yoluyla insanda “iyileşme” sürecini hızlandıran iç tasarım kurgusu ve sürdürülebilirlik tasarımın öncelikleri arasında. Bugün sağlık endüstrisinin mimari ve iç mekan tasarımını insan deneyimini esas alan yaklaşım, belirliyor.

Sağlık endüstrisi yapıları şüphesiz hayatımızın en önemli ve kritik anlarını yaşarken bizleri konuk eden mekânlar arasında gelir. Doğum, ölüm, beklenen ya da beklenmeyen tüm fiziksel ve ruhsal rahatsızlıklarda geçirdiğimiz hassas süreç, bunları yaşadığımız mekânlarla etkileşerek topyekûn bir deneyim olarak özdeşleşir. Bu mekânlarda yaşadığımız deneyim sunulan tıbbi tedavinin etkisini arttırmakta ya da azaltmakta etkili olabilir. Sunulan tedavinin medikal kalitesinin yanı sıra içinde bulunduğumuz ortam ve atmosfer de bu deneyimin kalitesini algılamamızda etken olur: Koku, renk, ses, ışık gibi değişkenler iç mekânların kontrol edilebilir öğeleri arasında gelir ve algımızı doğrudan etkilerler. Yaşadığımız deneyime olan etkisiyle iç mekân tasarımları sağlık sektöründe vazgeçilmez bir bileşen ve kalite arttırıcı (ya da azaltıcı) bir unsur olarak karşımıza çıkar. Sağlık yapılarının biçimlendirilmesindeki tasarım kriterleri güncel eğilimler, teknolojik olanaklar ve kullanılan malzemelerle yakından ilgilidir.

hastane-mimarisi2

Özellikle son dönemde akademik ve pratik çevrelerde gündemde olan ‘Servis Tasarımı’ konusu, hem sağlık sektörü iç mekân tasarımlarına hem de bu mekânlar dâhilinde verilen hizmetlerin kesintisiz akışına yönelik çalışmalar içerir. Tedavi ortamı, hastane atmosferi gibi tanımlamaların şekillenmesinin aslında ‘sağlık’ kelimesinin kültürel izdüşümü ile doğrudan ilişkili olduğunu söyleyebiliriz. Örneğin son dönemde iç mekân tasarım öğeleri ile öne çıkan sağlık yapılarını incelediğimizde ‘tedavi ve konfor’ işbirliğindeki küresel standartlaşmanın ağır bastığını görmekle beraber; çeşitli kültürel algı farklılıklarının ortaya çıkardığı bazı ince ayrımların etkisini de yadsıyamayız. Özellikle Batı kültüründe bir süredir hüküm süren baskın tutuma göre sağlık kavramı ‘gençlik’, ‘güçlülük’, ve hatta ‘ihtişam’ ile ilişkilendiriliyor; bu düşüncenin sonucu olarak sağlık merkezleri de adeta lüks otel ya da tatil köyü formatında tasarlanıyor.

Genel olarak hastanın tedavi süresince kendini özel ve önemli hissetmesi, mahremiyetinin korunması, konforunun sağlanması gibi olumlu ve iyileştirici etkenlerin yer aldığı bu ortamlarda bazen ters algılamalar da doğabiliyor: Rahatlık ve konfor algısının, medikal tedavinin önüne geçmesi istenmeyen bir durumdur. Kişi, nihayetinde ‘ev ortamındaki rahatlığı’ deneyimlemek için değil, sağlığına kavuşmak için o mekânda bulunur ve bu da ciddi bir hayati süreçtir. Bu sebeple sağlık sektöründeki mekan tasarımlarında öncelikli olarak işlevsellik, erişim kolaylığı, hijyenik ortam ve eşyalar, dayanıklı ve bakımı kolay malzemeler tercih edilmelidir. Kullanılan renk, doku, aydınlatma, iklimlendirme ve diğer bitirmelerle oluşturulan konfor ve güven hissi, hasta ve yakınları için olduğu kadar personel için de kurgulanmalıdır.

Sağlık endüstrisi yapıları içerdiği karmaşık işlevlere sahip mekânlarıyla detaylı bir planlama gerektirir: Ameliyathane, muayene odaları, gözlem ve tanı odaları, hasta ve doktor odalarının yanı sıra lobi, yemekhane ve kafeterya, bekleme alanları, ayrıca çamaşırhane, oda servisi hatta alışveriş mekânları, eğitim, toplantı ve konferans etkinlikleri yine bu mekânlar dâhilinde konumlandırılabilir. Bu mekânların yerleşimi, birbiri ile olan ilişkileri dikkatli bir iş akış planı ile oluşturulmalıdır. Azami ve asgari alan ihtiyaçları, yoğun kullanımda olan alanların konumu, günışığının mekanlara etkisi ve diğer pek çok kriter önemle değerlendirilmeli ve uluslararası standartlara uyulmalıdır.
hastane-mimarisi

İdeal olarak; sağlık yapılarında kullanılan malzemelerin seçiminde en önem verilmesi gereken nokta malzemenin ‘hijyenikliği’ yani sağlığa uygunluğudur. Steril alanlarda taban, tavan ve duvar kaplamaları anti bakteriyel, anti statik, temizliği ve bakımı kolay, yanmayan ya da yangına karşı korumalı, zararlı madde salımı olmayan dayanıklı malzemeler tercih edilmelidir. Havlı malzemeler (halı vb.) toz ve akarları hapsetmesi nedeniyle uygun bir seçim olmayıp, tekstil ürünlerindeki (örtü, perde, nevresim, önlük, koltuk ve kanepe kaplamaları) seçimler yine bu kriterleri karşılamalıdır.

Hasta yatakları başta olmak üzere, refakatçi mobilyaları, bekleme üniteleri, karşılama bankosu gibi mobilyalar geniş hareket alanlarına olanak sağlayacak şekilde yerleştirilmeli ve güvenlik kurallarına uygun tasarlanmalıdır. Hizmet alacak kişilerin hasta olduğunun unutulmaması; bu kişilerin kullanım kolaylığı ve rahatlığının göz önünde bulundurulması mobilya tasarımında dikkate alınmalıdır. Hastanın yatağı, uzanma, dik oturma vb. hareketlere olanak sağlamalı ve kumandaları hastanın erişimi dâhilinde olmalıdır. Ayrıca günışığından faydalanabilmek, yatılan yerden hoş ve iç açıcı manzara görebilmenin de iyileşme sürecini olumlu etkilediği biliniyor.

Bu mekânlarda kullanılan renk, doku, ses yalıtımı ve iklimlendirme konuları yine tasarımcının özenli kararlarını gerektirir. Dingin renkler, temiz hava, sessiz ve huzurlu bir ortam psikolojik olarak hasta ve yakınlarının yaşadığı deneyimin kalitesini yükseltmede etkin rol oynar. Keza hizmet veren personelin de aidiyet duygusu, hizmet kalitesi ve memnuniyeti içinde bulunduğu çevre ile ilişkilidir. Bu yüzden genellikle sağlık merkezlerinde kan, hüzün, sonbahar çağrışımlı renklerden uzak durulur ve mavi, yeşil, turuncu, mor gibi dinlendirici ve moral yükseltici renklerin açık tonlarından seçimler yapılır.

Ortak alanlarda ve hasta odalarında iklimlendirme ve nem gibi fiziksel değişkenlerin denetim altına alınmış olması ve ihtiyaca göre hasta veya yakınları tarafından anında müdahale edilebilmesi iç mekân tasarımında önemli bir etkendir. Bahsi geçen tüm mekanlarda steril hava kalitesini oluşturmak ve koruyabilmek için HEPA (High Efficiency Particle Absorber) veya dengi filtreler kullanılması gerekir. Daha ileri teknik seviyede, tasarımcının iç ve dış basınç alanlarını dikkate alarak mekân akışlarını konumlandırması da sorumlulukları arasında gelmelidir. Kapılar, geçişler gibi fiziki engeller veya hava perdeleri gibi görünmez engeller sayesinde mekanlar arasındaki steril hava akışları kontrol edilebilir.

Son olarak, herhangi bir iç / dış mekân tasarlarken olduğu gibi, sağlık sektörüne yönelik yapı, iç mekân, mobilya ya da ürün tasarlayan bir tasarımcının mutlaka dikkat etmesi gereken konu ‘sürdürülebilirlik’ kavramıdır. Amaç hiçbir zaman daha lüks veya daha ihtişamlı hastaneler tasarlamak değildir; amaç insana ve çevreye duyarlı tasarımlar ile hayat kalitesini yükseltebilmektir. Geri dönüşümü kolay, insan ve çevre sağlığına duyarlı, yerel olarak elde edilebilen malzemeler tercih etmek her tasarımcının birincil görevidir. Bir mekândaki ince ayrıntılar tasarımcının esas imzasıdır, sözgelimi tutunma ve tırmanma için yatağa eklenen barlar, ya da yataktan kalkmadan doktor / hemşireler ile kurulabilen görsel bağlantı bu mekânlara değer katar.

Yazar:İ.T.Ü. Mimarlık Fakültesi Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü Öğretim Görevlisi Ece Arıburun