“Bir ev; normlara ve klişelere hapsolmayan, bir ressam tarafından tasarlanan sıra dışı bir ev. Modern zamanlarda bir macera. Bilinmeyen bir yere, yaratıcı mimariye bir yolculuk. Doğanın ve insanoğlunun buluşması.”Yüzyıllar boyunca Hofburg hanedanını ağırlamış, aristokrasi kokan bir şehir…hem tarihi dokusu korunmuş hem de modernizmi, müziği ve kültürüyle içinde zıtlıklar barındıran bu şehre de Hundertwasser gibi bütün standartlara karşı çıkan bir asi yakışırdı…

Asıl adı Friedrich Stowasser olan Avusturyalı ressam ve heykeltıraş, zamanla çok kimlikli bir hal alan sanatçılığına ithafen adını Friedensreich Regentag Dunkelbunt Hundertwasser olarak kullanmaya başlamış. Ressamın kendine seçtiği kimliğe bir bütün olarak bakarsanız asla taviz vermediği çevreci yaklaşımına ve insanın doğayla bütünleşmesine olan inancını vurgulayan bir anlam taşımasına da şaşırmıyorsunuz; barışçıl, yağmurlu ve renkli…

hafele7

Dış duvarlarda, evin içinde engebeli yapılar, asimetrik çizgiler, hiçbiri birbirine benzemeyen pencereler, rengarenk mozaikler ve olabildiğince bitkiden oluşan binalar. Hundertwasser’i bu kelimelerden daha iyi başka ne anlatabilir ki?

İlk mimari projesini 1983-1985 yılları arasında Viyana’da düşük gelirliler için hiçbir ücret almadan gerçekleştiren Hundertwasser, Viyana’nın eski şehir dokusunu bozan yeni nesil tekdüze toplu konutlara tepki olarak hayata geçirdiği bu projede asla ödün vermediği ilkelerini de fazlasıyla uygulama olanağı bulmuş. İki binanın birleştirilmesiyle ortaya çıkan Hundertwasser Evinin tasarımı Mimar Joseph Krawina’ya ait olsa da işin sanat yönü tamamen Hundertwasser’e ait. 52 dairenin ve 4 dükkanın bulunduğu binanın terasları 250 adet ağaç ile yeşillendirilmiş; binanın çatısı da toprak ve çimenle kaplanmış.

Binanın çatısına baktığınızda gökyüzünde bir ormanla karşılaşıyorsunuz ve kocaman ağaçlar sanki evlerin içinde büyüyüp camlardan sarkıyor. İlk aşamada ,binayı ya da herhangi bir resmini görmeden, yapıyı gözünüzde canlandırmak neredeyse imkansız, imkansızdan da öte fazlasıyla şaşırtıcı ve sıra dışı. Hundertwasser, 1972’deki manifestosunda binalarda ağaç yetiştirmenin bir mecburiyet olması gerektiğini savundu. İnsan tabiatın misafiridir ve buna uygun davranmalıdır.

Binanın dışındaki renk cümbüşü, eğri büğrü ve hiçbir simetrisi olmayan basamaklar, taş döşeli kaldırımlar…Hundertwasser’e göre doğada hiçbir şey düz çizgilerden oluşmaz ve düz çizgileri olan, simetrik yapılı binalar da insan doğasına tamamen aykırıdır. Gecekonduların insan bedenine verdiği zararın, apartmanların ruh sağlığına verdiği zararın yanında masum kaldığını savunuyor. Çünkü gecekondularda hiç değilse o meskende yaşayacak olan kişinin emeği ve estetiğinin olduğuna inanıyor. Hundertwasser’e göre konutlarımız bizim ikinci derilerimizdir dolayısıyla da hangi yapı olursa olsun içinde yaşayacak olanlar tarafından da birşeyler taşımalı.

Mimar, proje sahibi ve o meskende yaşayacak olanlar üçlü halinde düşünüp tasarlamalılar ki evlerimiz içlerine tıkıldığımız, hapsedildiğimiz binalar olmaktan çıksın. Ona göre herbirimiz anılarımızın, duygularımızın, arzularımızın ve hayallerimizin bir toplamıyız. Sanatın görevi de bütün bunları hayata geçirmek ve bize özgür olabileceğimiz alanlar yaratmak.

Ressam Egon Schiele ve Gustav Klimt’in ilk dönem çizgilerinden etkilense de Hundertwasser’i asıl etkileyen Antoni Gaudi olmuştur. Gaudi’den fazlasıyla etkilenmiş olsa da ondan farklı olarak doğada var olan formları mimarisine kattı ve renk kavramı üzerinde fazlasıyla durdu. Çoğunlukla doğanın içindeki uyumdan esinlenen sanatçı, eserlerindeki belirgin düzensizliğin kendisine zevk verdiğini de özellikle vurguluyor.

Sanatçının kendisinden çok, sanat eserini görenin ve izleyenin tecrübesine odaklanıyor Hundertwasser ve mimarideki bütün matematiksel oranlamaları, rasyonalizmi bir kenara bırakarak ısrarla doğanın kendi içindeki uyumundan yola çıkıyor. Uyumdan kastı da var olagelen standart mimari projelerin çok dışında tesadüfen ve hatta kendiliğinden oluşan, düzensizlikler içinde bir uyum.

“Bazı insanlar evlerin duvarlardan ibaret olduğunu söylerler, bana göreyse evler camlardan ibarettir.” Hundertwasser’e göre evlerde kullanılan camların bile hakları vardır. Her evin standart camlara sahip olması ona göre diktatörlükten başka bir şey değildir ve kiralık dairede oturan biri, penceresinin dışına sarkıp kolunun erişebildiği yere kadar duvar sıvasını kazıyabilmelidir. Ve yine eline uzun bir fırça alıp kolunun uzanabildiği yere kadar her yeri boyamasına izin verilmelidir. Böylece sokaktan gelip geçen herkes, orada hapsedilmiş, köleleştirilmiş, standartlaştırılmış birinden farklı biri yaşadığını görebilir.

Yeni Zelanda için bir bayrak tasarımı da yapan Hundertwasser nereye giderse gitsin evinin Yeni Zelanda olduğunu söyler ve saati de oraya göre ayarlıdır. Çevreci yaklaşıma ve doğaya bu kadar sadık kalan sanatçı evinin bahçesinde lalelerinin altına gömülü.