Gaudi’nin özellikle Barselona’da emanet ettiği rüya yapıları, bize modern zamanların insanlık açısından kentte ve sosyal yaşamda yarattığı kayboluşları uyaran ve buna karşı çırpınan bir elçinin uzattığı bir ferman gibidir. Fermanın sahibi: Doğa ve Hayallerimiz…

Antoni Gaudi genç yaşına rağmen, kilise otoriteleri ve şehrin burjuva kökenli ileri gelenleri gibi, ileride her zaman müşterileri olacak çevrelerden önemli teklif ve destekler almaya başlıyor. Bu işlerin arasında en önemlileri tabi ki Park Güell ve Sagrada Familia katedralidir. Ölümünün hemen ardından (1926), sanatçı kişiliği ve çalışmaları kültürel ve dinsel olarak dışlanmaya maruz bırakılırken, “avant-gardist” ve yeni uluslararası sanatsal eğilimler Gaudi figürünü tekrar kazanmak için elinden geleni yapmıştır. Bu şekilde 20. yüzyıl ortalarında Gaudi artık sanatta, modernizmin ve 20. yüzyıl mimarisinin bir kez daha doğuşunu temsil etmektedir.

hafele2

Gaudi, Fransız mimar Eugene Viollet-le-Duc ve “süsleme, mimarinin kaynağıdır” diyen İngiliz düşünür John Ruskin’in teorilerinden etkilenmiştir. Zamanla 19.yüzyıl baskın tarihî stillerinin ötesine geçerek, sınıflandırılması çok güç kendi estetiğini ve hayli cüretkâr dışavurumlarını yaratmıştır. Yüzyılın mimari kurallara hiç uymayan, en değişken, en dolambaçlı, sonuç olarak sıra dışı eserinde hiçbir duvar dik inmiyor, hiçbir kolon düz çıkmıyor, kesinlikle tek renk kullanılmıyor, bütün iç ve dış mekânlar birbirine geçiyor…

Yüzyılın mimari kurallara hiç uymayan, en değişken, en dolambaçlı, sonuç olarak sıra dışı eserinde hiçbir duvar dik inmiyor, hiçbir kolon düz çıkmıyor, kesinlikle tek renk kullanılmıyor, bütün iç ve dış mekânlar birbirine geçiyor…

Antoni Gaudi’nin esin kaynağı doğal formlar, Casa Mila müzesinde sergilenmektedir.
La Sagrada Familia, her şeyden önce bitmemiş ve sıra dışı bir proje. Yapımı halen sürmekte olan bu abidenin, nereden bakarsanız bakın, aklınıza ilk düşüreceği fikir; doğadaki ayrıntıların insanlığın rüyaları ile nasıl kusursuz bir biçimde üst üste çakıştığı olacaktır.
Kentin künyesine kazınan hayalgücü…

Sagrada Familia (Kutsal Aile)
Barselona’nın en çok ziyaret edilen noktası Sagrada Familia Katedrali, şüphe götürmez bir şekilde şehre ruh katmaktadır. Kendi şehrini tanımlayan ve ona kendi mührünü kazıyan bir hayal gücü eseri, hala sürmekte olan bir rüyanın taştan ve alın terinden örülmüş simgesidir…

Mimar, 1883 yılında daha önce başlanmış bu neoklasik eserin devamında sorumluluğu almak üzere anlaşır, fakat temel hatlarını en baştan tamamen değiştirir. A. Gaudi, ilk iş, bu yapıyı zihninde canlandırırken fikirlerini şöyle netleştirdi; Sagrada Familia iki yönüyle öne çıkacaktı; birincisi anıtsal bir niteliği olması bir diğeri ise tasarımında bütün ayrıntılarının hayat dolu imgelerle zenginleştirilmesiydi. Mimar, 1926 yılına; yaşamının son anına kadar her bir detayında hayal gücünü, rüyalarını ve doğadan esinlendiği her ipucunu değerlendirerek bu anıtın başında olacaktı. Akıl almaz öznel dışavurumları kendi dilinden, taşın diline tercüme ediyordu, bunun yanında biçimleri ve geometrik kuralları zorlayarak, hatta bazen onları tekrar düzenleyerek bütün anıtın karmaşık ve abartılı yapısına tecrübelerini özenle uyguluyordu.

Katedralin bütün çehresinde, Hıristiyan geleneğinin sembolik kaynaklarını temsil etmesi açısından, mimari olarak abartılı süsleri ve ayrıntıları uyum içinde göz önüne çıkartmıştı. La Sagrada Familia, her şeyden önce bitmemiş ve sıra dışı bir proje. Yapımı halen sürmekte olan bu abidenin, nereden bakarsanız bakın, aklınıza ilk düşüreceği fikir; doğadaki ayrıntıların insanlığın rüyaları ile nasıl kusursuz bir biçimde üst üste çakıştığı olacaktır.

Kayıp bir cennetten manzaralar Park Güell (1900-1914)
Güell Park, Eusebi Güell adlı bir iş adamını tarafından, kendi hayallerini gerçekleştirmek için bu büyük devrimci sanatçımız Gaudi’ye verilmiş bir mimari projeydi. Barselona’nın kuzeyindeki geniş bir dağ yamacındaki parkın ve içerisindeki büyük alanda yer alan konakların esin kaynağı aslında İngiliz tarzında daha önce İngiltere’de örnekleri hayat bulmuş şehre ait park tasarımlarıydı.

Gaudi’nin katkısı, projesini böylesi bir esin kaynağından alıntınan, çok daha geniş ölçekli düşündüğü bir park olmasının yanında aynı zamanda zengin ve düşsel bir ortam yaratmak, içerisinde de ikamete mahsus konutlar tasarlamasıydı. İlk bakışta oldukça vahşi, rastlantısal ve engebeli görünen parkın aslında içeriğindeki her ayrıntı bir plan dâhilinde gerçekleştirildi; ana giriş noktaları, yollar ve patikalar, pazar alanı, meydan kısmı, su kanalları, çitler ve merdivenler…

Her ne kadar, Birinci Dünya Savaşı insanlık tarihinde bir dönüm noktası olarak kültürel algılarımızı ve toplumsal değer yargılarımızı olumsuz anlamda dönüştürmüş olsa da, kent, mimarının hayal gücünü korumaya almış ve onun kent yaşamına katkılarını tecrübe etmek için alanlar açmıştır. Gaudi’nin projesi doğanın korunması, pastoral imgeleri tekrar yorumlayıp çağdaş mimari tekniklerini deneyimleme anlamları açısından popüler kültüre de göz kırparak insan ve doğa ilişkisi konusunda ortak yaşam fikirlerini yansıtmakta oldukça başarılı olmuştur.

hafele3