Mimarinin temel unsurlarından vazgeçmemek gerekiyor. Ekonomisi, çalışması, ayakta durması, sağlıklı olması gibi unsurlar temel nitelikleri işimizin. Bizim amacımız işverenimizin dünya görüşü ve beklentilerini değerlendirip bunları göz önünde bulundurarak işimizin niteliğini bir adım daha ileri taşımaktır.

Birçok ülkede, çeşitli boyutlarda, mimarlık projeleri gerçekleştiren Erginoğlu & Çalışlar Mimarlık, Wallpaper’da çıkan haberde “Dünyanın en heyecan verici 101 mimarı” arasına giren tek Türk mimarlık firması olma özelliğinde. Kurucuları Kerem Erginoğlu ve Hasan Çalışlar’ın ofislerine konuk olup, sizin için onlara çalışmaları, Türkiye’deki mimarlık yaklaşımları, son dönem mimari projelerdeki aydınlatma teknikleri ve genç mimarlara tavsiyeleri hakkında sorular yönelttik.

Mimaride aydınlatma tekniklerinin son dönemde ülkemizde daha kullanılır olması hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu yeni tekniklerin mimariye katkıları nelerdir?
K. Erginoğlu: Aydınlatma teknikleri söz konusu olunca aydınlatma tasarımı ve aydınlatma teknolojisi kavramlarını bir arada düşünmek daha doğrudur. Aydınlatma, mimarinin dördüncü boyutudur. Binalarda muazzam etkiler yaratır. Gerek iç mekân, gerekse mimarinin kendi plastiğinde, aydınlatma ile çok tanımlayıcı bazı hatlar belirleyici hale gelebiliyor. Ancak iyi yapılmadığı zaman da kötü sonuçlar doğurabiliyor. Aydınlatmayı da malzeme gibi düşünmek lazım, yerinde ve doğru kullanmak gerekiyor. Bu yüzden aydınlatma tasarımcılığı diye bir meslek var dünyada.

Biz Türkiye’de işverenlere aydınlatma tasarımını yıllar sonra kabul ettirmeye ve gereğini anlatmaya başladık. Birçok projenin içeriğinde; plastik değer taşıyan mekânsal özelliklerin vurgulanması gereken yerlerde aydınlatma tasarımı kaçınılmaz. Bir taraftan da eğer ofis, okul yapıyorsanız, kamusal alana yönelik çalışmalar yapıyorsanız, çalışan insanların günlük konforu açısından da değeri sonsuz.

Aydınlatma teknolojisi bu anlamda yalnızca şıklık açısından değerlendirilmiyor. Aydınlatma teknolojilerinde bildiğiniz gibi insanın günün saatlerine göre vücudundaki hormonların salgılanma seviyesi ve vücut bio-ritmine göre ışık seviyesinin artması veya azalmasını bile göze almak gerekiyor.

Perakende sektöründe malların doğru gösterilmesini sağlayan, şehirlerin kimliklerini ortaya çıkaran yine aydınlatmadır. Bu konu mimarinin bir parçası olmakla beraber artık o kadar uzmanlık gerektiren bir konu olmaya başladı ki, mimarın tek başına bu kadar karmaşık bir süreçte bir işin altından kalkması da zorlaşmaya başladı. Bu yüzden çok önemsiyorum aydınlatma tasarımcılığını. Bu işin yaygınlaşacağını düşünüyor ve arzu ediyorum.

hasan-calislar-kerem-erginoglu
Wallpaper’da çıkan haberde “Dünyanın en heyecan verici 101 mimarı” arasına giren tek Türk firmaydınız. Basına yansıyan bu başarıların mesleki anlamda size kazandırdıkları nelerdir?
H. Çalışlar: Aslında böyle durumlar hiç sanıldığı gibi etkiler yaratmıyor, burası müşterilerle dolmuyor. Bu gibi haberler sektörde tanınırlığınızı arttırıyor ve çalıştığınız firmalar, müşteri grupları, işverenlere karşı sizin pozisyonunuzu kuvvetlendiriyor. Sonuçta mimari bir iktidar meselesi. Biz mimarlar işvereni ikna etmek, bir takım kararları değiştirmek, durumu mimarının lehine döndürmek için çok çaba sarf ederiz.

Kerem Bey; “Tarihi Dokuda Yeni Bina Tasarımı” adlı yüksek lisans teziniz var. Bu ilginç başlık altında, ülkemizde gerçekleştirilebilmiş kayda değer projeler mevcut mu? Siz kendi tezinizi hayata geçirme fırsatı bulabildiniz mi?
K. Erginoğlu: Aslında benim bunu hayata geçirme fırsatım olmak üzere, şu anda Tarlabaşı’nı yenileme projesi yapılıyor. Onun kapsamında burada 6 mimari grup çalışıyor, biz de adalardan bir tanesini yapıyoruz. Aslında tam da tezimin içeriğiyle ilişkili bir proje konusu, fakat Türkiye’deki yenileme kurulları son derece tutucu ve gerçeklerle bir türlü yüzleşemiyorlar. Dünyanın her tarafında nereye giderseniz gidin batı ve doğu olarak ayırmıyorum bunu, çok daha cesaretli ve çok daha doğru kararlar verilerek yaklaşılıyor. Eğer projemiz onaylanır ve sonra gerçekleştirilebilirse, çalışmamız ileride iyi bir örnek teşkil edecektir diye düşünüyorum. Ancak bahsettiğim gibi yenileme kurulları çok cesaretsiz. Türkiye’de böylesi bir çalışma için verebileceğim başarılı bir örnek ise Teşvikiye Caddesi’ndeki Mehmet Konurak’ın 123 numaralı binasıdır.

İstanbul gibi pek çok sorunu olan ve uluslararası pazarın gözlerini dikmiş olduğu bir şehirde mesleğini uygulayacak genç Türk mimarlara neler önerirsiniz?
H. Çalışlar: Her şeyden önce genç mimar adaylarının silkelenmelerini öneriyoruz. Öncelikle mimar adaylarını ben çok heyecansız buluyorum mimariye karşı. Bu başlı başına bir sorun. Formasyon aslında okulda değil, okuldan sonra alınan bir şey. Fakat bu formasyonu oluşturmak için tek gerekli şey çalışma disiplini ve heyecandır. Okul hayatı ise kendinizi buna hazırlamak için en rahat olduğunuz dönem. Bu heyecan eksikliği belki de bir kuşak sorunu olabilir. Öyle ki, bu kayıtsızlık yalnızca mimariye karşı değil, hayata karşı bir tavır halini almış durumda. Okulda alınan altyapı tabii çok önemli ama meslek formasyonu almaları için çok gezmeleri, çok okumaları, dünyayla ilgilenmeleri ve mimariyle ilgili sanal dünyadaki yayınları da takip etmeleri gerekiyor.

Ben Avrupa’dan, Amerika’dan sanal ve yayınsal kaynaklardan yararlanmaya çalışıyorum. Bizim gibi ülkelerde bir mimarın aynı zamanda iyi bir inşaatçı da olması gerekiyor. Ülkemizdeki inşaat sektörü tasarımcının arkasını sağlam tutan, binlerce teknik eleman barındıran bir sektör değil. Onun için daha çok konvansiyonel dediğimiz klasik metotlarla yapılan projelerde detay mükemmelliği tamamen mimarın bilgi ve becerisine kalıyor.

Bu anlattıklarınıza istinaden yapı malzeme firmalarından beklentilerinizi ve verdikleri hizmeti değerlendirir misiniz?
Aslında biz yapı malzeme firmalarından ciddi projelerde hakikaten çizim ve danışmanlık desteği bekliyoruz. Öyle ki bir binada standart uygulanmış olan şeylerden uzak farklı bir şey yapamama sıkıntısı zaman zaman gündeme geliyor, nereye nasıl bir görüntü kullanacağımız konusunda destek istiyoruz. Sanırım firmaların araştırma ve geliştirmeleri yok, sadece hazır detayları birbirine aplike ederek lego sistemiyle çalışan bir sistem var. Häfele bu konuda gerçekten çok yardımcı oluyor, sizi bu konunun dışında tutuyoruz. Şimdi bakıyorum da eskiden projelerde elektrik mühendisi, inşaat mühendisi yani statikçi ve mekanikçi vardı, şimdi ise altyapı için bir uzman, trafik ve yangın konuları için başka uzmanlar var. Zamanla bu tür uzmanlık alanları artacak, bir dönem sonra belki yalıtım konusunda da uzmanlar olacak. Siz ana fikri ortaya koyduktan sonra, neyi nasıl çözmeliyiz, piyasadaki hangi ürünlerle bunu yapmamız doğrusudur diye birileri size danışmanlık yapacak. Önümüzdeki bu 10 yılda bu uzmanlık alanları çok gelişecek diye düşünüyorum.

Projelerinizde kullanacağınız malzemelerin seçiminde hangi etkenler rol oynuyor?
Kullandığımız malzemeler her projeye göre değişiyor. Bazı mimarlar malzemeyle kendilerini kısıtlarlar, ama biz her şeyi kullanıyoruz. Bu noktada, bütçe çok önemli bir konudur. Birincisi ne kadar bütçemiz var ve ikincisi bu yapıyı kim hayata geçirecek diye düşünüyoruz. İnşaat firmasının kabiliyetleri burada bizim için çok önemli. O yüzden önce soruyoruz, nerede yapılacak ve kim yapacak, özellikle yapım mantığı üzerine kurguluyoruz yapılarımızı.

İmza attığınız projelerde vazgeçemediğiniz standartlar ve tasarım unsurları nelerdir?
Mimarinin temel unsurlarından vazgeçmemek gerekiyor. Ekonomisi, çalışması, ayakta durması, sağlıklı olması gibi unsurlar temel nitelikleri işimizin. Bizim bir felsefemiz var; aslında işverenimizin belli bir dünya görüşü ve beklentileri var, bizim asıl amacımız onların taleplerini değerlendirip işimizin niteliğini hep biraz daha yukarı taşımak.