TAGO MİMARLİK İŞLERİNDE, “EVRENSEL TASARIM KONSEPTLERİYLE ÇAĞDAŞ KÜLTÜRÜ VE DEĞERLERİNİ YANSITAN İŞLEVSEL, EKONOMİK VE ESTETİK ÇÖZÜMLER ÜRETMEK” MOTTOSUNU İZLİYOR. TATSUYA YAMAMOTO VE GÖKHAN AKTAN ALTUĞ ORTAKLIĞINDA YÜRÜTÜLEN MİMARLİK ŞİRKETİ, İŞ MERKEZLERİNDEN KONUT PROJELERİNE, YÜKSEK KATLI YAPILARDAN KENTSEL TASARIMA BİRÇOK FARKLI ÖLÇEKTE “TEKNİK, İŞLEV VE ESTETİK” ÜÇGENİNE TEMELLENEN MİMARI PROJELER GERÇEKLEŞTİRİYOR. ŞİRKETİN ORTAKLARI YAMOMOTO VE ALTUĞ İLE BU SAYIMIZIN ANA TEMASI OLAN “MİMARİDE İŞLEVSELLİK” KAVRAMI ÜZERİNE BIR SÖYLEŞİ GERÇEKLEŞTİRDİK.

Ricville

Ricville

“MİMARIN GÖREVİ; KULLANIŞLI, SAĞLAM VE EKONOMİK BİNA YAPMAKTIR. BUNA EK OLARAK BİNAYA ESTETİK BİR DURUŞ KATABİLİYORSANIZ, O ZAMAN İYİ MİMAR OLURSUNUZ.”

Mimaride işlevsellik kavramı size ne anlam ifade ediyor?
Tatsuya Yamamoto: İşlevsellik, bizim gibi mimarlar için çok önemli bir kavramdır. Kullanılabilecek bir obje, insanlara kullanışlı mekanlar yaratmaya çalışıyoruz çünkü. Güzel bir form yakalamaya çalışıyoruz ancak fonksiyona zarar vermeden. Eğer şekilci bir yaklaşım sergilemek isteseydik mimar değil heykeltıraş olurduk.

Günümüz mimari tarzında çoğunlukla yalın ve işlevsel yaklaşımlar tercih ediliyor. Bu değişimi yönlendiren etkenler nelerdir?
TY: Yalınlık ve işlevselliğe doğru yönelişte önemli etken teknoloji ve onunla beraber gelişen yaşam tarzlarıdır. Plastik ve metal gibi malzemelerin kullanımının artması, televizyon, telefon, bilgisayar gibi yaşamı destekleyici elektronik eşyalar ve araba, uçak gibi teknoloji ürünlerinin etrafımızda çoğalmaya başlaması, kişilerin mekan ve mobilya tercihlerini değiştirmeye başladı. Günümüzde daha yalın ve işlevsel bir yaklaşım ön planda.

Modern akımlar mimari biçimlerin güncel koşullara göre oluştuğu görüşünü benimsiyor ve tarihi yapılardan esinlenmeyi reddediyor. Siz bir mimari projenin şehrin tarihi çizgisini yansıtması gerektiğini düşünüyor musunuz?
Gökhan Aktan Altuğ: Mimari biçimler zaten güncel koşullara göre ister istemez şekilleniyor.
Cam, çelik ve betondan yapılan binalar daha önceki tuğladan yapılan örneklerine göre çok farklı oluyor. Kullanılan teknoloji ve sistemin farklılığı ortaya çıkan ürünleri de farklılaştırıyor. Zaten doğrusu da bu. Bu gelişim aslında tarihi yapılardan esinlenmeyi reddetmiyor, tarihten öğrenilmesi gereken şeyler yine öğrenilmelidir ancak bu öğretilerin yenilenen sistemlere uyup uymaması sorgulanmalıdır.

Tasarımlarınızda geleneksel çizgiye yer veriyor musunuz?
GA: Gerektiği zaman veriyoruz. Örneğin Kütahya Adliye Binası’nı yaparken, arsanın tarihi koruma bölgesinde olmasından dolayı, binanın etrafına uyum sağlamasına çalıştık. Bu bölgedeki kişilerin alışkanlıklarına saygı gösterdik. Ayrıca iklim koşullarına da dikkat ettik ve mümkün olduğunca fonksiyon ile tarihin çakıştığı noktayı tespit etmeye çalıştık. Richville nu tamamen ortadan kaldıran bir fikir ortaya koymak istedik. Kısacası bize göre yeni bir yaşam sistemi yaratmayı denedik.

Bir rezidans projesi diğer konut projelerinden nasıl farklılaşıyor?
GA: Rezidans, satış ve pazarlamacılar tarafından yaratılmış bir kelime oyunudur. Rezidans projesi basitçe bir konut projesi türevidir çünkü konut projeleri köydeki yaşamdan başlayıp, uydu kent, şehir içi konutlara kadar çeşitli projeleri içerisinde barındırıyor. Tek fark rezidans denildiği zaman günümüz hizmet sektörüyle desteklenen bir yaşam tarzından bahsediliyor olmasıdır. Bir otel odasındaki tüm hizmetler bu projelerde sağlanır. Ancak piyasadaki projelere bakınca şehir içi yapılan ve az önce bahsettiğim hizmet paketini kapsamayan herhangi bir projeye rezidans adı konuluyor ve bu pazarlama anlayışı rezidansın özelliğini anlaşılmaz hale getiriyor.

Yapıların zamansız olması ve sürdürülebilirliği için gereken ölçütler nelerdir? Yaptığınız eserleri bu anlamda değerlendirebilir misiniz?
TY: Mekana uygun ve işlevsel projeler ömürsüz olabiliyorlar. Modadan uzak, evrensel değerler aşıyan projeler sürdürülebilirlik anlamında daha başarılı oluyor. Yaptığımız eserlerin kalıcılığı ise çok önemli çünkü her biri bizim çocuklarımız gibi. İyi bir kullanıcı tarafından sevilen, takdir edilen bir binaya sahip olmayı hep isteriz. Bu binanın ömrünün bizden uzun olmasını dileriz. Hatta mümkünse sonsuza kadar hayatta olmasını isteriz.

White Side Apartments projesinde mekanın işlevsel kullanımı ve geniş pencereler sayesinde mekanda sağlanan ferahlık ön plana çıkıyor. Bu projede malzeme seçiminizi hangi unsurlar belirledi? Tasarım aşamasından biraz bahseder misiniz?
GA: White Side Apartments projesi Çekmeköy’de, şehir merkezinden uzak bir mekanda, dolayısıyla doğaya yakınlaştıran, ekonomik ve konforlu malzemeler seçmeye çalıştık. Bu proje ne şehir merkezi ne de köyde oturmak isteyen kişiler için tasarlandı. Burada rezidans mantığında yapılan bir proje beklentileri karşılamayacağı için apartman tarzı, konforun ön planda tutulduğu evler tasarladık.

Türkiye’de geleneksel Japon mimarisinden esinlenerek yaptığınız bir proje var mı? Bu projelerde Japon mimari tarzının hangi özelliklerini kullandınız?
TY: Prof. Dr. Bozkurt Güvenç ile Ankara’daki Türk-Japon Vakfı’nın bahçesine geleneksel bir Japon çay evi yaptık. Zen Budizm felsefesine göre düzenlenen bu yapıda Japon kültüründen bir kesiti Türkiye’ye getirmeye, tanıtmaya çalıştık. Birçok ülkede mimari ofisleriniz bulunuyor.

Tasarladığınız projelerde kültürlerden kaynaklanan farklılıklar oluyor mu?
GA: Projeyi geliştirdiğiniz ülkenin, kültüründen etkilenmemeniz mümkün değil. Zaten tasarıma başladığınız anda sizi yönlendiren, düşünmeye sevk eden kültürel, iklimsel ve topoğrafik verilerle karşılaşıyorsunuz. Çalıştığımız ülkelerde özgün kültürel farklılığı belirgin olarak görmekle birlikte birçoğunda da evrenselleşmiş mimari dille karşılaşıyorsunuz. Çölün ortasında veya buzulların içerisinde yapılmış cam kaplanmış binalarla karşılaşabiliyorsunuz. Üstelik bu bina yerel müşteri tarafından size bölgede çok beğenilen, çağdaşlığı simgeleyen bina olarak örnek gösterilebiliyor ve sizden benzer tasarımlar beklediklerinde zorlanıyorsunuz. Birde bakıyorsunuz kendinizi o insanlara kendi kültürlerini anlatır durumda buluyorsunuz.