Lüks, tutku ve tasarım

30 Haziran 2009 | Yazar: Gateway | Konu: Tasarım

032k1

Türkiye’de giderek yükselen bir sektör haline gelen yat tasarım ve üretimi, Türk tasarım ve üreticilerin Avrupa ülkeleri içerisinde konumlarını güçlendiriyor. Avrupa’ya olan coğrafi yakınlığı, üretim kalitesi ve el işçiliğinin diğer Avrupa ülkelerine göre daha düşük maliyette olması Türk üreticilerin avantajlarından bazıları. Buna karşın sektörde yetişmiş eleman eksikliği ve malzeme açısından dışa bağımlılık bu sektörün gelişmesine engel olan faktörler arasında.

Scaro Design’ın sahibi tasarımcı Selçuk Koçak’ın da söylediği gibi, yat tasarımı konusunda bir kişinin yetişmesi yaklaşık 2 sene sürebiliyor Türkiye’de bu sektörde faaliyet gösteren birkaç firma var ve eleman yetiştirmenin zorluklarından dolayı da bu sayının pek de hızlı artacağı söylenemez. Yat alanında ise bugün başta Tuzla olmak üzere, Gebze, Bodrum, Antalya ve Bursa’da dünya çapında üretim yapılıyor. Antalya’da üretilen ve sergilendiğinde tüm dünyanın bakışını üzerinde toplayan Peri Yacht’ın Quantum adlı yatı, Tuzla tersaneler bölgesinde bulunan Yıldız Tersanesi’nde üretilen Malta Şahini adından söz ettiren yat tasarımları arasında. Sanko Holding’e bağlı Vicem Yacht ise, tümüyle müşteri isteğine göre tasarlanan yatlarıyla ultra lüks yat fuarlarında ilgi ile karşılanıyor.

Tuzla bölgesinin en büyük kızaklarından birine sahip, RMK Marine, 30 bin DWT ve 180 metreye kadar ticari gemiler, 80 metreye kadar süper yatlar inşa ediyor. İşadamı Ömer Malazlar’ın İspanya Kralı ve Cavalli’nin tasarımcısıyla çalışıp ‘Numarine’ markasıyla ürettiği yatlar, köklü birçok firmayı geçerek Avrupa’nın en iyileri arasına girdi bile.

Tasarlanan yatlar keyif, lüks ve eğlence amaçlı olmalarıyla birlikte sahiplerine güç ve iktidar hislerini de yaşatıyor. Bazılarına göre bir deniz tutkusuyla başlayan bu hikaye zenginliğin simgesine dönüştü. Teknolojinin tasarımla bütünleştiği bu alanlarda, tasarım özellikleri ise kullanım amaçlarına ve hangi denizlerde yol alacağına göre değişebiliyor. Örneğin Boğaz gezintisi tasarlanan bir teknede, rahat manevra kabiliyeti göz önünde bulunduruluyor; seyre izin veren geniş camlar tercih ediliyor.

Yat tasarımlarını şekillendiren bütçenin yanında boyut, sürat isteği ve müşterilerin beklentileri. Selçuk Koçak söyleşimizde, “Yat satın alabileceğiniz en büyük oyuncak ve lüksün son noktası” derken aslında müşteri beklentilerinin sınırsızlığını da özetliyor bu sözlerle. Güneşlenmek, jet ski yapmak veya partiler vermek amacıyla tasarlanan teknelerin bu ihtiyaçlara cevap verebilecek detaylara sahip olması gerekiyor. Bununla birlikte uluslar arası düzeyde kabul görmüş bazı standartlar da var elbette. İç mekanda kullanılan mobilyaların köşeli hatlara sahip olmaması, yerlerin kaymasını önleyen malzemelerin kullanılması, değişikliğe gereksinim duymayan yatak, gardırop gibi eşyaların sabitlenmesi ve tekne içindeki dar alanlarda duvarların yumuşak bir malzemeyle kaplanması gibi.

Tasarım ve projelendirme süreci ise bir hayli detaylı ve uzun. 30 metre bir teknenin tasarımı ve üretimi ortalama 1-2 yıl sürebiliyor. Müşterinin verdiği brief üzerine tasarım eskizleri ortaya çıkıyor ve bu süreci takiben teknik ve üretim ekibi tasarıma işlev katarak projeyi ortaya çıkarıyor. Örneğin 70 metrelikbir teknenin sadece tasarımı 1 senede tamamlanabiliyor.

Her geçen gün artan ilgi ile izlenen yatlar, pahalı oyuncaklar arasında ilk sırada yer alıyor. Türkiye’de her geçen gün artan ilgi, ülkemizde çok yeni olmasına rağmen, bu konuda çalışan tasarımcılarımızın aldığı ödüller genç tasarımcıları giderek bu alana çekiyor. Özellikle son yıllarda dünyada adından söz ettiren Türk üretimi yatlar, Avrupa’ya yakın konumu itibari ile Türkiye’yi çekim merkezi haline getiriyor. Bu talep ister istemez yat tasarımına olan ilginin artmasına ve bu konuda özgün işlerin üretilmesine ön ayak olacak, belki de üniversitelerin iç mimarlık, mimarlık, endüstriyel tasarım bölümleri yanı sıra tekne tasarımı bölümü, en azından yüksek lisans bölümleri açılmasına ön ayak olacaktır.

Yat tasarımı alanında özgün işler üreten tasarımcılardan aldığımız cevaplar, yat tasarımının Türkiye’deki gelişimini ve konumunu belirleyici nitelikte olmasa da bu alanda önemli bir yoğunlaşma olduğunu gösteriyor. Bu yoğunlaşma da üretimde ve yatırımda yaşanan canlılığın başarı olarak geri dönüşü ve motivasyonunun bir sonucu.

Etiketler: , , , | İlk yorumu siz yapın »

Dünyanın en iyi turizm yatırımlarında Häfele imzası

22 Haziran 2009 | Yazar: Gateway | Konu: Hafele'den Haberler

Häfele Dolapiçi Düzen

Häfele Dolapiçi Düzen

Mobilyakapı donanımları ve aksesuarları konusunda sektör lideri olan Häfele, uzman kadrosu ve 130 bin farklı üründen oluşan geniş ürün yelpazesiyle dünya çapında birçok önemli projeye imzasını atıyor.

Mimari projelerde kapsamlı mobilya ve mimari donanım ürünlerini doğrudan İstanbul ve Almanya stoklarından temin edebilen Häfele, ürün tedariği konusundaki beceri ve tecrübesiyle turizm yatırımlarının da baş aktörlerinden biri konumunda. Yatırımcılara, mimarlara, proje satın alma gruplarına ve müteahhitlere sunduğu danışmanlık hizmeti ve sürekli geliştirdiği ürün çeşidi ile sektörde farklılaşıyor. Häfele ayrıca, konut, iş merkezi, saray, havalimanı, alışveriş merkezi gibi projelerin yanı sıra dünyanın her bölgesinde 3 yıldızdan 7 yıldıza kadar uzanan her tip otel projesini kapsayan geniş bir referans listesine sahip.

Häfele’nin ürün portföyünde bulunan, yangın ve deprem gibi paniğe yol açan durumlarda kaçış rotalarında olması zorunlu yangına dayanıklı kapılara özel kapı kolları, kapatıcıları ve kilitleri özellikle otel, alışveriş merkezi, iş merkezi, tiyatro veya eğlence merkezi gibi genel kullanıma açık projelerde tercih ediliyor. Bununla birlikte güvenlik sistemine bağlanabilen motorlu kapı kilitleri; cam ve dar kanatlı kapılara özel kilitler, ıslak ve nemli mekanlarda kullanıma uygun kilitler gibi özel kilit sistemleri ve projelere özel, birçok renk alternatifiyle üretilen kapı kolları da Häfele’nin turizme yönelik ürün grupları arasında.

Transponder teknolojisi sayesinde, manyetik kartlar ve çip kartlardan farklı olarak, herhangi bir güç beslemesi ve temas gerektirmeden kapılar açılıp kapanmasını sağlayan Dialock sistemi, güvenli saklama imkanı sağlayan motor kontrollü çelik kasalar, saç kurutma makineleri, plazma ekran asma aparatı, ışıklı askı borusu, topuz kilit setleri, cam mobilya donanımları, buğu önleyici ayna arkası ısıtıcı, büyüteçli ve ışıklı dev aynalar, plazma tv asma aparatları gibi benzersiz tasarımlar da otel projelerinde sıklıkla kullanılıyor.

En iyi oteller Häfele markasını tercih ediyor
Dünyanın önde gelen otelleri, Häfele markasının deneyimine ve bilgi birikimine güveniyor. Travel + Leisure Dergisi’nin seçtiği dünyanın en iyi 45 yeni oteli arasına giren Four Seasons Hotel Bosphorus, Çırağan Palace Kempinski ve Park Hyatt İstanbul Maçka Palas; Antalya’da yeni açılan Mardan Palace, Hilton Dalaman Golf Resort & Spa gibi seçkin otellerde hem mimari hem de mobilya donanımları konusunda ağırlıklı olarak Häfele ürünleri tercih edildi. Kapı kollarından kilitlere, menteşelerinden kayar kapı sistemlerine, dolap içi aksesuarlardan mobilya kulplarına çok geniş bir ürün çeşidi Häfele tarafından tedarik edildi. Park Hyatt İstanbul Maçka Palas için ayrıca bronz renkte özel aksesuarlar da üretildi.

Yüksek güvenlik, ileri teknoloji ve kalite güvencesi isteyen çağdaş otel projelerinin ve diğer tüm turizm yatırımlarının gereksinimlerini karşılayabilecek donanıma ve bilgi birikimine sahip olan Häfele, dünyanın en iyi otel projelerine attığı imza ile bu gücünü en iyi biçimde ortaya koyuyor.

Etiketler: , , , , , , , , | İlk yorumu siz yapın »

Dünyanın Silüetini Değiştiren Mimar Le Corbusier

21 Haziran 2009 | Yazar: Gateway | Konu: Hafele'den Haberler

Mimarlık, ışıkta bir araya getirilmiş kütlelerin ustaca, doğru ve muhteşem oyunudur.” Bu söz, yirminci yüzyılın en ünlü mimarı, modernist mimarinin kurucusu ve şezlongun yaratıcısı Le Corbusier’ye ait.

Fikirleri dünya çapında büyük ilgi uyandıran Le Corbusier çağının çığır açan mimarı olarak ismini belleklere kazıdı. Yapıları, yazıları ve kişiliğiyle 20. yüzyılın en önde gelen figürlerinden biri olan ve bugün bile mimarları etkileyen Le Corbusier, yaşadığı dönemde eleştirilere hedef olduysa da , günümüz mimari ve şehircilik anlayışını derinden etkileyen eserleriyle ölümsüzler arasına girdi.

“Hayatımda yaptığım en büyük hata Atatürk’e yazdığım mektuptur. Eğer ‘İstanbul’u bu dokusu ile bırakın, imar planı yapmayın. Bu şehir Bizans kokusunu taşımalıdır’ gibi aptal bir gafı yapmasaydım şuan dünyanın incisi olan o şehrin imar planını ben yapıyor olacaktım.”

043k

Le Corbusier olarak tanınan Charles Edouard Jeanneret, kent planlamacı, ressam, heykeltıraş, yazar ve mobilya tasarımcısıydı. Aynı zamanda iyi bir gezgin olan Le Corbusier, bu gezilerden edindiklerini mimari anlayışı ile bağdaştıran ve bu günün mimarisini şekillendiren bir mimar olmuştur.

Le Corbusier’yi bu kadar değerli kılan yönlerinden biri kuşkusuz çıplak betonu ilk kez bilinçli biçimde kullanmış olmasıdır. Binalarda ilk kez kolonu kullanarak bütün mimarlık anlayışını değiştiren bir adım atan Le Corbusier, o güne dek aynı zamanda taşıyıcı olan duvarları yükten kurtarır. Bu yöntem, tasarımı özgürleştirir ve yapının işlevselliğini artırır. Betonu ve tuğlayı heykeltıraş gibi kullanır; çıplak bırakmaktan korkmaz.

Le Corbusier’nin “Bir şey, bir ihtiyaca cevap veriyorsa güzeldir” felsefesi, İşlevselcilik akımının da temelini oluşturur. 19. yüzyıl endüstri kentlerinde yaşam koşulları son derece kötüdür. Özellikle, işçi mahalleleri ve kent merkezlerinde artan nüfus yoğunluğu, yaşam koşullarını bir hayli ağırlaştırmıştır. Le Corbusier, özellikle 2. Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkan ve giderek ağırlaşan yaşamsal sorunların ancak yepyeni bir mimarlık anlayışı ile mümkün olabileceğine inanıyordu. Bunu gerçekleştirecek yegane düşünce de “işlevselcilik”ten başkası değildir. İşlevselcilik, biçim ile öz arasındaki gerçek ve doğrudan ilişki kurabilmeyi amaçlayan bir akımdı. Bu akımın mimarideki temsilcisi olan Le Corbusier “Yeni bir Mimarlığa Doğru”

044k

(1923) adlı kitabında, mimarlıkta işlevselliği detaylı bir şekilde anlatır; estetik değerler ve işlevselliğin uyumlu olması gerektiğinin altını çizer. İnsanın güzelliğe ihtiyacına vurgu yapan mimar, güzelliğe ulaşmanın iki yolu olduğunu söyler: Oransal geometri ile form ve işlev arasındaki birebir ilişki…

Le Corbusier, mimarlık görüşünü beş temel ilkeye dayandırır: Kolonların duvarları taşıyıcı olmaktan kurtararak bütün yükü alması; yapının taşıyıcıları ve duvarların işlevsel yönden birbirinden bağımsız olması; betonarme strüktürün teknik özelliğin dışında estetik öğe olarak kullanılması; serbest cephenin bir parçası olarak yatay bant şeklinde uzanan pencerelerin iç mekanı aydınlatması; son olarak en üst katta binanın doğal çevreyle uyumunu sağlamak için çatıların teras bahçeye dönüştürülmesi…

Le Corbusier tüm bu ilkeleri bilinen yapılarından Villa Savoye’de kullanır. Adeta yerden yükseltilmiş bir kutu görünmünde olan evi çevreleyen yatay pencereler, üstü açık balkon bölümünde bile kesintiye uğramaz, bu bölümün cepheleride salon pencereleri gibi gösterilir. Küp formu çatı katında silindirik duvarlarla bozularak hareket kazanır. Binaya bakıldığında ilk olarak geometrik oran göze çarpar. İnce kolonlarla yerden koparılan ev, havada duruyormuş izlenimi verir. Bu yaklaşım, yükün kolonlara aktarılmasıyla neler yapılabileceğini gösterir.

045k

Aynı zamanda kent planlamacısı olan Le Corbusier, Modular Oranlar Sistemi diye tanımladığı yaklaşımında, kentleri insana benzeterek, modern kentlerde yapıların insan vücudu baz alınarak tasarlandığında, en çok sayıda insana en sağlıklı çevrenin yaratılabileceğini söyler.

 Le Corbusier’nin tasarladığı kentler, “yaşama, çalışma, aklın ve bedenin uyumu” diye tanımlanır. Onun ütopik kentinde, yukarı yükselen yapılar, sokağa çıkmayı gerektirmeyen alışveriş alanları, teras parklarında gezinti ve piknik alanları, tenis kortları gibi spor kompleksleri olan bloklar, yerin metrelerce altında garajlar, yollar yer alıyordu. Le Corbusier’nin kentlerinde yaşayan insanlar, yollar yer altına indiği için, evlerinden çıktıklarında parklar, bahçelerle karşılaşır. Le Corbusier yerleşmeleri her zaman doğal çevreyle bütünleşmiş olarak ele alır.

Le Corbusier, özellikle yaptığı gezilerde Akdeniz ve Orta Avrupa mimarileri ile yakından ilgilenmiş, iklimsel farklılıkların yöreye özgü mimari tarzlar yarattığını açıkça gözlemleyebilmiştir. Bu gözlem, “mimarlığın ihtiyaca cevap vermesi” fikrinin gelişmesinde etkili olmuştur.

046k

Gezilerinde tarihi kentleri, sokak sokak gezen mimar buraları adeta bir kitap gibi okur. Teknolojik gelişmeleri büyük heyecanla karşılar ama geçmişin değerlerini göz ardı etmez. Geçmiş ile çağdaş olan arasında köprü kurmaya çalışır ve bunu ustalıkla başarır.

Başarılı olamadığı -daha sonra “Deliler Evi” olarak adlandırılan “Unite d’habitation” –Marsilya Blokları-veya Paris’te bulunan öğrenci yurdu gibi- yapılarında hatalarını kabul ederek “Haklı olan mimari değil, hayattır” demiştir.

Gezdiği ve mimarisinden etkilendiği ülkelerden biri Türkiye olmuştur. “Mekanı tam olarak kavrayabilen iki mimar var dünyada. Biri Mimar Sinan biri de ben” diyerek Mimar Sinan’a olan hayranlığını dile getiren Le Corbusier’in Türkiye ile ilişkisi bu kadarla sınırlı değil. Atatürk’ün İstanbul’u yeniden planlaması için teklif götürdüğü Le Corbusier, İstanbul mimarisinden etkilenerek geliştirdiği çatı bahçelerinden bahseder ve İstanbul’un tarihinden gelen dokunun bozulmaması gerektiğini belirten bir mektubu Atatürk’e yazar. “Hayatımda yaptığım en büyük hata Atatürk’e yazdığım mektuptur.

047-k

Eğer ’İstanbul’u bu dokusu ile bırakın, imar planı yapmayın bu şehir Bizans kokusunu taşımalıdır‘ gibi aptal bir gafı yapmasaydım şuan dünyanın incisi olan o şehrin imar planını ben yapıyor olacaktım” diyerek kariyerinin en önemli hatasını yapmış olduğunu itiraf edecektir. Yapılarında geometrik biçimlerin öne çıktığı, teknolojiyi mimaride kullanmaktan kaçınmayan, avant garde mimarinin öncüsü Le Corbusier, tarihi ve geleneği göz ardı etmeden mimarlık anlayışına çağdaş bir yorum getirmiştir.

Sadece bir mimar olarak değil, düşünür ve sanatçı olarak kabul edilen mimar, çağdaş mimarlığa yeni bir tanım getirmekle birlikte, mimarlığın sanat dalı olarak kabul görmesinin ötesinde diğer sanatlara ilham veren bir noktaya gelmesini sağlamıştır.

Etiketler: , | İlk yorumu siz yapın »

Lojistik operasyonlarında güçlü iş ortaklığının yeni bir boyutu Häfele Türkiye ve Ekol Lojistik işbirliği Avrupa yollarında

20 Haziran 2009 | Yazar: Gateway | Konu: Hafele'den Haberler

Ekol Lojistik, örneğine az rastlanan bir uygulamanınaltına imza atarak Häfele ile olan güçlü iş ortaklığını yeni bir boyuta taşıdı. Yurt içi ve dışı lojistik operasyonlarını yıllardır başarıyla yönettiği müşterileri arasında olan Häfele Türkiye’nin reklamlarına Ekol Lojistik’e ait araçların giydirmesinde yer vermeye karar verdi.

Häfele Türkiye’nin tüm lojistik operasyonlarını yöneten Ekol Lojistik; Avrupa ve Türkiye yollarında sıkça rastlanan ve “www.ekol.com” yazısıyla Ekol Lojistik’in internet sitesine yönlendirme yapan Ekol araçlarının sekiz tanesini, önemli iş ortağı için reklam mecrasına dönüştürdü. Ekol Lojistik’e ait olan dorselerden ikisiyle, yurt içi dağıtım organizasyonlarını gerçekleştirdiği iç taşıma araçlarının altısı, Häfele için özel olarak tekrar giydirildi.

hafele

85 yıllık deneyimi ve güvenirliği ile müşterilerinin ihtiyaçlarına yönelik tasarlanan mobilya ve kapı aksesuarları sunan Häfele Türkiye, sektörde eşi bulunmayan mobilya ve kapı aksesuarları alanında 100 bin farklı üründen oluşan geniş ürün yelpazesi ve özel tasarım mağazaları ile farklılaşıyor. 2008 yılında oluşturduğu franchise sistemiyle daha çok noktada tüketicisiyle buluşmaya başlayan ve son 3 sene içerisinde Avro bazında yüzde 600 büyüyen Häfele Türkiye’nin buna paralel olarak önem kazanan lojistik operasyonlarıysa Ekol Lojistik tarafından yönetiliyor.

Häfele Türkiye Genel Müdürü Hilmi Uytun’la bir araya gelen Ekol Lojistik Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Musul; “Häfele gibi dünyaca tanınmış bir markanın ülkemizde ve Avrupa’daki marka bilinirliğinin artmasına katkıda bulunuyor olmak, kendileriyle yıllardır karşılıklı güven ve memnuniyet çerçevesinde süregelen iş ortaklığımızın bize sağlamış olduğu esnekliğin güzel bir sonucudur” şeklinde konuştu.

Etiketler: , , | İlk yorumu siz yapın »

CEO Club buluşmaları kapsamında düzenlenen perakende liderleri forumu, Häfele’nin etkinlik sponsorluğuyla gerçekleşti

19 Haziran 2009 | Yazar: Gateway | Konu: Hafele'den Haberler

hilmi-uytun1

Häfele, Capital ve Ekonomist dergileri öncülüğünde oluşturulan ve ana sponsorluğunu Türk Telekom’un yürüttüğü CEO Club kapsamında başlatılan Perakende Liderleri oluşumunun etkinlik sponsoru oldu.

Perakende Liderleri oluşumunun ilk toplantısı, 4 Haziran 2009 Perşembe günü Sabancı Center’da mekan sponsoru olan Teknosa’nın evsahipliğiyle gerçekleşti. CEO Club çerçevesinde, Alışveriş Merkezleri ve Perakendeciler Derneği – AMPD işbirliğiyle düzenlenen ilk toplantıda, sektör temsilcilerinin de katılımıyla Fiba Holding Başkanı Hüsnü Özyeğin başkanlığında bir forum düzenlendi. Perakende sektörüne küresel krizin etkileri, sektörün bugünkü konumu ve geleceğine ışık tutan forum, CEO Club üyeleri ve AMPD’den gelen katılımcılar tarafından ilgiyle izlendi.

Mobilya, kapı donanımları ve aksesuarları alanında sektör öncüsü olan Häfele Türkiye, son üç yılda yapmış olduğu yatırımlarla perakende sektörünün önde gelen oyuncularından biri olma yolunda önemli adımlar atıyor. Häfele Türkiye Genel Müdürü Hilmi Uytun, Häfele’nin yaptığı işi, “İngilizce Hardware ile ifade edilen ürün gruplarına Türkçe’de donanım dendiğinde ilk akla gelen bilgisayar endüstrisi oluyor. Hırdavat dendiğinde ise bizimle bağlantısı olmayan boya, çivi dahil başka ürün gruplarını da temsil ediyor. Biz işimizi mobilya, kapı donanım ve aksesuarları olarak ifade etmeye karar verdik. Mobilya ve kapıda ahşap ve camı çıkarırsanız geri kalan her şey teorik olarak Häfele olabilir“ sözleriyle açıkladı.

Häfele, dünya çapında toplam 900 milyon Euro’yu bulan cirosuyla 160 ülkede faaliyet gösteren, 33 ülkede de stoklarıyla mevcut olan global bir şirket. Häfele’nin stoklu çalışan merkezlerinden biri olan Hafele Türkiye ise son üç yıldır dünyada büyüme oranı olarak birinci durumda.

Alman markası Häfele’nin Türkiye’de bir yatırım yapmak istemesiyle başlayan başarılı bir dönemin ardından Hafele Türkiye, perakende mağazaları ile küçük ve orta ölçekli mobilya üreticileri ve nihai tüketiciye ilk elden ulaşmayı hedefledi. Bu girişim, Häfele’nin marka bilinirliğinin Türkiye’de kısa sürede ivme kazanmasını sağladı. Häfele markasının uluslararası ölçekte ilk örneği olan bu girişimin başarıya ulaşması, Hafele Türkiye’ye ek olarak kendi bölgesinde 6 ülkenin de bağlanmasını getirdi. Forumdaki konuşmasında, sektörün öncü perakende zincirlerinden biri olmayı hedeflediklerini belirten Häfele Türkiye Genel Müdürü Hilmi Uytun, Häfele Türkiye’nin franchise sistemi ile kurulan mağazalarla büyümeye devam edeceğini vurguluyor: “2005 yılında merkez depomuz kurulurken hedeflerimiz yüksekti ancak franchise sistemimiz henüz kurgulanmamıştı dolayısıyla bu oranda bir büyümeyi öngöremedik. Franchise sistemimizle birlikte oluşan mağazalarımız ve gösterdiğimiz başarılardan ötürü bize ilave olarak bağlanan 6 ülke hedeflerimizi yükseltti. Satış artış hızımız depo alanımızın kısa süre içerisinde yetmeyeceğini ve ek yatırım gerekliliğini gösteriyor.“

Büyümede önemli olan noktanın tüketici ihtiyaçlarını anlamak ve uygun çözümler üretmenin yanı sıra, tüketici ile daha çok noktada buluşmak olduğunu söyleyen Hilmi Uytun, bu yüzden franchise sistemine büyük önem verdiklerini ve yatırımlara bu yönde devam ettiklerini söyledi: “ 2007 yılında bu sistemi oluşturduk ve şu anda Türkiye’de 11 noktada tüketici ile buluşuyoruz. Sene sonuna kadar bu mağazalara pek çokların ekleme hedefimiz var. 2009 yılında ayrıca ihracat faaliyetlerimize ağırlık vererek bize bağlanan diğer ülkelerde de mağazalarımızı oluşturmaya başladık. Önümüzdeki 5 yılda iç pazarda gayrimenkul yatırımlarında danışman ve tedarikçi konumumuzu, mobilya ve kapı üreticilerinin ana tedarikçisi ve iş ortağı olma konumumuzu daha da güçlendireceğimize inanıyoruz.“

Konuşmasında Häfele’nin bazı güncel referanslarından söz eden Hilmi Uytun, Antalya’da yeni açılan dünya çapındaki Mardan Palace’ın da, Boğaz’daki tarihi dokuya uyumlu Les Ottomans Oteli’nin de, Türk Telekom’un sosyal sorumluluk projelerinden okul yenilemelerinin de tedarikçisi olduklarını söyledi. Uytun: Türkiye’nin dünyaca ünlü tasarımcılarının da tercihi biziz, mutfağını yenileyen ya da dekorasyonu değeiştiren Eda Hanım’ın ve marangoz Çetin Usta’nın da…

Capital ve Ekonomist dergilerinin öncülüğünde başlatılan Perakende Liderleri oluşumuna etkinlik sponsoru olarak destek vermenin önemine değinen Uytun, “ Bu oluşumun krizin sonlanmaya başladığı bu dönemde perakende sektörü oyuncularına ışık tuttuğuna inanıyoruz.“ dedi.

Häfele, Türkiye’nin İstanbul Dudullu’da bulunan Merkez Mağaza ve Antalya Bölge Müdürlüğünün yanı sıra İstanbul Çağlayan ve İkitelli’de, Ankara, Bursa, Eskişehir, İnegöl, İzmir, Kayseri ve Kıbrıs’ta mağazaları bulunuyor.

Etiketler: , , , , , , , , | İlk yorumu siz yapın »

Hafele, Capital CEO Club çerçevesinde düzenlenen perakende Liderleri Forumu’nun etkinlik sponsoru oldu

17 Haziran 2009 | Yazar: Gateway | Konu: Hafele'den Haberler

Hafele, Capital ve Ekonomist dergileri öncülüğünde oluşturulan ve ana sponsorluğunu Türk Telekom’um yürüttüğü Capital CEO Club kapsamında başlatılan Perakende Liderleri oluşumunun etkinlik sponsoru oldu.

Perakende Liderleri oluşumunun ilk toplantısı, 4 Haziran 2009 Perşembe günü Sabancı Center’da mekan sponsoru olan Teknosa’nın evsahipliğiyle gerçekleşecek.

Capital CEO Club çerçevesinde, Alışveriş Merkezleri ve Perakendeciler Derneği – AMPD işbirliğiyle düzenlenen ilk toplantıda, sektör temsilcilerinin de katılımıyla Fiba Holding Başkanı Hüsnü Özyeğin başkanlığında bir forum gerçekleştirilecek. Perakende sektörüne küresel krizin etkileri, sektörün bugünkü konumu ve geleceğine ışık tutması öngörülen foruma Capital CEO Club üyesi ve AMPD’den toplam 300 kişinin katılımı bekleniyor.

Mobilya, kapı donanımları ve aksesuarları alanında sektör öncüsü olan Häfele Türkiye, son üç yılda yapmış olduğu yatırımlarla perakende sektörünün önde gelen oyuncularından biri olma yolunda önemli adımlar atıyor. Häfele, dünya çapında toplam 900 milyon euro’yu bulan cirosuyla 160 ülkede faaliyet gösteren, 33 ülkede de stoklarıyla mevcut olan global bir şirket. Hafele’nin stoklu çalışan merkezlerinden biri olan Hafele Türkiye ise son üç yıldır dünyada büyüme oranı olarak birinci durumda.

Alman markası Hafele’nin Türkiye’de bir yatırım yapmak istemesiyle başlayan başarılı bir dönemin ardından Hafele Türkiye, perakende mağazaları ile küçük ve orta ölçekli mobilya üreticileri ve nihai tüketiciye ilk elden ulaşmayı hedefledi. Bu girişim, Hafele’nin marka bilinirliğinin Türkiye’de kısa sürede ivme kazanmasını sağladı. Hafele markasının uluslararası ölçekte ilk örneği olan bu girişimin başarıya ulaşması, Hafele Türkiye’ye ek olarak kendi bölgesinde 6 ülkenin de bağlanmasını getirdi. Sektörün öncü perakende zincirlerinden biri olmayı hedeflediklerini belirten Hafele Türkiye Genel Müdürü Hilmi Uytun, Hafele Türkiye’nin franchise sistemi ile kurulan mağazalarla büyümeye devam edeceğini vurguluyor: “2005 yılında merkez depomuz kurulurken hedeflerimiz yüksekti ancak franchise sistemimiz henüz kurgulanmamıştı dolayısıyla bu oranda bir büyümeyi öngöremedik. Franchise sistemimizle birlikte oluşan mağazalarımız ve gösterdiğimiz başarılardan ötürü bize ilave olarak bağlanan 6 ülke hedeflerimizi yükseltti. Satış artış hızımız depo alanımızın kısa süre içerisinde yetmeyeceğini ve ek yatırım gerekliliğini gösteriyor.“

Büyümede önemli olan noktanın tüketici ihtiyaçlarını anlamak ve uygun çözümler üretmenin yanı sıra, tüketici ile daha çok noktada buluşmak olduğunu söyleyen Hilmi Uytun, bu yüzden franchise sistemine büyük önem verdiklerini ve yatırımlara bu yönde devam ettiklerini söyledi: “ 2007 yılında bu sistemi oluşturduk ve şu anda Türkiye’de 11 noktada tüketici ile buluşuyoruz. Sene sonuna kadar bu mağazalara 4-5 adet daha ekleme hedefimiz var. 2009 yılında ayrıca ihracat faaliyetlerimize ağırlık vererek bize bağlanan diğer ülkelerde de mağazalarımızı oluşturmaya başladık. Önümüzdeki 5 yılda iç pazarda gayrimenkul yatırımlarında danışman ve tedarikçi konumumuzu, mobilya ve kapı üreticilerinin ana tedarikçisi ve iş ortağı olma konumumuzu daha da güçlendireceğimize inanıyoruz.“

Capital ve Ekonomist dergilerinin öncülüğünde başlatılan Perakende Liderleri oluşumuna etkinlik sponsoru olarak destek vermenin önemine değinen Uytun, “ Bu oluşumun krizin sonlanmaya başladığı bu dönemde perakende sektörü oyuncularına ışık tutmasını temenni ediyoruz.“ dedi.

Hafele, Türkiye’nin İstanbul Dudullu’da bulunan Merkez Mağaza ve Antalya Bölge Müdürlüğünün yanı sıra İstanbul Çağlayan ve İkitelli’de, Ankara, Bursa, Eskişehir, İnegöl, İzmir, Kayseri ve Kıbrıs’ta mağazaları bulunuyor.

Etiketler: , , , , , , , , , , | İlk yorumu siz yapın »

Mutfaklara Häfele Farkıyla Giren Akıllı Teknoloji

16 Haziran 2009 | Yazar: Gateway | Konu: Hafele'den Haberler

Mobilya, kapı aksesuar ve donanımları alanında 1923 yılından bu yana faaliyet gösteren Häfele, çekmece ray ve sistemleri konusunda uluslararası bir isme sahip olan Grass firmasının sunduğu ve dünyanın ilk akıllı çekmece sistemi olan ve 2008 Red Dot ürün tasarımı ödülü sahibi elektronik kontrollü Sensotronic’i Türk tüketicilerle buluşturuyor. Çekmecenin herhangi bir noktasına dokunularak sessizce açılıp kapanmasını sağlayan Sensotronic’in diğer avantajları arasında montaj kolaylığı, güvenlik sistemi ve kullanım kolaylığı mevcut.

Zamanla değişen tüketici beklentileri doğrultusunda klasik mobilya donanımlarının dışında genel işlevi etkileyen farklı çözüm arayışlarına girildi. Özellikle bu tip mutfak tasarımlarında kullanılmak üzere Grass tarafından tasarlanan elektronik çözümlerden biri olan Sensotronic, tamamıyla otomatik olarak çekmecelerin açılıp kapanmasını sağlamasıyla dikkat çekiyor. Türkiye’de Häfele tarafından sunulan Sensotronic’de kullanılan ileri teknoloji, çekmeceyi ray boyunca elektronik kontrollü olarak hareket ettirerek birinci sınıf konfor sunuyor.

Sessiz ve konforlu kullanım

2006 yılından itibaren yapılan müşteri anketleri, tasarımcı ve iç mimar gibi bilir kişilerin yorumları sonucunda geliştirilen Sensotronic elektronik çekmece sistemi, özellikle kulpsuz mobilya tasarımlarında, çekmecenin herhangi bir noktasına dokunularak açılıp kapanabiliyor. Sensotronic, çekmece içeriğinin ağırlığından bağımsız olarak çekmece ön paneline el, diz, hatta hafif bir dirsek dokunuşuyla harekete geçiyor, yine hafif bir dokunuşla dilendiği yerde durdurulabilme özelliğiyle de büyük kolaylık sağlarken kulpsuz mobilya tasarımlarının da konforunu artırıyor. Ayrıca günümüz mutfaklarının vazgeçilmezlerinden olan çekmecelerin yavaş ve sessiz açılıp kapanması ve çekmece ön paneli arası mesafenin 3mm’den fazla olmaması özelliklerini de bu sistemde görmek mümkün. Sensotronic’in bir diğer özelliği olan montaj kolaylığı sayesinde, herhangi ek bir alete ihtiyaç duyulmadan, sistem kolayca monte edilerek kullanılmaya hazır hale geliyor.

Güvenlik de düşünüldü

Güvenlik açısından da sonsuz çözümler sunan Sensotronic’in sıkışmalara karşı geliştirilen özel koruma mekanizması sayesinde çekmecenin hareketi herhangi bir şekilde engellendiğinde güvenli bir şekilde çekmecenin durmasını sağlıyor. Bu özelliği ile özellikle çocuklu evlerde Sensotronic çekmeceler direnci hissettiğinde durarak el sıkışmalarını ve kazaları da engelliyor.Sensotronic ile donatılmış çekmeceler mutfaklara kattıkları işlev ve kullanım kolaylığı ile mutfak tasarımlarını teknolojik açıdan zenginleştiriyor ve bu özelliklerin sayesinde piyasadaki alternatif tasarımlardan farklılaşabiliyor.

85 yılın üzerindeki deneyimi ve güvenirliği ile müşterilerinin ihtiyaçlarına yönelik tasarlanan ve geliştirilen ürünler sunan Häfele, İstanbul Dudullu’da bulunan merkez mağaza ve stok alanlarını içeren tesisleri ve yurt çapında konumlanan bayi ağıyla iş ortaklarına daha hızlı ve verimli hizmet sunmayı hedefliyor. Häfele, Türkiye pazarında mobilya, kapı aksesuar ve donanım alanlarında hizmet veren Häfele, uzman kadrosu ve sektörde eşi bulunmayan 100 bin farklı üründen oluşan geniş ürün yelpazesi ile iş ortaklarının ihtiyaçlarını karşılayacak en uygun çözümleri tek elden sunar.

Etiketler: , , , , , , , | İlk yorumu siz yapın »

Lüks tekne tasarımlarıyla hayallerinin izini süren bir isim: Selçuk Koçak

12 Haziran 2009 | Yazar: Gateway | Konu: Söyleşi

“HER YATIN ÖZGÜN BİR KARAKTERİ OLMASI İÇİN ÇALIŞIYORUZ. BİR TASARIM OFİSİNİ FARKLILAŞTIRAN DA BUDUR.”

Selçuk Koçak, Türkiye’de henüz gelişim sürecinde olan yat sektöründe tasarım yapan ender isimlerden biri. ODTÜ’de makine mühendisliği okurken endüstriyel tasarım bölümüne geçen tasarımcı, bir tasarım yarışması için Tuzla’da bir tersanede epoksi malzemeyle otomobil gövdesi yaparken teknelerin dünyasına girmiş. Tekne çizimleriyle Tuzla çevresinde geçen iki yıldan sonra, kendi tasarımlarını yapmaya başlayan tasarımcı, bugün Scaro Design bünyesinde çalışmalarını sürdürüyor. Selçuk Koçak’a göre yat, “satın alınabilecek en büyük oyuncak ve lüksün son noktası.”

Türkiye tekne tasarım ve üretiminde son 10 yılda büyük gelişim kaydetti. Bunun devamı gelir mi sizce? Çin’in yüzde 50 pazar payına sahip olduğu bir pazarda Türk üreticiler başarılarını kanıtlayabilecekler mi?
Türkiye’nin tekne sektöründe başarılı olmasının birçok nedeni var. 25-30 metre üstü teknelerde imalatın yüzde 60’a yakın bölümü insan gücüne dayanıyor. Türkiye’de işgücü Avrupa’ya kıyasla daha ucuz olduğu için rekabet şansımız artıyor. Avrupa’da ağır sektör olarak kabul edilen yat imalatında kimse çalışmak istemediği için bu sektör, Avrupa’dan Türkiye gibi ülkelere kayıyor. Bizim bu alanda başarılı olmamızın bir diğer nedeni de Avrupa’ya yakın olan coğrafi konumumuz. Teknelerini kendi oyuncakları gibi gören müşteriler, genellikle bu “oyuncağın” yapım sürecini takip etmek, üretimine tanıklık etmek istiyorlar. Süreci yakından izlemek için 16 saatlik uçuşla Çin’e gidip gelmek fiziksel şartları zorlayan bir iş. Oysa Türkiye, 2-3 saat mesafede… Avrupa’dan müşterimiz geliyor, teknenin yapım aşamasını takip ediyor, bizimle birlikte çalışıyor ve çok fazla vakit kaybetmeden geri gidebiliyor. Bu sektörün Türkiye’de gelişme kaydetmesindeki bir diğer neden de imalat kalitesi. Biz bu işi en iyi kalitede yapıyoruz ve işlerimizin kalitesi günden güne, başta Avrupa olmak üzere, dünyaya yayılıyor. Bu gelişmelerin giderek ivme kazanacağını öngörüyorum.

Sizce Türk tekne tasarımcıları kendilerini yurtdışında nasıl konumlandırıyorlar? Scaro Design’a en çok hangi ülkelerden talep geliyor?
Türkiye’de tekne tasarımı terimi henüz yeni oluştu ve az önce bahsettiğim gibi yavaş yavaş yurt dışında tanınırlığımız artıyor. Biz yaklaşık 12 yıldır yurtdışında Türkiye’yi temsil ediyoruz ve Avrupa listesinde kendimizi ilk 20’nin içinde görüyorum. Yurtdışında kendinizi iyi konumlandırmak için çok zamana ihtiyaç duyuyorsunuz. Bizim müşterilerimizin yüzde 70’i yurtdışından İtalya, İspanya gibi ülkelerden geliyorlar. Tabii bunlar genelde tersaneler. Fuar ya da başka bir tanıtım şekliyle gelen bireysel müşterilerin üretimlerini Türkiye’ye çekmeye çalışıyoruz. Bu hem bizim hem de müşterilerimiz için daha avantajlı oluyor ve kaliteli iş çıkardığımız oranda da yurtdışında Türk tekne tasarımının yeri sağlamlaşmış oluyor.

Bizde tekne tasarımı kültürü oluştu mu?
Türkiye’de henüz tekne tasarım kültüründen bahsetmek pek mümkün değil. Yelken kültürü iyi özümsenmiş durumda ama motor yatın henüz Türkiye’de tarihi de yok, tasarım kültürü de… Çok kısa bir süre önce tek motor ve iki odanın bir tekne için yeterli olduğu düşünülüyordu ama bu bakış açısı günümüzde yavaş yavaş değişiyor.

Müşterilerin beklentilerini kendi tasarım dilinizle nasıl harmanlıyorsunuz? Ne gibi talep veya isteklerle karşılaşıyorsunuz?
Bazı Türk müşterilerimiz teknelerinin tasarımının evleri gibi olmasını bekliyorlar ya da başka teknelerde gördükleri bir özelliğin kendi teknelerinde de olması için diretiyorlar. Bizim için her proje farklı ve orijinal olmalıdır. Her yatın özgün bir karakteri olması için çalışıyoruz. Bir tasarım ofisini farklılaştıran da budur. İnsanlar tasarımla farklılaşmak istiyorlar. Müşterinin istekleri tasarımı şekillendirirken yeni ortaya çıkan proje içerisinde bu istekleri karşılamaya çalışıyoruz. İyi tasarımcı, bileği ya da hayal gücü iyi olan değil, “iyi satabilen”, müşteriyi doğru bildiği konusunda ikna edip yönlendirebilen tasarımcıdır. Proje sürecinde, bir süre sonra öyle bir yere geliyorsunuz ki, müşteri size tamamen güven duymaya başlıyor.


Bir tekne tasarımının ana hatlarını hangi kriterler belirliyor?
Bir teknenin ana hatlarını bu tekneye ayrılan bütçeden, kat edeceği mesafe, boyutu, kullanım amacı ve müşterinin beklentileri gibi etkenler belirliyor.

Bir tekne tasarımında dikkat gerektiren, olmazsa olmaz detaylar nelerdir?
Her şeyden önce teknelerin hareket eden alanlar olduğunu düşünerek detayları şekillendirmek gerekiyor. Nasıl bir otomobil tasarımının örneğin yumuşak hatlı olmak gibi kendine has özellikleri varsa teknelerin de gün geçtikçe, yaşanmışlıklar arttıkça ortaya çıkan bazı özellikleri var. Yatak kenarlarının köşeli olmaması, yerlerin kaymama özelliği, koridor geçişlerinin yumuşak bir malzeme ile kaplanması ve bazı duvarların çarpmalara karşı önlem olarak yumuşak malzemelerle kaplanması dikkat edilmesi gereken bu detaylardan bazıları.

İYİ TASARIMCI BİLEĞİ YA DA HAYAL GÜCÜ İYİ OLAN DEĞİL “İYİ SATABİLEN”, MÜŞTERİYİ DOĞRU BİLDİĞİ KONUSUNDA İKNA EDİP
YÖNLENDİREBİLEN TASARIMCIDIR. PROJE SÜRECİNDE BİR SÜRE SONRA ÖYLE BİR YERE GELİYORSUNUZ Kİ, MÜŞTERİ SİZE TAMAMEN GÜVEN DUYMAYA BAŞLIYOR.

Peri 29 serisi, Eylül 2008’de düzenlenen Cannes Boat & Yacht Show’da “Best Interior” ödülünü aldı. Bu teknenin tasarımcısı olarak tekneyi özel yapan tasarım unsurlarından bahseder misiniz?
Peri serisinin, bu tekneleri diğerlerinden farklılaştıran kendine özgü bir çizgisi var. Peri Yachts’ın Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Çambol çok açık fikirli, tasarıma önem veren ve tasarımcıya güvenen bir kişi. Kendisiyle ve ekibin bütünüyle uzun uzun brief toplantıları ve fikir paylaşımı toplantıları yaptık. Tasarımın her noktasında çok titiz çalışıldı.

Peri 29’un özelliği iç tasarımının kişilere konforlu ve sıcak bir atmosfer sunması. Bu duygunun vurgulanması için renkler ve eşyalar tümde bir uyumu yansıtmak için özel olarak seçildi. Gölge vuran yerlerde açık tonlar seçilirken, ışık gelen yerlere daha farklı renkler seçildi.

Bu alanları en verimli ve işlevsel şekilde kullanabilmek için tasarımda dikkat ettiğiniz özellikler var mı?
Kapının boyu, eni, yüksekliğini her tekneye göre yeniden düşünmeniz gerekiyor. Standardı yok bu işin. Normal mimaride bunların standartları vardır. Minimal kurallar geçerlidir genelde. Büyük tekne yaptığımız için alanlar sanıldığı kadar küçük değil, dolaplar genelde normal bir dolaptan pek küçük değil.

Tekne tasarımında en çok hangi malzemeler tercih ediliyor?
Denizlere özel paslanmaz ve su geçirmez malzemeleri tercih ediyoruz.

Bir açıklamanızda tekne tasarımında “lüksü minimal bir şekilde yansıtmaktan” bahsediyorsunuz. Biraz açar mısınız bu yorumu?
Lüks derken, abartıyı ve gösterişi kastetmiyorum. En yalın çizgiyle, en çok şeyi anlatabiliyorsanız, iyi tasarımcısınız demektir.

Yat tasarımlarını şekillendiren bütçenin yanında boyut, sürat isteği ve müşterilerin beklentileri. Selçuk Koçak söyleşimizde, “Yat satın alabileceğiniz en büyük oyuncak ve lüksün son noktası” derken aslında müşteri beklentilerinin sınırsızlığını da özetliyor bu sözlerle. Güneşlenmek, jet ski yapmak veya partiler vermek amacıyla tasarlanan teknelerin bu ihtiyaçlara cevap verebilecek detaylara sahip olması gerekiyor. Bununla birlikte uluslar arası düzeyde kabul görmüş bazı standartlar da var elbette. İç mekanda kullanılan mobilyaların köşeli hatlara sahip olmaması, yerlerin kaymasını önleyen malzemelerin kullanılması, değişikliğe gereksinim duymayan yatak, gardırop gibi eşyaların sabitlenmesi ve tekne içindeki dar alanlarda duvarların yumuşak bir malzemeyle kaplanması gibi.

Tasarım ve projelendirme süreci ise bir hayli detaylı ve uzun. 30 metre bir teknenin tasarımı ve üretimi ortalama 1-2 yıl sürebiliyor. Müşterinin verdiği brief üzerine tasarım eskizleri ortaya çıkıyor ve bu süreci takiben teknik ve üretim ekibi tasarıma işlev katarak projeyi ortaya çıkarıyor. Örneğin 70 metrelikbir teknenin sadece tasarımı 1 senede tamamlanabiliyor.

Her geçen gün artan ilgi ile izlenen yatlar, pahalı oyuncaklar arasında ilk sırada yer alıyor. Türkiye’de her geçen gün artan ilgi, ülkemizde çok yeni olmasına rağmen, bu konuda çalışan tasarımcılarımızın aldığı ödüller genç tasarımcıları giderek bu alana çekiyor. Özellikle son yıllarda dünyada adından söz ettiren Türk üretimi yatlar, Avrupa’ya yakın konumu itibari ile Türkiye’yi çekim merkezi haline getiriyor. Bu talep ister istemez yat tasarımına olan ilginin artmasına ve bu konuda özgün işlerin üretilmesine ön ayak olacak, belki de üniversitelerin iç mimarlık, mimarlık, endüstriyel tasarım bölümleri yanı sıra tekne tasarımı bölümü, en azından yüksek lisans bölümleri açılmasına ön ayak olacaktır.

Yat tasarımı alanında özgün işler üreten tasarımcılardan aldığımız cevaplar, yat tasarımının Türkiye’deki gelişimini ve konumunu belirleyici nitelikte olmasa da bu alanda önemli bir yoğunlaşma olduğunu gösteriyor. Bu yoğunlaşma da üretimde ve yatırımda yaşanan canlılığın başarı olarak geri dönüşü ve motivasyonunun bir sonucu.

Etiketler: , , , | İlk yorumu siz yapın »

Häfele’den genç yeteneklere destek tasarım ve tiyatro arasında bir köprü

9 Haziran 2009 | Yazar: Gateway | Konu: Hafele'den Haberler

Tasarım ve Tiyatro

Tasarım ve Tiyatro


Häfele benzersiz bir projeyle, geleceğin yaratıcı gücü olan genç yeteneklere destek veriyor. Häfele sponsorluğunda çalışmalarını sürdüren Alman Teknik Lisesi tiyatro çalışma grubu, edebiyat ve tasarım arasında köprü kuran farklı bir gösteri gerçekleştirdi.

Nagold’da bulunan teknik yüksek okulunun öğrencileri ve drama öğretmenlerinden oluşan tiyatro grubu, 15 Nisan’da Häfele Dudullu merkez mağazasında, drama öğretmenleri Helga Philipp yönetiminde ilginç bir oyun kolajı ortaya koydu. Teknik yapımcılığı ve müziğini Christian Philipp ve Björn Scheiner’in yürüttüğü tiyatro grubu gerçekleştirdikleri performanslarda, özel tasarım mobilya ve objeleri de kullanarak seçilen konsepte uygun okumalar yapıyor; bilinen tiyatro oyunlarından uyarladıkları sahnelerle “tasarım” ve “insan” arasındaki ilişkiyi irdeliyor.

Performanstan önce Helga Philip, Nagold Teknik Yüksek Okulu’nun tiyatro grubu olarak İstanbul’da bu gösteriyi gerçekleştirme fırsatı buldukları için çok mutlu olduklarını söylerek söze başladı. “Bu tiyatro programı teknik okulun zorunlu derslerinden biri. Nagold’da bitirme notlarını aldıktan sonra, her zaman olduğu gibi bir okul gezisiyle farklı ülkelerde bu performansı gerçekleştiriyoruz. Stuttgart’ta bulunan Kunst Academie (Sanat Akademisi) ile birlikte hazırladığımız bu gösteriyi, daha önce New York ve Miami’ye yaptığımız okul gezisiyle ortaya koymuştuk.” Tiyatro çalışma grubu, Nagold’da Landes- Literaturtage etkinliğinde, “besetz” (meşgul) sloganından yola çıkarak sandalye ve kullanıcı arasındaki ilişkiyi edebiyat ve tasarım disiplinlerini buluşturarak sergilemişti. Ünlü Alman tiyarocu Johann Wolfgang von Goethe’nin Faust oyunundan uyarladıkları, ‘Faust Rhapsodie’ adlı oyunu da büyük ilgiyle karşılanan performansları arasında yer alıyor.

Alman tiyatro grubu endüstriyel tasarım öğrencilerinden oluşan meraklı bir izleyici kitlesi karşısında Türkçe ve Almanca olarak sunduğu oyunda, Ionesco’nun “Die Stühle” (Sandalyeler), Thomas Mann’ın ‘Zauberberg’, Samuel Beckett’in ‘Waiting for Godot’ (Godot’yu Beklerken), Herman Kasack imzalı ‘Mechanischer Doppelgänger’ ve William Shakespeare’in ‘Romeo and Juliet’ (Romeo ve Jülyet) oyunlarından sahneler canlandırdı.

Özel tasarım sandalyeler farklı çeşitlemeleri ve yorumlarıyla oyunun içinde yer alıyordu. Son bölümdeki, “mavi kanape” oyununda Michael Thonet, Philippe Starck, Marcel Breuer, Verner Panton, Ray ve Charles Eames gibi tasarımcılarla başarıları üzerine söyleşiler gerçekleştiriliyordu. Tiyatro çalışma grubunun gerçekleştirdiği projeler arasında, International University of Art & Design (Miami), Alman Konsolosluğu (Miami), Alman-Amerikan Sosyal Kulübü (Miami), Miami Üniversitesi ve Boca Raton Üniversitesi ile ortak projeler; New York, Manhattan’daki Häfele Fa mağazasında, Nagold’da, Häfele Fa desteğiyle “Functionality World” Sempozyumu’nda ve Baden- Württemberg’deki farklı tiyatrolarda gösteriler bulunuyor.

Genç nesile her türlü fırsatın sağlanması gerektiği felsefesiyle hareket eden Häfele, tiyatro grubuyla birlikte üniversitelerin endüstriyel tasarım bölümlerinden öğrencileri de ağırladı. Öğrenciler, performanstan önce rehberler eşliğinde mağazada sergilenen ürünleri inceleme fırsatı buldu, mobilya donanımları üzerine bilgi edindi.

Etiketler: , , | İlk yorumu siz yapın »

Üç yılda yüzde 600 büyüme başarısıyla Häfele Türkiye ülke sınırlarını aştı

8 Haziran 2009 | Yazar: Gateway | Konu: Hafele'den Haberler

Showroom

Showroom

Häfele Türkiye’nin pazara girdiği günden itibaren yaptığı yatırımlar karşılığını hızla almaya başladı. 2005 yılında Türkiye’de yatırım kararı alan ve 2007 yılından itibaren bayilik vermeye başlayan Häfele Türkiye’nin 3 yılda yaptığı yatırımlar 15 milyon Euro’nun üzerine çıktı. Başarılarını yurt dışına da taşımak isteyen Häfele Türkiye artık Türkiye stoklarından İran, Irak, Gürcistan, Özbekistan,Kırgızistan ve Türkmenistan’da da hizmet vermeye başlıyor.

Mobilya, kapı aksesuar ve donanımları alanında sektörün lider markalarından Häfele Türkiye 2008 yılı sonunda bünyesindeki franchise sayısını da artırdı. Kendi üretimi dışında mobilya ve kapı donanımları alanlarında faaliyet gösteren dünyaca ünlü 50’nin üzerinde markanın distribütörlüğünü üstlenen ve ayrıca Bosch, Franke, Viko ve Fischer gibi markaların da bayiliğini yürüten Häfele Türkiye’nin bundan sonra sıra dışı çözümler getiren 100 binden fazla ürünü 6 ülkede daha tüketici ile buluşacak. Öncelikle Mayıs ayı içerisinde açılacak olan Tahran, İran mağazasıyla birlikte ihracatını güçlendirecek olan Häfele Türkiye, Şubat ayında bu şehirde gerçekleştirilen Medex fuarında sergilediği üstün kaliteli ürün serisi ve Farsça dilinde hazırladığı katalogla büyük ilgi gördü.

Büyümede önemli olan noktanın tüketici ihtiyaçlarını anlamak ve uygun çözümler üretmenin yanı sıra, tüketici ile daha çok noktada buluşmak olduğunu bilen Häfele Türkiye, önümüzdeki senelerde açacağı birçok mağaza ile mobilya, kapı aksesuar ve donanımları alanında tüketicisini yepyeni ürünlerle şaşırtmayı hedefliyor.

Yeni Rusça ve Farsça kataloglarıyla sınır ötesi çözümler…

Mutfak banyo donanımlarından gardırop askılarına, kayar-katlanır kapak ve stor sistemlerinden otomatik kapı sistemlerine ve ofis donanımlarından menteşe, bağlantı elemanı gibi mobilya donanımlarına kadar bir çok farklı ürünü içeren yeni 2009 Häfele Farsca ve Rusça katalogları yaşam alanlarına kattıkları işlevsellik ve tasarımla mimar, müteahhit, iç mimar, mobilya üreticisi ve tasarımcıların göz bebeği olmaya aday. Toplam 1900 sayfa ve 26 bölümden oluşan Türkçe kataloğun bir yansıması olan Rusça ve Farsça kataloglar sundukları teknik çizimler ve detaylı ürün bilgileriyle tasarımdan montaj aşamasına kadar Häfele’nin iş ortaklarına sınırsız konfor ve kolaylık sağlıyor.

Etiketler: , , | İlk yorumu siz yapın »