Michele de Lucchi ile olan işbirliğinizle başlayan ve Silvia Suardi ile olan ortaklığınızla süren tasarım öykünüzü anlatır mısınız?
Stuttgart Üniversitesi’nde Inşaat Mühendisliği okuyordum ve bir gün üniversitede bir konferansta Michele de Lucchi ve Ettore Sottsas’ı dinleme şansım oldu. O konferans hayatımı değiştirdi çünkü bir daha o üniversiteye dönmedim ve Stuttgart Güzel Sanatlar Akademisi’nde “Endüstriyel Tasarım ve Iç Mimari” okumak için başvuruda bulundum ve okuma hakkı kazandım. Düşüncem, ileride Michele de Lucchi’nin yanında çalışmaktı ve 3 yıl sonra bu düşüncemi gerçekleştirdim. Michele de Lucchi ile çalışmaya başladım. Ofiste Silvia ile tanıştım ve yavaş yavaş beraber küçük projeler yapmaya başladık. Bu küçük projeler büyüdü ve sonunda Milano’da kendi ofisimizi kurmaya karar verdik.

Çalışma ortamının doğru planlanıp, tasarlanmasının, çalışanın verimi üzerinde önemli bir etki yarattığı biliniyor. Ofis mobilyaları tasarlarken verimliliği arttırmak adına nelere dikkat etmek gerekir?
“Form follows function” felsefesinden yola çıkarak, ürünün nerede, ne için kullanıldığını irdeleyip, kullanıcı profilini öngörmeye çalışıyoruz. Ürün ne kadar güzel olursa olsun, çalışma ortamında fonksiyonel olması çok önemli.

Farklı farklı kullanıcılara hizmet veren firmalar ile çalıştığımızdan tasarladığımız ürünlerin esnek olmasına önem gösteriyoruz. Örneğin Nurus için tasarladığımız U TOO projesi bu tanımlamaya birebir uyuyor.

Nurus’a özel tasarladığınız U TOO ofis tasarımınız Red Dot Design 2007 ödülü aldı. U TOO’nun bu derece dikkat çekmesini neye bağlıyorsunuz?
U TOO projesini herkes için ve her türlü çalışma ortamı kurma amacı ile tasarladık ve bunun anlaşıldığını düşünüyoruz.

U TOO çalışma sistemi esnek ve işlevsel yapısıyla da dikkat çekiyor. Tasarımda işlevselliğin önemi nedir?
U TOO’ yu tek bir masa olarak düşünmek yanlış olur. U TOO bir sistem, yani değişik masaları, sidebox, sofa, bench, low-table, separation wall gibi parçaları var ve ileride bu sisteme aydınlatma elemanları da dahil olacak. Detaylarına, formuna bakarsanız, her yerde kullanılabilecek bir ürün. Ofiste, evde, bekleme salonlarında ve antrelerde… Nurus bu sistemi farklı şekillerde yorumlayarak, farklı kullanıcılara, farklı çözümler sunabilmekte.

“Üzüldüğüm nokta, çok zengin bir kültürden gelmemize rağmen özellikle yeni nesil Türk tasarımcılarının kendi özümüzden, kültürümüzden değil, dışarıdan esinlenmeleri…”

En çok çalışmayı sevdiğiniz ve kendinizi daha iyi ifade ettiğiniz sektör ve ürün tasarımı nedir?
U TOO ile çok şeyler öğrendik, bu projeyi hem endüstriyel tasarım hem de ürün tasarımı olarak değerlendirmek lazım. Endüstriyel tasarım benim için ön planda; tamamladığımız önemli projeler var, Caimi ve Olivetti için yapılanlar, Poltrona Frau için yapılan ofis ve sandalye, Teorema için yapılan armatür takımı, Zani için çatal bıçaklar… 2009 yılı için de yeni projeler üzerinde çalışmaktayız. Bu arada ürün tasarımına verdiğimiz ağırlık arttı. Daha önceden bu konuda yapmış olduğumuz projelere ek olarak ileride daha çok mobilya/ürünleri eklemek istiyoruz. Bu yüzden Padova, Poltrona Frau, Wilkhahn ve Caimi Casa gibi firmalarla yeni projeler oluşturduk.

Peki tasarımlarınızı yaparken çoğunlukla nelerden besleniyorsunuz?
Tasarımcının etrafını gözlemlemesi çok önemli, sık sık farklı şehirlerdeki fuarları ziyaret ediyoruz, kimi zaman bir proje için dergilerde gördüklerimizden etkilenebiliyoruz, bunlar sadece tasarım ve mimarlık dergileri değil bir moda dergisi bile olabiliyor. Tasarım tamamen hayal gücü ve insanın iç dünyası ile ilgili bir kavram dolayısıyla neyi nasıl gördüğünüz tamamen size bağlı. Bazen gittiğiniz bir tatilde insanların farklı yaşam tarzı bile size esin kaynağı olabiliyor.

Daha önce sizinle yapılan bir söyleşide Türk tasarımında “var olan zengin kültürün yeterince kullanılmadığından” bahsetmişsiniz. Konuyu biraz açar mısınız? Sizce Türk tasarımı kendine özgü bir yol çizebildi mi?
Evet, iyi hatırlıyorum, bu sözlerim büyük tepki almıştı. Ben Türk tasarımını ancak dışarıdan bir göz olarak yorumlayabilirim, belki bu nedenle de bu kadar kolay eleştirebiliyorum. Ancak eleştirilerimin yapıcı olduğunu düşünüyorum çünkü herkes gibi ben de Türkiye’de çok başarılı tasarımcıların olduğunu ve onlar sayesinde Türk tasarımının hak ettiği yerlere gelebileceğinin farkındayım. Benim söylemek istediğim ve Türk tasarımı için üzüldüğüm nokta çok zengin bir kültürden gelmemize rağmen özellikle yeni nesil Türk tasarımcılarının kendi özlerinden, kültürlerinden değil, dışarıdan esinlenmeleri ve sonunda ruhu olmayan tasarımlar ortaya koymaları.
Ben değişik ülkelerin kültürleri ile büyüyen, değişik okullarda eğitim gören bir tasarımcıyım dolayısıyla benim tasarımlarımın bire bir Türk kültürünü yansıtması beklenemez. Türkiye’de eğitim gören, Türkiye’de yaşayan Türk tasarımcılarının buna özen göstermeleri gerektiğine inanıyorum. ILK in Milano’ya bakarsanız Defne Koz, Koray Özgen, Erdem Akan… gibi Türk tasarımcılarının, Türk kültüründen gelen detayları, dekorları, ustalıkla yorumladıklarını, modernize ettiklerini görebilirsiniz. Türk tasarımı attığı bu büyük ve önemli adımlardan sonra kim bilir ileride neler sunacak bizlere…

Sizin kendi kültürünüzden esinlenerek yaptığınız çalışmalarınız var mı?
Düşündüğüm ve hayata geçirmek istediğim projeler var tabii ancak daha zamanı var. Her ne kadar farklı ülkelerde eğitim görüp büyüsem de sonunda Türkiye’de doğup, Türk kültürünü yaşayan ve bilen biriyim ve tasarımlarıma da bunu yansıtmayı çok isterim.

Türk tasarımcılarımız sizce uluslararası arenada ülkelerini temsil etmek gibi bir misyon üstlenmeliler mi?
Tabii üstlenmeliler. Eğer günümüz tasarımcıları yapmaz ise kim yapacak? Gerçi şu an bu misyonu zor görüyorum çünkü gösterilen ürünler ve tasarımcılar firmalar ve burada bulunan gazeteciler tarafından Türk tasarımı olarak algılanmıyor. Belki de kabul edemiyorlar, gösterilen ürünleri (hepsi değil tabii) Iskandinavya, Ingiltere gibi ülkelerin tasarımlarına daha yakın buluyorlar.

Poltrano Frau, Gebrüder Thonet, Caimi, Rosenthal, Olivetti gibi firmalara tasarımlar yapıyorsunuz. Çalıştığınız firmanın beklentileri tasarım sürecine nasıl yansıyor?
Genelde firmalar doğal olarak uzun ömürlü ve iyi satan projeler istiyor. Bu ürünler için yatırım yapıyorlar ve düşüncelerine tabii ki saygı göstermek gerek. Örneğin Olivetti için yaptığımız hesap makinelerinin daha çok insana ulaşması gerekiyor ve buna göre tasarımcıya firma bir “brief” veriyor. Bazen de “image-project” olarak adlandırdığımız projeler gerçekleşiyor. Firmalar için bu projeler daha çok reklam amaçlı, satış kaygısı olmayan projeler. Caimi Brevetti için yeni bir proje yapmaktayız ve aynı proje için iki özel parça tasarlıyoruz. Biri daha geniş kitlelere hitap edecek ve tasarımı bu anlamda düşünülüyor, diğeri ise daha sofistike, satış kaygısı olmayan ve reklam amaçlı bir ürün olacak.

Birçok ülkede tasarım eğitimi almış bir kişi olarak gençlere endüstriyel tasarım eğitimi almak için hangi ülke ve okulu tavsiye edersiniz?
En ideali aslında değişik okulları denemek ancak bunu gerçekleştirmek zor olduğu için iyi seçim yapmak gerekiyor. Bence halen Almanya, Ingiltere, Italya ve Iskandinav okulları endüstriyel tasarım alanında başarılı eğitim veriyor anca her okulda kim bu eğitimi veriyor buna bakmalı. Sonunda öğretim kadrosu ne kadar iyiyse öğretim de o kadar iyi oluyor.

Bir tasarımcı olarak mesleki anlamda geliştiğinizi nasıl ölçüyorsunuz? Kişisel gelişiminize katkıda bulunan unsurlar neler?
Son yıllarda yaptığım projelere bakınca kendimdeki gelişmeyi görebiliyorum. Yapmış olduğum projeler hem malzeme hem de form olarak çok araştırma gerektirdi. Hem çalıştığımız firmalar hem de Michele de Lucchi’nin ofisinde edindiğim tecrübeler bana çok şey kattı. Tabii insan her zaman yeni şeyler öğrenmeye açık olmalı, çok hızlı değişen ve gelişen bir çağdayız ve tasarımcı olarak yenilikleri yakalamak, hatta önüne geçmek zorundayız. Bu nedenle de araştırma yapmak tasarıma başlarken çok önemli. Bir başka önemli konu ise çalıştığınız firmanın beklentileri, sizden istedikleri, hayal ettikleri… Eğer firmalar ile bir ekip olarak tasarımı hayata geçirirseniz ortaya çok daha başarılı, hem firmanın beklentilerine tam anlamıyla cevap veren, hem de kullanıcıyı memnun eden tasarımlar ortaya koyabilirsiniz. Böylelikle siz de farklı disiplinlerden beslenip kişisel gelişiminize katkıda bulunabilirsiniz.