Kurtarma çalışmaları, polisiye araştırmaları, açıklamalar sürerken, New York’la özdeşleşen 417 ve 415 metre yüksekliğinde olan ikiz kulelerin dayanıklılığı ve gökdelenlerde güvenlik konuları tartışılmaya başlamıştı bile.

11 Eylül 2001 tarihinde, yerel saat 08:46’yı gösterdiğinde dünya tarihine geçecek en büyük terör saldırılarından biri gerçekleşmişti. New York’ta bulunan Dünya Ticaret Merkezi’nin Kuzey Kulesi’ne gerçekleştirilen bu ilk saldırının bir kaza olduğu haberleri canlı yayınlarla dünyaya duyurulurken, saatler 09:02’yi gösterdiğinde ve kameralar kayıtta iken, Güney Kulesi’ne bir uçak saldırısı daha gerçekleşti. Her iki kulede de büyük bir yangın başlamıştı. Çarpışmanın etkisi ile, tonlarca uçak yakıtı binaya yayılmış ve alev almıştı. Bu korkunç yangını söndürecek herhangi bir sistem bulunmuyordu. Bu çarpışmadan sonra Kuzey Kulesi 1 saat 42 dakika, Güney Kulesi ise çarpışmadan 56 dakika sonra yıkıldı.

Yükseklerde Güvenlik

 

Kurtarma çalışmaları, polisiye araştırmaları, açıklamalar sürerken, New York’la özdeşleşen 417 ve 415 metre yüksekliğinde olan bu kulelerin dayanıklılığı ve gökdelenlerde güvenlik konuları tartışılmaya başlamıştı bile. Tartışmalardan çıkan ilk sonuç; kulelerin çarpma ve uçak ağırlığına dayanabildiği fakat iki bin dereceye yaklaşan ısıya karşı, bina yapımında kullanılan çeliklerin daha fazla dayanamadığı yönündeydi. Çarpışma sonucu, çelik kolonları koruyan yalıtım sıyrılmış ve normal bir yangın için kurulmuş olan sprinkler böylesi bir yangında işe yaramaz olmuştu.

Bu terör saldırısı, dünyanın hemen hemen her yerinde bulunan gökdelenlerin güvenirliğini akıllara getirirken, gökdelenlerin sonunun geldiği varsayımları ortaya atıldı. Ancak sekiz sene sonra gökdelenlerin sonunun gelmesi bir kenara, dünyanın en büyük binasını inşa etme yarışı sürüyor. Bununla birlikte tabii ki gökdelenlerde güvenlik konusu, başta mimarlar olmak üzere bugün bile tartışılır durumda. Saatte 200 mil esen rüzgara, fırtınaya, kasırgaya karşı dayanıklı olan kulelerin, uçak çarpmasından değil de yangından dolayı çökmesi, çelik ağırlıklı binaların aksine, beton ağırlıklı binaların daha dayanıklı olduğu fikrinin şimdilik ağırlık kazandığını gösteriyor.

Gökdelenlerde güvenlik konusunda yapılan tartışmalar da olası büyük bir yangında, yapılarda kullanılan malzeme ve panik anında kişilerin tahliyesi konuları üzerinde yoğunlaşıyor. Zira, 11 Eylül saldırısında, itfaiyecilerin hortumlarının yangın merdiveninden inenlerin yolunu tıkadığı biliniyor. Çok katlı binalarda panik anında kişilerin güvenli bir şekilde binanın dışına çıkarılması konusunda alınan önlemler, panik çıkış kapılarının varlığı ve alternatif kaçış rotalarının bulunması en önemli unsurlar arasında yer alıyor.

Gökdelenlerde karşılaşılabilecek tehlikelerin başında yangınların geldiği bilinen bir gerçek. Yapılan çalışmalarda yangın anında kişiler için en büyük tehlikenin ortaya çıkan zehirli gazlar olduğu da ortaya koyuluyor ve yangın söndürülemese bile olduğu yerde hapsedilmesinin önemi vurgulanıyor. Yangının yayılmasını engellemek için kapılarda ve pencerelerde kullanılan donanımların yangına dayanımlı özellikte olması, döşemeler ve duvarlarda yangının yayılmasını önleyecek daha az yanıcı madde kullanımı ve yetersiz kalan sprinkler yerine köpük sisteminin kullanımı sayılabilecek bazı önlemlerden. Bunların yanı sıra; acil anons sistemi, katlar arası yangın yalıtımı gibi basit önlemlerin de can kaybını aza indireceği bu çalışmalarda belirtiliyor.

AB ve Amerika’da binalarda yangına karşı alınması gereken önlemler konusunda katı standartlar ve kurallar mevcut. Gerek gökdelenlerde gerekse iş yerlerinde yasal zorunluluk olarak acil çıkış yolları, bunların sayısı, boyutu ve yerleri, binada bulunanların hızlı ve kolayca açabilecekleri şekilde olması konularında önceden belirlenmiş standartlar var. Örneğin 51 metreyi aşan binalarda yangın asansörü bulunma zorunluluğu itfaiyenin üst katlara hızlı ve rahat ulaşabilmesini sağlıyor. Aynı şekilde, yangın merdivenlerinin önceden belirlenen genişlikleri herhangi bir panik anında ezilmeleri engelliyor.

İnsanoğlunun göğe yükselme arzusunun güç ve iktidar arayışından kaynaklandığı düşünülürse, 20. Yüzyılda gökdelenlerin ekonomik gücün dünyadaki en büyük simgeleri olmalarına şaşırmamak gerekiyor. Bu bağlamda bugün en çok gökdelenin Asya’da bulunması ve bu binaların yapımı Asya ülkelerinin ekonomik olarak atağa geçtiği 1990’lı yıllara denk gelmesi de şaşırtıcı değildir. 11 Eylül saldırıları, simgesel olarak bir güç göstergesi olan gökdelenlerin zayıf yanını ortaya koysa da, saldırı sonrası gökdelen yapımında bir azalma olmamıştır. Korkunun yerini, gökdelenlerde güvenliği artırıcı önlemler alınıyor ve buna uygun tasarlanan ürünlerle gökdelenlere olan güvenin artması sağlanıyor.