Kadınlar artık aksesuarı şansa bırakmıyor

10 Mart 2010 | Yazar: Gateway | Konu: Ürün tanıtımı

Dünya çapında dev bir aksesuar ve donanım markası olan Häfele zincirinin başarılı halkalarından biri olan Häfele Türkiye, son yıllarda büyük ivme kazanan bir yaklaşımı gözden kaçırmadı. Ülke çapında konumlanan 12 mağazasıyla aksesuarı şansa bırakmayan kadınlara ulaşmayı hedefliyor.

kose-kiler-sistemleri

Aksesuar zevkten, estetikten ya da eldekini değerlendirmekten öteye geçiyor son zamanlarda. Mobilya ile birlikte büyüyen aksesuar ve mobilya donanımı sektörü de aksesuar kavramına yeni bir bakış açısı getiriyor. Öyle ki, değişen dekorasyon ve stil kavramını büyük oranda yeni nesil aksesuarlar ve donanımlar yönlendiriyor. Bunu en çok farkında olanlar da kadınlar. Çünkü mutfaklarında geçirdikleri zamanı en iyi şekilde değerlendirmek, kendilerine özel bu alanı tam kapasiteyle kullanmak istiyorlar. Bunu fark ettikleri günden beri kadınlar aksesuar ve donanım konusunda işlerini şansa bırakmıyor; mimar, iç mimar ve marangozlarını kendilerini yönlendiriyorlar. Häfele de, son zamanlarda gelişen bu trend ile en çok da kadınların gözbebeği.

Artık üreticiler kadınları değil, kadınlar üreticileri yönlendiriyor
Eskiden kadınlar mutfaklarını yenilerken işi tamamıyla mutfak üreticilerine teslim ediyorlardı. Üreticiler da geleneksel yöntemlerle mobilya üretir, bildikleri yöntem ve aksesuarları kullanırlardı. Dekorasyona bakış açısı o günlerden bu yana çok değişti. Estetik kaygılar kadar işlev de büyük önem kazandı. Kadınlar yeni bir mutfak yaptırmaya karar verdiklerinde marangozlarına, iç mimarlarına ne istediklerini anlatıyor, hatta onlarla birlikte Häfele mağazalarına gelip birlikte ürün seçiyorlar.

cekmece-ici-aydinlatma

Mutfakta kadınların işlerini kolaylaştıran Häfele donanımları

Köşe dolapların kör noktalarına sık kullanılmayan ama ihtiyaç duyulduğunda da çıkarmak için ancak dolabın içindeki her şeyi boşaltmak suretiyle ulaşılabilen tencereler, tavalar yerleştirilir. Hafele’nin bu dolapları değerlendirmek için tasarlanmış köşe kiler sistemleri, yekpare raflar sayesinde tüm eşyaları tek hareketle dışarı çıkarmayı mümkün kılıyor. Hem de yumuşacık bir dokunuşla.

İki yana açılan geleneksel dolap kapakları yerine, kalkar ya da kalkar-katlanır kapak mekanizmaları sayesinde dolaplar bir düğmeye basınca katlanarak yukarı doğru açılıyor. Häfele, geleneksel yöntemlerle yerleştirilen mutfak malzemelerine yeni ve çok kullanışlı çözümler getiriyor. Akıllı çekmeceler sayesinde tabaklar, çatal-bıçaklar, rende, tava, kavanoz gibi yer kaplayan, üstü üste yerleştirilemediği için standart dolaplarda dağınık duran eşyalar bu söz konusu çekmece donanımları sayesinde bir düzene kavuşuyor.

Kağıt havludan fincanlara, baharat kavanozlarından yemek kitabına kadar ortada kalabalık eden pek çok malzemeyi, tezgah üzeri askı-organizasyon sistemleriyle yerleştirme imkanı sunuyor.

Çok miktarda alınan, bu yüzden çok yer kaplayan erzaklar için, tek dokunuşla açılan, her rafında ne olduğunu görüp malzemelere kolayca erişmeyi sağlayan boy kiler sistemleri var. Zeytinyağı şişeleri gibi devrilmeye müsait malzemeler için kaydırmaz tabanlı tezgah altı raf sistemleri de mutfakta başka bir konfor yaratıyor. Deterjanlar ve temizlik malzemeleri için çekilerek kolayca açılan, ihtiyaca kolayca ulaşılan sistemler çok işe yarayışlı.

Tezgahların üzerini, dolap ve çekmece içlerini aydınlatmak için geliştirilen LED aydınlatma sistemleri sayesinde çekmece ya da dolap açıldığında aydınlatma otomatik olarak çalışıyor, dolabın içindeki her şey net görünüyor.

Häfele mağazaları kadınlarla buluşma noktası
2007 yılının sonundan bu yana tüketicilerle daha çok noktada buluşarak, ulaşılabilirliğini arttırmak için mağazalar açma kararı alan Häfele Türkiye şu anda yurt çapında toplam 12 mağazasıyla hizmet veriyor. İstanbul Dudullu merkez, İstanbul Çağlayan, İstanbul İkitelli, Adana, Ankara, Antalya, Bursa, Eskişehir, İnegöl, İzmir, Kayseri ve Kıbrıs’ta açılan mağazalarında kadınlarla buluşuyor. Ve mağaza sayısını arttırarak daha çok tüketiciye hizmet verebilmeyi hedefliyor.

Etiketler: , , , , | İlk yorumu siz yapın »

Sanat için sanat

8 Mart 2010 | Yazar: Nahide Mutlu | Konu: Etkinlik

attila_urmana_and_abdrazako1

New York’taki The Metropolitan Opera, geçtiğimiz günlerde yeni gösterisi ile izleyici karşısına çıktığında, sahnenin yıldızları sadece opera sanatçıları değildi. Verdi’nin ünlü operası Attila bu kez sahnede biraz farklı görünüyordu, çünkü sahne dekorları iki usta mimarın, kostümler ise usta bir moda tasarımcısının eseriydi. Pritzker ödüllü mimarlar Herzog & de Meuron, Attila’nın sahne dekorlarını, moda devi Prada’nın tasarımcısı Miuccia Prada ise kostümlerini tasarlamıştı.

attila_scene_act

19. yüzyılda İtalyan besteci Verdi tarafından yazılan Attila operası, Hun İmparatoru Attila’nın Roma İmparatorluğu topraklarını ele geçirmesini ve Romalı bir kadın olan Odabella’ya olan aşkını anlatıyor. Savaş sonrası yıkılan Aquileia şehrinde başlayan öykü, ileride Venedik olarak bilinecek şehrin kurulduğu bataklık bölgede devam ediyor. Attila’nın The Metroplitan Opera’daki birinci perdesi Aquileia’nın yıkıntılarını temsil eden beton ve molozların set olarak kullanıldığı bir dekor içinde sahneleniyor. Gösterinin orman ve bataklıkta geçen sahneleri ise çok daha soyut bir mekansal düzenlemeye sahip. Yeşil yapraklarla kaplı dev bir yüzeyin içinde açılan delikler ormanlık alanı ve Attila’nın karargahını temsil ediyor. Kostümlerde kullanılan deri ve metal malzemeler eski çağları çağrıştırmakla birlikte, son derece modern kesimlere ve günümüz detaylarına sahip.

attila_urmana_and_abdrazako

Kendileri de birer sanatçı olduklarından, mimarların güzel sanatlara yakın oldukları bilinen bir gerçek. Zaman zaman sanat için tasarlanmış bazı mimari yapıların, içinde barındırdıkları yapıtlardan daha ünlü olduğunu, adından daha çok söz ettirdiğini de görüyoruz. Farklı sanat dallarının bu şekilde biraraya gelmesi, sanatçılar arasında gizli de olsa bir rekabete zemin hazırlar. Attila’nın yönetmeni Riccardo Muti, bu kez böyle olmadığını, tamamen eserin ruhunu ortaya koymaya yönelik bir biçimde çalıştıklarını anlatıyor. Mimar Jacques Herzog ise 19. yüzyıl operalarının ortak özelliği olan görkemli dekorlar yerine karakterlere ve öyküye odaklandıklarını anlatıyor ve “Verdi’nin eserinde olabildiğince doğal halleriyle anlatmaya çalıştığı öğelere -harabe şehir, göl, orman ve karanlık- sadık kalan bir yaklaşım sergiledik. De Meuron’a göre bunları betimlemek, operanın “psikolojik katmanları” denen şeyi ifade etmenin en iyi yoluydu. Attila, tarihte eski bir imparatorluğun yıkıldığı ve harabelerinden yepyeni bir şeyin doğduğu bir zamanı anlatıyor. Tüm dengelerin bozulduğu ve belirsizliğin hakim olduğu, bugün bizim hiç yaşamadığımız bir durum bu” diyor.

Attila operası hakkında ayrıntılı bilgi için buraya, sahne tasarımı hakkındaki video için buraya tıklayabilirsiniz.

attila_scene_prologue

Etiketler: , , | İlk yorumu siz yapın »

Decode Digital Design Sensations

3 Mart 2010 | Yazar: Gateway | Konu: Etkinlik

Victoria & Albert Museum’da 8 Aralık 2009 - 11 Nisan 2010 tarihleri arasında düzenlenen Decode: Digital Design Sensations sergisi, ekran esaslı en küçük grafiklerden büyük ölçekte etkileşimli enstalasyonlara, dijital ve etkileşimli tasarımda son gelişmeleri gözler önüne seriyor.

hafele

Daniel Brown, Golan Levin, Daniel Rozin, Troika ve Karsten Schmidt, dünyaca bilinen sanatçıların ve tasarımcıların katılımıyla gerçekleşen sergi hem var olan hem de sadece sergiye özel tasarlanan işleri biraraya getiriyor. Sergi, V&A ve hareketli görüntü ve etkileşimli sanatlarda yenilikçiliği öne çıkaran bir modern sanat organizasyonu olan onedotzero işbirliğiyle gerçekleşmiş

hafele2

Üç ayrı temada gerçekleşen serginin Code bölümünde, bilgisayar kodlarıya yaratılan akıcı ve sürekli değişen işler sergileniyor. Interactivity bölümünde izleyicinin doğrudan katıldığı ve eserlerin bir parçasına dönüştüğü çalışmalar, Network ise yeni tip sosyal etkileşime ve kendini ifade etme araçlarına olanak veren gelişmiş teknolojilerin ve inn dijital izdüşümlerine odaklanıyor. www.vam.co.uk

Etiketler: , | İlk yorumu siz yapın »

Modernizmi Biçimlendirmek Tasarım 1880-1980

22 Şubat 2010 | Yazar: Gateway | Konu: Tasarım

hafele1New York Modern Sanatlar Müzesi (MOMA) 23 Aralık 2009-Temmuz 2010 tarihleri arasında müze koleksiyonundan derlenen düşsel objeler, grafikler, mimari detaylar ve tekstil örnekleri sergileniyor.

Çağdaş yaşam deneyimlerine çizgileriyle öncülük eden bir nesli temsil eden sergi beş ayrı bölümde düzenlenmiş 300 işi kapsıyor. 1890 ve 1914 dönemine ait Art Nouveau objeler ve posterler; Yeni Tipografi (1927-37) diye bilinen grafik tasarım akımının işleri; makine, beden ve zihin arasındaki ilişkiye odaklanan eserler (1925-40); İyi Tasarım akımı (1944-56) ve 1960 ve 1970’lere ait objeler sergileniyor. Art Nouveau bölümünde özellikle, Fransa’da modern akımın öncüsü olarak bilinen ve modern formlarda doğayı yorumlayan Hector Guimard (1867-1942) öne çıkıyor.

hafele-12Stilize yaprak ve çiçek formlarıyla Art Nouveau’nun iyi örneklerinden biri olan kişisel masa ve sandalyesi serginin önemli parçaları arasında.Yeni Tipografi bölümü ise Avrupa’daki avangart sanatçıların öncülük ettiği, basılı sayfalarda ya da posterlerde geleneksel yapıları reddeden grafik ve enformasyon tasarımları; dengeli ama asimetrik kompozisyonları yer alıyor “İyi Tasarım Nedir?” sorusunu soran bölüm ise aralarında Marcel Breuer, Charles ve Ray Eames, Eero Saarinen ve Hans Wegner gibi isimlerin iko-nik tasarımlarını buluşturuyor. Sergilenenler arasında avcılıkta kullanılan yay, sarkaç gibi beklenmedik ürünlerin yanısıra ütü, tarak, kapaklı sepet, peynir dilimleyicisi ve Tupperware gibi gündelik objeler yer alıyor. www.moma.org

Etiketler: , | İlk yorumu siz yapın »

Aksesuarı şansa bırakmayın

16 Şubat 2010 | Yazar: Aslıhan Işın | Konu: Dekorasyon Fikirleri

Zevkli mekanların sırrı, titizlikle seçilmiş aksesuarlarda saklı. Ayrıntı gibi görünen aksesuarlar, aslında yaşam alanlarına kimlik kazandıran, daha ilk bakışta yaşam tarzı, estetik zevk ve konfor anlayışıyla ilgili ipuçları veren, stil ve dekorasyonun bir çeşit mücevherleri.

laura-ashley-01

Dekorasyonda estetik kaygıların hızla ön plana çıktığı dönemleri art arda yaşıyoruz. Artık burjuvaziye ait olan bir zevkten, orta gelirli ailelere taşınan bir ihtiyaca dönüşen stil ve dekorasyon, aşina olundukça alışılan bir ivme kazandı.

Yaşam alanlarının eşyalarla doldurulma devri çoktan kapandı. Şimdilerde öne çıkan estetik kaygı şüphesiz yaşam tarzına uygun seçilmiş mobilyaların göz ardı edilmesine izin vermiyor. Tam tersine dışarıda geçirilen zamanlar, evlerdeki konfor ihtiyacını her şeyden önemli kılıyor. Ancak değişen konfor anlayışı bile estetiği gölgede bırakamıyor.

Öte yandan, renklerin modası, değişen desen ve tarzlar, yeni ürün ve mobilya tasarımları derken, estetik zevkler gelişiyor. İsteklerin, ürün çeşitlerinin sınırlarını zorlaması bu son dönem değişikliğin bir sonucu olsa gerek. Kısa zaman içinde yükselen bu anlayışa hizmet eden mobilya ve aksesuar sektörü ise eskiden bilinenin tam tersine farklı zevklere uygun bütçeler sunuyor. Böylece herkes stilini ezbere bilirken, zevkine uygun bir ev döşemek için de yıllar boyunca beklemek zorunda kalmıyor.

laura-ashley-02

Önce, ev sahibinin ihtiyaçlarına ve yaşam tarzına uygun minimalist, klasik, oryantal ya da country tarzda mobilyalar seçiliyor. Sonra gelsin aynalar, tablolar, vazolar, biblolar, jaluziler, aydınlatma elemanları, halılar, kilimler. Aksesuar işini şansa bırakmamak, alış verişini uzun zamana yaymak gerekiyor. İhtiyaçlara ve zevklere en uygun olanını bulmak için artık pek çok marka ve türlü seçenekler var. Öte yandan, zaten “evci” olan hemen herkesin gördüğünde alıp bazı aksesuarları bir kenarda saklamışlığı vardır. Gezilen ülkelerden alınan, eve gelen hediyelerden ayrılan ya da aileden yadigar aksesuarlardan bazılarının tam da bu anda yerini bulma zamanı geliyor.

Aksesuar dediğimiz şey her zaman sadece güzel görünen ev eşyası da değil aslında. Aksesuarın yaşam alanlarında oynadığı rol, mekanı sahibine benzer kılması. Kitap okumaya meraklı birinin yatak başını bir çeşit küçük kütüphane gibi tasarlayıp yaptırması, giyimine özen gösteren birinin yatak odasında dönebilen ayaklı boy aynası kullanması gibi örnekler özel zevklerin dekorasyona etkisini ortaya koyuyor.

Takı ve mücevhere düşkün olanın mücevher kutuları, nostalji sevenlerin siyah-beyaz fotoğraflarla dolu çerçeveleri, yatarken kitap okuyanların başucunda estetik bir okuma lambası, hafta sonları yatakta keyif yapanların kahvaltı tepsisi, evde aromalı kokuları sevenlerin çeşitli köşelerde koku aranjmanları bulundurması da öyle.

Artık başka bir aksesuar anlayışı da var

hafele-kessebohmer-touchcon

Aksesuar bir estetik zevk meselesi elbette. Ancak bu günün değişen kavramları arasında yerini alan başka bir aksesuar anlayışı da var, ki bu da değinmeden geçilmemesi gereken bir konu. Aksesuar meselesi zevkten, estetikten, yadigardan ya da biriktirilenleri değerlendirmekten öteye geçiyor son zamanlarda. Mobilya ile birlikte büyüyen aksesuar ve mobilya donanımı sektörü de aksesuar kavramına yeni bir bakış açısı getiriyor. Öyle ki, değişen dekorasyon ve stil kavramını büyük oranda yeni nesil aksesuarlar ve donanımlar yönlendiriyor. Mutfaklarda ya da oturma odalarında gördüğümüz son teknoloji ürünü, bir noktasına basılınca açılan çekmeceler örneğin. Mobilyanın malzemesi ne olursa olsun söz konusu konfor çekmecenin rayları, yani donanım sayesinde elde ediliyor. Ya da bugünü yakalayan, modern mutfaklarda iki yana açılan geleneksel dolapların yerine, kalkar kapakların geçmesi tam da bahsettiğim donanım teknolojisinin bir ürünü. Mutfakta çok zaman geçiren, mutfağını aynı zamanda bir oturma odası gibi kullananlar için söz konusu teknoloji son derece işe yarayışlı.

Pek çok evde televizyon sehpası kullanma alışkanlığını ortadan kaldıran yine donanım teknolojisinin ta kendisi oluyor. Dolapların yan yüzeylerine ya da duvara monte edilebilen LCD ve plazma ekranlar için tasarlanan uzatma kolları sehpa ihtiyacını ortadan kaldırıveriyor. Hatta uzaktan kumanda ile dokunmatik tuş özelliklerine sahip bir teknolojiyle dolap içerisinde aşağı ve yukarı hareket edebilen plazma ekranlar var. Bu donanım da teknolojiye ve yeniliklere meraklı olanlar, televizyon izlemeye uzun zaman ayıranlar için önemli buluşlardan biri.

hafele-yatak-odasi

Ortada tek bir tutamak, ayak olmaksızın duvara içeriden vidalarla monte edilebilen raflar, küçük mutfaklarda tezgahın üst kısmından çekmece gibi açılarak dışarı çıkarılan küçük masalar, gardırobu en üst noktasına kadar değerlendirmeye yarayan asansörlü askı sistemleri, mutfaklardaki köşe dolaplarını son noktasına kadar değerlendirebilmeye yarayan kiler sistemleri söz konusu aksesuar ve donanım sistemleri sayesinde tüm alanları değerlendirme imkanı sunan icatlar. Yaşamlarını küçük metrekareler içerisinde kuran, yazlık ev ya da tekne sahibi olanlar için bu donanımlar yer kazandırıyor, hayatı kolaylaştırıyor.

Aksesuar önemli şey. İster geleneksel çerçevesinde, ister bugünün anlayışıyla değerlendirilsin, önemli. Hem de her yaşam için, zevkli bir stil sahibi olan herkes için.

Etiketler: , | İlk yorumu siz yapın »

Cesur,Tutkulu ve Stil Sahibi Hotel Missoni

12 Şubat 2010 | Yazar: Benan Kapucu | Konu: Mimari

İtalyan modaevi Missoni’nin renk ve desen konsepti, Edinburgh’da yeni açılan lüks otelin iç mekan tasarımını da belirliyor. Ürün tasarımı ve iletişim konusunda uzman olan İtalyan tasarımcı Matteo Thun, Missoni renklerini otelin iç mekanlarına uyarlarken dünyanın farklı noktalarında, uygun varyasyonlarla tekrar edilebilecek bir model geliştirmiş.

hotel-missoni-2

Missoni, Edinburgh’da yeni açılan oteliyle, “lüks” kavramına yeni bir boyut getiriyor. İç mekan tasarımını üstlenen Matteo Thun & Partners firması, bu İtalyan moda markasının karakteristik renkleri ve desen anlayışını Edinburgh’da açılan otelin genel mekanlarında ve odalarında tekrar etmiş. Thun, Missoni renklerini otelin iç mekanlarına uyarlarken dünyanın farklı noktalarında, farklı kültürlere uyum sağlayacak biçimde, uygun çeşitlemelerle tekrar edilebilecek bir model de öneriyor.

İtalyan aile yaşantısının renklerinden ve sıcaklığından ilham alan dingin ve güzel iç mekanlar, Hotel Missoni’nin kendine özgü karakteristiğini belirliyor. Milano’nun prestijli modaevi Missoni’nin birleştirici ve kaynaştırıcı gücü, alçakgönüllü ve yalın çizgilerle kendini gösteriyor; ustaca biraraya getirilen farklı renkler ve tonlar büyülü bir atmosfer yaratıyor. Ton sür ton renk etkileri, zıt renklerin yan yana kullanımıyla yaratılan Missoni’nin renk yaklaşımı ürünlerine olduğu kadar lüks otel konseptine de kendilerine özgü, ilk bakışta ayırt edilebilir güçlü bir kimlik katıyor. Matteo Thun&Partners, Missoni’nin New York’ta Madison Avenue’de yer alan prestijli merkez mağazalarından birini de üstlenmişti. Bütün dünyada uygulanan metot, Missoni’nin Edinburgh’da açılan ilk otelinde de aynen tekrar ediyor.

hotel-missoni1

Edinburgh’da 8.630 m2’lik alanı kapsayan binada Matteo Thun & Partners 129 oda, yedi suit, bar, restoran ve konferans alanlarının iç mekan tasarımını gerçekleştirmiş. Otel mimarisi, genel geçer otel anlayışından farklı olarak erkek giyimiyle ilgili bir iş gibi ele alınmış. Missoni’nin yaşam tarzı, Matteo Thun’un tasarım gücününün yanı sıra marka ve iletişim uzmanlığıyla birleşerek yeni bir hizmet konsepti ortaya koyuyor. Yalın ve yerel alışkanlıklara göre değişen ağırlama fikri belli bir çekim gücüne sahip. Renk temaları ve kumaş dokuları, ortamın karakterine, atmosferine ve kapsadığı işleve göre değişim gösteriyor. Siyah, beyaz ve gümüş renkler Edinburgh’daki otelin 129 odasında ve 7 süitinde hüküm sürüyor.

Deneysel düşünmenin kalitesi, malzeme seçimi ve ortaya çıkan sonuç her aşamasında en az Missoni’nin renk temaları kadar özenle işlenmiş; ortaya çıkan işin ardında karmaşık bir üretim süreci gizli. Butiklere uyarlanan düşünce biçimine ek olarak dünyanın farklı noktalarında, iç mekan tasarımında, çizgilerde ve aydınlatma tasarımında aynı anlatım dili benimsenmiş.

hotel-missoni2

PROJE ADI: Hotel Missoni
MÜŞTERİ: Rezidor
KONUM: Edinburgh-İngiltere
İÇ MİMARİ: Matteo Thun
PROJE MÜDÜRÜ: Michael Catoir

EKİP:
İç mimarlar:
Uta Bahn, Manuela Bernasconi, Barbara Klopp, Sabrina Pinkes, Anna Worzewski
Mimarlar: Allan Murray Architects (Edinburgh), Dino Georgiou & Partners (Kuwait)
PROJE TARİHİ: 2006-2009
TOPLAM ALAN: 8.630 m2 (Edinburgh)
BİNA TİPİ: 5 yıldızlı otel

Hotel Missoni’nin genel alanlarında ve odalarında, saydam geçişler sağlayan cam mimari donanımları Häfele’nin geniş ürün portföyünden seçilmiş.

matteo-thun1Matteo Thun
Milano’da bulunan Matteo Thun & Partners, stilistik terimlerle kategorize edilmeyi reddeden, mimari, tasarım ve iletişim üzerine uzmanlaşmış bir tasarım stüdyosudur.

Thun, otellerden kahve fincanlarına kadar çeşitlenen projelere sonsuz bir orijinallik ve canlılıkla yaklaşıyor. 80’lerde tasarım akımı yaratan Memphis Group’un kurucu ortağı olan Thun, Oskar Kokoschka’nın öğrencisi. 1984 yılında mimari ve yaratıcı tasarım laboratuarı Matteo Thun & Partners’ı kurdu. 1990-1993 yılları arasında Swatch için kreatif direktörlük yaptı. 2001 yılında yılın oteli seçilen Side Hotel Hamburg ve 2004 yılında Gala Spa ödülünü alan Vigilius Mountain Resort’u tasarladı. Matteo Thun & Partners; mimarlık, ürün tasarımı ve iletişim konularında Audi, Bulgari, Lavazza, Omega, Porshe, Rosenthal gibi dünyanın önde gelen markalarıyla işbirliği yapıyor.

Fotoğraflar: Beppe Raso

Etiketler: , , , | İlk yorumu siz yapın »

Az ve çok Dieter Rams’ın Tasarım Kimliği

10 Şubat 2010 | Yazar: Gateway | Konu: Tasarım

hafele-3Londra’daki Design Museum, modern tasarımın öncülerinden Dieter Rams’ın 1955’den 1995 yılına kadar 40 yıl boyunca Alman elektronik firması Braun için tasarladığı 500’den fazla ürünü ve Vitsoe için tasarladığı mobilyaları retrospektif bir sergide buluşturuyor. Radyolar, hesap makineleri, tıraş makineleri ve raf sistemleri Dieter Rams’a endüstriyel ürün ve mobilya tarihinde özel bir yer kazandıran ve onu 20. yüzyılın en ilham verici tasarımcılarından biri yapan birçok üründen sadece birkaçı.

Az ve Çok / Less and More sergisi, 12 yıldan sonra İngiltere’de düzenlenen Dieter Rams’ın ilk retrospektif sergisi niteliğinde. Braun ve Vitsoe için tasarladığı ikonik işlerinin yer aldığı bu sergi, Dieter Rams’ın tasarım kimliğinin ev gereçlerini ve gündelik yaşam objelerini nasıl etkilediğini ve değiştirdiğini; bugünün tasarım ortamında bile güncelliğini nasıl koruduğunu açıkça ortaya koyuyor.

Arşiv film görüntüleri, modeller, eskizler, prototipler ve uluslararası fotoğrafçı Todd Eberle’nin fotoğrafları Dieter Rams hakkında Jonathan Ive, Jasper Morrison, Sam Hecht and Naoto Fukasawa gibi kendi çağdaşlarının röportajlarına eşlik ediyor. Rams’ın elektrik düğmelerinin minimuma indirgendiği ve belli bir sırada düzenlendiği zarif ürünleri, şeffaf plastik ve ahşap cilalı, karışık renk temaları arasından sıyrılan beyaz ve gri tonlarındaki renk anlayışını yansıtıyor. Renk vurguları, sadece elektrik düğmelerinde ve göstergelerde kendini gösteriyor.

hafele-21

Dieter Rams, zarif, okunaklı, aynı zamanda özenli bir görsel tasarım diline sahip. İyi tasarımı “yenilikçi, estetik, uzun ömürlü ve kullanışlı” özelliklerinin başta geldiği 10 ilke altında sıralayan Rams, Bauhaus ekolünden ve Almanya’daki Ulm Sanat Okulu’ndan etkilenmiş. Dieter Rams kariyeri boyunca işlevselliği her şeyin üstünde bir tasarım ruhuna öncülük eden süslemeden uzak, basit işlevli ve belli bir düzen duygusuyla bütünleşen ürünler ortaya koydu. 1932 yılında Almanya’da doğan Rams, 1955 yılında Braun’a katılmadan önce mimarlık ve iç mimarlık eğitimi aldı. Elektronik ve mühendislik bilgilerini de bu ortamda pekiştirerek ikinci dünya savaşı boyunca ev ürünlerinin sofistike yorumlarını gerçekleştirme fırsatı buldu. Sergi, 7 Mart 2010’a dek meraklılarına açık.

hafele-4
www.designmuseum.org

Portre Fotoğrafı: Luke Hayes
Ürün Fotoğrafları: Koichi Okuwaki

Etiketler: , , | İlk yorumu siz yapın »

Sou Fujimoto İlkel Mimarlık

9 Şubat 2010 | Yazar: Gateway | Konu: Mimari

hafele-2

Japonya’daki yeni nesil mimarların öne çıkan isimlerinden Sou Fujimoto, Yapı Endüstri Merkezi’ndeydi.

Tek ve basit bir fikrin dünyayı değiştireceğine inanan Sou Fujimoto, insanların da mağara veya ağaçlardaki konforlu yerleri yaşam alanı olarak belirleyen hayvanlar gibi dürtülere sahip olacakları, mekan ilişkilerinin oluşturduğu mimarlığı ‘İlkel Mimarlık’ olarak tanımlıyor.

Bir Albert Einstein hayranı olarak büyüyen Fujimoto, fizik ve mimarlığı birbirine yakın kavramlar olarak nitelendirirken, mimarlığın da ne tamamen doğal ne de tamamen yapay olan ideal durumu aradığını ifade ediyor. Fujimoto sunumunda; ‘Ka-fes mi Mağara mı’, ‘Kent olarak mağara’, ‘İçerisi ve dışarısı arasında/ Kent ve ev arasında’ temalı projelerindeki düşünsel arka planı aktardı.

hafele

İşlevsel mimarlığın iyi fakat yeterli olmadığını dile getiren Fujimoto, işlevsel tasarımların insanları belirli davranışlara yönlendirdiğini, bu nedenle kendi projelerinde kullanımı insanların ilhamına bıraktığını ifade etti. Fujimoto projelerinde, iç ve dışın birbiriyle bütünleştiği, yarı özel alan hissi uyandıran, yarısı kente yarısı eve ait durumlar yaratmaktan yana. Bunu da ‘mekanın kentteki yeni varlığı’ olarak tanımlıyor. Fujimoto’nun projelerindeki ortak noktanın, en üstte yapıyı çevreleyen ama belli noktalarda açıklıkları bulunan kabuklarla ağaçların evin içine alınarak doğa ile mimarinin birleştirilmesi; bununla da iç ve dış algısının farklılaştırılması olduğu söylenebilir. www.yapi.com.tr

Etiketler: , , | İlk yorumu siz yapın »

Roma’da yeni bir kentsel kültür merkezi: MAXXI

3 Şubat 2010 | Yazar: Nahide Mutlu | Konu: Mimari

maxxi-rome-zha-8746Rönesans ve Barok sanatın beşiği İtalya, yepyeni sanat müzesi MAXXI ile gündemde. Yakın zamanda tamamlanan Roma’daki müze, içinde sergilenen çağdaş sanat yapıtlarıyla olduğu kadar, mimar Zaha Hadid yönetimindeki bir ekip tarafından tasarlanan binasıyla da adından söz ettiriyor. Logosunda geçen XXI harflerinin Roma rakamıyla 21’i simgelediği bu müze, adı üzerinde 21. yüzyıl sanatına adanmış.

Bilbao’daki Guggenheim Müzesi’nin kente kazandırdığı büyük prestij, günümüzde de modern sanat alanında üretimin devam ettiği İtalya’nın bir modern sanatlar müzesi aracılığıyla uluslararası arenadaki algısını olumlu yönde etkileyebilirdi. Bu nedenle İtalyan Hükumeti’nin desteğiyle MAXXI’nin yapılmasına karar verildi. Güzel sanatlar ve mimari alanındaki çağdaş eserlerin çeşitli sergiler, atölyeler ve koleksiyonlar aracılığıyla tanıtılmasını amaçlayan MAXXI, İtalyanlar’a olduğu kadar, turistlere de 21. yüzyıl İtalyan sanatını yakından tanıtacak.

maxxi-rome-zha-89301

Roma’da Flaminio bölgesindeki eski askeri cip üretim tesisinin bulunduğu alana inşa edilen MAXXI, iki ayrı bölümden oluşan bir kompleks. Çağdaş sanat eserlerinin sergilendiği kompleksin bir bölümü MAXXI Arte. Mimarlık alanındaki çalışmaların sergileneceği bir değer bölüm ise MAXXI Architecture. MAXXI Arte için aralarında Boetti, Kapoor, Kentridge, Merz, Penone, Pintaldi, Richter ve Warhol gibi çok ünlü çağdaş sanatçıların eserlerinin bulunduğu 300 parçalık bir koleksiyon oluşturuldu. MAXXI Architecture’da ise Carlo Scarpa, Aldo Rossi, Pierluigi Nervi gibi çağdaş mimarların tasarımlarına ilişkin malzemelerle, mimari kitap, katalog ve fotoğrafların yer aldığı projeler sergileniyor.

maxxi-rome-zha-8964

Zada Hadid Mimarlık Bürosu tarafından tasarlanan MAXXI, kent dokusuyla uyumlu bir “kentsel kampüs” yaratma fikrinden yola çıktı. MAXXI, kendi başına işlevi olan bir yapı olmasının yanında, mimari öğeleri ile kendine özgü iç ve dış mekanlar oluşturarak şehrin o bölgesine ait bir kentsel öğe olmayı amaçlıyor. Yapının üst üste geçmiş gibi görünen iki parçası işlevsel farklılıkları (iki ayrı müze) birbirinden ayırırken, dışarıdaki yaya yolları yapının kütlesi boyunca (geçmişte askeri yapılar nedeniyle kapalı olan) kentin sokakları arasındaki geçişi sağlıyor. Çok amaçlı bir sanat kampüsü olması istenen MAXXI, sergi salonlarının yanı sıra, kütüphanesi, oditoryumu, kafesi ve kitapçı dükkanı olan bir yapı. Belli dönemlerde atölye çalışmaları düzenlenmesi, ziyaretçilerin hem hoşça vakit geçirebilecekleri hem de yeni şeyler öğrenebilecekleri bir mekan olması hedefleniyor.

maxxi-rome-zha-9365

Zaha Hadid, modern müzelerde, sergileme alanlarında “nötr” dekorasyon oluşturması için kullanılan beton, cam ve çelik gibi malzemeleri MAXXI’de de kullanıyor. Öte taraftan, tavan kirişlerindeki askı sistemi sayesinde kolayca asılabilecek bölücü panellerle yapılacak serginin içeriğine göre farklı mekansal bölümlere ayrılmasını da mümkün kılıyor.Yapının kendine özgü akışkan ve eğrisel biçimli mekansal tasarımı, farklı işlevlerdeki mekansal geçişleri biçim, malzeme ve ışık yardımıyla hareketli hale getirirken, yapının içinden ve dışından sürpriz görüntüler oluşturarak merak uyandırıyor.

maxxi-rome-zha-0184

Yapıyı simgeleyen iki temel mimari unsur aynı zamada tasarımın da belirleyicisi: Temel hacimleri yani sergi alanlarını oluşturan beton duvarlar ve doğal ışığı bölerek yapıya dağıtan cam tavan. Bir 21. yüzyıl yapısı olan bu binada sanat sergileme işlevini gerçekleştiren büyük ve beyaz duvarlar sıkça göze çarpıyor. Öte yandan yapının kentsel ve sosyal bir mekan haline gelmesi, iç ve dış mekanlar arasındaki görsel bağ (saydamlık, boşluk vb) ile sağlanıyor. Binanın farklı iki kütleye bölünmesi hem iki ayrı amaca yönelik alanları bölüyor hem de sirkülasyonu arttırarak müzenin gezilmesini kolaylaştırıyor. MAXXI’nin zemininden tavana kadar her yönde kullanılan paralel akslar sadece görsel zenginlik sağlamak için değil; ziyaretçilerin dolaşırken yapının geometrisini takip etmelerini de sağlıyor. Zaha Hadid böylece ziyaretçilerin hem müzedeki sanat eserlerini izlemelerini hem de yapının mimarisi yoluyla mimarlıkla etkileşim içinde olabilmelerini amaçlıyor. Hadid, MAXXI’deki tasarımı biçimlendiren temel unsurun “kentsel kültür merkezi” yaratma fikri olduğunu söylüyor:

“MAXXI’yi kentin kültürel yaşamını besleyen, fikir alışverişi yapılabilen bir kentsel-kültürel alan olarak görüyorum. MAXXI sadece bir bina olarak algılanmamalıdır: Başlangıçta sadece sergi mekanlarını ayıran duvarlara ihtiyaç varken, tasarım çalışmalarımız bizi çizgilerin birleşip mekana yön verdiği bir konsepte götürdü. Bu proje bizi, “bir nesne olarak müze” fikrinden “binalar bütünü” fikrine ulaştırdı. MAXXI, sadece bir müze binası değil, iç ve dış mekanların birbirine geçişlerle örgülendiği bir kentsel kültür merkezidir. Galeriler, içeride şaşırtıcı bir biçimde içiçe geçerken, dışarıda doğrusal yüzeyleriyle koca bir alanı dolduruyor.”

Fotoğraflar: Iwan Baan

Etiketler: , , , | İlk yorumu siz yapın »

Sihir gibi renkler

25 Ocak 2010 | Yazar: Aslıhan Işın | Konu: Dekorasyon Fikirleri

renkler1
Koltuk kumaşları, perdeler ya da koridor duvarlarında kullanılan renklerle bir eve bambaşka boyutlar kazandırmak an meselesi. Upuzun bir koridoru kısa, geniş bir salonu bölümlere ayrılmış gibi, tavanları olduğundan yüksek göstermenin sırrı, ışıkla renklerin oyununu mekânda yakalayınca çözülü veriyor.

Fıstık yeşili, saman sarısı, erguvan, şampanya gibi yakıştırmalarla anılan bin bir rengin kaynağı üç ana renk aslında: Mavi, kırmızı ve sarı. Ve renkler, ışıkla ayrılmaz bir bütün… Siyah, ışığın bütün renklerini emdiği için siyah; beyaz, ışığın bütün renklerini yansıttığı için beyaz görünüyor. Bu yüzden de bir evde kullanılacak renklere karar vermek için önce o evin ışık özelliklerini bilmek gerekiyor.

Evlerde kullanılan renkler; neşe, sükûnet, gerginlik ya da tazelik duygusu yaratıyor. Renklerin psikolojik etkileri var çünkü: Sarı, sıcak ve kuvvetli bir renk mesela; insanları neşelendiriyor. Araştırmalara göre, mor menekşe ve leylak grubu yumuşak, rahatlatıcı, davetkâr olmayan renkler olarak tanımlanıyor. Heyecan duygusu da uyandıran mor, gri ve maviyle kullanıldığında yumuşak; yeşil, sarı ve turuncuyla kullanıldığında gözalıcı ve uyarıcı bir etki yaratıyor. Yemek odasında iştah kapatıcı yeşil-mavi-gri tonlarını kullanmak zayıflamak isteyenler için ideal. Çalışma odası için de dikkat toplamayı kolaylaştıran pastel tonlar… Bu psikolojik etki öylesine güçlü ki, güneşin yıl boyu ısıttığı ülkelerde beyaz, mavi gibi soğuk renkler tercih edilirken, yeşil ve kırmızı serin ülke insanlarının tercihi oluyor.

Güven veren zemin rengi
Bir evi renklendirirken, mekânın bütünlüğünü bozmamak için çok renk kullanılan durumlarda ara tonların yumuşatıcı etkisinden yararlanmak en doğru yöntem. Aksi takdirde ortam yorucu olup huzursuzluk da yaratabiliyor.

Evlerin zemininde sıcak ve koyu renklerin kullanılması, insana güven ve yere sağlam basma duygusu verirken tavanda kullanılan koyu renk, ağır ve kapatıcı bir etki yaratıyor. Küçük odaların, alçak tavanların hücresel görünümünü önlemek için açık ya da soğuk renklerin kullanılması öneriliyor. Uzun ya da dar bir odanın kısa duvarları güçlü, sıcak renklere, uzun duvarları açık ve soğuk renklere boyandığında, kısa kenarlar birbirine daha yakın, yanlar birbirine daha uzakmış gibi görünüyor.

Zıtlara eşitlik tanımlayın
Renkler, yemekten çalışmaya, uyumaktan çocukların ruhsal gelişimine kadar her konuda önem taşıyor. Örneğin koyu yeşil, portakal tonlarını ve bordo gibi renkler ışığı kıracağından çocuk odaları için önerilmiyor; onlar için açık tonları seçmek en doğrusu.

Mekânın mor-sarı, yeşil-kırmızı, turuncu-mavi gibi birbirini iten renklerle vurucu hale getirilmesi isteniyorsa, geçiş için bu renklerin içinde bulunan ara tonların kullanılması öneriliyor. Zıt renklere eşitlik tanımak yerine, bir renk öne geçirilip diğerlerinin ona uyum sağlaması daha rahatlatıcı bir ortam sağlıyor. Koyu renk duvar üzerinde açık renkli elemanların hafif ve zengin bir etki yarattığı, açık renkler üzerindeki koyu renkli büyük elemanlarınsa ağır ve ayırtıcı bir etki yarattığı biliniyor. Renklerin akıllıca seçimi ve birbiriyle etkilerinin gözetilerek kullanılması durumunda bir mekanın olduğundan daha büyük ya da daha orantılı görünmesi mümkün.

İnsan üzerinde şaşırtıcı etkiler yaratan renkler, bir mekanı sevip sevmememizi, kendimizi “evimizde” hissedip hissetmememizi etkiliyor. Kültürel özelliklerin, zevk ve alışkanlıkların olduğu kadar, modanın da renk seçimlerimizde etkisi var. Ama aslolan doğanın ışığını, kimi zaman sımsıcak, gerektiğinde serin renkleriyle yaşadığımız yere taşıyabilmek.

Etiketler: , | İlk yorumu siz yapın »