23 Temmuz 2010 | Yazar: Gateway | Konu: Mimari
Japon mimarlık şirketi SANAA’nın ortakları Kazuyo Sejima ve Ryue Nishizawa, bu yıl Pritzker Mimarlık Ödülü’nün sahibi oldu. Pritzker Mimarlık Ödülü her sene; yetenek, vizyon ve mesleğe adanmışlığın bir bileşimi olan yapılar üreten, hayattaki mimarlara veriliyor. Hyatt Vakfı tarafından “bir sanat dalı olarak mimarlık aracılığı ile insanlığa ve yapılı çevreye önemli katkıları bulunan” isimlere verilen Pritzker Ödülü, meşhur bronz Pritzker madalyasının dışında 100 bin Amerikan Doları değerindeki nakit para ödülünü de kapsıyor. SANAA ekibine bu ödüller, 17 Mayıs’ta New York’taki tarihi Ellis Adası’nda düzenlenen bir törenle verilecek.
Seçici Kurulu Başkanı Lord Palumbo’nun jüri değerlendirme metninden yaptığı alıntıda SANAA’nın mimarlık anlayışı şu sözlerle dile getiriliyor: “Kazuyo Sejima ve Ryue Nishizawa, hem duyarlı hem de güçlü, net ve akışkan, abartılı veya aleni biçimde kurnaz olmayan, fakat ustaca bir mimarlık ortaya koydukları için, barındırdığı faaliyetler ve bağlamları ile başarılı bir şekilde entegre olabilen, doluluk ve deneysel zenginlik gösteren yapılar ürettikleri; özgün ve ilham verici bir mimarlık diline sahip oldukları için 2010 Pritzker Ödülü’nün sahibi olmuşlardır.”
İşlerinin çoğu Japonya’da olsa da Sejima ve Nishizawa Almanya, İngiltere, İspanya, Fransa, Hollanda ve ABD’de proje ürettiler. ABD’deki ilk SANAA projesi Ohio’daki Toledo Sanat Müzesi Cam Pavyonu’nun yapımına 2004 yılında başlandı. 2006 yılında tamamlanan müze, en büyük cam üretim merkezle-rinden biri olan kentin tarihsel geçmişini yansıtan geniş cam sanat eserleri koleksiyonuna evsahipliği ediyor. Bu bina yapım aşamasındayken SANAA, 2007’de New York City’deki New Museum projesini gerçekleştirdi. Binanın temel özelliği, ‘merkezi çekirdek etrafında döndürülen dikdörtgen prizmalarla yaratılan heykelsi bir biçime’ sahip olması. www.pritkzer-prize.com
Etiketler: Hyatt Vakfı, Lord Palumbo, mimarlık ödülü, Pritzker Mimarlık Ödülü, SANAA | İlk yorumu siz yapın »
19 Temmuz 2010 | Yazar: Eren Başağan | Konu: Mimari
Kazakistan’ın başkenti Astana’nın zorlu ikliminde bir “vaha” olarak hayat bulan dünyanın en yüksek gergili yapısı Han Çadırı, en sonunda kapılarını açtı. 100 bin metrekare genişliği, 150 metre yüksekliği ve elips yüzeyi ile Astana göklerinin en yüksek noktasına ulaşan Han Çadırı, farklı strüktürüyle yeni başkentin kuzey bitiş aksında yerini aldı.
Foster & Partners’ın tasarladığı Han Çadırı, bütün yıl boyunca rahat iklim koşulları sunan korunaklı bir muhafaza içinde Astanalılar’a büyük ve yepyeni bir kentsel, kültürel ve toplumsal mekân sağlıyor. Yapı, yıllar boyunca kullanılabilecek, yaşayan bir halk merkezi konseptine sahip.
Kazakistan’ın sert hava koşullarına meydan okuyabilmesi için Han Çadırı’nın dış yüzeyi ETFE adında bir malzeme ile kaplanmış. Yazın aşırı sıcak, kışın ise aşırı soğuk hava koşullarından iç mekanı koruyan ve aynı zamanda doğal ışığın içeriyi tam anlamıyla aydınlatmasına olanak sağlayan bu malzeme, 150 metre yüksekliği ve geniş çadır şeklindeki kablo ağı ile 3 direkten meydana gelen yapıya örtülmüş. Transparan özelliği, kentin ve arkasındaki bozkırların etkileyici manzarasını da yapının önemli bir parçası haline getirmiş. Isı kontrolü ve malzemenin iç yüzeyine verilen doğrudan sıcak hava dalgalarıyla kışın buzlanmanın önüne geçilirken, yazın da güneş ışınlarını önleyen varak katmanlarıyla korunuyor.
Yapının yüksekliği boyunca kamusal alanlar ve yeşil vahalarla dalgalanan sarmal teraslarıyla gerçek anlamda bir vaha yaratılmış. Sonuçta tasarımla mükemmel bir şekilde örtüşen dış aydınlatmanın tropik su parkından yeşilliklere doğru akan ve dalga havuzları, nehir ve şelaleyi aydınlattığı masalsı bir yapı ortaya çıkmış. Yapının çekirdeğinde segilerin düzenlenmesi, çeşitli farklı programların yapılabilmesi için kültürel bir merkez olarak tasarlanmış geniş ve işlevsel açıdan esnek bir alan bulunuyor. Bu giriş bölümünün hemen üstünde dünyanın en ünlü markalarını barındıran alışveriş mekânları ve sinema, kafe gibi kamusal eğlence alanları yer alıyor. Bir hipermarketin de yer aldığı Han Çadırı’nda 40 bin metrekarelik ticaret alanı bulunuyor.
Spa, wellness merkezi ve fitness alanları ile çocuk oyun alanları ve bu devasa eğlence merkezini eşsiz bir mimari deneyime dönüştüren yapay nehir ise sarmal yapının bir üst bölümünde konuşlanmış. Bu alanları gökyüzüne doğru, park ve minigolf alanı, denizi aratmayan devasa havuz ve plaj bölümü, botanik park, yunus havuzu, restaurantlar, konser ve parti alanları, disko ve bir güverte gibi tasarlanmış manzara platformu izliyor. Han Çadırı’nın en önemli özelliklerinden birini, günlük yaşamın tüm ihtiyaçlarına cevap veren ve hayatı daha eğlenceli kılan hobi ve aktivite merkezlerinin 30 bin metrekarelik bir alanda konumlandırılması oluşturuyor.
Projenin Adı: Han Çadırı Eğlence Merkezi
Konum: Kazakistan- Astana
Proje Tarihi: 2006-2010
Mimar: Foster&Partners
Yardımcı Mimarlar: Linea Tusavul Architecture, Gültekin Mimarlık
Danışmanlar: Buro Happold, Charles Funke Ortaklığı, Claude Engle , Alkaş Danışmanlık, İstanbul Teknik Üniversitesi, Mechanical -Vemeks Mühendislik Ltd, Electrical – Hb Teknik, Montage Services , Özün Proje Ltd + Arce , Samko, Vector-Foiltec
Etiketler: Astana, Han Çadırı, Han Çadırı Eğlence Merkezi, Kazakistan, Linea Tusavul Architecture, proje | İlk yorumu siz yapın »
12 Temmuz 2010 | Yazar: Aysel Bozan Yılmaz | Konu: Dekorasyon Fikirleri
Büyük ve düzenli bir ev, hepimizin ortak hayali; tabii şartların elverdiği ölçüde. Şu an için büyük bir eve sahip olmanız mümkün olmayabilir; ama bu düzenli bir ev hayalinden de vazgeçmeniz anlamına gelmiyor. Mekanın küçüklüğüne rağmen fonksiyonel, pratik bir tasarım ve ergonomik ürünlerle içinizi geniş tutabilecek, dekoratif bir mekan elde edebilirsiniz. Ayrıca yapacağınız ufak dokunuşlarla mekanı daha geniş ve ferah da gösterebilirsiniz.
Bir alanın birden fazla işe yaramasını istiyorsanız, büyük parça mobilyaları küçük parçalarla tamamlayıp daha fonksiyonel bir alan yaratabilirsiniz. Mesela, misafirlerinizi yuvarlak bir masa etrafında ağırlayacaksanız, kullanılmadığı zamanlarda küçültülerek bir konsol görevi de görebilecek bir yemek odası takımı alın. Aynı şekilde katlanabilen sandalyeleri tercih ederek, ekstraları dolap içlerinde veya balkonunuzda saklayabilirsiniz.
Gömme dolaplar hemen hemen hiç yer kaplamamalarına rağmen çok geniş saklama alanı yaratırlar ve bu da küçük bir ev için mükemmel bir özelliktir. Oturma odanızdaki gömme kitaplığa birden fazla görev verebilirsiniz: Sadece kitapları veya bibloları koymak yerine mini bar görevini de gömme kitaplığınız üstlenebilir.
Daha geniş ve rahat salonlar-odalar için, her şeyden önce açık renkleri tercih etmelisiniz. Duvarlarınızı daha sade ve açık renklere boyamalısınız. Duvardan duvara halı kaplatmakta sorunlarınıza çözüm olabilir çünkü bu sayede kesintisiz bir algı yaratmış olursunuz.
Farklı alanları belirgin şekilde ayırmak önemlidir ama bitişik odalar arasında bazı açıklıklar olması hepsinin daha büyük görünmesini sağlar. Tıka basa dolu mutfağınızı, yemek odasından tamamen ayırmak yerine büyük bir geçiş alanı ile bu iki mekanı birbirine bağlayabilirsiniz. Yine aynı şekilde, ofisinizi camlı bir kapıyla oturma odasına bağlayarak, iki odanın da aynı ışığı almasını ve hatta tasarıma göre aynı manzarayı görmesini de sağlayabilirsiniz.
Aksesuar seçimi mekânın büyüklüğüne göre yapılmalıdır. Örneğin büyük mekanlar yaratmak istiyorsanız büyük çerçeveler kullanmak yerine küçük ama fazla sayıda çerçeveler kullanarak alanın derinliğini arttırabilirsiniz. Koltuk takımlarında küçük olan salonunuza doğru orantılı parçalar seçmek yararınıza olacaktır. Ayrıca çok parçalı seçenekler kullanmaktan kesinlikle uzak durun, zigon sehpalar, büfeler gibi parçalar sizin için çok uygun değildir.
Stüdyo tipi bir evde yaşıyorsanız ve yaşam alanınızın bir köşesi aynı zamanda yatak odanızsa, dört kenarı dikmeli bir yatak tam size göre. Dikmelerine şık perdeler asarak uyku ve dinlenme alanınızı dilediğiniz gibi ayırabilirsiniz. Ayrıca perdelerini kapatarak yatak bölümünü oturma alanından kolayca gizleyebilirsiniz. Açık renkte perdeler mekanı daha ferah gösterir.Odalarınızdaki perdeleri duvarın en üst noktasına yerleştirin(Örneğin kartonpiyerin hemen altına). Perdeleri yüksek bir yere asmak kumaşın özgürce sallanmasına izin verir ve gözleri yukarı çeker. Ayrıca dikey kartonpiyerler odanızda daha fazla hacim illüzyonu yaratır.
Havlu ve nevresim takımlarınız için yatak altına kaydırılabilen tekerlekli çekmece ve kutular işinize yarayabilir. Ancak bunların kapaklı olanlarından tercih ederseniz eşyanızı temiz tutmuş olursunuz. Ayakkabılarınız için kapaklı ayakkabı kutularını kullanabilirsiniz. Özellikle çizme kutularına birden fazla ayakkabı sığabiliyor. Tüm kutularınız aynı renk olursa daha dekoratif durabilir. Evinizin hiç ummadığınız bir köşesinde nefis bir depolama alanı keşfedebilirsiniz. Bir nişin içine raflar asmak; koridor kapısının üzerine kapaklı bir dolap monte etmek, merdiven kenarlarında göme kitaplıklar oluşturmak gibi.
Duvarlara asacağınız açık raf üniteleri kitap, dergi, kutu ve aksesuarlarınız için en uygun çözüm. Montajı kolay olanlarından seçerseniz zaman içinde ihtiyaçlarınıza göre yerlerini siz de değiştirebilir ya da ilave rafları kendiniz de asabilirsiniz. Raflarınızı daha verimli kullanmak için raf bölücüler ve dosyalıklar kullanırsanız dağınıklığı da önlersiniz. Değişik ve lokal aydınlatmalar mekanda çeşitlilik hissi uyandırır. Çalışma köşesinde bir aydınlatma, oturma köşesinde ayrı bir aydınlatma, oturduğunuz kanepe yanında bir lambader; tek mekanda farklı kullanım şekilleri yaratarak ferahlık ve genişlik hissi verecektir. Ayrı ayrı aydınlattığınız her yer farklı karakter olarak karşınıza çıkacaktır.
Zeminde parke kullanıyorsanız; açık meşe, kayın gibi açık ahşap tonlarını, mermer ya da seramik kullanıyorsanız; krem rengi tonları tercih etmemiz ve duvarlarınızı, kırık beyaz ve fildişi gibi beyazın tonlarında boyamanız mekanı hem büyütür hem de mekana ferah bir görüntü sağlar. Zeminde seramik ya da mermer karo kullanıyorsanız; mekanı her zaman daha geniş göstereceğinden küçük ebattaki karoları tercih etmelisiniz.
Aynalar ve cam bölmeler, stratejik olarak yerleştirildiğinde, alanı daha geniş göstermeye yarar. Hatta aynanızı yansıtmasını istediğiniz alan ve objelere göre yerleştirirseniz odanıza ferahlık yanında çok hoş da bir hava katabilirsiniz. Büyük aynalar yanında küçük aynalarda özellikle objelerin yansıtılması konusunda çok stratejiktirler. Örneğin oturma odasındaki gömme kitaplığın yanına yerleştireceğiniz küçük bir ayna buraya yerleştirmiş olduğunuz biblo, bardak vb hoşunuza giden görüntüleri ikiye katlayabilir.
Büyük camlar güneş ışığının duvarlardan yansımasını sağlar ve en korkunç odayı bile aydınlatır. Banyo ya da yatak odası gibi mahremiyet gereken alanlarda, güneş ışığının içeriye dolmasına izin verecek şekilde, kolayca ayarlanabilir perdeler yerleştirin. Örneğin yatak odanızda, pencerelerden gelen ışık mafsallı panjurlarla azaltılabilir. Güneşin sıcak ışıklarından korunmak için onları kapalı tutabilir ya da güneş ışığı almak için hepsini açabilirsiniz. Oturma alanınızı genişletmek için, eğer varsa, dış alanlardan faydalanabilirsiniz.
Müzik CD’leriniz ve DVD’lerinizi darmadağınık, kendi hallerinde bırakmaktansa şık bir kutu sepet ya da rafı depolama çözümü olarak deneyebilirsiniz. Raf sistemini tercih ediyorsanız üzerini ağzına kadar doldurmak, mekanı olduğundan dağınık gösterir. CD’leri raflara, DVD’leri kutulara koymak gibi bir paylaştırma biçimi işinizi kolaylaştırabilir. Tamamen farklı duvar renkleri ya da döşemeler seçmeden bir odayı diğerinden ayırın. Yemek odasında kullanabileceğiniz döşemenin dama tahtası deseni, hem mutfakla arada tanımlayıcı bir alan yaratılmasına hem de fazla yer kaplamayan bir halı gibi gözükmesine yarayabilir. Oturma odasını yemek odasından ayırmak için duvarlara desen çalışması yapabilirsiniz; Benzer tonlarda, örneğin biri düz, biri fitilli dokunun kullanılması, mekanlarını tanımlamanın yanında zengin bir görüntü de sağlar. Bu tonlar hem birleştirici bir etki yapar, hem de mekanlarda bir süreklilik havası vererek hissedilen toplam hacmi arttırır. Renk kurallarından biri de açık tonların ileriye doğru gidip odayı daha geniş göstermesi, koyu renklerin ise geriye giderek alanı daraltmasıdır. Mutfağınızda havadar beyaz dolaplarla ferah bir görüntü sağlayabilir, aynı etkiyi yatak odanızda beyaz nevresimlerle verebilirsiniz.

Mutfakta asma dolaplar kullanmak dağınıklığa bir son vermenize yardımcı olur. Bu dolapların altına takacağınız şık kancalara kahve fincanlarınızı asabilirsiniz. Ayrıca duvara asılan giysi askılarını da fincan asmak için kullanabilirsiniz. Tekerlekli mutfak sepetlerinin sadece mutfaklara hapsolan bir eşya olduğunu düşünmeyin. Banyonuzda da alandan kazanma fırsatı vererek dağınıklığı ortadan kaldırmaya yardımcı olur. Hatta bu sepetleri çalışma odanızda bile kullanabilirsiniz. Kırtasiye malzemelerinizi ve diğer ıvır zıvırlarınızı sepetlere yerleştirerek aradığınız her şeyi bir arada bulabilirsiniz. Çalışma masanız için sepetinizin renk ve tarzına uygun kalemlik ve dosyalıklar da seçerek odada bütünlük yaratabilirsiniz. Böylece gözünüzü yoran her şeyden kurtulmuş olursunuz.
Gardırop içlerinin de bir düzene ihtiyacı olduğunu unutmayın. Yani sadece her şeyi bir dolaba tıkmakla iş bitmiyor. Yazlık ya da kışlıkları kaldırmak için odanız müsait değilse tek dolap içinde asansör askı sistemi ile bunu çözümleyebilirsiniz. Kutular, kemer ve kravat bölücüler, ayakkabı askıları ve hareketli raf sistemleri kullanışlı çözüm önerileri olabilir.Avlu, balkon, kış bahçesi gibi mekanlar, çok fazla masraf çıkarmadan, kullanılabilir alanı çok fazla arttırır. Veranda içerideki bir odanın tüm konforunu sağlayabilir: Böcekleri uzakta tutmak için perdeler, kızgın güneşten koruma sağlamak için bir tente veya rahatınızı sağlayacak sıcak ve davetkar mobilyalar.
Karanlık bir holünüz varsa; tavan ve koridorlara loş ışıklar yerleştirebilir ya da ayarlanabilir anahtar takarak gece boyunca düşük ayarda kullanabileceğiniz bir aydınlatma oluşturabilirsiniz. Karanlık köşelere spot ışıkları takabilirsiniz.
Etiketler: masa donanımı, mobilya, mobilya donanımları, raf taşıyıcı | İlk yorumu siz yapın »
1 Temmuz 2010 | Yazar: Gateway | Konu: Mimari
Arkitera Mimarlık Merkezi’nin düzenlediği Arkimeet konferanslarının 24’üncüsü, İranlı mimar Pouya Khazaeli Parsa’nın katılımıyla Bahçeşehir Üniversitesi’nde gerçekleştirildi.
Mimar Pouya Khazaeli Parsa, 1950-1979 arası İran mimarlığına odaklanan konuşmasının ilk bölümünde, İran kültürünün izlerini taşıyan Kamran Diba eseri Tahran Modern Sanat Müzesi, İran Parlamentosu Binası ile Paris’te İranlı öğrenciler için yapılan öğrenci yurdu binasını anlattı ve 1979 yılında İran’da İslami Devrim’in başlamasıyla bu kuşağın yalnızca öğrencilerinin Tah-ran’da kaldığını anlattı.
1979’dan savaşın bitişi olan 1988 yılına kadar İran’da özel bir mimari üretim yapılmadığını söyleyen Parsa, savaş bitiminde ülkenin yeniden yapılanmasına hızla başlandığını ama tecrübeli mimarların olmaması, insanların mimari kültüre çok aşina olmamaları, imar ve inşaat sektörü ile ilgili sorunlarla karşılaştıklarını dile getirdi. Hadi Mirmiran’ın devreye girmesiyle tecrübe sorunu aşılarak İran mimarisine özgü merdiven ve kubbelerin kullanıldığı siyah taban üzerine altın rengi İran Ulusal Kütüphanesi ve Bangkok İran Büyükelçiliği örneklerini anlattı. “İran mimarisi pozitif objeler olmadan işe yaramaz, diyen ve antik şehirlerde obje değil, duvarlar ve boşluk duygusunu yapılarına yansıtan mimarın, savaş sonrası İran mimarlığının iki kahramanından biri olduğunu söyledi.
30 yıl boyunca İran dışında yaşayan diğer kahraman Bahram Shridel Japon tapınaklarının sadece içi ve dışı değil, arasındaki boşluğun da anlam ifade ettiğini belirten mimar, bu mesafeyi kat kat yüzeylerle dolduran ve pozitif obje-ler arasındaki ilişkiye odaklanan Japon Konsey Binası tasarımını anlattı. Kendi mimarlığına değinen Parsa, kendini jenerasyonun bir parçası olarak görmediğini söyledi ve “Gerçekten bir şey yapmak istiyorsak geçmişimizi ve kültürümüzü göz önüne almalıyız. Benim yapılarımın en basit iki özelliği İran avlularını ve modern mimariyi bir arada kullanmaya çalışmam” dedi. Zemin katta, modern mimaride olduğu gibi açık, boşluklu bir alan bırakan, yapıyı bir koni gibi düşünerek üst katları içe dönük ve dışa kapalı olarak tasarlayan mimar, odalar arasındaki ilişkiyi de benzer şekilde kurmuş.
Kullandığı yapı tekniklerinden de söz eden mimar, İran’ın güneybatısının yüzde 60’ının derme çatma yapılardan oluştuğunu için, mimar sorumluluğuyla tasarladığı çok ucuz ve yapımı çok kolay bambu yapı tekniğini gösterdi. Yapının temelini oluşturan gaz borularına sarılan bambunun kıvrılarak iç içe iki daire biçimindeki bu strüktürün hızlı bir şekilde sertleşerek yapının iskeletine dönüştüğünü, İran’ın güneydoğusunda “Gali” adı verilen yerel bir malzemeyle bu strüktürü sararak hem çok ucuz hem de çok sağlam yapılar hazırladıklarını anlattı. “Dünyanın her yerinde kullanılacak yerel malzemelerle birbirinden çok farklı, ucuz konut üretimi gerçekleştirilebilir. Gelecekte yapmayı ümit ettiğim şey, bu tür yeni fikirlerle inşaat teknolojisi ve açık alan kalitesine katkıda bulunmak” diyerek sözlerini tamamladı.
www.arkimeet.com, www.mimdap.org
Etiketler: Arkitera Mimarlık Merkezi, Bahçeşehir Üniversitesi, Mimar, Pouya Khazaeli Parsa | İlk yorumu siz yapın »
25 Haziran 2010 | Yazar: Selmin Ünver Eser | Konu: Dekorasyon Fikirleri
Değişen mevsim her geçen gün giysilerimize yansımakla kalmayıp evlerimizde de kendini hissettiriyor. Yaz mevsimiyle birlikte gardırobunuzun yanı sıra evinizin de çok renkli bir yeniliğe ihtiyacı olduğunu düşünüyorsanız sizin için araştırdığımız püf noktaları ile evinizi baştan yaratmaya hazır olun. İşte, evini mevsime ve trendlere uygun bir hale getirmek isteyenlere renkli ipuçları…
Yeni mevsimde evin her alanı için farklı trendlerden ve kültürlerden söz etmek mümkün. 2010 yazında etnik öğelerin etkisinin hissedildiği ev dekorasyonunda çok uzak coğrafyalarda bile Güney Fransa, Fas, Hawaii ya da Yunan etkilerine rastlıyoruz. Bu temaları böylesine popüler kılan ise yaza, güneşe ve denize ait olmaları. Geçmiş yılların dekorasyon çizgilerinin yeniden karşımıza çıktığı ve minimalizmin etkisinin iyice zayıfladığı 2010 yaz dekorasyonunda, canlı renkler evlere ağırlığını koyarken hızlı bir geriye dönüş eğiliminin de görüldüğü bir gerçek. Bu sezonda da 70’lerin plastik objeleri yine evlerimizin başköşesini kapmakla kalmayıp doğal malzemeler, ahşap aksesuarlar ve pastel renkler ile kusursuz bir birliktelik sergiliyor. Duvar rengi olarak kese kağıdı tonları, bej ve açık kahverenginin ön planda olduğu yaz evlerinde, farklı odaları renkli duvar kağıtları ile kaplamak da uzun ömürlü ve kolay temizlenebilen seçenekler arasında yer alıyor. Sezonun tarzını yakalayacak en büyük püf noktası ise eski ve yeni eşyaları bir arada kullanarak eşya sayısını mümkün olduğunca aza indirgemek.
Salon
Mobilyalarda değişik geometrik şekillerin ve tek renkli kaplamaların çok moda olduğu yeni sezonda büyük minderli, geniş ve uzun kanepelerde açık renkler hala sıklıkla tercih ediliyor. Yaz mevsimine uygun canlı renkleri bir arada kullanmak evinize ve size iyi gelecektir. Modüler tasarımları ile farklı kombinasyonlar yaratmanın mümkün olduğu L koltuklar da, yine pastel tonlardaki aydınlatma ve floral desenlerde kaplanmış yastık gibi aksesuarlarla yaz mevsimini yaşam alanınıza taşıyacak ana öğeler arasında yer alıyor. Bol detaylı, aksesuarlı ve rengarenk yaz dekorasyonunda iç mekanlarda sıklıkla karşılaştığımız retro tarzdaki küçük aksesuarlar ile salonunuza hareket katabilir, bütçenizin sınırlarını aşmadan evinizi eğlenceli, neşeli ve enerjik bir ortama dönüştürebilirsiniz. Sezonun lolipop görünümünü andıran rengarenk pleksiler ise son yılların vazgeçilmezleri arasındaki yerini koruyor. Siz de şeffaf bir sandalye veya transparan bir gazetelik ile evinizin en neşeli köşesini oluşturabilirsiniz. Geçen yaz kıyafetlerimizi ele geçiren puantiye deseni ise bu yaz kimi zaman bir yastık kılıfını giydirirken kimi zaman yuvarlak bir puf bazen de duvara asılacak ayna setleri halinde kendini fark ettiren detaylar arasında yer alıyor.
Oturma odası
Her evin en konforlu köşeleri arasında ön sırada yerini alan oturma odaları günün büyük bir kısmının ve özellikle televizyon karşısında geçirilen saatlerin vazgeçilmez mekanı arasında dikkat çekiyor. Fonksiyonelliği ile bir evin olmazsa olmazı haline gelen televizyon ünitelerinin, kusursuz rahatlığı karşısında içine gömüleceğiniz tv kanepeleri ile yarıştığı oturma odanızda yaz koleksiyonlarının cıvıltısını taşıyan ipek kadife yer yastıkları ve koltuk şalları, floral desenlerinin yanı sıra mavi, yeşil, turkuvaz ve fuşya gibi renkleri ile de bu yıl çok moda. Kanepenizin eskiyen yüzünü yenilemek için ise kese kağıdı rengindeki ham ketenler ile doğal elyaf ve lifli kumaşlar yeni sezonun gözdelerinden.
Mutfak
Mutfağınızdaki yenilenme rüzgarına doğallığı ile her sezonun gözdesi olan keten perdeler ile başlayabilirsiniz. Yaz sezonuna uygun olarak diktirebileceğiniz veya artık yapı marketlerde bile dikilmiş olarak bulabilmenin mümkün olduğu keten perdeler her yıl sandığınızdan çıkacak olan değişimin ilk adımı. Perdelerinizle benzer tonlarda dikilmiş olan sandalye minderlerinizi ise sakladığınız yerden çıkartmayı unutmayın. Çocuklarınız için hazırlanmış meyve sepetleri ve pencerenizin önünü neşelendirecek olan renkli saksılar içerisindeki yaz çiçekleri de mutfağınızı hareketlendirecek detaylardan.

Banyo
Genellikle banyoların istediğimiz kadar geniş olmadığından şikayet ederiz. Son yıllarda banyonun her metrekaresinin değerlendirilmesine yönelik tasarımlar yapılırken köşelerin ve kolon yanlarının kullanım alanına dahil edilmesi için yeniden tasarlanan armatürler, küvet ve lavabolar da asimetrik şekiller ağırlıkta. Ana malzeme olarak tercih edilen materyallerin başında gelen ahşap, her malzeme ile kolaylıkla uyum sağlayabiliyor. Diş fırçalığı, sabunluk, havluluk ve tuvalet kağıtlığı gibi aksesuarlarda çoğunlukla buzlu cam ve gümüş veya altın gibi malzemeler ile karşılaşsak da yaz mevsiminde olduğumuz şu günlerde metalin soğukluğunu sıra dışı renk kombinasyonları ile de kırmak mümkün. Eğer banyonuzun dekorasyonu ile ilgili çok büyük değişimler sizin için mümkün değilse sezonun popüler desenlerini kullanarak kendi kullanım alanınızı oluşturabilirsiniz. Bu sezonun kumaşlarında sıklıkla görülen horoz, zeytin, ayçiçeği, üzüm ve lavanta desenlerini büyük bir hasır sepetin içerisinde kullanarak hem günlük banyo eşyalarınızı ve bakım malzemelerinizi bir arada toplamış hem de doğallığı yakalayarak sizi yansıtan rahat, zarif ve özgün bir stil yaratmış olursunuz. Size yazı anımsatan bol çiçekli seramik banyo takımları, birbirinden renkli el havluları ve aromaterapik yağlar ise yaz bakımınızı tamamlayıcı unsurlar olduğu kadar banyonuzun görüntüsüne de neşe katacak.

Çocuk odası
Pastel tonlar; huzur verici, sakin ortamlar yaratmayı sağlar. Günümüzde sıklıkla tercih edilen materyallerden olan doğal malzemeler ile ahşabın akla getirdiği renk olan yeşil ve mavi, sezonun en çok tercih edilen renkleri arasında çocuk odalarındaki yerini alıyor. Eğer çocuğunuzun odasını yeşile veya maviye boyamak istemiyorsanız mobilya veya yatak örtüsü üzerinde kullanabileceğiniz yastıklarda veya çocuğunuzun oyuncaklarını yerleştirmek için bir marangoza yaptırabileceğiniz oyuncak kutularında da aynı tonları kullanabilir, üzerini sevdiği karakterlerin sticker’ları ile süsleyebilirsiniz.
Bahçe, balkon ve teras
Doğal malzemelerden yapılmış objeler özellikle bahçeli, müstakil evlere çok yakışıyor. Hasır sepetler, hasır koltuklar, ahşap sandalyeler, vazolar, küllükler yazlık evlerde olduğu kadar, evde doğallık ve rahatlık isteyen şehir insanlarının da tercihi. Cilasız bile kullanılan ahşap bahçe mobilyalarına bu yıl metal veya cam malzemeler eşlik ediyor. Şezlonglar ve daybed’ler yine bahçe, balkon ve teraslarınızın en konforlu köşelerini oluşturacak dış mekan mobilyaları arasında yer alıyor. Bahçeniz yoksa balkonunuza alacağınız bu tarz bir masa ve sandalye takımı veya küçük ahşap objelerle de deniz kıyısında bir yazlık etkisi yaratabilirsiniz. Sofra dekorlarında peçeteden Amerikan servisine kadar kullanılabilen keten ve bambu gibi doğal malzemeleri de sıkça göreceğiniz yeni sezonda bahçenizi, balkonunuzu veya terasınızı renkli yer ve iskemle minderleri ve kağıttan fenerler ile tamamlamayı unutmayın.
Etiketler: ev dekorasyonu, mobilya, modüller tasarım, yaz dekorasyonu | İlk yorumu siz yapın »
18 Haziran 2010 | Yazar: Benan Kapucu | Konu: Tasarım
Milyonlarca insana giderek büyüyen devasa bir iletişim ağı yaratan Facebook, Studio O+A imzasını taşıyan Palo Alto’daki yeni yönetim merkezinde çalışmalarını sürdürüyor. Sosyal iletişim ağı sağlama misyonundan yola çıkarak herkesin aynı düzlemde ve eşit ilişkiler içinde olduğu dinamik yapıyı ofislerine de taşıyan tasarım ekibi, tarihselliği ve etkileşim gücü yüksek, bağlantıları kolaylaştıran ve çalışanı motive eden esin dolu mekanlar ortaya çıkarmış.
Daha önce yüksek teknoloji üreticisi Agilent Technologies’in laboratuvarı olarak kullandığı, taban alanı 14.000 metrekare olan Stanford Araştırma Parkı, Palo Alto ve dışındaki 10 Facebook lokasyonundan gelen 700’den fazla çalışanı bir araya getiriyor. Her çalışanın görüşünün eşit önemde olduğu aynı düzeyde örgütlenen bir firmaya yakışır bir şekilde, mekanın tasarımı da ağırlıklı olarak kullanıcılardan gelen verilere dayanarak kurgulanmış.
O+A tasarım ekibi, Google örneğinde de olduğu gibi yeni yönetim merkezinden beklentilerini öğrenmek amacıyla çalışanlarla söyleşiler gerçek-leştirmiş; tasarım kararları alınırken Facebook platformu da firma çalışanları arasında oylamaları yürütmek, sürekli güncellenen fotoğraflarla herkesi projenin arkasındaki düşünce süreci hakkında bilgilendirmek amacıyla kullanılmış. Her departmandan çalışanların yer aldığı danışma kurulu, mekan planlamadan bitişlere ve hareket koordinasyonuna tüm tasarım sürecinde tasarım ekibiyle birlikte çalışmış.
O+A tasarımcıları ofisin mekan kurgusunda esinlerini, kullanıcı ya da çalışan olsun, birbirinden ayrı görünen kişilerin biraraya geldiğinde bütünsel bir desen oluşturduğu Facebook’un patchwork benzeri yapısından alıyor. Bu patchwork’te renk kullanımı ve farklı birimler arasındaki komşuluk ilişkileri, mekan kurgusunu da belirliyor: Firmanın yönetim birimi, tüm çalışanlara kolayca ulaşabilecekleri merkezi bir alanda düzenlenmiş. Büyük dinlenme alanları ve açık alanlar insanların biraraya gelebileceği toplantı mekanları olarak işlev görüyor. Bir mutfak ve kafe Facebook’un personele günün her saati gurme yemekler sağlıyor; içecekler ve atıştırmalıklara da tüm yönetim binasındaki mikro mutfaklarda ulaşılabiliyor.
Çalışanların yeşil yönetim binası beklentilerini karşılarken var olan mimari hatların, orijinal laboratuvardan kalan izlerin korunduğu, post endüstriyel kullanım için endüstriyel elemanların yeni amaçlar yüklendiği bu yapı, Palo Alto’nun 2008 Green Building Ordinance (Yeşil Bina Yönet-meliği) ile tamamlanan ilk ticari proje. Yüksek oranda dönüşümü olan halı ve enerji kazanımlı aydınlatma tasarımı da projenin diğer sürdürülebilir özellikleri arasında.
Binanın endüstriyel estetiğine referans veren gölgelik duvar boyunca uzanıyor ve bir toplantı alanını tanımlıyor. Belli aralıklarda tavan aydınlatmaları da yerleştirilen gölgelik, akustik bir özelliğe sahip. Dışarıda basketbol sahası ve içeride pinpon masası çalışanlar için dinlenme olanakları sağlıyor. Çalışanların kaykaylarla beton zemin üzerinde kayması da bu ofiste çok alışılan bir görüntü.
STUDIO O+A
Teknik uzmanlığıyla yaratıcılık ile esnekliği biraraya getiren Studio O+A, müşteriye uygun çözümler gerçekleştiren bir mimarlık şirketi. Kurumsal planlama ve tasarım alanında tüm donanıma sahip olan şirket, kavram geliştirmeden uygulamaya özellikle ofis ve mağaza alanında işler üretiyor. Levi Strauss & Co., Facebook, Speck Design, eBay, SuccessFactors müşterileri arasında. Primo Orpilla ve Verda Alexander’ın 1991 yılında kurduğu planlama, uygulama kurumsal çalışma alanı planlama müşteri listesi finans enstitüleri, devlet kurumları, teknoloji ve iletişim firmaları, çok uluslu kuruluşlar yüzlerce metrekareyi bulan uygulamalar bulunuyor.
Etiketler: facebook, google, Palo Alto, Sosyal iletişim ağı, Studio O+A | İlk yorumu siz yapın »
11 Haziran 2010 | Yazar: Nahide Mutlu | Konu: Mimari
Sürdürülebilir tasarım alanında hizmet veren mimarlık firması HOK, Londra ofisinin çevreye duyarlılığını, adına yaraşır bir sertifikayla (LEED-CI Gold) tescil etti. Çalışanların kendi masalarının dışında bağımsız ya da grup halinde çalışabilmelerine olanak verecek biçimde tasarlanan ofis, verimlilik ve işbirliğini artıran bir esnekliğe sahip.
Sürdürülebilir çevre planlama, tasarım, taahhüt ve danışmanlık alanında hizmet veren HOK, dünyanın farklı ülkelerindeki 23 ofisinde çalışmalarını sürdüren bir tasarım ve danışmanlık şirketi. Dünyanın dörtbir yanında projeler gerçekleştiren HOK’un müşterilerinin çoğu ticari, kamu ve akademik alandaki büyük kuruluşlar. Kurulduğu 1955 yılından bu yana gerçekleştirdiği projelerle pek çok ödül alan HOK’un geçtiğimiz yıl tamamlanan Londra ofisi de, enerji, doğal kaynak kullanımı, karbondioksit salınımı ve sürdürülebilir çevrecilik yaklaşımı bakımından binalara verilen LEED sertifikası aldı. Dünya genelindeki ofislerinden 11 tanesinin bu sertifikaya sahip olması nedeniyle bu durum sürpriz değil, ancak Londra’nın merkezindeki Qube binası içinde yer alan HOK ofisi, bu sertifika ile İngiltere’de ilk kez bir ticari yapının çevreci yaklaşımının tescil edilmesini sağladı.
Londra’nın merkezindeki Fitzrovia, eski binaların yenilenerek yeni işlevler kazandırıldığı hızla gelişen bir iş ve ticaret bölgesi. Soho, Bloomsbury ve Mayfair’e komşu olan Fitzrovia’da küçüklü büyüklü pek çok şirketin artan ofis ihtiyacını karşılayan yeni yapılardan biri de Qube. EPR Architects tarafından tasarlanan beş katlı Qube, kent merkezindeki bir 21. yüzyıl yapısı. Arazinin çok değerli olduğu bir bölgede yer almakla birlikte, geniş pencereleri ve tüm katların içinden geçerek çatıya ulaşan atriumuyla aydınlık, havadar ve doğa dostu bir yapı. Günümüz yapılarında gittikçe yaygınlaşan düşük enerji ihtiyacı olan ısıtma ve havalandırma sistemleri, yaz aylarında soğutma ihtiyacını azaltan reflektif filmler, elektrik sarfiyatını azaltan aydınlatma elemanları yapının mimari projesinde yer alan temel çözümler arasında. Qube’un birinci katına taşınan HOK firmasının gerçekleştirdiği yeşil ofis tasarımı ise bu yazının asıl konusu.
Tasarım ve uygulama çalışmaları 2009 yılında tamamlanan HOK Londra ofisi, firmanın çevre duyarlılığı ve sürdürülebilirlik felsefesinin tasarıma yansımış pek çok özelliğini taşıyor. 1800 metrekarelik açık ofisin içinde dağılan toplantı odaları ve mola köşeleri çalışanları masaları dışına taşıyarak birbirleriyle etkileşim olanağı sunuyor ve birlikte çalışmayı kolaylaştırıyor.
Tasarımda ustalıkla kullanılan malzeme ve enerji tasarrufu çözümleri ise, ilk bakışta görülmese de, bu ofisin “yeşil” yanını oluşturuyor. Örneğin ofisin planlama aşamasında dönüştürülmüş malzeme kullanılması ve nakliye sırasında oluşabilecek karbon salınımının düşürülmesi için yerel malzemelerin tercih edilmesi kararlaştırılmış. Ofiste kullanılan ahşap ürünlerinin %72’si FSC (Fo-rest Stewardship Council – Orman Gözetim Konseyi) onaylı. Ayrıca iç mekanlarda yün gibi yenilenebilir malzemelerin kullanılması da tasarımda çevreye duyarlılık kriteri sayılıyor. Ofiste günlük işlerde kullanılan her bir cihazın en az enerji tüketenler arasından seçilmesi yine bu ofisin yeşil olarak adlandırılmasında rol oynuyor. Mobilya ve kaplamaların düşük oranda formaldehit içeren türden olması ya da havaya karışabilen kim-yasallar içermeyenler arasından seçil-mesi de iç mekanlarda çevresel kaliteyi arttıran kriterler arasında yer alıyor.
HOK Londra ofisinde Sürdürülebilir Mimarlık Bölümü Başkanı Shashi Narayanan ticari yapıların olağan bütçeleri içinde de yüksek LEED standardına ulaşabilen ofis ortamı yaratmayı başar-dıklarını söylüyor ve “Kendi ofisimizi LEED sertifikasyonuna uygun biçimde düzenleyerek ticari yapılarda da çevre bilinci yüksek tasarım uygulamalarının ekonomik olabileceğini, ek bütçe ge-rektirmeden yapılabileceğini kanıtladık” diye açıklıyor.
1990’lı yıllarda mimari çalışmalarının temel odağına sürdürülebilir tasarımı yerleştiren HOK, bu alanda en uzmanlaşmış firmalardan biri kabul ediliyor. HOK’un bu yaklaşımı ve uzmanlığı ile gerçekleştirdiği projelerden 68’i yüksek LEED sertifikasyonlarına sahip. Bu projeler arasında Suudi Arabistan’da Kral Abdullah Bilim ve Teknoloji Üniversitesi ve Boston Logan Uluslararası Havaalanı A Terminali (ilk LEED sertifikalı havaalanı) gibi yenilikçi yapılar.
Leed Sertifikasyon Sistemi Nedir?
LEED, U.S. Green Building Council (Birleşik Devletler Yeşil Bina Konseyi) tarafından geliştirilmis bir sertifikasyon sistemidir. Bina sahipleri, işletmecileri ve tasarımcılarına daha çevreci binalar tasarlama, kaynakları etkin kullanma ve sürdürülebilir bir çevre yaratma konusunda belli bir bakış açısı kazandırmayı amaçlıyor. Uluslararası alanda kabul görmüş bu sistem, enerji tasarrufu, suyun etkin kullanımı, karbon salınımının azaltılması, nitelikli iç mekanlar oluşturulması ve çevre duyarlılığı yaratması kriterlerine göre bağımsız denetçilerin raporları doğrultusunda yapıları inceliyor ve derecelendiriyor.
Altın, Platin ve Gümüş LEED sertifikaları ticari veya konut yapılarına verilebiliyor. Sertifika, binanın tüm yaşamdöngüsünü kapsadığından, derecelendirme yapılırken inşaat aşamalarında kullanılan tekniklerden kiracıların yapacağı eklemelere kadar pek çok unsur göz önünde bulunduruluyor.
Etiketler: Hok Londra ofisi | İlk yorumu siz yapın »
27 Mayıs 2010 | Yazar: Benan Kapucu | Konu: Söyleşi
Küresel markaların mağaza uygulamalarından yenilikçi ofis çözümlerine, özel konutlardan otellere birçok farklı alanda iç mekan projelerine imza atan Yalın Tan ve Jeyan Ülkü, tasarım ve uygulama deneyimini aynı potada eritiyor. İki yönlü çalışma tarzının getirdiği avantajla, müşteriye tek elden hizmet veriyor ve ayağı yere sağlam basan projeler üretiyorlar.
Yaklaşık on yıldır, perakende, ofis ve konut projeleri gerçekleştiren Yalın Tan &Jeyan Ülkü İç Mimarlık, proje ve uygulamanın yanı sıra yerli ve yabancı markalara yenilikçi mekan konseptleri geliştiriyor. İki ortak Abdi İpekçi caddesindeki yeni ofislerinde bugünün çalışma kültürüne dair sorularımızı yanıtlıyor.
Yalın Tan – Jeyan Ülkü iç mimarlık ofisi olarak daha çok ne tip projelere yoğunlaşıyorsunuz?
Jeyan Ülkü-Mango, Levis ve Diesel gibi belli global markaların uygulama projelerini, proje yönetimini ve inşaat yönetimini yapıyoruz. Bu markaların global tasarımlarını buranın mekan ölçeğine uyarlıyoruz. Uygulama projeleri arasına şimdi yeni bir ofis konsepti geliştirme işi de katıldı. Yeni Bosna’da, Hong Konglu bir mümessillik firması olan Lee&Pung’un 8000 met-rekarelik ofis projesini tamamladık. Projenin konsepti yurt dışından geldi ama belirli noktalarda bizim de katkımız oldu. İki plan, bir kesit, bir de aydınlatma projesi vardı elimizde sadece. Projeyi epeyce geliştirdik; iç mimari haricinde deprem güçlendirme çalışmasını da gerçekleştirdik. Yaklaşık 17000 metrekarelik bir arazide, binadan geriye kalan 9000 metrekarelik alanda altyapı çalışması yaptık.
Sadece tasarım değil, uygulama aşamasında da işe dahil oluyorsunuz, öyle mi?
JÜ-Son zamanlarda özellikle ofis projelerinde – daha çok İngiliz firmaların ortaya attığı bir kavram bu – ‘design&build’ tarzı çalışıyoruz. Onun dışında ister istemez bazen uygulama işinin içinde de oluyoruz. Bunun iki sebebi var: İlki, müşteri işi tek bir muhatapla bitirmek istiyor. İkinci neden ise, kendi yarattığınız projede hiçbir şeyi yanlış uygulamayacağınızdan müşteriniz de emin oluyor. Bu da firma olarak en büyük avantajlarımızdan biri.
İkinizin uzmanlaştığı farklı alanlar var mı yoksa, her projeyi birlikte mi çözümlüyorsunuz?
Yalın Tan- Biz iki ortağız ama iki ayrı firma gibi çalışıyoruz. Bizde bir tasarım ekibi vardır, bir de uygulama ekibi… Proje çözümlendikten sonra iş diğer tarafa, uygulama bölümüne aktarılır. Bu sistemin bize faydası olduğu kadar müşteriye de faydası var. Çünkü tasarım yaparken ayağınız yere basmasa bile uygulama bölümünde ayağı yere basmak zorunda. Öte yandan, tasarlama aşamasında özellikle yapabileceğinizi bildiğiniz projeler üzerine gidiyorsunuz. Bizim işlerde müşterimiz üç boyutlu prezentasyonlarda ne görüyorsa, fotoğraflarda da aynısını alır. Bu sonuç elbette uygulama tecrübemizin yüksek olmasından kaynaklanıyor. Bazı müşterilerimiz uygulamayı kendileri üstlenmeyi tercih ederse, onlara proje danışmanlığı paketi de sunuyoruz.

JÜ- Tabii proje danışmanlığı bir ihale halinde sunuluyor. Mimari, elektrik, mekanik, şartnamesini içeren, müşterinin teklif alabileceği formatta bir dosya hazırlıyoruz.
YT- Kavacık’taki Novartis Genel Müdürlüğü’nün proje danışmanlığı, konseptin yaratılması, oradaki yönlendirme uygulama için de bir ihale sunduk örneğin. O ihaleye katılan farklı bir firmayla işlerini yürüttüler; biz yine servisimizi sürdürdük. Ortaya da olumlu bir netice çıktı. Tasarımı biz yapıyorsak, kontrolünü de bizim üstlenmemiz gerekir. Müşteriye de o şekilde empoze etmeye çalışıyoruz. Yeni ürünleri de böylece daha yakından takip edebiliyoruz.
Etiketler: Jeyan Ülkü, Söyleşi, Yalın Tan | İlk yorumu siz yapın »
24 Mayıs 2010 | Yazar: Gateway | Konu: Tasarım

lab::istanbul ekibi tarafından tasarlanan dönmedolap, dvd, cd, kitap, ne istenirse depolayan bir sistem. Kutularını bir dokunuşla 90 derece döndürebileceğiniz, ister içindekileri ister yüzeyindeki grafikleri gösteren, tekli, ikili, üçlü ve akla gelen gelebilecek her renkte seçenekleriyle, ofislerin, evlerin her yerinde, her şekilde kullanılabilen bir tasarım.
www.labistanbul.com
Etiketler: dönmedolap, labistanbul, Tasarım | İlk yorumu siz yapın »
18 Mayıs 2010 | Yazar: Benan Kapucu | Konu: Mimari
‘Dünyanın bilgisine kolay erişim sağlama’ fikriyle yola çıkan arama motorlarının devi Google, dünyanın farklı noktalarındaki ofislerinde de şirket kültürüne uygun bir yol izliyor. İngiliz mimarlık şirketi DEGW’nun Kaliforniya’daki yönetim merkezi ve Londra, Münih, Amsterdam, Milano, Paris Ve Madrid ofisleri için hayata geçirdiği çözüm, özellikle ‘sosyalleşme’ düşüncesini esas alıyor.
2000’lerden sonra baş döndürücü bir hızla en büyük arama motoruna dönüşen Google, dünyanın en çok bilinen markaları arasına katılmanın ötesinde, iş organizasyonu açısından da diğer uluslararası firmalardan ayrılıyor. Tüm dünyada 100 binin üzerinde çalışanı olan Google, bu büyüklükle gelen çıkmazları da aşmak durumunda.
Büyümeye devam eden Google, 2004 yılında DEGW’dan kendine özgü organizasyonel yapısını en iyi biçimde yansıtacak yaratıcı düşünceyi, deneyimi ve verimli takım çalışmasını destekleyen çalışma ortamları oluşturmasını istemiş. Ofislerin Google kültürünü ve ‘feel Googley’ (kendini Google’a ait hissetme) anlayışını vurgulayan, yerelliği ve insanların bireyselliğini de yansıtan bir yapı beklentisini karşılamak amacıyla DEGW, Kaliforniya Mountain View’deki yönetim merkezi ile Avrupa’daki satış ve mühendislik ofisleri için farklı ölçeklerde stratejik ve sürdürülebilir tasarım çözümleri geliştirmiş.
Ortaklaşa yürütülen geliştirme sürecinde DEGW ekibi, New York, Londra, Amsterdam, Paris, Münih, Madrid ve Milano ofislerinin yanı sıra yönetim merkezi kampüsünde, kullanıcılar ve birim yöneticilerinin olduğu fokus grup-lar yoluyla veriler elde etmiş. “Time utilization survey” (zaman kullanma ölçümü) adı altında bütünsel bir plan oluşturmak için farklı iş kategorilerinin liderleri ve çalışanlarla röportajlar gerçekleşirilmiş. Bir yıllık bir çalışmadan sonra DEGW bu süreç boyunca elde ettiği veriler ve uygulamalardan yola çıkarak tüm dünyadaki Googlecıların uyması gereken temel kuralları ortaya koymuş. ‘Google Global Design Guidelines’ denen küresel kurallar, tasarımdan güvenliğe, IT’den akustik ve malzeme kullanım tarzına tüm ölçeklere ve özel bölümleri olan tüm lokasyonlara uyarlanabilen çalışma yerleşimleri, birimler arasındaki komşuluk ilişkilerini, zeminler, binalar ve kampüsleri biçimlendirecek anahtar kavramları ve ilkeleri içeriyor.
Tüm araştırmaların ışığında Google’ın organizasyonel yapısına uygun, kurum ilkelerini ve kültürünü yansıtan, ortak çalışma alanlarının olduğu ve sosyal etkileşimi yüksek mekanlar yaratılmış. Google ofislerinde bireysel ve takım çalışmasına yönelik istasyonların yanı sıra minigolf, playstation ya da masa tenisi oynanabilen dinlenme alanları, sohbet mekanları olarak ‘mikro mutfaklar’ ve oturma grupları oluşturulmuş.
Google’ın karakterisitik renklerini taşıyan, küresel tasarım kurallarının ötesinde ofislerin yerel unsurlar da taşıması önemsenmiş. Esnek ortamların güzel bir örneği olan Amsterdam ofisinde, sirkülasyon alanları sokak esprisinde tasarlanmış. Çalışanlar bisikletiyle ya da evcil hayvanıyla iş ortamına gelme olanağına sahip. Çalıştığı ortamı kişiselleştirme eğiliminde olan insana aidiyet duygusunu kazandırmak ve ofisi ‘evcilleştirme’ amacıyla yapılan bir uygulama.
Londra ofisinde de sokak espirisi İngilizlerin tipik telefon kulübesiyle kendini gösteriyor; yine Google renklerini yansıtan bu ofiste ise ‘hareket kabiliyeti’ ön planda; personelin dizüstü bilgisayarlarla istenen yerde çalışılabilmesi sağlanmış. Münih ofisi, aydınatlmalarında ünlü Alman tasarımcı Ingo Maurer’in ikonik aydınlatmaları ve bisiklet gibi yerel unsurlar eklemiş. Madrid ofisinde çalışma istasyonlarının yakınına konan rahat oturma alanı, çalışana evindeymiş hissini veriyor ve sosyalleşmeyi destekliyor.
DEGW
1973 yılında İngiliz Mimar Frank Dufy’nin Luigi Giffone, John Worthingthon ve Peter Eley ortaklığıyla kurduğu DEGW, 11 ülkede ve toplam 13 noktada ofisleri olan uluslararası bir mimarlık, tasarım ve danışmanlık şirketi. Müşteri portföyünde Google, Philips, BBC, IBM, Intel, British Airways, Deutsche Bank, Shell, Le Monde, Shell, Bp gibi önemli markalar olan şirket, araştırmaya, tasarıma ve artı değer yaratmaya odaklanıyor. Şirketlere, kurumsal yapısına uygun ve çalışanıyla özdeşleşmiş, ihtiyaçları iyi anlaşılmış kendine özgün görsel dili yaratabilmiş çözümler sunan DEGW bankalar, finans kuruluşları, teknoloji şirketleri, medya ve otellerden oluşan geniş bir portföye sahip.
“Google ofisleri sosyalleşme yoluyla yaratıcılığı geliştirme fikrine dayanıyor.”
“Google ofisleri aslında insanların eksiksiz iletişim ve etkileşim kuracacağı, konfor içinde çalışacağı ve sosyalleşeceği bir ortam yaratma, yani sosyal bir mekan oluşturma ihtiyacından doğuyor. İnsan sosyal bir yaratık. Oysa biz günün büyük bölümünü kapalı mekanlarda, masa başında ya da toplantı odasında çalışarak ve iş üretmekle geçirmek durumundayız. Siz eğer bireye onun sosyal yönünü ön plana çıkaracak, keyifli, renkli, esnek ve ortak etkileşime açık mekanlar sunarsanız insanların verimliliği, üretkenliği ve yaratıcılığı da artar. ‘Değişim için tasarım’ mottosunu benimseyen DEGW, araştırma ve strateji geliştirme evrelerinden başlayarak tasarıma ve uygulamaya uzanan bir projelendirme süreci izliyor. Projelerde DEGW olarak estetik kaygılardan ziyade projeye nasıl artı değer katabileceğimizi düşünüyoruz. Bu yeni değerler yaratma çabasına en iyi örneklerden biri de dünyadaki Google projeleridir.
İş kültürü değişiyor; firmalar da artık bunu benimsemek zorunda. Ofislerde farklı birimler arasındaki sınırlar ortadan kalkıyor, hiyerarşi tanımı değişiyor, çalışma saatleri daha esnek. Zaman odaklı değil, performans ve verim odaklı bakmak gerekiyor. Sadece konfordan bahsetmiyorum, insanların performansını, verimini artırarak sosyalleşebileceği, insan odaklı ve aidiyet duygusunu güçlendirecek ortamlar yaratmak zorundasınız.
Londra kökenli DEGW mimarlık şirketinin çalışma yöntemi benzerlerinden farklı. Kapsamlı bir araştırma sürecinden sonra tasarım ve uygulama aşamasına geçiliyor. Psikologların ve sosyologların bulunduğu ekip araştırmayı yapıp strateji belirlendikten sonra gelen veriler değerlendirilerek tasarım aşamasına geçiliyor.”
DEGW’nun Türkiye’de ofis açma kararıyla, ofisin yönetimine geçen Ekrem Parmaksız, iç mimarlık ve çevre tasarımı eğitiminden sonra Domus Academy’de endüstriyel tasarım konusunda yüksek lisans yapmış. 12 seneyi aşkın süredir yurt içinde ve dışında meslek yaşamını sürdüren mimar, DEGW mimarlık şirketinin ‘değişim için tasarım’ düşüncesini tasarımdan uygulamaya yenilikçi projelerle yaygınlaştırmayı hedefliyor.
Etiketler: DEGW mimarlık şirketi, Ekrem Parmaksız, Google Ofisleri, iç mimarlık | İlk yorumu siz yapın »