3 Şubat 2010 | Yazar: Nahide Mutlu | Konu: Mimari
Rönesans ve Barok sanatın beşiği İtalya, yepyeni sanat müzesi MAXXI ile gündemde. Yakın zamanda tamamlanan Roma’daki müze, içinde sergilenen çağdaş sanat yapıtlarıyla olduğu kadar, mimar Zaha Hadid yönetimindeki bir ekip tarafından tasarlanan binasıyla da adından söz ettiriyor. Logosunda geçen XXI harflerinin Roma rakamıyla 21’i simgelediği bu müze, adı üzerinde 21. yüzyıl sanatına adanmış.
Bilbao’daki Guggenheim Müzesi’nin kente kazandırdığı büyük prestij, günümüzde de modern sanat alanında üretimin devam ettiği İtalya’nın bir modern sanatlar müzesi aracılığıyla uluslararası arenadaki algısını olumlu yönde etkileyebilirdi. Bu nedenle İtalyan Hükumeti’nin desteğiyle MAXXI’nin yapılmasına karar verildi. Güzel sanatlar ve mimari alanındaki çağdaş eserlerin çeşitli sergiler, atölyeler ve koleksiyonlar aracılığıyla tanıtılmasını amaçlayan MAXXI, İtalyanlar’a olduğu kadar, turistlere de 21. yüzyıl İtalyan sanatını yakından tanıtacak.

Roma’da Flaminio bölgesindeki eski askeri cip üretim tesisinin bulunduğu alana inşa edilen MAXXI, iki ayrı bölümden oluşan bir kompleks. Çağdaş sanat eserlerinin sergilendiği kompleksin bir bölümü MAXXI Arte. Mimarlık alanındaki çalışmaların sergileneceği bir değer bölüm ise MAXXI Architecture. MAXXI Arte için aralarında Boetti, Kapoor, Kentridge, Merz, Penone, Pintaldi, Richter ve Warhol gibi çok ünlü çağdaş sanatçıların eserlerinin bulunduğu 300 parçalık bir koleksiyon oluşturuldu. MAXXI Architecture’da ise Carlo Scarpa, Aldo Rossi, Pierluigi Nervi gibi çağdaş mimarların tasarımlarına ilişkin malzemelerle, mimari kitap, katalog ve fotoğrafların yer aldığı projeler sergileniyor.
Zada Hadid Mimarlık Bürosu tarafından tasarlanan MAXXI, kent dokusuyla uyumlu bir “kentsel kampüs” yaratma fikrinden yola çıktı. MAXXI, kendi başına işlevi olan bir yapı olmasının yanında, mimari öğeleri ile kendine özgü iç ve dış mekanlar oluşturarak şehrin o bölgesine ait bir kentsel öğe olmayı amaçlıyor. Yapının üst üste geçmiş gibi görünen iki parçası işlevsel farklılıkları (iki ayrı müze) birbirinden ayırırken, dışarıdaki yaya yolları yapının kütlesi boyunca (geçmişte askeri yapılar nedeniyle kapalı olan) kentin sokakları arasındaki geçişi sağlıyor. Çok amaçlı bir sanat kampüsü olması istenen MAXXI, sergi salonlarının yanı sıra, kütüphanesi, oditoryumu, kafesi ve kitapçı dükkanı olan bir yapı. Belli dönemlerde atölye çalışmaları düzenlenmesi, ziyaretçilerin hem hoşça vakit geçirebilecekleri hem de yeni şeyler öğrenebilecekleri bir mekan olması hedefleniyor.
Zaha Hadid, modern müzelerde, sergileme alanlarında “nötr” dekorasyon oluşturması için kullanılan beton, cam ve çelik gibi malzemeleri MAXXI’de de kullanıyor. Öte taraftan, tavan kirişlerindeki askı sistemi sayesinde kolayca asılabilecek bölücü panellerle yapılacak serginin içeriğine göre farklı mekansal bölümlere ayrılmasını da mümkün kılıyor.Yapının kendine özgü akışkan ve eğrisel biçimli mekansal tasarımı, farklı işlevlerdeki mekansal geçişleri biçim, malzeme ve ışık yardımıyla hareketli hale getirirken, yapının içinden ve dışından sürpriz görüntüler oluşturarak merak uyandırıyor.
Yapıyı simgeleyen iki temel mimari unsur aynı zamada tasarımın da belirleyicisi: Temel hacimleri yani sergi alanlarını oluşturan beton duvarlar ve doğal ışığı bölerek yapıya dağıtan cam tavan. Bir 21. yüzyıl yapısı olan bu binada sanat sergileme işlevini gerçekleştiren büyük ve beyaz duvarlar sıkça göze çarpıyor. Öte yandan yapının kentsel ve sosyal bir mekan haline gelmesi, iç ve dış mekanlar arasındaki görsel bağ (saydamlık, boşluk vb) ile sağlanıyor. Binanın farklı iki kütleye bölünmesi hem iki ayrı amaca yönelik alanları bölüyor hem de sirkülasyonu arttırarak müzenin gezilmesini kolaylaştırıyor. MAXXI’nin zemininden tavana kadar her yönde kullanılan paralel akslar sadece görsel zenginlik sağlamak için değil; ziyaretçilerin dolaşırken yapının geometrisini takip etmelerini de sağlıyor. Zaha Hadid böylece ziyaretçilerin hem müzedeki sanat eserlerini izlemelerini hem de yapının mimarisi yoluyla mimarlıkla etkileşim içinde olabilmelerini amaçlıyor. Hadid, MAXXI’deki tasarımı biçimlendiren temel unsurun “kentsel kültür merkezi” yaratma fikri olduğunu söylüyor:
“MAXXI’yi kentin kültürel yaşamını besleyen, fikir alışverişi yapılabilen bir kentsel-kültürel alan olarak görüyorum. MAXXI sadece bir bina olarak algılanmamalıdır: Başlangıçta sadece sergi mekanlarını ayıran duvarlara ihtiyaç varken, tasarım çalışmalarımız bizi çizgilerin birleşip mekana yön verdiği bir konsepte götürdü. Bu proje bizi, “bir nesne olarak müze” fikrinden “binalar bütünü” fikrine ulaştırdı. MAXXI, sadece bir müze binası değil, iç ve dış mekanların birbirine geçişlerle örgülendiği bir kentsel kültür merkezidir. Galeriler, içeride şaşırtıcı bir biçimde içiçe geçerken, dışarıda doğrusal yüzeyleriyle koca bir alanı dolduruyor.”
Fotoğraflar: Iwan Baan
| Etiketler: çağdaş sanat yapıtları, Iwan Baan, MAXXI, Zaha Hadid | İlk yorumu siz yapın »
25 Ocak 2010 | Yazar: Aslıhan Işın | Konu: Dekorasyon Fikirleri

Koltuk kumaşları, perdeler ya da koridor duvarlarında kullanılan renklerle bir eve bambaşka boyutlar kazandırmak an meselesi. Upuzun bir koridoru kısa, geniş bir salonu bölümlere ayrılmış gibi, tavanları olduğundan yüksek göstermenin sırrı, ışıkla renklerin oyununu mekânda yakalayınca çözülüveriyor.
Fıstık yeşili, saman sarısı, erguvan, şampanya gibi yakıştırmalarla anılan bin bir rengin kaynağı üç ana renk aslında: Mavi, kırmızı ve sarı. Ve renkler, ışıkla ayrılmaz bir bütün… Siyah, ışığın bütün renklerini emdiği için siyah; beyaz, ışığın bütün renklerini yansıttığı için beyaz görünüyor. Bu yüzden de bir evde kullanılacak renklere karar vermek için önce o evin ışık özelliklerini bilmek gerekiyor.
Evlerde kullanılan renkler; neşe, sükûnet, gerginlik ya da tazelik duygusu yaratıyor. Renklerin psikolojik etkileri var çünkü: Sarı, sıcak ve kuvvetli bir renk mesela; insanları neşelendiriyor. Araştırmalara göre, mor menekşe ve leylak grubu yumuşak, rahatlatıcı, davetkâr olmayan renkler olarak tanımlanıyor. Heyecan duygusu da uyandıran mor, gri ve maviyle kullanıldığında yumuşak; yeşil, sarı ve turuncuyla kullanıldığında gözalıcı ve uyarıcı bir etki yaratıyor. Yemek odasında iştah kapatıcı yeşil-mavi-gri tonlarını kullanmak zayıflamak isteyenler için ideal. Çalışma odası için de dikkat toplamayı kolaylaştıran pastel tonlar… Bu psikolojik etki öylesine güçlü ki, güneşin yıl boyu ısıttığı ülkelerde beyaz, mavi gibi soğuk renkler tercih edilirken, yeşil ve kırmızı serin ülke insanlarının tercihi oluyor.
Güven veren zemin rengi
Bir evi renklendirirken, mekânın bütünlüğünü bozmamak için çok renk kullanılan durumlarda ara tonların yumuşatıcı etkisinden yararlanmak en doğru yöntem. Aksi takdirde ortam yorucu olup huzursuzluk da yaratabiliyor.
Evlerin zemininde sıcak ve koyu renklerin kullanılması, insana güven ve yere sağlam basma duygusu verirken tavanda kullanılan koyu renk, ağır ve kapatıcı bir etki yaratıyor. Küçük odaların, alçak tavanların hücresel görünümünü önlemek için açık ya da soğuk renklerin kullanılması öneriliyor. Uzun ya da dar bir odanın kısa duvarları güçlü, sıcak renklere, uzun duvarları açık ve soğuk renklere boyandığında, kısa kenarlar birbirine daha yakın, yanlar birbirine daha uzakmış gibi görünüyor.
Zıtlara eşitlik tanımlayın
Renkler, yemekten çalışmaya, uyumaktan çocukların ruhsal gelişimine kadar her konuda önem taşıyor. Örneğin koyu yeşil, portakal tonlarını ve bordo gibi renkler ışığı kıracağından çocuk odaları için önerilmiyor; onlar için açık tonları seçmek en doğrusu.
Mekânın mor-sarı, yeşil-kırmızı, turuncu-mavi gibi birbirini iten renklerle vurucu hale getirilmesi isteniyorsa, geçiş için bu renklerin içinde bulunan ara tonların kullanılması öneriliyor. Zıt renklere eşitlik tanımak yerine, bir renk öne geçirilip diğerlerinin ona uyum sağlaması daha rahatlatıcı bir ortam sağlıyor. Koyu renk duvar üzerinde açık renkli elemanların hafif ve zengin bir etki yarattığı, açık renkler üzerindeki koyu renkli büyük elemanlarınsa ağır ve ayırtıcı bir etki yarattığı biliniyor. Renklerin akıllıca seçimi ve birbiriyle etkilerinin gözetilerek kullanılması durumunda bir mekanın olduğundan daha büyük ya da daha orantılı görünmesi mümkün.
İnsan üzerinde şaşırtıcı etkiler yaratan renkler, bir mekanı sevip sevmememizi, kendimizi “evimizde” hissedip hissetmememizi etkiliyor. Kültürel özelliklerin, zevk ve alışkanlıkların olduğu kadar, modanın da renk seçimlerimizde etkisi var. Ama aslolan doğanın ışığını, kimi zaman sımsıcak, gerektiğinde serin renkleriyle yaşadığımız yere taşıyabilmek.
| Etiketler: koltuk kumaşları, perde | İlk yorumu siz yapın »
25 Ocak 2010 | Yazar: Gateway | Konu: Hafele'den Haberler
Häfele Türkiye Genel Müdürü Hilmi Uytun, gelecek hedeflerini anlatırken 2010 yılından beklentilerinin çok daha yüksek olduğunu ifade ederek hem ülkemiz hem firma açısından umut vaat eden bir tablo çizdi: “Häfele Türkiye olarak, son üç yılda yapmış olduğumuz yatırımlarla perakende sektörünün önde gelen oyuncularından biri olma yolunda önemli adımlar attık. Dünyada bir ilki gerçekleştirerek perakende zinciri olmaya karar verip yeni bir iş modeli geliştirmiştik. Önümüzdeki üç yıl içerisinde hedefimiz Türkiye’nin en iyi bilinen perakende zincirlerinden biri olmak. 2009 yılını büyüme ve gelişmeyle kapattık. 2010 yılında küresel krizin etkilerinin azalacağını, toplamda bir iyileşme başlangıcının olacağını ve bu gelişmenin iş dünyasını motive edeceğini düşünüyorum.
2009’da kriz, şirketleri mevcut pazarlarda farklılaşma ve ilave pazarlar yaratma konusunda tetikledi. Dünyada Türkiye, komşu ülkelerle yaptığı ihracatın artması nedeniyle mobilya sektöründe de tedarikçi konumuna ulaştı. Markalaşma ve verimlilik 2010’un konularından biri olacak. Bize gelince, Häfele Türkiye olarak, 2010’da 2009’dan daha çok yenilik getireceğiz. Daha yaygın satış ağıyla sektöre hizmet edeceğiz. Yapageldiğimiz gibi müşterilerimizin işlerini kolaylaştırıp, karlılığını artırmaya devam edeceğiz. Son kullanıcının artan bilincini farkındayız. Bu farkındalığımızla nihai tüketici, tercih sebebimiz olmaya devam edecek. Muhakkak mutlu olun.”
| Etiketler: hafele, Hilmi Uytun | İlk yorumu siz yapın »
18 Ocak 2010 | Yazar: Gateway | Konu: Genç Proje
MOSDER Tasarım Ödülleri bu yıl ilk kez “engelliler için mobilya” kategorisini de kapsıyordu.
Chair in Bed (Yatak İçi Sandalye) isimli proje tek başına yetebilme temasını ele alıyor. Tekerlekli sandalyeden yatağa geçiş zorluğunu ortadan kaldırmakla birlikte, bütün bu fonksiyonları başka birine ihtiyaç olmadan tek başımıza yapabilme fikri üzerinde geliştirilen bir konsept. Yatak ve yatağın içinden çıkan bir mobil sandalye ve uzaktan kumandasından oluşan bu tasarımda kişi, bileğine taktığı kumanda sayesinde mobil sandalyesinin hareketini sağlayacak, mekan içinde rahatça dolaşabilecek.
Ev kullanımı için düşünülen mobil sandalyenin dönüşü, tekerleklerin farklı hızlarda hareket etmesi prensibine dayanıyor. Yatak bölümünün içine yerleştikten sonra sırt kısmı hafifçe öne çekilip bırakılınca, yataktaki mevcut boşluğu tamamlıyor. Arkasındaki ufak çıkıntı ve girintiler yataktan ayrılmasını önleyici detaylar. Yatak kısmının yan tarafında bulunan raflar ise tekerlekli sandalyedeki bir kişinin kolayca erişebileceği konumlarda düşünülmüş.
ERTUĞ YENİDEMİR:1981 İstanbul doğumlu olan tasarımcı, Uludağ Üniversitesi Bilgisayar Destekli Tasarım bölümünden mezun oldu. Mizah dergilerinde karikatüristlikle başlayan meslek hayatı, üniversiteden sonra endüstriyel tasarıma doğru yöneldi. Grafik, Endüstriyel Tasarım ve üç boyutlu görselleştirmeler üzerine çeşitli tasarım/mimarlık şirketlerinde çalıştı. 2006 yılında Uluslarası Peugeot Otomobil Tasarım Yarışması’nda finale kalarak, Peugeot-Türkiye’den teşekkür ödülü aldı. 2008’de Çizgisahne isimli kendi tasarım ofisini açarak, işlerine freelance olarak devam etti. Halen mimarlık, reklam, animasyon ve grafik alanlarında çalışmalarını sürdürmekte..
| Etiketler: Chair in Bed, ertuğ yenidemir, yatak içi sandalye | İlk yorumu siz yapın »
11 Ocak 2010 | Yazar: Gateway | Konu: Ürün tanıtımı
Mobilya donanımları ve aksesuarları konusunda rakipsiz ürün portföyüne sahip olan Häfele, şehirdeki evlerini sade, abartıdan uzak bir kır evi gibi döşemek isteyenler için, estetik ve işlevsel country tarzı ürünleriyle rafine zevklere hitap ediyor.
Şehrin karmaşasında modern dünyanın gereklerini yerine getirirken, kalabalık, stres ve yorgunluk çözülemeyen sıkıntılar. Bu yüzden günün yorgunluğunu evlerde bu karmaşanın aksi bir ortamda atmaya, kaybolmaya başlayan doğayı ve doğallığı yakalamaya çalışmak temel ihtiyaçlardan birini oluşturuyor. Kırsal bölgelerde yaşamaya duyulan özlem, şehirdeki evleri de artık kır evi gibi döşemeye yönlendiriyor. Kır yaşamının gerektirdiği gibi düzenlenmiş, taşranın şehir yaşamına uyarlanmış haline benzeyen country gibi tarzlar böyle doğuyor.

Porselen kulplar
Temelde, sadelik ve abartıdan uzak bir yaklaşım amaçlanan country tarzda döşenmiş evlerde estetikten vazgeçilmiyor. Evin huzurlu yaşamı minimalist bir anlayışla sağlanırken, eşyalarda da böyle bir yaklaşım göze çarpıyor. Häfele’nin tam da bu anlayışa uygun porselen kulpları, ahşabın dekorasyona getirdiği sıcaklığı antik renkli tabanı, çiçek ve yaprak desenleriyle tamamlıyor.

Franke Country Davlumbaz
Inox üst yüzeyİi ve ceviz, kiraz, meşe, ham ahşap çerçeve seçenekleriyle country mutfaklar için üretilen davlumbaz, teknik olarak 150 watt motor gücü, 550 m3 / saat aspirasyon debisi ve 3 kademeli hız ayarıyla hemen her evin yemek kültürü ve anlayışına hizmet ediyor. Alüminyum filtresi ve 40 watt’lık 2 halojen lambasıyla pratik bir kullanım sağlıyor.

Franke Country Fırın
Hafele mağazalarından temin edebileceğiniz mat dore kulp ve düğmeleriyle rustik bir tasarım olan multifonksiyonel fırın, 5 pişirme fonksiyonu, A sınıfı enerji kullanımı, pişirme sonu programlama, soğutma fanı gibi ileri teknoloji ürünü özellikleri bulunuyor. Özellikle çocuklu evlerde 3 camlı kapağı sayesinde fırın kapısı minik elleri yakmıyor. Özel olarak üretilen emaye iç çeperleri kolay temizleniyor.

Franke Old England Armatür
Country evlerin banyolarında da genel atmosferi tamamlayan bronz armatür, kolay açılıp kapanma özelliği taşıyan kolları sayesinde pratik kullanımı amaçlıyor. 360 derece dönebilen su çıkış borusu ve çelik örgü, esnek tesisat boruları gibi teknik özellikleriyle de uzun ömürlü kullanımı garanti ediyor.
| Etiketler: country ev dekorasyonu, country evleri, porselen kulplar | İlk yorumu siz yapın »
21 Aralık 2009 | Yazar: Gateway | Konu: Tasarım
Mobilya ve kapı donanımları alanında gerçekleştirdiği buluşları ve yenilikleriyle inovatif mobilya üretimine yön veren Häfele, Türkiye’de ilk kez gerçekleştirilen bir projeye imzasını attı.
Häfele’nin ürünlerine tasarımcıların hayal gücü sayesinde yeni çağrışımlar, farklı anlamlar yüklendi. Häfele’nin 2010 takviminde Adnan Serbest, Atilla Kuzu-Levent Çırpıcı, Arif Özden, Autoban (Seyhan Özdemir-Sefer Çağlar) Aykut Erol, Aziz Sarıyer, Can Yalman, Ece Yalım, Ela Cindoruk-Nazan Pak, Oya Şenocak Akman, Tanju Özelgin ve Yılmaz Zenger yer alıyor. Hafele takviminde farklı yüzleriyle görünen tasarımcıların her biri Häfele gibi öncü tasarımcı kimlikleri ve ödülleriyle gündemde. Mobilya ve iç mekan tasarımında, mücevherde, cam aksesuarlarda, dünyada ve Türkiye’de başarıya ulaşan işleriyle bilinen bu isimler, bu kez Häfele takvimine artı değer katıyor.
Kapı kapatıcılar, menteşeler, mobilya rayları, kulplar, ofis donanımları, Red Dot ödüllü mutfak donanımları kendi bağlamının dışında bir kurgu içinde yerini alıyor. Mustafa Nurdoğdu imzasını taşıyan siyah-beyaz fotoğraf karelerinin her biri, tasarımcıların ürünlerle olan diyaloğunu anlatan teatral bir gösteri sergiliyor. Kablo tutucu, organik formlarıyla ve malzeme deneyleriyle tanınan ‘zamansız’ tasarımcı Yılmaz Zenger’in bedeninin bir parçasına, onun omurgasına dönüşüyor; teknolojiyi tasarımlarına entegre eden Atilla Kuzu ve Levent Çırpıcı, Ellipta LCD ekran taşıyıcıları robotik birer kol gibi yorumluyor. Özel tasarım mobilya kulpları ise Ela Cindoruk ve Nazan Pak’ın elinde değerli birer mücevher gibi boy gösteriyor.
Sadece güçlü tasarımlarıyla değil karizmatik kişiliğiyle, takvimdeki etkileyici portrelerden biri olan Aziz Sarıyer, bu projenin anlamını şu sözlerle dile getiriyor: “Mimarlara ve tasarımcılara ürünleriyle hizmet veren Häfele için bu gerçekten bir “ilk” ve tasarımcılara birebir ‘dokunmasını’ sağlayan çok güzel bir adım. Häfele’nin çözümleri oldum olası bizlerin ufkunu açıyor, becerilerimizi geliştirmemize fırsat veriyor; hayal gücümüzün sınırlarını genişletiyor. Bu açıdan bakınca, hem fotoğrafların kurgusu hem o ürünlerle kurduğumuz diyalog güçlü bir ifadeye kavuşabiliyor elbette.”
2010 takvimini tasarımcılara ayıran Häfele, takvim projesinde her yıl yaratıcı disiplinlerin farklı yüzlerine yer vererek gelenekselleştirmeyi; yenilikçi tavrını tasarım ve mimarlık dünyasında ses getirecek yepyeni projelerle de ortaya koymayı hedefliyor.

| Etiketler: 2010 takvimi, hafele, hafele com tr, mobilya donanımları, mobilya tasarım | İlk yorumu siz yapın »
8 Aralık 2009 | Yazar: Benan Kapucu | Konu: Mimari
CHIPS eğlenceli, cesur ve güçlü…
New Islington’un yeni kentsel tasarımının bir parçası olan Will Alsop imzalı ilk büyük bina tamamlandı. Urban Splash’in 2002 yılında başlattığı New Islington Millennium Community projesi, Ashton ve Rochdale kanalları arasında, Manchester kent merkezinin kuzey ucunda inşa ediliyor. Aykırı İngiliz mimar Will Alsop, Chips adını verdiği rezidans projesinde, üst üste bindirilmiş üç patates cipsinden esin almış.
CHIPS BİNASININ GAZETE BASKILI CEPHE KAPLAMASI, YEREL ENDÜSTRİYEL MİRASI ANIMSATIYOR. AÇIK PLAN DAİRELER KAYAR KAPAKLARLA DA BÖLÜMLENİYOR.
‘Aklınıza bir şey gelmezse ceplerinizi karıştırın, kesinlikle bir şeyler bulursunuz“ diyor Will Alsop, Hollanda’da yaptığı barajın formu için çakmağını model aldığını anlatırken. Londra’da ve Manchester’da kentin siluetini değiştiren onlarca projeye imzasını atan İngiliz mimar, yüzyılın en yaratıcı kişiliklerinden biri sayılıyor.
Urban Splash’in 2002 yılında başlattığı ve yapımı yeni tamamlanan Chips projesi, New Islington bölgesinin satılık yeni konutlarını içeriyor. Binayı oluşturan eşit yükseklik, uzunluk ve incelikte üç blok (cipsler) yaklaşık 100 metre uzunluğunda, 14 metre genişliğinde birbirinin üzerine şaşırtmalı olarak istif edilerek yükseltilmiş bir zemin kat ve 142 tek, çift ve üç yatak odalı daireleri kapsayan sekiz kattan oluşuyor. Bina, kompozit duvarlar, cepheleri gazete baskılı cephe kaplaması, bu bölgenin yerel endüstriyel mirasını da yansıtıyor.
Chips konumlandığı New Islington Strategic Framework’un bir parçası olan arazi, kuzeydoğuda Manchester kent merkezinin bir bölümünü oluşturuyor. Chips’in bulunduğu mevki, Ashton kanalının güney ucunda biten ve kuzeye doğru uzanan yarımada üzerinde yer alıyor. Arazinin batısında ve doğusunda yapımı süren ek kanal kolları yapıyı üç tarafından suyla çeviriyor.
Will Alsop, her zaman olduğu gibi bu projenin tasarım sürecinde yerel halk ile yakın işbirliğine girmiş. Alsop’un stratejisine göre, taahhüt, masterplan ve Chips binasının tasarımı altı aydan fazla yerel halka müzakereler sonucu geliştiriliyor. Bu projedede amaç, bitişik yapılarla mimarinin kütleselliğinin azaltıldığı, öte yandan yüksek kalitede, yüksek nüfus yoğunluğunu karşılayabilecek bir yapı yaratmaktır. Plan, yüksek yoğunluklu bloklarda her biri farklı ve özgün apartman daireleriyle kurgulanmış. Tüm sakinlerin suyun kenarında, suyu görebilecek bir konumda ve yeni kanal kollarında dinlence etkinliklerinden faydalanabilecek olması, tasarım stratejisinin önemli bölümünü oluşturuyor. Dairelerin karışımı, tüm bina boyunca yerleştirilen stüdyolar, atölye ve restoranlar farklı kullanım alanları yaratıyor. Bina, zeminden yükseltilmiş durumda, böylece tüm birimler ve kullanıcılar zeminin üzerine konumlandırılmış.
Yapının dış kabuğu, cephede büyük bir doku oluşturan farklı renklerde kompozit panellerden oluşuyor. Sekiz katta düzenlenen daireler, bina boyunca batı-doğu yönünde uzanan koridorun iki tarafında konumlanmış. A’dan F’ye isim verilen altı ana daire tipi esas alınarak planlanan bina, maliyetiyle de her sosyal kesimin ulaşabileceği bir ölçekte.
Alsop’un tasarımında, yaşam, çalışma ve ticari birimler tek bir projede çözümlenmiş. Chips binası sürdürülebilirlik, kentsel peyzaj ile bütünleşmek ve esin dolu daireler yaratmak gibi anahtar kavramlar etrafında biçimlenirken teknolojik yeniliği sıra dışı bir tasarımla buluşturmuş. Binanın konut birimleri, stüdyolardan üç yataklı dairelere dek birçok farklı tipte çeşitlendirilmiş. Balkonlar da farklı versiyonlarla birbirinden ayrılıyor. Dairelerin çoğu banyo ve mutfağı içine alan merkezi bir çekirdek etrafında planlanmış. Daireler açık plan ya da büyük katlanır kapakların kullanıldığı yarı bölümlenmiş bir mekan olarak sunuluyor. Temel fikir, kullanılmayan sirkülasyon alanlarının azaltılarak açık plan, esnek ve verimli apartman daireleri gerçekleştirmek. Daireler içinde çekirdek alanlar aynı zamanda dış duvarlarda prizlerden, borulardan ve elekrik anahtarlarından kurtaran elekrik ve servis gereksinimlerini de içeriyor. Büyük ve değişken pencere biçimleri çeşitlilik sağlarken gün ışığından olabildiğince yararlanmasını sağlıyor.
Alsop’un tasarımının önemli bir yönü, binayı tüm sakinlerin tek bir ön kapısının olduğu bir bina yaratabilmek. Öyle ki tüm daireler binanın merkezindeki yürüme engellilerin de ulaşabileceği ışıltılı lobiden ulaşılıyor.
Zemin katta yer alan stüdyo daireler, batı yönünde kendi içinde giriş alanlarına ve restorana sahip. Zemin kat merkezinde yer alan üç kat yüksekliğinde binanın kuzey ve güney katlarından ulaşılabilen giriş holü konutlara yönlendiriyor. Aynı zamanda 420 metrekarelilik bir restoran, 44 ve 110 metrekare arası alanlara sahip altı stüdyo mekanı bu katta konumlanmış. Birinci katta ise ana koridordan ulaşılan 14 apartman dairesi ve iki kat yüsekliğinde bir restoran bulunuyor. En alttakı cipsin en üst katında ise 17 adet balkonlu apartman dairesi yer alıyor. Konutların çoğunu kapsayan en uzun blokta, dairelerin balkonları ve pencere tiplerinin farklı pozisyonları yapıya özgün bir doku da kazandırıyor. En üstte, 80 metre uzunluğundaki en kısa olan blok ise üç kat boyunca 45 apartman dairesini kapsıyor. 3 yatak odalı daireler, Güney-Batı yönünde manzara ve gün ışığından olabildiğince yararlanıyor. Binanın Doğu yönünde büyük ortak teras, bodrum katında ise otopark, bahçe ve bisiklet parkı düşünülmüş.
Çoğunlukla yerel halkın katılımcı fikirleriyle tasarım sürecini yönlendiren Alsop yeni sonlandırdığı Chips binasıyla yaratıcılığını, cesur ve eğlenceli olduğu kadar, toplumsal yönden de güçlü bir proje ile yeniden kanıtlıyor.
NEW ISLINGTON KENTSEL PROJESİNİN YENİ TAMAMLANAN BİNASI CHIPS, ASHTON KANALININ GÜNEY UCUNDA BİTEN VE KUZEYE UZANAN YARIMADA ÜZERİNDE ŞAŞIRTMALI ÜÇ BLOK OLARAK YÜKSELİYOR.
WILL ALSOP
Will Alsop, Toronto, Singapur ve Şangay’da da ofisleri bulunan Londra merkezli SMC Alsop ile modernist mimarlığın sınırlarını zorlayan yapılara imza atıyor. 2000 ‘de İngiliz Mimarlar Kraliyet Enstitüsü (RIBA) tarafından verilen Stirling ödülünü kazandıktan sonra Alsop, The Guardian gazetesinde İngiliz mimarlar hiyerarşisinde Richard Rogers ve Norman Foster’dan sonra üçüncü sıraya yükseldi. Stirling Ödülü’ne hak kazanan Peckham Kütüphanesi, “Mimarlık hakkında fikrinizin olması mimarlık için tehlikelidir. Hiçbir tarz ve metodun baskın olmadığı bir çağda yaşıyoruz, görüp tersini yapabileceğimiz birçok örnek var” diyen mimarın Pop-Art esinli, güçlü renklerle bezeli, dinamik formlardaki yapılarından sadece biri.
Alsop’un yapıları arasında, yılda bir milyon turist tarafından ziyaret edilen ve mavi cephesi nedeniyle “Büyük Mavi” diye de adlandırılan hükümet binası ‘Hotel du Departement des Bouches-du-Rhone’ (Marsilya, Fransa- 1997) de Stirling Ödülü’ne aday gösterilmişti.
Le Corbusier, Sir John Soane, Mies van der Rohe ve John Vanbrugh’dan ilham alan Alsop, tüm kariyeri boyunca mimarlığın toplumların değişiminde hem önemli bir araç hem de güçlü bir sembol olduğunu savundu.
Proje adı: Chips
Müşteri: Urban Splash Ltd
Mimar: Alsop Architects
Baş müteahhit: Urban Splash Build Ltd
Peyzaj tasarımı: Grant Associates
Toplam alan: 16.200 m²
Toplam maliyet: £20m
Konum: Ancoats, Manchester
Yükseklik: 34 metre çatı parapetine kadar
Kat sayısı: Bodrum ve 9 kat
Başlangıç tarihi: Ocak 2006
Bitiş tarihi: Haziran 2009
YAZI: BENAN KAPUCU - FOTOĞRAFLAR: CHRISTIAN RICHTERS
| Etiketler: Chips, Manchester, rezidans, Will Alsop | İlk yorumu siz yapın »
2 Aralık 2009 | Yazar: Gateway | Konu: Tasarım, Ürün tanıtımı
Häfele’nin mobilya donanım teknolojisinde çığır açan en yeni ürünleri; sessiz, konforlu ve güvenli akıllı çekmece sistemi Grass Sensotronic, tasarımla işlevselliğin ideal birleşimi olan yükseltici mekanizma Plazma Lift, teknoloji harikası Huwil elektronik kalkar kapak donanımları, tek bir dokunuşla çekmecelerin otomatik olarak açılmasını sağlayan mucize sistem Kesseböhmer TouchControl yılın icatlarına damgasını vuruyor.
Mutfaklara Häfele farkıyla giren akıllı teknoloji: Grass Sensotronic
Häfele, çekmece ray ve sistemleri konusunda uluslararası bir isme sahip olan Grass firmasının sunduğu ve dünyanın ilk akıllı çekmece sistemi olan elektronik kontrollü Sensotronic’i Türk tüketicilerle buluşturuyor. Çekmecenin herhangi bir noktasına dokunularak sessizce açılıp kapanmasını sağlayan Sensotronic’in diğer avantajları arasında montaj ve kullanım kolaylığı ile güvenlik sistemi bulunuyor.
Grass tarafından tasarlanan elektronik çözümlerden biri olan Sensotronic, tamamıyla otomatik olarak çekmecelerin açılıp kapanmasını sağlıyor. Türkiye’de Häfele tarafından sunulan Sensotronic’de kullanılan ileri teknoloji, çekmeceyi ray boyunca elektronik kontrollü olarak hareket ettirerek birinci sınıf konfor sunuyor. Sensotronic, çekmece içeriğinin ağırlığından bağımsız olarak çekmece ön paneline el, diz, hatta hafif bir dirsek dokunuşuyla harekete geçiyor, yine hafif bir dokunuşla istenen yerde durdurulabilme özelliğiyle de büyük kolaylık sağlarken kulpsuz mobilya tasarımlarının da konforunu artırıyor.
Sensotronic’in bir diğer özelliği olan montaj kolaylığı sayesinde, herhangi ek bir alete ihtiyaç duyulmadan, sistem kolayca monte edilerek kullanılmaya hazır hale geliyor. Sensotronic’in el sıkışmalarına karşı geliştirilen özel koruma mekanizması, çekmecenin hareketi herhangi bir şekilde engellendiğinde güvenle durmasını sağlıyor.
Yükseltici mekanizma Plazma Lift
Mobilyanın içinden yükselerek çıkan ve her iki tarafa dönebilen Plazma Lift, iç mekan tasarımında tasarımcıya özgürlük getiriyor. Her iki tarafa dönebilen Plazma Lift iç mekan tasarımlarına estetik bir dokunuş katıyor. TV prizinde otomatik kapatma, uzaktan kumanda ve dokunmatik tuş özelliklerine sahip olan bu ürünün eğilme açısı 11.5 derece, dönme açısı ise 210 derece. Ev, ofis, otel ve yatlarda, özellikle alan kazanımı gerektiren mekanlarda kullanım için ideal olan bu ürün mobilyanın içerisine gömülüp, istendiği zaman aşağı yukarı hareket ettirerek dışarıya çıkartılabiliyor. Plazma ekranların mobilya içerisine gizlenmesi sayesinde cihazlar dış etkenlere ve hırsızlığa karşı korunurken, dönebilme özelliğiyle TV izleme açısı sorununa da çözüm getiriyor.
Huwil elektronik kalkar kapak donanımları
Ahşap kapaklar ve alüminyum çerçeveli kapaklar için üretilen kalkar ve kalkar-katlanır kapaklara uygun elektrikli makas donanımları, tek ve çift kanatlı kapaklara uygun. Programlanabilir uzaktan kumandalı açma düğmesi, birden çok makas donanımı çalıştırabiliyor. Sessiz hareket ve entegre yavaş kapanma özelliği sunan elektrikli sistem, elektrik kesintisi halinde gücü artmış şekilde çalışmaya devam ediyor. Bunun için ilave bir güç yardımına gerek kalmıyor. Güvenlik açısından da endişeye yer bırakmayan sistem, her iki yönde de (açma-kapama) önüne engel gelince, otomatik olarak duruyor.
Kesseböhmer TouchControl: Tek dokunuş, tek hareket
KesseBöhmer TouchControl, tek bir dokunuşla çekmecelerin otomatik olarak öne açılmasını sağlıyor. Çekmecelerin ön yüzünde herhangi bir noktaya dokunulduğunda kiler sistemi otomatik olarak açılıyor. Tek bir dokunuşla sistem devreye giriyor ve yavaş ve sessiz bir hareketle dolabın dışına doğru açılıyor. Çocukların erişimini ve istenmeyen açılmaları engelleyen güvenli Touch-Control sisteminde, hareket sensörü çok az yer kaplayan elektrikli motor ile birlikte basitçe kayar mekanizmaya bağlanıyor. Sadece mobilya bazasında elektrik bağlantısı gerektirdiği için standart mobilyada da kolaylıkla kullanılabiliyor; sonradan da uyarlanabiliyor. Farklı yüklere karşı esnek bir yapıya sahip olan Kesseböhmer TouchControl, sessiz ve kolay kullanımı, istenmeyen açılmaları engelleyen güvenli sistemiyle kiler sistemlerinde, dolaplarda, kulpsuz çekmecelerde kullanım için ideal bir ürün.
| Etiketler: mobilya donanımları, plazma ünitesi, plazma lift, sensotronic | İlk yorumu siz yapın »
17 Kasım 2009 | Yazar: Benan Kapucu | Konu: Söyleşi

Serdar Çakır
Hastane, otel ve havaalanı gibi birçok girdisi olan, çokkatmanlı projelerin ürün ve malzeme seçiminden şantiye yönetimine uzanan karmaşık iş sürecini kapsayan proje yönetimi, deneyim ve yoğun emek gerektiren bir uzmanlık alanı. Mimarlık eğitimi aldıktan sonra, sağlık yapılarının proje yönetiminde uzmanlaşan Acıbadem Proje Yönetim İnşaat Grup Yöneticisi Serdar Çakır, hem iş sürecini hem de bağlı olduğu proje yönetim biriminin hastane mevzuatını değiştiren yeniliklerini aktardı.
Röportaj: Benan Kapucu Portre: Mustafa Nurdoğdu
Acıbadem Proje Yönetimi bünyesinde, başta- geçen sayıda ayrıntılı biçimde ele aldığımız- Acıbadem Maslak hastanesi olmak üzere (bkz. Hafele Gateway 11) birçok hastane projesinin uygulama koordinasyonunu üstlenen Serdar Çakır, bu alanda en deneyimli isimlerden biri. Acıbadem Proje Yönetimi olarak tıp teknolojisi ve hastane mimarisi alanında tüm dünyadaki yenilikleri izlediklerini vurgulayan Çakır, inovatif proje yönetiminin inceliklerini anlatıyor:
Şimdilerde üzerinde çalıştığınız projelerden bahseder misiniz?
Acıbadem hastanelerinin tadilat ve yenileme çalışmaları ağırlık kazandı şu sıralar. Haliyle, 7-8 seneden sonra binalarımız yaşlanmaya başlıyor ya da yeniliklere ayak uydurması gerekiyor, Bir süre sonra hasta potansiyeli artınca, bunu karşılayamaz hale geliyor. İhtiyaca göre planlamaların ve tadilatların yapılması gerekebiliyor. Şu sıralar öyle işler gündemde. Ayrıca bu dönem, Acıbadem Sağlık Grubu adına ,farklı müteahhit ve yatırımcıların yapmakta olduğu, projeleri tarafımızca oluşturulmuş iki ayrı kompleksin imalat kontrollerini yürütmekteyiz. Yatırımcıların sözleşme kapsamında yükümlülüklerini yerine getirerek binaları teslim etmelerinin ardından sağlık grubu adına Proje Yönetimi’ne ait imalatlar ile medikal ekipmanları yerleştirmek suretiyle açılışa hazır hale getiriyoruz. Farklı bir model olarak devam etmekte olan Eskişehir ve Fulya Hastanelerimizin de 2010 yılı içerisinde açılışa hazır hale gelmesi hedeflenmekte.
Yenileme çalışmalarının dışında bir hayır işimiz de var. Mehmet Ali Aydınlar’ın memleketi olan Malatya Arapgir’de 17.000 metrekarelik bir okul kompleksinin inşaatı sürmekte. Şu sıralar hastane uygulamalarımızın yanında birde böyle bir işimiz var. Onu da bu yılın sonuna kadar teslim etme gayretinde olacağız. 2010 projelerimiz ise Bodrum hastanesi ve Acıbadem Üniversitesi olacak. Acıbadem Üniversitesi 6000-7000 metrekarelik bir binada bu sene eğitime başladı. Önümüzdeki sene yer ve projelerinin netleşmesinin ardından ana kampüs inşaatına başlanacak.
Hastane projelerinin çok karmaşık ve katmanlı bir yapıya sahip olduğunu biliyoruz. Medikal planlama ve iç mekan tasarımından sonra nasıl bir süreç işliyor? Aşamalarından bahseder misiniz?
Projeler bittikten sonra -olgunlaştıktan sonra diyemeyeceğim, çünkü proje sürekli uygulama boyunca yaşıyor- şantiye sürecinde. medikal planlama anlamında da değişiklik olabiliyor, iç mimari de doğası gereği onunla birlikte yaşamaya başlıyor. Alanlar çıktıkça, projenin üçüncü boyuta geçmesiyle kararlar değişebiliyor. Ama esas olarak baktığımız zaman, projenin gelişiyle beraber birkaç aşama başlar: İlk olarak en başta yapılan bütçeye uygun malzeme seçimleri yapılır.İkinci aşamada görev dağılımları olur. Bu iki programda, bizim verdiğimiz tarifler gereği ihale aşaması başlar. İhale sürecinde -yine özellikle iç mimarlarla bir şekilde kopmadan çalışamız gerekir ki- asıl dikkat yoğunlaştırılacak konu iç mimaridir. En büyük yükümlülüklerimizden biri başta öngörülen maliyetin aşmamasıdır. İç mimaride o kadar geniş bir yelpaze var ki kontrol altında tutmak son derece güçtür. Projeyi iç mimarın önüne verdiğiniz zaman o çizer, hayal gücünü sonuna kadar kullanır. Bizim onları kendi bütçemize adapte etme gibi bir sorumluluğumuz var. Bu da disiplin altına almamız gereken, proje yönetimi kavramını içerisinde iç mimarı, gerekiyorsa medikal planlamayı da yönlendiren bir çalışma haline geliyor. Bütün bunların içerisinde bilgilerin doğru aktarımı, doğru firmaların seçimi, doğru maliyet planlamalarının yapımı tamamlandıktan sonra uygulama aşamasına geçilir.
Peki, detaylarda hangi kriterlere göre hareket ediyorsunuz?
Detaylarda, hastane yapısı içinde kullanılacak malzeme var, kullanılmayacak malzeme var, öncelikle onu ayrımı önemli. Bizim uzun soluklu çalışma dönemimizde, artık firmalar bizlerle beraber bu ahlakı edinmiş durumda. Çok nadiren bizim teknik anlamda onaylamadığımız işler çıkar. Onun haricinde dediğim gibi bütçe gerçeğini asla unutmuyoruz, ona uygun controller yaparak firmayı yönlendirmeye çalışıyoruz. Süre de tabii bu işin önemli faktörlerinden biri.Seçilen bir malzemenin de örneğin kısa zamanda tedarik edilebilmesi ve uygulanabilmesi gerekiyor.
Yenilikleri, yeni ürün ve malzemeleri nasıl takip ediyorsunuz?
Bizde departmanlar sorumlulukları gereği gitmeleri gereken fuarlara giderler, konferanslara katılırlar. Medikal planlama ile ilgili birimimizin yetkilileri, gerek yeni cihazlarla ilgili tanıtımlara, gerek kendi bilgi seviyelerini artırmak ve bu alandaki gelişmeleri takip etmek maksadıyla gereken konferanslara eğitimlere düzenli olarak katılır; yeni eklenmiş denenmiş ve bulunmuş konuların aktarıldığı seminerlerde bulunurlar. Proje ve uygulama departmanında görev yapan arkadaşlarımız ise malzeme ve detay bilgisini geliştirecek eğitimlere ve fuarlara katılıyorlar. Güvenlik ve yangın gibi konularda da seminerlere, eğitimlere gönderiyoruz. Bu gibi konuları kendi içimizde çözümlemeye çalışıyoruz.
Son zamanlarda yaşadığımız birkaç örnek, hastanelerin afetlere karşı ne kadar donanımsız olduğunu ortaya koyuyor.
Evet, selden sonra yaşadığımız olaylar da öyle… Maalesef ülkemizde felaket yaşanmadan ders almıyoruz. Yönetmeliklerde açığımız çok fazla, özellikle yangına karşı. Bugüne kadar olmayacak insanlar, ‘Ben bu malzemeyi satıyorum’ diye karşımıza çıkıyor.
Bürokratik engellerle de karşılaşıyorsunuzdur mutlaka. Mevzuat elli yıl öncesinden geliyor zira öyle değil mi?
Aslına bakarsanız bir Türkiye’deki standartların önünde gittiğimizi söyleyebilirim. Bu kadar hastane projesinden sonra açıkçası, Sağlık Bakanlığı’nın Türkiye’de yapılacak sağlık kuruluşlarında hangi detayları,malzeme ve standartları aradığını,hangi koşulların sağlaması gerektiğini çok iyi biliyoruz. Daha işe başlamadan kafamızda işin detayları oluşuyor. Standartların dışına çıktığınızda denetimden geçemiyorsunuz zaten, bir iki santimlik bir farkın bile önemli olduğunu biliyoruz. Bu sayede ‘Sağlık Bakanlığı denetiminden ‘eksik raporu’ düzenlemeksizin işletme ruhsatı almıştır. Ancak yapılması arzu edilen kimi uygulamalar da yönetmeliklerde yer almaması sebebiyle gerçekleşememekte.
Sağlık projelerinde, örnek model oluşturduğunuzu söyleyebiliriz öyleyse…
Öyle sayılır, çok geniş bir yelpaze bu. Acıbadem Proje Yönetimi’nin kendi içinde uzman olan her birimin bileşkesiyle ortaya çıktığını söylemeliyim. Her bir departman kendi konusunu tek başına yürütebilecek konumda. Yoksa, bu kadar büyük bir bileşkeyi zaten yönetmek kolay değil.
Proje yönetiminde kaç departman bulunuyor?
İnşaat, elektro mekanik, proje ve medikal planlama olarak dört ana başlıkta çalışmaktayız. Muhasebe ve satınalma departmalarımızda bu dörtlünün destekçileri. Elektrik ve mekanik gruplarımızı,birbirleri ile olan girift ilişki sebebiyle birleştirerek elektromekanik olarak tek çatıda birleştirdik. Standart proje yönetimi oluşumlarına gore farklı olarak hizmet veren Medikal planlama departmanımız , hastane ihtiyaç programına gore mimari planlamanın gerçekleşmesinden,alımı yapılacak ana ekipmanların konfigürasyonlarının belirlenmesi, satın almasının gerçekleştirilmesi ve kurulumunu nun tamamlanarak devreye alınmasına kadar görev yapmakta. Onun dışında konusunda uzman kişi ve / veya firmalardan profesyonel danışmanlık hizmeti aldığımız konular bulunmakta. Görüldüğü gibi çok yönlü olarak toplanan tüm veriler, departmanların arasında planlanan uyumlu çalışması sayesinde örnek gösterilecek hastane yapılarının başarıyla tamamlanmasını sağlamakta.
Proje yönetimi olarak hastane yapılarına getirdiğiniz yeniliklerden söz eder misiniz?
İlk aklıma gelen konu, kütle olarak ön planda olması sebebiyle Maslak hastanesinin çift cephesi.Kullandığımız ikinci cephe,Hem görsel anlamda kesintisiz bir yüzey oluştururken aynı zamanda ,hem Büyükdere Caddesi’nden hem de Park Orman’dan kaynaklı gürültülere karşı çok ciddi bir fayda sağladı. Hastane, peyzajıyla sakin rengiyle bir duruluk içerisinde. Cephe konseptiyle bu anlamda çok örtüştü Bina içi uygulamalarımızda ,akustik tavan malzemesini hastane iç mekanlarına soktuk, yankıyı kesti ve daha gürültüsüz bir ortam yarattı. Özellikle yoğun trafiğe sahip poliklinik odalarında rahatsız edici uğultuyu da böylece kesmiş olduk. Günışığını yönetmeliğin izin verdiği ölçüde en fazla oranda kullanmaya çalıştık Gün ışığının hasta psikolojisinde ne derece önemli olduğu hepimizin malumu.
Ama asıl önemli noktalardan biri de, akıllı bina teknolojisi ile yönetilen binamızda ilave ettiğimiz dijital hasta takip sistemi.Hasta ile ilgili her türlü tıbbi bilgi,elektronik kayıt sistemi aracılığı ile olabilecek en güvenli şekilde ilgili doktora, hemşireye vs. ulaştırılmakta. İlk olarak Maslak hastanesinde uyguladığımız sistemde, hasta odalarındaki bilgisayar sayesinde doktorun,hasta bilgilerini ilgili birimlerin takip edebileceği bir merkeze aktarması söz konusu. Hastanın takibi açısından bana göre, sağlık yapılarına getirdiğimiz en önemli yeniliklerden biri de bu. Bununla birlikte Maslak hastanemiz,medical ekipmanlar ile ilgili önemli yeniliklere sahip.Maslak özellikle onkoloji branşında iddialı bir yere sahip oldu.Kanser tedavilerini bir iki dakikalara indiren cihaz Türkiye’de ilkdir. Ameliyathanelerimiz biri,organ nakli ve yüksek enfeksiyon riski olan operasyonların güvenle yapılmasına olanak sağlayan `ultra-clean` teknolojiyle yapılmıştır.Ameliyathanelerimizden ,150 kişi kapasiteli konferans salonumuza yaptığımız görüntü nakli ile operasyonların canlı olarak izlenebilme imkanı bulunmaktadır.
Karmaşık bir iş süreci var proje yönetiminin ardında. Şantiyeleri de takip ettiğiniz oluyor mu?
Tabii, uygulama çalışmalarının kalite ve sure olarak takibi yapmakta olduğumuz çalışmanın en önemli parçası.O yüzden zamanımızın önemli sayılacak bir bölümü şantiyelerde geçiyor. İşin içindeyiz sürekli. O ilgiyi, kontrolü ve takibi de koparmamak gerekiyor. İnsan sürekli işin içinde olunca hataları ve gereklilikleri fark edemeyebiliyor; böyle durumlarda dışarıdan bir gözle olası eksikleri daha kolay görebiliyor,daha pratik çözümler üretebiliyorsunuz. Bana göre sanayi yapılarının dahi bir adım ötesinde ,bina inşaatları arasında en karmaşık iştir hastane. Hastane, ‘akıllı bina’ diye tarif edilen yapının gereklerini harfiyen yerine getirmeli. Her detay, her oda, her cihaz büyük bir senaryonun parçası. Biz “6000 aktivite” diye adlandırdığımız bir yönetim sergiliyoruz. Hafele’den aldığımız en basit vidanın bile bir kalem olduğunu düşünürseniz işin boyutunu anlayabilirsiniz.
| Etiketler: proje yönetimi, Serdar Çakır | İlk yorumu siz yapın »
16 Kasım 2009 | Yazar: Gateway | Konu: Ürün tanıtımı
Hemen tüm mutfaklarda tabaklar, kullanım sıklığına bağlı olarak kategorize edilerek dolap içlerine yerleştiriliyor. Özel günler için ayrılan takımlarla gündelik tabaklar söz konusu kullanım sıralamasına göre dolap ya da çekmece içlerindeki yerlerini alırken, mutfaklarda alçak ya da yüksek ama ihtiyaca göre kolay erişilebilecek en uygun alanlar seçiliyor. Öte yandan gösterilen maksimum özene rağmen tabaklar üst üste dizilerek saklandığında küçük ya da büyük kırıklarla zarar görmelerinin önüne geçilemiyor. Her iki amaca da hizmet eden en işe yarar yöntem ise Häfele’nin değişik ihtiyaçlara cevap veren ve tabakları tek tek yerleştirme olanağı sunan modülleri oluyor.

Akıllı çekmeceler
Häfele’nin mutfakta birbirinden ayrılması gereken malzemeleri en sistemli şekilde düzenleyen ürünü akıllı çekmeceler, tabakları diğer malzemelerden ayırarak arandığında kolay bulunabilir hale getiriyor. Böylece çekmece içindeki tabaklar dairesel bölümlü özel bir düzenleme sistemiyle yer kaplamayan mutfak elemanlarına dönüşüyor.
Tabakların yatay olarak saklanabildiği bir başka çekmece sisteminde ise bölümlemeler plastik çubuklar sayesinde gerçekleştiriliyor. Yatay ve tabakları üst üste dizerek kullanmayı isteyenler için tabaklığın çapı ayarlanabiliyor ve taşınabiliyor. Maksimum 114 mm depolama alanı sağlayan sistem, 180-320 mm tabak çapına uygun olarak üretiliyor.
Tabaklara hızlı erişim
Linero 2000 Askı ve Organizasyon Sistemi’nin bir parçası olan tabaklık, sıklıkla kullanıldığı için el altında ve göz önünde olması gereken tabaklara kolay erişimi sağlıyor. Hemen herkesin önemli günlerde kullanmak üzere özel takımlarından ayırdığı “gündelik” tabaklar için pratik olduğu kadar estetik bir çözüm sunan tabaklık, paslanmaz çelik malzemeden üretiliyor.
Dikey sistem
Mutfağında tabaklarını dolap içine dikey olarak dizerek yerleştirmek isteyenler için polistren malzemeden üretilen tabaklık hem dolap hem çekmece içinde kullanılmaya uygun. 500 mm çekmece rayları ile birlikte kullanılabilen tabaklık 60 mm yüksekliğinde ve çekmece iç genişliği ve derinliğine uygun olarak kesilebiliyor.
Alan değerlendirme
Paslanmaz çelik malzemeden üretilen tabaklık, mutfaklarda hem tabakları yıkadıktan sonra dizmek için kullanılabilen damlalık seti hem de en çok kullanılan tabakların el altında olmasını sağlayan pratik ve estetik bir yardımcıya dönüşüyor. Derinliği 240 mm olan tabaklık düz ve v şekilli parçaları sayesinde iki amaca da hizmet ederek, özellikle küçük mutfaklarda tezgah üzerindeki alanın en verimli şekilde değerlendirilmesini sağlıyor.
| Etiketler: akıllı tabaklık, çekmece sistemleri, mutfak dekorasyonu | İlk yorumu siz yapın »